how i met your mother

11 entry daha

  • tam dokuz yıllık eğlenceli bir serüven olan How i Met Your Mother arkadaşlığın ve dostluğun önemini, nelere kadir olabileceğini ve nasıl şekillenebileceğini gösteren bir dizi. Dizi beş tane birbirine çok yakın olan arkadaşların etrafında seyrediyor. Dizinin konusu ise adından da anlaşılabileceği üzerine baş kahramanımız olan Ted Mosby’nin üzerine geçiyor. 2030 yılında iki çocuğunu karşısına oturtan ve annenizle nasıl tanıştım sorusuyla başlayıp bizi Ted’in gençliği, hayatı ve tüm yaşadıklarını sırasıyla bize izletiyor. Bir anneyi bulmak bu kadar zor olmayabilir ama anlattıkça bitmeyen ve yeni ve farklı şeylerin ortaya çıktığı bir hikayeye sahip. Özellikle birkaç defa tam ‘evet annemizi bulduk’ dediğimizde bizi şaşırtan ve ters köşeye yatıran bir dizi.

    Gelelim dizimizin karakterlerine:
    Ted Mosby: Diziminiz başkahramanı olan Ted Mosby çok farklı bir kişiliğe sahip. Bir mimar olan ve üniversitede dersler veren birisi olan Ted, inişli çıkışlı hayatında daha önce bulamadığı aşkını arama yoluna koyulur. Bu süreçte Robin ile de ilişki yaşayan ancak yürümeyen ilişki üzerine ayrılık ile sonuçlanan ilişkinin ardından birçok ilişkiler yaşadığını ve bir çok kez dizinin hikayesini oluşturacak yapıya yaklaştığımızı hissediyoruz. Bununla birlikte üniversitede oda arkadaşı olan çok yakın arkadaşı Marshall ile sonradan tanıdığı yine yakın arkadaşı olan Barney’nin kankalar savaşının ortasında kalıyor. Yine de Marshall’ın bir süre sonra üniversitede tanıdığı Lilly Aldrin ile evlenmesi nedeniyle Ted ile Barney’nin daha yakın bir ilişkiye sahip olduklarını söylemek mümkün.

    Marshall Eriksen: Tartışmasız dizinin en renkli ve en farklı karakteri olan Marshall, uzun boyu ve büyük gövdesine rağmen çok büyük bir kalbe sahip. Bir ofiste çalışan avukat olan Marshall malesef aklını kullanmak zorunda yaşıyor. Bunun nedeni ise kalbinin her zaman daha ağır basması. Bu durum bazen öyle durumlara geliyor ki sadece duygu ve kalbinden dolayı büyük davaları kaybediyor. Bu sayede iş hayatında çöküşe geçse de kendisinin zıt karakteri olan eşi Lily’nin desteği sayesinde herşeyi atlatıyor. Birbirini tamamlayan bir elmanın iki yarısı gibi gözüken Marshall diziye renk katan ve diziyi sevmemizi sağlayan başrollerden birisi. Ayrıca yaptıkları aptallıklar, farklı ve bazen garip boyutlara ulaşan düşünceleri, başlatmış olduğu müdahale toplantıları gibi birçok renkli içeriğinde sahibi gibi gözüküyor.

    Robin Scherbatsky: Robin iyi bir gazateci olmak isteyen ama malesef bu konuda hiç başarılı olamayan birisi. Ted ile ilişkisinden sonra yalpalayan ve ilginç bir aileye sahip olan Robin diğerlerinden farklı olarak istediği şeye ulaşmak için acımasız olabiliyor. Kanadalı bir avcı aileden gelen ve hırçın bir yapıya sahip olan Robin daha sonra kankalar birliğinin bir üyesi oluyor. Ted sayesinde Marshall, Barney ve Lily üçlüsüyle tanışıp kankalar arasında sağlam bir koltuk kapmayı başarıyor.

