hukuk

  • Günümüz türkiye'sinde ambele edilmiş kavram.
  • Günümüz türkiyesinde bilinen ama uygulanmayan sistem.
  • günümüz türkiyesinde gözlemlediğim kadarıyla vasıfsız, iki neti bir araya getiremeyen insanlara kapılarını açmış üniversite bölümüdür ayrıca.
  • Bir gün herkese lazım olacak hede.
  • hukuksuzluğa sebebiyet verenlerin de, hukuksuzluğu izleyenlerin de, hukuksuz olanların da günü geldiğinde ihtiyaç duyacağı şey olacaktır.
  • üniversite hedefimdi olmadı o yüzden tekrar deneyeceğim
  • İnsanların birbirleriyle ,devletle ve devletlerin birbiriyle olan ilişkilerini düzenleyen müeyyidelerle güçlendirilmiş kurallar bütünüdür.Kelime anlamı haklar manasına gelir.
  • İntihara alternatif olan bölümdür. Saat 5:26 bi kahve içelim. Sonra eminem'den shake that dinleyip idare kasmaya devam.
  • Arapça’da hak anlamına gelen kelimedir.
    Aslında ülkemizdeki ve dünyadaki hukuka (!) dair söylenecek ve susulacak o kadar çok şey var ki söylemeye kelimeler, susmaya ömürler yetmez.
    Hukuk fakültesi ise hayatımın son dört yılını çalmış, bugün icra ve ceza muhakemeleri hukuku finallerine katılımcı olacağım yerdir.
    Yemin ediyorum çalışıyorum. Günlerce haftalarca çalışıyorum. Final döneminde de kalmak için sınava giriyorum. Dua et diyorlar, dua kurtarmıyor. Vahiy bekliyorum.
    Ha unutmadan şunu da belirteyim; hukuk kelimesine gelen ekler yumuşamaya neden olmaz. Bu yüzdendir ki “hukuğa” diye bir kelime yoktur. Hukuka, hukuku şeklinde yazılır ve okunur.
  • Hukuk sistemi insanların ihtiyaçları doğrultusunda ortaya çıkmış bir düzendir. Düzen, bir toplumun varlığını sağlıklı şekilde devam ettirebilmesi için elzem faktörlerden biridir. Hukuku sadece ceza hukuku anlamında ve günlük olarak karşımıza çıkan, haber yoluyla öğrendiğimiz bir kaç meseleden yola çıkarak "Türkiye'de hukuk yok yeaa" gibi bir klişeyle tanımlamak düpedüz saçmalıktır. Ülkemizde bal gibi de hukuk vardır lakin uygulanmasında sıkıntılar vardır. Pek tabi uygulamada sıkıntılar olması büyük bir sorundur. Toplum vicdanı dediğimiz şey bundan büyük zarar görür, kişinin adalete olan inancı kaybolur. Ama suç kimde ? Bizde.. Yani toplumda. Kanunları yapan Meclisi biz seçiyoruz. Keza o hukuku uygulayacak olan hakimler, savcılar ve avukatlar da bu toplumun içinden çıkıyorlar. Bir ülkedeki adalet sisteminin işleyişi o ülke insan profilinin yansımasıdır. Ülkede hukuk yok yeaa deneceğine bireysel olarak ilkeli ve prensipli bireyler yetiştirip geleceğe yatırım yapmak varken niye başkalarının yapmış olduğu haksızlıkları sineye çekerek onlara ortak olalım ki ?
  • bu konudaki düşüncelerim bilinsin istemem ama, hukuk, kesinlikle "demokrasi" demek değildir. demokrasi olmadan da pek âlâ hukukun var olabileceğine inananlardanım.

    Bununla birlikte "demokrasiden nefret mi ediyorsun?" diye sorarsanız elbette ki hayır. okulda çocuklar birbirlerine haksızlık yaptığında "demokratik bir devlette yaşıyoruz ve bu yaptığınız demokrasiye uymaz." diyorum.

    Ama 50 yılı geçmemekle birlikte, demokrasi olmadan da ideal devlet düzeni yaşanabilmiş. Kim diye sorarsanız "Medine islam devleti ve ardından gelen dört halife devri" diyeceğim.

    Olayın islam sempatizanlığını geçin. oldukça objektif yaklaşıyorum olaya. yani müslüman oluşum yukarıda bahsettiğim 50 yıllık islam cumhuriyetine sempatiyle yaklaşmama sebep olmuyor.

    Söz gelimi, demokrasinin de eksik kaldığı yerler olabiliyor. Oysa gelmiş geçmiş en ideal yönetim biçimi olduğunu ezberletirler bize ta ilk okuldan beri değil mi?

