i̇stanbul
-
2 sene 3 aydır yaşadığım ve halen ikamet ettiğim şehir, anlatmakla bitmez, ben hiç başlamayayım.
***
"ee zenco; koca istanbul'un iki yakası b1r araya gelmiyor, senin mi gelecek?" -
herkesin acelesi var bu şehirde. kalabalık şehirde yalnızlığın en güzel tanımı yapılır da efkarlanırsın gider güzelim kız kulesinin dibinde martılara selam çakarsın. ve yine ironiktir. aceleci şehrin, aciliyeti bitmeyen insanları kornalarına abanıp geçer gider arkanızdan. -
çeşit çeşit insan ve bunun getirmiş olduğu çeşitliliğe rağmen, şehirde bulunan insanları sadece iki gruba ayırabiliriz : istanbul'da yaşayanlar ve istanbul'u yaşayanlar. çoğunluğun istanbul'da yaşadığı ise kaçınılmaz bir gerçek. (tabii buna yaşamak denirse) -
Bu şehirden ayrılınca bi garip oluyormuş insan. Yıllardır hayallerimi süsleyen sonra bir anda boşverip kendime farklı bir yol çizip gitmekten,yaşamaktan vazgeçtiğim şehrim.
Şimdilerde sadece gezmeye geliyorum.
3 4 günümü orada geçirip kendi şehrime dönünce buruk hissettim kendimi. Yalnız hissettim sanırım. Özledim şimdiden -
Ya şair eder ya manyak. (bkz: ay hadi inşallah)
Ayrıca;
İstanbul Ağrısı
kanatları parça parça bu ağustos geceleri
yıldızlar kayarken
şangur şungur ayaklarımın dibine dökülen
sen eğer yine İstanbulsan
yine kan köpüklü cehennem sarmaşıkları büyüteceğim
pançak pançak şiirler tüküreceğim
demek yine ben
limandaki direkler ormanında bütün bandıralar ayaklanıyor
kapı önlerinde boyunlarını bükmüş tek tek kafiyeler
Yahudi sokaklarını aydınlatan Telaviv şarkıları
mavi asfaltlara çökmüş
diz bağlıyor
eğer sen yine İstanbulsan
kirli dudaklarını bulut bulut dudaklarıma uzatan
Sirkeci Garında tren çığlıklarıyla bıçaklanıp
intihar dumanları içindeki Haydarpaşadan
Anadolu üstlerine bakıp bakıp
ağlıyan
sen eğer yine İstanbulsan
aldanmıyorsam
yakaları karanfilli ibneler eğer beni aldatmıyorsa
kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar
yine senin emrindeyim
utanmasam
gözlerimi damla damla kadehime damlatarak
kendimi yani şu bildiğin Attila İlhanı
zehirleyebilirim
sonbahar karanlıkları tuttu tutacak
Tarlabaşı pansiyonlarında bekarlar buğulanıyor
imtihan çığlıkları yükseliyor üniversiteden
Tophane İskelesinde diesel kamyonları sarhoş
direksiyonlarının koynuna girmiş bıçkın şoförler
uykusuz dalgalanıyor
ulan İstanbul sen misin
senin ellerin mi bu eller
ulan bu gemiler senin gemilerin mi
minarelerini kürdan gibi dişlerinin arasında
liman liman götüren
ulan bu mazut tüküren bu dövmeli gemiler senin mi
akşamlar yassıldıkça neden böyle devleşiyorlar
neden durmaksızın imdat kıvılcımları fışkırıyor
antenlerinden
neden
peki İstanbul ya ben
ya mısralarını dört renkli duvar afişleri gibi boy boy
gümrük duvarlarına yapıştıran yolcu Abbas
ya benim kahrım
ya senin ağrın
ağır kabaranlarınla uykularımı ezerek deliksiz yaşattığın çaresiz zehirler kusan çılgın bir yılan gibi
burgu burgu içime boşalttığın
o senin ağrın
o senin
eğer sen yine İstanbulsan
yanılmıyorsam
koltuğumun altında eski bir kitap diye götürmek istediğim
Sicilyalı balıkçılara Marsilyalı dok işçilerine
satır satır okumak istediğim
sen
eğer yine İstanbulsan
eğer senin ağrınsa iğneli beşik gibi her tarafımda hissettiğim
ulan yine sen kazandın İstanbul
sen kazandın ben yenildim
kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar
yine emrindeyim
ölsem yalnız kalsam cüzdanım kaybolsa
parasız kalsam tenhalarda kalsam çarpılsam
hiçbir gün hiçbir postacı kapımı çalmasa
yanılmıyorsam
sen eğer yine İstanbulsan
senin ıslıklarınsa kulaklarıma saplanan bu ıslıklar
gözbebeklerimde gezegenler gibi dönen yalnızlığımdan
bir tekmede kapılarını kırıp çıktım demektir
ulan bunu sen de bilirsin İstanbul
kaç kere yazdım kimbilir
kaç kere kirpiklerimiz kasaturalara dönmüş diken diken
1949 Eylülünde birader mırç ve ben
sokaklarında mohikanlar gibi ateşler yaktık
sana taptık ulan
unuttun mu
sana taptık
- attila ilhan -
En güzel ilçesi Beşiktaş olan şehirdir. -
Nasıl bir beddua aldıysa iki yakası bir araya gelmiyor. -
İki ucu coblu değnek. Gitsen bir dert, kalsan bin dert.
Gidiyorsun özluyorsun, kalıyorsun bunalıyorsun. Aynı (bkz: manita) gibi atsan atamıyorsun, satsan satamıyorsun. -
siyasilerin oy devşirme çabaları, rant gruplarının parsel savaşları sonucu istanbul toplu istismara uğramış bir şehirdir. artık nefretlik durumdadır kendisi.
bir kaç semti hariç hiçbir yerinden tarih filan akmaz.
