kör baykuş

  • İran edebiyatının kurucularından Sadık Hidayet'in 1936'da Bombay'da yayımladığı başyapıtıdır.


    ''bir tabutta olduğum duygusunu sık sık yaşamışımdır. geceleri odam küçülüyor, bunaltıyordu beni. mezarda hissedilen de bu değil miydi? kim bilir ölümden sonra ne hissedileceğini?''

    "Bütün hayatımı bir salkım üzüm gibi avucumda sıkmak istiyorum, suyunu, hayır, şarabını damla damla, gölgemin kurumuş boğazına akıtmak istiyorum, kutsal su gibi. Ama önce beni bu oda köşesinde tümörler gibi, kanserler gibi azar azar yemiş bitirmiş dertlerimi kağıda geçirmek istiyorum, çünkü düşüncelerimi daha bir düzene koyarım böylece. Yoksa maksadım bir vasiyetname yazmak mı? Hayır! Çünkü ne malım var kadıya yedirecek, ne dinim var şeytana verecek. Hem sonra daha nesine takılıp kalacağım bu dünyanın? Hayat denen şeyden el çektim, bıraktım, pekala, gitsin elimden!"

    Kendimizi bir sebeple şanslı saymamız gerekse, eseri Behçet necatigil'in enfes çevirisinden okuyabildiğimiz için olmalı bu. Her bir cümlesi öyle güzel ki. Edebiyat şahanesi.
  • Muhteşem bir eser.

    Ben de henüz edindim, ancak şu sıralar sadece illüstrasyonlarını inceliyorum. Şu anki psikolojimle onu okuyacak yürek yok bende (:
  • Sadık Hidayet'in kara düşünceler ile dolu kitabıdır. 2 günde okudum ve hakkında bir inceleme yazısı yazmaya çalıştım. Yakın zamanda blogumda yayınlamayı düşünüyorum.
  • şu zamana kadar okuduğum kitaplar içerisinde beni en etkileyenler arasında üst sıralarda olan bir sadık hidayet eseri.

    bugün birden aklıma düştü, aldım kitaplıktan altını çizdiğim yerleri okudum baştan sona. nicelik olarak hafif olsa da nitelik olarak ağır bir kitap kör baykuş. okumaya başladığınız andaki ruh haliniz ile bitirdikten sonraki ruh haliniz kesinlikle aynı olmuyor. içselleştirdiğim nadir kitaplardan.

    zaman zaman yaşadığım fakat kelimelere dökemediğim hisleri bu denli güçlü tasvirlerle anlattığı için minnet duyuyorum sadık hidayet'e.

    "dünya, ıssız yaslı bir ev gibi görünüyordu gözüme ve ben bağrımda bir acı duyuyordum: evin bütün odalarını yalın ayak dolaşmak zorundaydım sanki."
  • Sâdık Hidâyet'in gerçek ile hayali iç içe işlediği bir kitaptır Kör Baykuş. 95 sayfa olmasına rağmen sizi alır bambaşka bir ruh haline düründürür. Sanırım Sâdık Hidâyet için Doğu'nun Kafka'sı demek çok yerinde bir tabir olur.inceleme yazısı

  • "yaralar vardır hayatta, ruhu cüzam gibi yavaş yavaş ve yalnızlıkta yiyen, kemiren yaralar. kimseye anlatılmaz bu dertler. çünkü henüz çaresi de, devası da yok bu dertlerin.
    düşündüm, herkesin gökyüzünde bir yıldızı varsa, benim yıldızım uzak, karanlık, anlamsız olmalı. belki de hiç yıldızım olmadı.
    içimde müphem bir arzu: bir deprem olsa da, bir yıldırım düşse de, sakin pırıl pırıl bir dünyaya yeniden doğsam?
    azap çeken bir ruh gibi bekliyor, kolluyor, arıyordum, lakin boşuna!
    dünya,ıssız yaslı bir ev gibi görünüyordu gözüme ve ben bağrımda bir acı duyuyordum.
    bana göre değildi bu dünya; bir avuç yüzsüz, dilenci, bilgiç, kabadayı, vicdansız, açgözlü içindi; onlar için kurulmuştu bu dünya.
    gönlümde düğümlenen bir şeydi bu ıstırap, bu kederli hal; kasırgadan az önceki havayı andırıyordu.
    hissettim ki benim düşüncelerim de dayanıksız bir avuç kor gibidir, kül olmuştur, bir üflemeye bakar.
    birbirine ters düşen öyle çok şey gördüm, birbiriyle çelişen öyle çok şey duydum ki! artık hiçbir şeye inanmıyorum.
    bazı kimselerin ölümle savaşı daha yirmisinde başlar; birçokları da yağı bitmiş lambalar gibi, sessiz yavaş, ecelleriyle sönerler.
    yalnız ölüm yalan söylemez!
    ölümün varlığı bütün vehim ve hayalleri yok eder. bizler ölümün çocuklarıyız, hayatın aldatmacalarından bizi o kurtarır.
    kimse göründüğü kadar dayanıklı değildir.
    sadece görünmeyen yangınlar,
    duyulmayan fırtınalar,
    gizlice çürüyen ruhlar vardır.

    nedir günler, nedir aylar?
    benim için bir önemi yok bunların;
    mezarda olan için zaman, anlamını kaybeder."