kısa hikayeler
-
bizimkilerle kavga etmişim. çektim kapıyı çıktım dışarı. cebimde para da yok ama kafama koydum dönmeyeceğim eve. en azından o gece. aşağıda ki manavdan bir 5 lira borç istedim. onunla bilet parası yaptım, atladım gittim taksime. gezdim bayağı bir yalnız başıma. demir ören'in orada takılıyorum ellerim cebimde, yaslanmışım duvara. deri ceketim üstümde sırıtıyor. neyse kirli sakallı bir adam gelip saat sordu. telefonum kapalıydı bizimkiler ulaşmasın diye. açtım baktım söyledim. teşekkür etti ve sonra ne yapıyorsun diye lafa girdi. dedim takılıyorum sadece. ben bir yemek yiyeceğim sonra buralarda olursan arkadaşlar da gelecek takılırız dedi. zaten işim yok bende geleni geçeni izlemeye devam ettim.
saat 22.30 felan. adam geldi bir 15 dakika sonra. dedi ki ben arkadaşlarımı bekliyordum bir şeyler içecektik. ama onlar iptal ettiler son anda. eğer istersen birlikte takılalım mı? dedim fırsat ayağına geldi pablo. olur dedim, başladık yan yana yürümeye istiklalde. her zaman takıldığı bir bar varmış oraya gittik. söyledi bana bir bira. yanına da büyük tabak bir çerez. ufaktan bir şeyler mırıldanıyorum. kafalar biraz loş olmaya başladı. adam sesimin güzel olduğunu söylüyor habire. teşekkür ediyorum felan ama duracak gibi değil. en son, bana abi demene gerek yok dediği yerde ayıktım olayı. ulan adam bayağı yazıyormuş bana. neyse dedim bu kadar yeter teşekkür ederim. kalktım gidiyorum o da geldi yanıma. kendince bir şeyler söylüyor. dedim sağ ol git işine. tekrar kaldı tek başına pablo. saat daha gece 02 felan. sabaha kadar takılmam lazım ki ancak otobüs, minibüsler faaliyete geçsin de ben eve doğru yola çıkayım. otobüs parasını hesap ettikten sonra, kalan 1,25 tl paramla girdim simit sarayına. bir tane poğaça kestirdim gözüme. dedim abi bu ne kadar? 1.75 demesin mi? dedim 50 krş eksik olur mu? olur dedi.
aldım elimde kıtlayarak yürüyorum. bu istiklalin girişinde büyük bir otel var bildin dimi. heh onun önünde bir dayı oturmuş, 3-5 tane köpeği de almış yanına. o gözüme ilişti nedense. gittim selam verdim, oturdum yanına. yemezmisin diye uzattım poğaçamı. yok yeğenim sağ ol dedi ama içime sinmedi. kopartıp bir parçasını da ona verdim. başladık sohbete tabii. öncelikle yüzü, mimikleri ve konuşması hiç boş bir adama benzemiyordu dayının ki anlatmaya başlayınca bunların doğru olduğuna da kanaat getirdim.
bu dayı zamanında çok iyi bir mekan sahibi ve iyi bir aile babasıymış. 2 çocuğu var. bir kumar illetine bulaşmış ve karısı terk edip çocukları da alıp gitmiş. öyle dokunaklı anlatıyor ki. soluksuz dinliyorsun vallahi. hikayesinin ardına da dizdi tabii nasihatları. bende almam gerekeni alıp ayrıldım yanından. saat olmuş 04. tekrar ellerim cebimde yürüyorum kabataşa doğru. içimi bir burukluk kapladı. o merdivenlerde eski sevgilimle yürümüştüm. bir an silüeti aklıma geldi. gülüştük felan birlikte. tabii sonra devam. sahile vardım. izliyorum durgun durgun akan denizi. bir kaç kişi etrafımdan geçip gidiyor. ya ayyaş, ya serkeş. böyle dalıp gitmişim işte. bir baktım hava aydınlanıyor. vapur sesleri, korna sesleri yükseliyor. heh dedim tamam işte başlıyoruz. gittim otobüs durağına kaçırmayayım seferi diye. bu seferde gelen geçen bir şey soruyor. bir kızla da güzel bir muhabbetimiz oldu ama aklım başka yerde tabii.
