hayatın bir numaralı kuralı
22 entry daha
-
(bkz: Büyük lokma ye büyük söz söyleme)
İnsanın ölesiye eleştirdiği eylemlerde bulunma mesafesi hep bir anlık. Korkuyorum bundan. -
evin olmayan yerde sızma. -
asla, asla demeyeceksin -
kimseye haddinden çok değer verme ve mutlu olmayı bil
ilk olarak birini haddinden çok sevmek kendine ettiğin bir hakarettir.'*' yani şöyle sen bir insana çok değer verip o insan için her şeyi yapmayı göze alıyorsan ve karşı taraf senin zor gününde ortadan kaybolup sen o günü atlattığında ortaya çıkıyorsa vazgeç derim güzel kardeşim.çünkü ortada ne kardeşlik ne dostluk var demektir. bu kişi sana ancak yük olur
mutlu olmayı bilmek bana göre farkında olmaktır. size naçizane tavsiyem "fazla değer vermeyin ama her şeyin değerini bilin" dışarı bakıp etrafı görüyorsan, bir tas çorba içebiliyorsan, nefesini sağlıkla alıp-veriyorsan bunun değerini bil çünkü hayat değerini bilmediğin şeyden seni sınar.
not: şimdi diyeceksiniz rürü tamam ama o zaman neden dead onu bende anlamıyorum yani teoride iyiyim aslında
-
hayat özgür olma hikayesidir bir nebze. önce ailenizden koparsınız, sonra çevrenizden. bulunduğunuz şehirden gidersiniz, bazen ülkenizden ayrılmanız gerekir. okula gider kaçmak istersiniz, işe girer çıkmak istersiniz. biriyle daima yan yana olmak için evlenir, sonra o olmadan yapacak aktivite ararsınız.
neticesinde insanın aradığı özgürlük müdür? sartre'nin dediği gibi insan özgür olmaya mahkum mudur? yoksa bu özgürlükten beklentisi huzur mudur insanın? galiba böyle. neticede her insan huzura doğru kayar. çalışanların pek çoğunun hayali deniz kenarında huzurlu bir emekliliktir. huzurlu ve sessiz, kargaşasız.
çelişkiye bakın ki bir insanın sonsuz huzura ve sessizliğe kavuşabildiği tek yer de mezarıdır.
*yazmaya çabaladığım romanımdan sözlük formatına uyarlanan ufak bir pasaj* -
10 dakikalık bir filmin yılın en iyi kısa film ünvanını kazandığı ve sinemada gösterime gireceği açıklandı.
filmi merak edip izlemeye gelen büyük bir kalabalık toplandı. seyirciler salona girdi ve film oynamaya başladı ama bir gariplik vardı.
film başlayalı 6 dakika olmasına rağmen ekranda sadece aynı sahne vardı. kamera açısı sadece bir odanın tavanını gösteriyordu. 7. dakika da aynı sahnede bir değişiklik olmadan geçince, seyirciler şikayet etmeye başladılar ve bazıları zamanını kaybettiğini söyleyerek salondan ayrılmak istedi.
aniden kamera açısı tavandan yere indi ve omurilik felci, tamamen engelli yatağa uzanmış bir çocuk görüldü ve şu cümle yazılıydı:
"bu engelli çocuğun hayatının her saatinde gördüğü sahnenin sadece 8 dakikasını size sunduk ve siz buna 8 dakika bile katlanamadınız....
hayatınızın her saniyesinin değerini bilin ve şükredin." -
eğer "bir numaralı kural"dan bahsediyorsak:
Yaşam zordur.
Bu yüce bir gerçektir, en yüce gerçeklerden biri. Yüce bir gerçektir, çünkü bir kez bu gerçeği görürsek, onun üstesinden gelebiliriz. Bir kez gerçekten zor olduğunu anlarsak, iyice anlar ve kabul edersek, yaşam artık zor olmaktan çıkar. Çünkü bunu kabullenince yaşamın zor olduğu gerçeği artık önem taşımaz.
