hayatın bir numaralı kuralı
-
hepimizin hayatını daha az çekilmez kılabilmek adına uyguladığı bir doğrusu vardır. elbette buraya yazılan-yazılacak görüşlerin hiçbiri yanlışlanabilir değildir. benim açımdan ise hayatta bir numaralı şey bir birey olmak ve bunun farkına varabilmektir.
bir birey olduğunuzu fark ettiğiniz an, bir allah'ın kulu ne sizin oyunuzu çeşitli saiklerle sömürebilir, ne de başka şekil ve kayıtla paranızı, emeğinizi, hatta sevginizi çalabilir. türk insanı maalesef birey olmak istememekte, bir toplum-grup-görüş şemsiyesi altında toplanma ihtiyacı duymaktadır.
yalnız yürümek zordur dostlar. ben hasbelkader hayatımın bir kısmını yurtdışında geçirdiğim günlerde uzun yürüyüşler yapardım. kışın ortasında, -15 derecelerde yapayalnız tek başıma yürürdüm ve soru sorardım kendime. sürekli iç konuşmalar yapardım insanlar hakkında, onların saçmasapan samimiyetsiz davranışlarını sorgular, geleneklerin doğruluğunu belki burada birçoğunuzla yapamayacağım kadar dobra bir şekilde ortaya koyardım argümanlarla. bu yürüyüşleri yaparken düşmanım gelse sarılacak kadar yalnızdım. rastgele bir insan bana gülümsediğinde o an havalara uçuyordum. tanrı'ya şükür o günler geride kaldı ve hayat karşıma iyi-kötü genel çerçevede anlaştığım insanları çıkardı. o insanlar beni o karanlıktan çekip çıkardı ve dışarıda neler olup bittiğini görmemi sağladı, insan portföyümün de artmasına imkan sağladı bu durum.
bugün geldiğim noktada facebook sayfamda terörü lanetlemiyorum, suriyeli çıplak çocuk resimleri paylaşmıyorum, afrikalı açlar için yazılar döşeyip yüzlerce like almıyorum. çünkü "-mış gibi yapmak" benim lügatımda olmamıştır, bir birey olamayanlar bunu zaten yapmaz. onlar için önemli olan vicdanlarını rahatlatmak ve farkındalık(!) sağlamak adı altında parsa toplamaktır. eğer gerçekten bir şeyler değiştirmek istiyorsan gücün nispetinde erzak ve ilaç tedarik eden uluslararası kuruluşlara düzenli olarak yardım edersin.
bir birey olamazsan kendine yakın gördüğün bir siyasetçinin arkasından koşarsın, onun doğru yaptığı her şeyi şakşaklar fakat yanlışlarını gösterenlere "vatan haini" yakıştırması yaparsın. vatan-millet diye canlıyken komutan uşağı, teröristle çarpışırken vatan için şehit düştüğünde de ölü olarak sömürürler. kararlılığımız sürecektir derler, kanları yerde kalmayacak, teröristlerin son demleri derler ama niye bu insanlar şehit düşüyor diye de asla sorgulatmazlar sana.
flört ettiğinde buluşmada kız yer içer keyfine bakar bütün ceremesini sen çekersin çünkü "erkek adam bağyana hesap ödetmez" der üyesi olduğun toplum sana. "onun benden ne farkı var, ekonomik olarak özgür bir insanın niye hesabını ben ödüyorum" diye sorgulatmazlar sana. evlendiğin zaman da -ekseriyetle- boktan bir salonda tıynetsiz orkestranın hiçbir müzikalitesi olmayan, 50 yıldır değişmeyen dandik repertuarını böğürerek icra etmesi için sırf eş-dost-akraba denilen güruh göbek atsın, dışarıda herkese iyi anlatsın diye tonla para dökersin. nikah kıyılıp seremoni yapıldıktan sonra çok yakın dostlar ve akrabalarla 30-40 kişilik samimi bir aile yemeği verirsen herkes kıçıyla güler sana.
hep beraber bir spor muhabbeti yapıldığı zaman bile kümeleşir oradaki insanlar. kimisi işten ekip arkadaşı, kimi sınıf arkadaşı, kimisi de komşusu ya da yakın çevresinden herhangi biri ya da birileridir. saatleri, günleri beraber geçmektedir fakat maç saati yaklaşırken sinirler gerilmektedir. maç sonunda ise "biz sizi bilmem ne yaptık", ya da "bin gassaraylı bence on bin fenerliyi yok eder" tarzı karşılıklı hakaretlerle birbirine saldırıyor. bir birey olduğunu anladığında belki bu ülke sathında takım sporundan soğur fakat kutuplaşmanın olmadığı başka bir spor branşını daha bir keyifle izleyebilirsin. ben birey haline geldiğim vakit anlamıştım bunun ne olduğunu. 2-3 sene önce mağlubiyetlerde kahrolur, galip gelinen maçlarda ise spor basınını iyi takip ettiğim için herkesi etrafıma toplar, oradan buradan duyduğum analizleri kendi bildiğime yamayarak satardım, fakat hiçbir zaman karşı takıma karşı objektif davranmayı beceremezdim.
velhasıl dostlar, birey olmak mutluluk katsayınızı düşürüyormuş gibi durabilir, fakat hayatta kendinizle çelişmeden ve başkasına eğilip bükülmeden dosdoğru yaşamanızı sağlar. ikili ve çoklu ilişkilerde elbette esneklik, alttan alma, suyuna gitme gibi nosyonların varlığı sabittir ve bunları uygulamak gerekir çünkü günümüz diyalog, mutabakat ve çözüm arayışı zamanıdır. fakat bu hiçbir zaman bir grup-toplum-takım-ırk noktasına gelmemelidir.
