kuran-ı kerim'in anlatımı

  • tartışma ortamı yaratmak istemediğimi ve inançlı birisi olduğumu en baştan belirtmek istiyorum. ama benim aklıma mantığıma uymayan birkaç şey var bu konuda.
    her okuyanın bilgi birikimine ve hayatı algılayış biçimine göre değişen bir yapıda olması bence saçmadır. domuzun varlığından dahi haberi olmayan bir kabileye domuz yemek haramdır derseniz hiçbir şey anlamayacaktır. atomdan veya atom altı parçacıklardan "zerre" diye bahsedildiğinin iddia edilmesi de tamamen tefsir tabanlı ve zorlama bir düşüncedir. allah'ın kelamından şüphe duymaya ne hacet? atom veya atom altı parçacıklardan bahsetmek isteseydi direk atomdan bahsedebilir veya daha açıklayıcı bir şekilde bu konudan bahsedebilirdi. zira kur'an'da da hiçbir tefsire veya başkasının düşüncesine ihtiyaç duyulmaması gerektiği açık bir şekilde belirtilmiştir. bunlara iki örnek vermek gerekirse:
    kendilerine okunan bu kitabı sana göndermiş olmamız onlara yetmiyor mu? elbette inanan bir topluluk için onda rahmet ve ibret vardır. (ankebut, 51)

    de ki allah'tan başka bir hakem mi arayacağım? halbuki size kitab'ı açık olarak indiren o'dur. kendilerine kitap verdiğimiz kimseler, kur'an'ın gerçekten rabbin tarafından indirilmiş olduğunu bilirler. sakın şüpheye düşenlerden olma! (en'am, 114)
  • Kuran-ı Kerim’deki her kelime veya cümle birden fazla anlam ifade eder. Kuran’ın her okuyanın bilgi ve birikimine, hayatı algılayış biçimine göre değişen bir yapısı vardır. Kuran her yüzyılda güncelliğini ve canlılığını korumuştur. İlk indirildiği zamandan günümüze kadar anlattıkları ve özü hiç değişmemiştir ama her yüzyılda farklı kavramsal çağrışımlar yapmıştır. Kuran’daki bu yapı zerre sözcüğü üzerinden aşağıda alıntı yaptığım romanda çok güzel bir örnekle izah edilmiş.

    “Yirminci yüzyılda atom, zerrenin asıl anlamı haline geldi çünkü bir atom insanoğlunun bildiği en küçük maddeydi. Sonra insanoğlu atomu parçaladı. Bugün, asıl anlamı hadron olabilir. Ama niye bununla yetinilsin ki? Yarın, belki de asıl anlamı kuark haline gelecektir. Yüzyıl sonraysa adını yalnızca Âdem’in hatırladığı, insan zihnine çok yabancı olan, gözün görmediği küçücük bir şey haline gelebilir. Bunların her biri zerrenin anlamı olacaktır.
    Bölünemez en küçük parçacık. Kelimenin özüne yerleştirilmiş asıl anlam bu. Hiçbir kısmını çekip atamıyorsun: ne en küçük, ne bölünemez, ne de parçacık anlamına geliyor; lakin kelime anlamı bunların hepsini birden kapsıyor. Dolayısıyla, insanoğlunun başlangıç çağında, zerre bir kum tanesiydi. Sonra bir toz zerresi oldu. Sonra bir hücre. Sonra da bir molekül. Sonra da atom. Bu böyle devam eder. İnsanoğlunun evrene dair sahip olduğu bilgi artabilir ama zerre değişmez.” (S. 178)
    Elif (alif the unseen)/G. Willow Wilson monokl yayınları