Dr. M. Scott Peck'in Az Seçilen Yol adlı eserinin ilk paragrafıdır. Kitabı bitirdikten sonra ilk iş nerede olduğunu öğrenmek oldu, çünkü yanına gidip, teşekkür edep, ellerinden öpecektim. Dünyadaki yaşamının sona erdiğini de o zaman öğrendim. samimi söylüyorum, gözlerimden yaşlar aktı. -
kendi işine bak. -
“Bir numaralı kuraldan bahsetmemek.” -
Herkesten her şeyi bekle ve kimseden bir şey bekleme. -
hepimizin hayatını daha az çekilmez kılabilmek adına uyguladığı bir doğrusu vardır. elbette buraya yazılan-yazılacak görüşlerin hiçbiri yanlışlanabilir değildir. benim açımdan ise hayatta bir numaralı şey bir birey olmak ve bunun farkına varabilmektir.
bir birey olduğunuzu fark ettiğiniz an, bir allah'ın kulu ne sizin oyunuzu çeşitli saiklerle sömürebilir, ne de başka şekil ve kayıtla paranızı, emeğinizi, hatta sevginizi çalabilir. türk insanı maalesef birey olmak istememekte, bir toplum-grup-görüş şemsiyesi altında toplanma ihtiyacı duymaktadır.
yalnız yürümek zordur dostlar. ben hasbelkader hayatımın bir kısmını yurtdışında geçirdiğim günlerde uzun yürüyüşler yapardım. kışın ortasında, -15 derecelerde yapayalnız tek başıma yürürdüm ve soru sorardım kendime. sürekli iç konuşmalar yapardım insanlar hakkında, onların saçmasapan samimiyetsiz davranışlarını sorgular, geleneklerin doğruluğunu belki burada birçoğunuzla yapamayacağım kadar dobra bir şekilde ortaya koyardım argümanlarla. bu yürüyüşleri yaparken düşmanım gelse sarılacak kadar yalnızdım. rastgele bir insan bana gülümsediğinde o an havalara uçuyordum. tanrı'ya şükür o günler geride kaldı ve hayat karşıma iyi-kötü genel çerçevede anlaştığım insanları çıkardı. o insanlar beni o karanlıktan çekip çıkardı ve dışarıda neler olup bittiğini görmemi sağladı, insan portföyümün de artmasına imkan sağladı bu durum.
bugün geldiğim noktada facebook sayfamda terörü lanetlemiyorum, suriyeli çıplak çocuk resimleri paylaşmıyorum, afrikalı açlar için yazılar döşeyip yüzlerce like almıyorum. çünkü "-mış gibi yapmak" benim lügatımda olmamıştır, bir birey olamayanlar bunu zaten yapmaz. onlar için önemli olan vicdanlarını rahatlatmak ve farkındalık(!) sağlamak adı altında parsa toplamaktır. eğer gerçekten bir şeyler değiştirmek istiyorsan gücün nispetinde erzak ve ilaç tedarik eden uluslararası kuruluşlara düzenli olarak yardım edersin.
bir birey olamazsan kendine yakın gördüğün bir siyasetçinin arkasından koşarsın, onun doğru yaptığı her şeyi şakşaklar fakat yanlışlarını gösterenlere "vatan haini" yakıştırması yaparsın. vatan-millet diye canlıyken komutan uşağı, teröristle çarpışırken vatan için şehit düştüğünde de ölü olarak sömürürler. kararlılığımız sürecektir derler, kanları yerde kalmayacak, teröristlerin son demleri derler ama niye bu insanlar şehit düşüyor diye de asla sorgulatmazlar sana.