çünkü tarihi de istismar edilmiştir.
fatih görse şu istanbulun halini ne derdi acaba ? diye hiç düşünüyor mu acaba padişların arkasına gizlenip oy devşirenler merak ediyorum...
tanım: bir zamanlar fatih sultan mehmet'in göz bebeği olan şimdinin mega köyü. yaşama kalitesine 10 üzerinden 1 bile verilmeyecek şehir. -
Bir yanı yaprak döker diğer yanı bahar bahçe... -
ülkenin megakenti, osmanlı’nın son başkenti ilimizdir.
bu şehire göçeli üç sene doldu. ne zaman ki istanbul’a taşınacağım belli oldu herkes ağız birliği yapıp kötülemeye başladı. öyle pis, böyle hırsız dolu, şöyle korkunç diye anlattılar; kulak asmadım. fakat üsküdar sahilinden ilk kez karşıya baktığımda ailemin yanında ağzımdan kaçan küfürden hiç utanmadım, tabi herkes şaşkın. bir şehir düşünün doğduğunuzdan beri orada yaşıyorsunuz, bütün ülkede yeşil oluşu ile tanınıyor, çeşmesinden dağ suyu akıyor, her adımı da tarih kokuyor. sonra bir gün bavulunuzu, yorganınızı alıp başka bir şehire geliyorsunuz ve kıyıdan karşı kıt’aya bakıyorsunuz, bulanık mavi denizin ardında göğü delmeye and içmiş betonlar görüyorsunuz. bir ah çekeyim desen egzoz ciğerini yakıyor. velhasıl iyiydi kötüydü derken bir şekilde yeni bir hayata başladım, yeni insanlarla tanıştım. genç ve olgun arkadaşlarım oldu. derken bir adam tanıdım. babam yaşında fakat arkadaşım, tabii şaşkınım. bir yandan saygıda kusur edemem öbür yandan samimiyeti elden bırakamam; incecik bir ipte yürümem gerekiyordu, başardım.
zamanla ailesinden biri olduğumu hissettirdi bana. dostlarıyla “kızım” diyerek tanıştırdı, çok acılar çektiği hayatını anlattı, bana insanı öğretti ve zaaflarını gösterdi.
bu adamın zaaflarından biri ve en çok dile getirdiği şu iddiasıdır. “beni dünyada kimse tavlada yenemez.” bunu destekleyecek bir de tavla defteri var. sayfada tek tek yazar; kimler oynuyor, skor ne, tarih, kaybeden kişinin (hepsinde karşı taraf) açıklaması ve paraflar. tabi yüzlerce sayfa dolu böyle. sık sık önümde dursa da deftere hiç elimi vurmamıştım. birgün her ne olduysa kapağını açtım ve şunları okudum:
tavla defteri
“gelmiş geçmiş en kıvrak defter!”
“sevgili tevfik fikret’in tabiriyle; bin kocanın üzerine halen bakire istanbul misali”
bunları oraya kim yazdı, niçin yazdı bilmem ama bir tavla defterinde böyle bir yazı hiç beklemiyordum. hâlâ arada açar, okur, hak verir ve gülümserim. -
adına koyduğumun şehri adını konstantinapol den almıştır. islambol'dan falan değil yani. ayrıca kadıköylü bir rum amca bana demişti ki "eski rumla konstantinapolün adı uzun olduğu için kendi aralarında istanboli dermiş." falan da felan. kesin yalan ama öyle bişey. -
Cennet ve cehennemi her an yaşatabilecek bir şehir. -
AHH İST/AN/BUL!...
Ahh İst/an/bul!...
bir güz/el yoğurdu beni
önce dağıttı sorul/arla
sonra ağlattı perdelerle
yas düşürdü aitliğime de
uykumu dikti kan revan
sab/ahlara nedametle uy/andırdı
ellerime zift döktü hem de
beni kendime b/öldü de
parçalarımı sürdü gurbetlere
arada dedi, sor dedi, bul dedi
ağla dedi, inle dedi, y/an dedi
sonra sılayı verdi de bana
işte arı, işte kovan, işte b/al dedi
Ahh İst/an/bul
bir güz/el yoğurdu beni....
e.t -
Uzaktan bilen sevmez, gelen vazgeçemez. Öyle berbat bir şehir. Kadın gibi aynı. Ne istanbulla oluyor ne de istanbulsuz.
-
Üsküdar sahilde onlaynım. -
istanbul gibi diyar, anne gibi yâr olmaz. necip fazıl kısakürek. -
çeşitli dil ve medeniyetlerde farklı şekillerde adlandırılmış şehirdir. grekçe'de ''vizantion'', latince'de ''bizantium, antoninya, alma roma, nova roma'', rumca'da ''konstantinopolis, ıstinpolin, megali polis, kalipolis'', slavca'da ''çargrad, konstantingrad'', vikingce'de ''miklagord'', ermenice'de ''vizant, stimbol, esdambol, eskomboli'', arapça'da ''bizantiya, el-mahsura, kustantina el-uzma'', selçuklular'da ''konstantiniyye, mahrusa-i konstantiniyye, stambul'' ve osmanlıca'da ''sersaadet, deraliyye, mahrusa-i saltanat, istanbul, islambol, darü's-saltanat-ı aliyye, asitane-i aliyye, darü'l-hilafetü'l aliye, payitaht-ı saltanat, dergah-ı mualla, südde-i saadet'' isimleriyle anılmıştır. -
(bkz: Açık hava hapishanesi) -
Çok keyifli bir şehir olmasına rağmen içine edilmiştir.