    Hayır efendim. İlahi kaynaktan besliyorsa hükümlerini, teokrasi daha makul bir çözümdür.

    Tarihte benim gibi düşünen şahsiyetler olmuş. Jean Jacques Rousseau, Martin Luther King. Farabi, Ömer Hayyam, İbn Haldun... Bu adamların kitaplarını açıp okuyun, tek bir yerde "demokrasi" kelimesine rastlayamazsınız.

    Bu anlamda demokrasinin büyüsüne inanmayan düşünürleri ikiye ayırabiliriz:

    1. çözümü beşeri kaynaklarda arayan batılı düşünürler
    2. yegane çözümün ilahi kaynağa teslim oluştan geçtiğine inanan müslüman düşünürler.

    Bunlardan birincisi kraliyeti, nasıl diyorlardı, mutlak monarşiyi biz çözüm olarak öne sürmüşler. Ama krallarının kendi bilgeliğini kanıtlamış olması ön şartıyla. tıpkı antik mısır geleneğindeki gibi (bu arada mısırda da demokrasi yoktu. Tanrı krallar yönetirdi ülkeyi. ve düşünün yankısı uzayın derinliklerinden duyulan piramitleri inşa ettiler)

    İkinci grupsa bize daha yakın olanı... teokrasistler. insanoğlunun kendi huzurunu sağlayabileceği hükümleri bizzat kendisinin ortaya koyabilecek kudrete sahip olamadıklarına, bu yüzden de daha yüce bir güce, bir ilaha ve onun yarattığı kulları üzerine indirgeyebileceği bir hukuk düzenine itaat edilmesi gerektiğine inananlar.

    Böyle şeyler. Bazen sözlüğü blog gibi kullandığım ve sözlük kurallarını ihlal ettiğim doğrudur.
    (bkz: konu konuyu açtı)
    (bkz: olmazsa biz gidelim yine oturduk kaldık)

    (bkz: sezer) kızmasın. şimdi arkadaşlar, hukuk, toplumların refah düzeyinde yaşantılarını standardize edebilmeleri için müşterek bir olur verdikleri ve itaat ettikleri hükümler, kurallar dizgesidir. En sade haliyle. bir de sosyoloji eğitimi alıyor olmamı da göz önünde bulundurursak, rica edeceğim, yanılma payımı da hesaba katınız.

    Ama yine de demokrasi olmadan da ideal devlet düzenine ulaşılabileceğine inananlardanım, o ayrı.
  • bir zamanlar deli gibi okumak istediğim ama sonrasında vazgeçtiğim ve şimdi iyi ki okumadığımı düşündüğüm bölüm.
    babam da içinde olduğu için hukuk camiasına mensup çok tanıdığımız var. onlar hep beni gaza getirirlerdi. bana devamlı ''savcı hanım, hakime hanım'' falan diye seslenirlerdi. vallahi mest olurdum. zaten cübbenin çekiciliğinden bahsetmeme hiç gerek yok. hukukçu insanlar gözümde pi sayısının virgülden sonraki sayısı kadar önde başlıyordu hayata. sanki onlar kutsanmışlardı. anlatamadığım bir hayranlık. savcı olma hayalleriyle yaşadım uzunca bir dönem.
    şimdi bile okuduğum bölümü söylediğim ortamlarda ''sana hukuk yakışırmış aslında'' ya da daha söylemeden ''sen hukuk mu okuyorsun'' gibi yorumlarla çok karşılaşıyorum. bunları neye göre söylediklerini biliyorum aslında ama bence o başka bir konu.
    ama büyüdükçe kişi daha etraflıca düşünmeye başlıyor. istediği mesleğin yalnızca artılarını değil eksilerini de görmeye ve duruma göre kabullenmeye ya da vazgeçmeye başlıyor. ben vazgeçtim. ama içimde bir yerlerde hukuk okumak isteyen öğrenci hep kalacak. ve biliyorum, ilkokul öğretmenim bile bana çok kırgın vazgeçtiğim için.
    savcı olmayacağım belki ama gelecekte savcı olacak kişilerin hayatına dokunma şansım olacak. hatta belki de onları ben büyüteceğim. bu bana daha güzel, daha kutsal geliyor. teşekkürler..
    (bkz: yaşla beraber anaçlığın artması)
    (bkz: her geçen yıl biraz daha anaç oluyorum n'apıcam help)
    (bkz: yaş ilerledikçe ebeye bağlamak)
  • (bkz: haklar)