i̇stanbul
38 entry daha
-
gitmeye mecbur kaldığım şehirdir. eğer yönetmelik değişmezse (bkz: ben ve duygularım da değişmezse) 2 sene sonra kesin oralarda olacağım. uh inşallah :-/
(bkz: sözleşmeli öğretmenlik)
(bkz: denklik muhabbeti)
(bkz: doğudaki öğretmene tayin hakkı doğması)
(bkz: doğudaki öğretmene tayin hakkı doğmaması) -
Yaşanacak mı yer mi, gezilecek mi yer mi sorusuna bir türlü cevap bulunamayan il. -
trafik sıkıntısı en büyük olan türkiye şehri -
beklenen büyük marmara depreminden dolayı sanayi yatırımlarının sektörlere göre çeşitli illere dağıtılarak nüfusunun azaltılması gereken şehir. istanbul'da yer alan büyük sanayi ve imalat merkezleri dağıtılmazsa deprem ekonomik yıkımı da beraberinde getirir. konya, kayseri, izmir, manisa, samsun, antep, çorum, ankara, bursa ve denizli gibi şehirlere dağıtılabilir. -
Paran çok, iş kaygın yok , hele bir de boğaza yakınsan, dünyanın en güzel şehri,
Ama yukarıdakiler yoksa , eziyet . -
Girişlerinin pasaportla yapılması gereken, haddinden fazla insanın birlikte yaşamaya çalıştığı beton yığını olan şehir. -
Bir yanı yaprak döker diğer yanı bahar bahçe... -
Üsküdar sahilde onlaynım. -
Ne kadar kötü özelliği olsa da müptelası olduğum şehir -
dünyanın en büyük köyü -
içinde aradığınız ne varsa herşeyi bulabileceğiniz şehir -
derdi tam dert, güzelliği de tam güzellik olan şehir. bütün hafta içi o metrobüs senin, bu metro benim kavanoz içinde dışlanmış turşuya dön ama hafta sonu gelsin de moda sahilde yada cihangir parkında arkadaşlarla denize karşı keyif yapsak denilen şehir. -
SIRLARIYLA BESLENDİĞİM ŞEHİR
Doğduğum şehre vefalar biriktirmiştim,
Götürdüm, dağıttım, bıraktım…
Bilirim ki, insan doğduğu kentin
Ruhundan beslenir,
Beni de İstanbul besledi, büyüttü.
Hep verdi bana, hep kattı,
Beni bitimsiz sevdaların hikayeleriyle donattı,
Sonsuzluğun yolunu gösterdi,
Bunun için vefalar biriktirdim İstanbul’a…
Kalabalığında kaybolduğum,
Kendimi unuttuğum,
Kendimi o kalabalık sandığım,
Sürüklendiğim, diklendiğim,
Evliyaların ok işaretlerinde,
Sahafların aydınlığında,
Bir bilgenin bir cümlesinde,
Kendimi yeniden bulduğum,
Kendimi yeniden kurduğum,
Olduğum şehre vefalar biriktirdim…
En güzel günlerimin ortağıdır İstanbul,
Çocukluğumu şen şakrak yaşadığım,
Çocuklarımı kıskandıracak oyunlar oynadığım
O şanslı sokaklar,
O köşkvari iki katlı ahşap evimiz,
O sarmaşık gül-ün sarıp sarmaladığı çardak,
O çitlembik, o muşmula ağacı,
Bahçe duvarının süsü hanımeli,
O buz gibi sularını içtiğimiz,
İçinde yiyeceklerimizi sakladığımız kuyu,
Elinde kahvesiyle İstanbul hanımefendisi babaannem,
Annem, babam ve kardeşlerim,
Sevdiklerimi kucaklayan şehre vefalar biriktirdim….
