hayattaki en mutlu gün

3 entry daha

  • Böbreğimdeki taştan kurtulduğum gün

    Edit: evlendiğimde evlilik günüm olarak editleyeceğim
  • bir kaç gün mevcut o şekilde bazıları da salakça hatta.

    ilki ankarada üniversite kep töreni günü. elbisem bir koltukta, cübbem birinde bana bakıyor ve bense mal gibi ağlamış şiş gözlerle, annemle dayımı arayıp nerede olduklarını teyit ediyorum. onlar yaklaştıkça daha çok ağlıyorum. çünkü bir ders yüzünden okul uzayacak. derse iki hoca giriyordu ve biri bana ben olduğum müddetçe geçemezsin deyip kendi bölümünden neredeyse sıfır vermişti.
    o sırada telefon çaldı. üniversitedeki bölümden sevgilim. "kızılbüyü geçmişsin" dedi. inanamadım. kendim pc den girip bakmadan asla inanmadım. ve sonrası salonun ortasında diz çökmüş "we are the champions" şarkısına garip hareketlerle klip çekiyordum.

    ikinci en mutlu anım yine bir sonuç bekliyorum. doğuda iken tayin için tercih yapmışım sözde. ama sevgilimi orada bırakıp gitmemek için resmen boş tercih. egede iki şahane ilçe yaz, ve sen 9 ay asla kavga etmeyip, gül gibi ilişkide tercih sonrası dünyanın en salakça sebebi ile kavga et ayrıl. bu kısım terk edilmek aslında.

    sonrada gecelerce pişmanlıkla ben naptım, 6 ay daha doğudayım diye ağla zırla.hatta hiç unutmam egede 2. yılımda, doğuda 3 ay burada 2 yıl gibi. ne kadar uzundu zaman geçmezdi dediğimi biliyorum. ve haliyle perperişanım.

    tercih yapan tüm arkadaşlar heyecanla bekliyor. ben de yangın merdiveninde yeni atanan civcivlere ahkam kesip sigara içiyorum onlarla, mahpushanenin en kıdemlisi havamla.

    o sırada çığlıklarla bir arkadaş, çıkmış tayinin çıkmış diyor. yine bir gözümle görmem lazım diye koş içeri ve sonuç olarak tayinim herkesin isteyeceği harika bir tatil beldesine çıktı. ağla ağla mutlulukta öldüm o günde.


    üçüncü en mutlu anım, çok absürt, çok gereksiz. 3 aylık taze terk edilmiş olarak bir cuma akşamı evde bira müzik takılırken zil çalıyor, eski sevgilim. kapıda. daha doğusu aşağıda kapıda. açmıyorum kapıyı. illa gel sahile gidelim konuşalım diye balkonun altından sesleniyor bana.

    aşağı iniyorum ama sahile gitme fikrim yok. göndericem diye. bir kot şort, bir tişört ve ayağımda terlik.

    o halde zorla beni sahile götürüyor konuşalım diye. konuşma stili de biraları bile çoktan almış, kumsalda oturup içelim modunda.

    arabadan indik. en işlek sahildeki caddede kumsala doğru ilerlerken, bu birden yere eğildi. düştü sandım. çünkü alkollüydü içmiş biraz da, baktım ayağımdan terliği çıkarmış ayağımı öpüyor. herkes bize bakıyor ben napıyorsun kalk yerden diye bunu çekiştiriyorum, kimisi kamerasını açmış evlenme teklifi edecek yere çökünce sanıp video çekiyor.
    ben bile o an bir öyle sanmadım desem yalan olur. çünkü yerden yukarıya seni çok seviyorum diye de bir ses geliyor.

    zorla bunu kaldırıp kumsala geçiyoruz, kumlarda oturup içmeye başlıyoruz. ama yan yana oturup denize bakmak yok.benim yüzüm denize dönük bu da karşıma geçmiş burnumun dibinden bana bakıyor, yine arada bir ayağımı öpüyor, arada bir sarılıyor, bi yerden sonra ben de duygusallaşıyorum gözlerim dolu dolu buna bakarken " götsün mötsün ama seni çok özlüyorum" ben diyor bana. insanın en mutlu andığı an bu olabilir mi ya. hepsinden en mutlu eden an buydu.

    yalnız tüm en mutlu anım hep mutsuzluk anlarında doğan ufak mutluluklarmış, sanırım saf halde mutluluğu sevemiyorum. deli gibi mutsuz edip sonra birden mutlu edecek şeyler benim mutluluklarım.






    o kadar salakça absürt bir gündü ki oysa. yani ama hayatının en mutlu anı denildiğinde anlamsızca aklıma geliyor.
  • 29 aralık 2004 tür.
3 entry daha