ön edit: şehitlerle ilgili bölümde yanlış anlaşılmalara mahal vermemek adına bir şeyin altını çizmek istiyorum. şehitlerimizin hepsi bizim kalbimizdedir ve kalbimizde yaşayacaklardır. minnettarlığımız sonsuzdur ve her neredeyseler orada huzur içinde dinlenmelerini niyaz ederim. itirazım şehitlerimizi kendi çıkarları doğrultusunda kullanmak isteyen muktedirlerdir(burada parti ayırdı yapmadan parlamentonun kuruluşundan bugüne kadarki bütün siyasetçileri içine alarak söylüyorum). şehitleri ağızlarına sakız edip işlerine geldiğinde dilinin altına saklamaya cüret eden her kimse ona (partisinden bağımsız olarak) lanet olsun. -
(bkz: live together die alone) '*' '*' -
"die another day" » benim için anlamıysa, hayat bizim sızlanmalarımızı kaldırmayacak kadar acımasız. O yüzden düştüğümüz zamanlarda ölmek yerine derin bi nefes alıp yeniden ayaga kalkmayı denemeliyiz. En azından ben öyle düşünüyorum. -
(bkz: göklerden gelen bir karar vardır) -
acırsan, acınak duruma düşersin. -
Birden fazla kuralının olması. -
Babana bile güvenme -
Kabullenişdir.
(bkz: göte giren şemsiye açılmaz) '*' -
(bkz: Büyük lokma ye büyük söz söyleme)
İnsanın ölesiye eleştirdiği eylemlerde bulunma mesafesi hep bir anlık. Korkuyorum bundan. -
hayatın kuralı olmamasıdır. -
anı yaşa ne ileriyi ne de geriyi düşün. :) -
10 dakikalık bir filmin yılın en iyi kısa film ünvanını kazandığı ve sinemada gösterime gireceği açıklandı.
filmi merak edip izlemeye gelen büyük bir kalabalık toplandı. seyirciler salona girdi ve film oynamaya başladı ama bir gariplik vardı.
film başlayalı 6 dakika olmasına rağmen ekranda sadece aynı sahne vardı. kamera açısı sadece bir odanın tavanını gösteriyordu. 7. dakika da aynı sahnede bir değişiklik olmadan geçince, seyirciler şikayet etmeye başladılar ve bazıları zamanını kaybettiğini söyleyerek salondan ayrılmak istedi.
aniden kamera açısı tavandan yere indi ve omurilik felci, tamamen engelli yatağa uzanmış bir çocuk görüldü ve şu cümle yazılıydı:
"bu engelli çocuğun hayatının her saatinde gördüğü sahnenin sadece 8 dakikasını size sunduk ve siz buna 8 dakika bile katlanamadınız....
hayatınızın her saniyesinin değerini bilin ve şükredin." -
asla, asla demeyeceksin -
kesinlikle daha çoğu vermeyeceksin, acı çekmemek için gerekirse eksik etek ol.
sevginin, saygının, fedakârlığın, değerin ( vs. ) ederinden fazlasını verdiğin zaman bitersin. -
hayat saçma sapandır. -
hayat özgür olma hikayesidir bir nebze. önce ailenizden koparsınız, sonra çevrenizden. bulunduğunuz şehirden gidersiniz, bazen ülkenizden ayrılmanız gerekir. okula gider kaçmak istersiniz, işe girer çıkmak istersiniz. biriyle daima yan yana olmak için evlenir, sonra o olmadan yapacak aktivite ararsınız.
neticesinde insanın aradığı özgürlük müdür? sartre'nin dediği gibi insan özgür olmaya mahkum mudur? yoksa bu özgürlükten beklentisi huzur mudur insanın? galiba böyle. neticede her insan huzura doğru kayar. çalışanların pek çoğunun hayali deniz kenarında huzurlu bir emekliliktir. huzurlu ve sessiz, kargaşasız.
çelişkiye bakın ki bir insanın sonsuz huzura ve sessizliğe kavuşabildiği tek yer de mezarıdır.
*yazmaya çabaladığım romanımdan sözlük formatına uyarlanan ufak bir pasaj* -
kimseye haddinden çok değer verme ve mutlu olmayı bil
ilk olarak birini haddinden çok sevmek kendine ettiğin bir hakarettir.'*' yani şöyle sen bir insana çok değer verip o insan için her şeyi yapmayı göze alıyorsan ve karşı taraf senin zor gününde ortadan kaybolup sen o günü atlattığında ortaya çıkıyorsa vazgeç derim güzel kardeşim.çünkü ortada ne kardeşlik ne dostluk var demektir. bu kişi sana ancak yük olur
mutlu olmayı bilmek bana göre farkında olmaktır. size naçizane tavsiyem "fazla değer vermeyin ama her şeyin değerini bilin" dışarı bakıp etrafı görüyorsan, bir tas çorba içebiliyorsan, nefesini sağlıkla alıp-veriyorsan bunun değerini bil çünkü hayat değerini bilmediğin şeyden seni sınar.
not: şimdi diyeceksiniz rürü tamam ama o zaman neden dead onu bende anlamıyorum yani teoride iyiyim aslında
-
hayat kaale alınmayacak kadar değersiz, herşey günün birinde gelip geçecek ve biz tebessüm edeceğiz. -
Hayatın neresi ile ilgili olduğuna göre değişecek kurallardır. Örneğin ;
Aşk hayatı için: kardeşin gibi sev, düşmanın gibi sik
İş hayatı için: değer kat, gülücük saç, vazgeçilmez ol
Aile hayatı için: her anın kıymetini bil, yaptığınız tüm etkinlikler kısıtlı
Başka hayatlar için turuncuya boya beni -
İki kere düşün!