    Barney Stinson :Ne kadar dizimizin baş kahramanı olmasa da tartışmasız dizinin en sevilen kişilerinden birisi. Barney önemli bir şirkette yöneticilik yapan başarılı biridir. Ayrıca tam bir playboy olan Barney, diziyi izledikçe ne kadar çapkın biri olduğunu görüyoruz. Özellikle dizinin her bölümünde mutlaka birileriyle iş pişirmesi, kendine has cazibesi ve söylemleriyle kendini bize sevdiriyor. Barney Stinson ayrıca kankalığın kitabını gerçek anlamda yazmış, kanka kuralları koymuş ve buna göre Ted ve Marshall ikilisini öğreterek bu kitabın bir parçası yapmış biri. Takım elbiselerinden hiçbir zaman vazgeçmeyen ve zamanında bu takım elbiselerle ilgili çok farklı şeyler yapan hatta şarkı söyleyen Barney dizinin en gülünesi ve en tatlı kişisi diyebiliriz.

    lily Aldrin: Üniversitede asi bir kimliğe sahip olan Lily, bir olay sonucu Marshall Eriksen ile tanışarak diziye dahil oluyor. Hatta dahil olmakla kalmıyor Marshall ile evleniyor ve bir elmanın iki yarısı oluyorlar. Marshall’ın yumuşak kendisinin asi ve güçlü bir insan olması nedeniyle birbirini tamamlayan ikili oluyorlar. Bunun dışında Ted’in en yakın 4 arkadaşından biri olan Lily de hikayenin tamamında bu beşlinin biri oluyor.

    imdb
  • barney'nin takım elbise dansı ile hafızalardan silinmeyecek olan dizi.
  • Hem ağlatan hem güldüren dizilerden biridir
    Dizide 3 farklı ilişki görüyoruz (Marshall ve lily dizide mükemmel çifti oynuyor , Ted aşkı arayan ama aradığını bulmakta zorlanan biri , Barney ise bir kiz tarafından aşka olan inancını kaybettikten sonra kızlarla sadece takılan ama içten içe gerçek aşkı arzulayan bir insan)

    Dizi ilişkiler ve arkadaşlıklar hakkında birçok hayat dersi ve msji veriyor izlemenizi tavsiye ederim
  • sadece senaryosu, espirileri, oyuncuları, her bölümde işlenen konularla değil harika müzikleri ile de on numero beş yıldız dizidir. pek çok güzel grup, şarkı keşfettim bu diziden. kısaca bi' bakalım.

    --- spoiler ---
    George Harrison - Ballad Of Sir Frankie Crisp
    harrison'u biliyordum elbet ama solo albümlerini dinlememiştim hiç. büyük düğüne giden en önemli kırılma anlarında bu şarkı var idi. insanı hem umutlandıran hem düşündüren; bana geçmişi de düşündüren garip bir şarkı. şarkıdaki piyanoya hastayım.

    Heaven (The Walkmen): diziyi izleyenler, bilenler linkteki videoyu izlesin. epey güzel bir hayran yapımı video. dizinin finalinden bir şarkı. remember, remember all we fight for. diziyi izleyenler için, zaman makinesi gibi şarkı. şarkının sözlerine ve gitar riffine hastayım. ve evet the walkmen'i bu şarkı ile keşfettim, diğer şarkılarını pek sevemedim.

    Jaymay - Sea Green, See Blue
    2. sezon finalinde çalan şarkı. marshall&lily'nin evlendiği, ted&robin'in ayrıldığı bölüm. şarkı; şarkıyı duyduğumuz tüm sekanslara o kadar uyumlu ki. marshall'ın kusan lily'e bakıp "yeah, she is my wife" diyişine de, ayrılık anına da. jaymay hafiniyi baya bi dinledim dizide duyduktan sonra, bu aralar pek dinlemiyorum ama diziyi izlediğim dönemdeki hayatıma da çok uyum sağlayan şarkılar yapan bir kadın. ayrıca; şarkıdaki çelloya hastayım. özellikle son kısımda gittikçe yükselen partisyona bayılmaktayım. kızımızın sesi de epey dinlendirici, tatlı.