Sokağımızdaki o tarihi çeşme,
Sadece Osmanlı’nın sanatını anlatmazdı,
Sanatın her bir harfindeki naifliği,
Aşkı ve inancı da anlatırdı,
Bu sebepten çeşmeye gelenler,
Kovalarına sadece su doldurmazdı,
Akan suyla birlikte neler akardı,
İşte bu sırdı…
Sırlarıyla beslendiğim şehre vefalar biriktirdim…
kibritçi kız -
yaşarken ölmek için (bkz: istanbul) -
"you call it chaos we call it home" -
istanbuldan ankaraya ilk taşındığımızda "bekle bizi istanbul" şarkısını dinleyip dinleyip ağlardım.. -
Daha sabah düşünüp yine bi hüzün çöktü...geçen sene iki defa istanbul'a gitmiş bulunmakla birlikte hasta yatağında ziyaret etmem gereken şahsı hiç aklıma bile gelmeyerek ziyaret edemedim...her defasındada döndükten sonra hatrima gelmesi de en kötüsü...Yani ne olurdu biraz daha erken hatırlayıp ziyaretine gitseymisim...sonraki istanbul gezim için yazıyorum bir kenara gelicem sizin ziyaretinize Münir Özkul... -
Ya şair eder ya manyak. (bkz: ay hadi inşallah)
Ayrıca;
İstanbul Ağrısı
kanatları parça parça bu ağustos geceleri
yıldızlar kayarken
şangur şungur ayaklarımın dibine dökülen
sen eğer yine İstanbulsan
yine kan köpüklü cehennem sarmaşıkları büyüteceğim
pançak pançak şiirler tüküreceğim
demek yine ben
limandaki direkler ormanında bütün bandıralar ayaklanıyor
kapı önlerinde boyunlarını bükmüş tek tek kafiyeler
Yahudi sokaklarını aydınlatan Telaviv şarkıları
mavi asfaltlara çökmüş
diz bağlıyor
eğer sen yine İstanbulsan
kirli dudaklarını bulut bulut dudaklarıma uzatan
Sirkeci Garında tren çığlıklarıyla bıçaklanıp
intihar dumanları içindeki Haydarpaşadan
Anadolu üstlerine bakıp bakıp
ağlıyan
sen eğer yine İstanbulsan
aldanmıyorsam
yakaları karanfilli ibneler eğer beni aldatmıyorsa
kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar
yine senin emrindeyim
utanmasam
gözlerimi damla damla kadehime damlatarak
kendimi yani şu bildiğin Attila İlhanı
zehirleyebilirim
sonbahar karanlıkları tuttu tutacak
Tarlabaşı pansiyonlarında bekarlar buğulanıyor
imtihan çığlıkları yükseliyor üniversiteden
Tophane İskelesinde diesel kamyonları sarhoş
direksiyonlarının koynuna girmiş bıçkın şoförler
uykusuz dalgalanıyor
ulan İstanbul sen misin
senin ellerin mi bu eller
ulan bu gemiler senin gemilerin mi
minarelerini kürdan gibi dişlerinin arasında
liman liman götüren
ulan bu mazut tüküren bu dövmeli gemiler senin mi
akşamlar yassıldıkça neden böyle devleşiyorlar
neden durmaksızın imdat kıvılcımları fışkırıyor
antenlerinden
neden
peki İstanbul ya ben
ya mısralarını dört renkli duvar afişleri gibi boy boy
gümrük duvarlarına yapıştıran yolcu Abbas
ya benim kahrım
ya senin ağrın
ağır kabaranlarınla uykularımı ezerek deliksiz yaşattığın çaresiz zehirler kusan çılgın bir yılan gibi
burgu burgu içime boşalttığın
o senin ağrın
o senin
eğer sen yine İstanbulsan
yanılmıyorsam
koltuğumun altında eski bir kitap diye götürmek istediğim
Sicilyalı balıkçılara Marsilyalı dok işçilerine
satır satır okumak istediğim
sen
eğer yine İstanbulsan
eğer senin ağrınsa iğneli beşik gibi her tarafımda hissettiğim
ulan yine sen kazandın İstanbul
sen kazandın ben yenildim
kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar
yine emrindeyim
ölsem yalnız kalsam cüzdanım kaybolsa
parasız kalsam tenhalarda kalsam çarpılsam
hiçbir gün hiçbir postacı kapımı çalmasa
yanılmıyorsam
sen eğer yine İstanbulsan
senin ıslıklarınsa kulaklarıma saplanan bu ıslıklar
gözbebeklerimde gezegenler gibi dönen yalnızlığımdan
bir tekmede kapılarını kırıp çıktım demektir
ulan bunu sen de bilirsin İstanbul
kaç kere yazdım kimbilir
kaç kere kirpiklerimiz kasaturalara dönmüş diken diken
1949 Eylülünde birader mırç ve ben
sokaklarında mohikanlar gibi ateşler yaktık
sana taptık ulan
unuttun mu
sana taptık
- attila ilhan -
bir manuş baba şarkısıdır. -
2 sene 3 aydır yaşadığım ve halen ikamet ettiğim şehir, anlatmakla bitmez, ben hiç başlamayayım.
***
"ee zenco; koca istanbul'un iki yakası b1r araya gelmiyor, senin mi gelecek?"
38 entry daha