marka takıntısına sahip olmak
5 entry daha
-
aklıma hemen fight club'ın o meşhur repliğini getiriyor,
"mobilya satın alırsınız. kendinize dersiniz ki, bu hayatım boyunca ihtiyaç duyacağım son kanepe. sonra hayalinizdeki yatak. sonra aradığınız tabak takımı. sonra o güzel yuvanıza kısılıp kalırsınız.
bir zaman sahip olduğunuz şeyler artık sizin sahibiniz olur."
(bkz: çağımızın vebası)
(bkz: fight club)
(bkz: chuck palahniuk) -
En saçma takıntı hali bence . Yakışan herşey bence üstünde markalaşabilir . Tabi kalite ayrı bir konu Ömürlükbakış açısı mantıklı bir yaklaşım olabilir markalara karşı . -
üç liralık don için 30 lira ödemenize neden olur. -
marka takıntısı, ruhsal boşluğun doğurduğu bir sonuçtur. bu takıntısı olanlar göz önünde olmayı, dikkat çekmeyi ve gösterişli olmayı severler. -
(bkz: yeni rakı) başkasını asla içmem. -
LCW'den de pantalonum var Tommy Hilfiger'den de; bunları kıyasladığım zaman her ikisi de aynı işi yapıyor, ikisi de hemen hemen aynı rahatlıkta.
Fakat kalite olarak değerlendirdiğim zaman tommy eskimiyor ve yıpranmıyor. aradaki fiyat farkı ile diğer pantalondan çok daha fazla alabilir ve eskimeden de kullanabilirim, Ama olay çok daha farklı.
Kendimi çok daha mutlu ve huzurlu hissediyorum. Baktığımız zaman her ikisi de marka, ama verdikleri kalite ve hizmet değiştiği için fiyat da değişiyor.
Örneğin Apple'ın telefonları çoğu telefondan fiyat olarak yüksek ama verdiği hizmet de üst düzey.
Bana kalır ise bu marka takıntısı değil de; kendini güvende hissetmenin farklı bir yolu. Şimdi diyeceksiniz ki giydiğin pantalon ile güvende hissetmenin ne alakası var?
Aldığım ürünün desteğinin olması, beni yarı yolda bırakmayacak olması ve müşteri hizmetlerinin ilgi ve alakası beni bu hissiyata sevk ediyor.
Bunun için illa her şeyin pahalı markalar olmasına da gerek Yok, loft kot pantolonlarda da aynı durum söz konusu. Veya Bakırköy'de her hafta gittiğim Cumartesi pazarı; fiyat oldukça uygun, müşteri hizmetleri diye bir şey bile Yok ama aldığım ürünler beni memnun ediyor.
5 entry daha