    Bloc Party - This Modern Love
    birinci sezon finalinde çalan şarkı. ted'in robin için yağmur yağdırdığı, robin'in kapısına dayanıp sevgili oldukları bölüm. ben hangi arkadaşıma bu şarkıyı atsam bana dediler ki; ne biçim şarkı bu be, sanki bir yere koşuyomuşsun gibi. sanırım baştaki gitardan dolayı, bilemiyorum tam. ama şarkıyı dizide ilk duyduğumuzda ted robin için koşuyodur. sonra şarkının "this modern love, waste me!" kısmı gelir ve lily kaşarının marshall'ı terkettiğini öğreniriz. az önceki mutlu hissettiren şarkı; şimdi bizi mahvetmektedir. bu modern zaman aşkları hangimizi mahvetmedi ki zaten? bloc party'i de bu dizi sayesinde keşfettim, diğer şarkılarını da sevdim. ama en özeli hep bu şarkı oldu. şarkının davullarına, özellikle de zillerine hastayım. başta bu kadar güzel, umutlu başlayan şarkıyı en sonunda, "Do you want to come over and kill some time? Throw your arms around me" şeklinde bitirmeleri tam sezon finalindeki anlara uygundu, o zamanki yaşamıma uyduğu gibi.

    Band of Horses - The Funeral: sanırım 8. sezon finalinde çalmıştı bu şarkı. bir kaç bölümde daha çalmış olabilir, tam bilemicem şimdi. victoria'yı düğünde terk etmek isteyen nişanlısı klaus'un; farhampton tren istasyonunda anlattığı şeyler sırasında çalmıştı.

    radiohead-nice dream: ted'in kaza yaptığı bölümde çalan şarkı. kaza öncesi, kaza sırası ve kaza sonrası ekibin hastaneye koşuşnda duymuştuk bu şarkıyı. çogzel lan.

    The Decemberists - Here I Dreamt I Was An Architect : hangi bölüm hatırlamıyorum ama bu şarkının çaldığı bölümde; ben de aynı ted gibi meslek hayatımda çeşitli umutsuzluklar, kötü gidişler yaşıyordum. şu cümlesi ile beni fena vurmuştu.
    "And I am nothing of a builder
    But here I dream I was an architect"
    ameleden başka bişi değildim fakat mimar olduğumu hayal ediyordum. zor zamanlardı hehe (:
    ayrıca karabük cevizkent'te sincap kovalarken dinlenecek başka şarkı bilmiyorum hehehe, kıps? (:

    Fountains Of Wayne - Sink to the Bottom: lily&marshall çiftinin gemide evlenme çabasında çalan şarkı.

    Voices-Cheap Trick: we love drunk ted. hey, it's me again! ilk sezondaki ananaslı bölümden. hey robin, it's ted. i love everyone on this bar.(:

    Wilco - How To Fight Loneliness: s8e23. robin-ted central parkta konuşurlar, barney onları izler. bu şarkıyı daha önceden biliyordum da; dizide başka bi vurdu. robin sen de az kaşar değilsin ya neyse.

    The Proclaimers - I'm Gonna Be (500 Miles): i would walk five hundred miles (: marshall'ın fierosunda takılan kasette çalan şarkı. marshall'ın deyimiyle best song ever (:
    şu güzelliği de bırakayım. dizide rol almış en güzel, en doğru, en kral kadın cristin milioti ile ted mosby aka josh radnor'un düeti.
    Josh Radnor and Cristin Milioti singing 500 miles cristin bebeğimdeki şu tatlılığa bakar mısınız ya. bu videoda gözlerimi alamıyorum cristin hafiniden.
    --- spoiler ---

    daha ekleyeceğim çok şarkı-grup vs var da mecalim kalmadı. oyuncularıyla, senaryosuyla, müzikleriyle kısacası her şeyiyle çok sevdiğim dizidir.

    p.s: friends çakması diyolar. izlemedim friends'i, böyle dedikleri için de izlemeyeceğim heheheh. benim çok karmaşık bir dönemime her şeyiyle damga vurmuş, çok güzel bir dizidir. bozmayacağım bunun büyüsünü.
11 entry daha