flört ettiğinde buluşmada kız yer içer keyfine bakar bütün ceremesini sen çekersin çünkü "erkek adam bağyana hesap ödetmez" der üyesi olduğun toplum sana. "onun benden ne farkı var, ekonomik olarak özgür bir insanın niye hesabını ben ödüyorum" diye sorgulatmazlar sana. evlendiğin zaman da -ekseriyetle- boktan bir salonda tıynetsiz orkestranın hiçbir müzikalitesi olmayan, 50 yıldır değişmeyen dandik repertuarını böğürerek icra etmesi için sırf eş-dost-akraba denilen güruh göbek atsın, dışarıda herkese iyi anlatsın diye tonla para dökersin. nikah kıyılıp seremoni yapıldıktan sonra çok yakın dostlar ve akrabalarla 30-40 kişilik samimi bir aile yemeği verirsen herkes kıçıyla güler sana.
hep beraber bir spor muhabbeti yapıldığı zaman bile kümeleşir oradaki insanlar. kimisi işten ekip arkadaşı, kimi sınıf arkadaşı, kimisi de komşusu ya da yakın çevresinden herhangi biri ya da birileridir. saatleri, günleri beraber geçmektedir fakat maç saati yaklaşırken sinirler gerilmektedir. maç sonunda ise "biz sizi bilmem ne yaptık", ya da "bin gassaraylı bence on bin fenerliyi yok eder" tarzı karşılıklı hakaretlerle birbirine saldırıyor. bir birey olduğunu anladığında belki bu ülke sathında takım sporundan soğur fakat kutuplaşmanın olmadığı başka bir spor branşını daha bir keyifle izleyebilirsin. ben birey haline geldiğim vakit anlamıştım bunun ne olduğunu. 2-3 sene önce mağlubiyetlerde kahrolur, galip gelinen maçlarda ise spor basınını iyi takip ettiğim için herkesi etrafıma toplar, oradan buradan duyduğum analizleri kendi bildiğime yamayarak satardım, fakat hiçbir zaman karşı takıma karşı objektif davranmayı beceremezdim.
velhasıl dostlar, birey olmak mutluluk katsayınızı düşürüyormuş gibi durabilir, fakat hayatta kendinizle çelişmeden ve başkasına eğilip bükülmeden dosdoğru yaşamanızı sağlar. ikili ve çoklu ilişkilerde elbette esneklik, alttan alma, suyuna gitme gibi nosyonların varlığı sabittir ve bunları uygulamak gerekir çünkü günümüz diyalog, mutabakat ve çözüm arayışı zamanıdır. fakat bu hiçbir zaman bir grup-toplum-takım-ırk noktasına gelmemelidir.
ön edit: şehitlerle ilgili bölümde yanlış anlaşılmalara mahal vermemek adına bir şeyin altını çizmek istiyorum. şehitlerimizin hepsi bizim kalbimizdedir ve kalbimizde yaşayacaklardır. minnettarlığımız sonsuzdur ve her neredeyseler orada huzur içinde dinlenmelerini niyaz ederim. itirazım şehitlerimizi kendi çıkarları doğrultusunda kullanmak isteyen muktedirlerdir(burada parti ayırdı yapmadan parlamentonun kuruluşundan bugüne kadarki bütün siyasetçileri içine alarak söylüyorum). şehitleri ağızlarına sakız edip işlerine geldiğinde dilinin altına saklamaya cüret eden her kimse ona (partisinden bağımsız olarak) lanet olsun. -
hayatta başarılı olmanın 2 kuralı vardır.
1) Asla bildiğin şeylerin tamamını paylaşma. -
(bkz: sev kardeşim) -
nefret etme. nefret kişinin kendisini yıpratmaktan başka hiçbir şeye yaramaz. -
(bkz: göklerden gelen bir karar vardır) -
İlerle. Her an keşfetmeye açık ol. -
Yaşamayı ciddiye al . Hayatı ciddiye alma -
make it till you fake it
mealen diyor ki; seviyormuş gibi yapma sev -
anı yaşa ne ileriyi ne de geriyi düşün. :) -
Basit yaşa
22 entry daha
