hatırladıkça iç burkan çocukluk anıları
-
akla geldikçe duygudurumunu bir tuhaf yapan, geriye dönüp bakıldığında çok uzakta kalmış gibi görünen çocukluk zamanına ait anılardır.
okul yeni kapanmıştı. normalde tatil de olsa evden dışarıya çıkan bir insan değildim; ama o gün nereden estiyse mürsel adındaki arkadaşımla bira şişesi toplayıp satmaya karar verdik. köy içinde bulamıyoruz. o yüzden köy dışına giden yolu takip edip şarampole atılmış olan bira şişelerini toplayacağız. hem tatil de zaten. satışta efes bira şişesi tanesi 50.000'*' tuborg bira şişesi 100.000'*'. bu yüzden tuborg bira şişeleri bizim için daha değerli.
köyün yolunu yürümeye başladık. bulduklarımızı çabuk farkedilmeyecek yerlere saklıyoruz. dönüşte de toplayacağız. köy yolu üç kilometre kadar ve biz bu yolu güneşin altında saat iki gibi yürüyoruz. yolu bitirmiştik ama umduğunuz kadar fazla bira şişesi bulamamıştık. devam edelim dedik ve devam ettik. yaklaşık bir kilometre daha yürüdük. artık yorulmuştuk ve dinlenmemiz lazımdı. tarlalar vardı yol kenarlarında. bir tarla evine gidelim dedik. tarla evindeki abi bize hat değiştirmesi sırasında yardım edersek yirmi kuruş vereceğini söyledi. ve biz de kabul ettik.
yirmi kuruş! yirmi kuruş yahu. yapacağımız iş de öyle az buz değil hani. tamam çocuğuz ama yine de yapacağız o işi. biraz da onu tarifleyeyim. sulamaktan çamur olmuş bir tarla ve bizim bu tarlada bir sonraki sulama yerine çekmemiz gereken 10 fıskiye ve 20 boru. abi yardıma gelmeyecekti. ve biz arkadaşımla bu işi tam yirmi kuruşa yaptık. '*'
artık dönüş yoluydu. yürümeye başladık. toplaya toplaya ilerliyoruz yoldan ama işler kesat bu defa. beklediğimiz kadar yok. köye girmek üzereyiz ve biz hesapladigimiza göre 450.000 '*' şişelerden ve yardım ederek de 200.000 '*' kazanmışız. toplamda sadece 650.000 '*' tl mız var.
köye geldik ve direkt bakkala gittik. amcaya bira şişelerini sattık ve kazandığımız para ile iki tane küçük gofret ve bir sakız alıp arkadaşımla paylaştık.
ve biz sadece bir gofret yeyip bir sakız çiğnemek için toplamda yaklaşık sekiz km yol yürümüştük. yine her zamanki gibi kendi kazandığımız için tadı enfesti.'*''*' -
Henüz 5 yaşımda iken başından geçen hadisedir.
Köyde yaşıyorduk, komşumuzun bahçesinde muazzam büyüklükte bir iğde ağacı vardı ve o gün bize bir poşet kadar ikram etmişlerdi. İlk daha iğde yiyordum ve tadıyla büyülenmiştim neredeyse. Çok çabuk biten poşetle birlikte huzurum da tükendi. Dayamayıp komşunun bahçesine girdim ve oyuncak motorumun kaskının içini (kafa küçük kask küçük) dolduracak kadar iğde çaldım. Eve gelip gizli gizli yerken dedem fark etti. Kimin verdiği sorusuna cevapsız kalınca anlamış olacak ki "nasıl izinsiz alırsın?" diyerek hem iğdelerimi almış hem bir güzel dövmüş hem de kaskımı ancak yıllar sonrasında lise çağlarımda bulabildiğim bir uzağa fırlatmıştı. Ne dayak ne de kask umrumda değildi: iğdelerimin hepsini yesemdi de keşke daha fazla dövseydi diye ağladım gün boyu. Duamı duyduklarından mıdır bilinmez dedemden sonra anneannem ve annemden de papara yedim :d -
Bisiklet sürmeyi öğrenişimdir. Çok uzun süre yardımcı tekerleklerle sürdüm bisikleti, korktuğumdan falan değil de kimse bana bisiklete binmeyi öğretmek istemiyordu. 4. Sınıfa geçtiğim yaz, babaannemlerin evinin önündeki sokakta gidip geliyorum yardımcı tekerleklerin tıkırtısıyla, babamın amcasının evi de hemen yanda, onun torunları da kapının önünde oynuyor. Hayatımın dönüm noktalarından biri, o kadar fazla dalga geçtiler ki benimle ağlayarak eve gidip dedemi tehdit ederek yardımcı tekerlekleri çıkarttırmıştım. Tehdit de şu, sen çıkarmazsan öbür dedem çıkarır. Söylene söylene çıkarmıştı tekerleri. Bu haziranda kaybettik dedemi, nur içinde yatsın. Sert bir adamdı ama istediklerimizi yapmadığı olmadı. Neyse bisiklete döneyim. 4 tekerlek yok artık 2 tekerlek var ve özgürüm yani düşünsenize, şimdi tek eksik bana öğretecek biri. Babama gittim öğret diye ben senin peşinden koşamam işim gücüm var dedi, anneme gittim taktik verdi yolladı. Baktım kimseden hayır yok, dışarı sokağa da çıkmadan evin bahçesinde yarı beton yarı toprak zeminde yüzlerce kez düşerek kendi başıma öğrendim. Amcalarım güldü, babaannem güldü, kuzenlerim güldü ama o inatla tek başıma öğrendim. Sokağa çıktım sonra yüzümde bir cooler than you gülümsemesiyle, önümde diz falan çökmediler o eşşek kafalı uzaktan kuzenlerim bu kez de saçımla dalga geçtiler ama ben artık bisiklete binebiliyordum. (bkz: bu da böyle bir anım) -
5 yaşımdayken annem olmadan babamla beraber Köye gelmiştim. Annem gelememişti çünkü kardeşime hamileydi. Çok üzülmüştüm gelememesine.
Birkaç gün sonra da Doğum günümdü. Doğum günümde annemden ayrı olmak yeterince can sıkıcıydı zaten. Babamın patronunun oğlu, aynı zamanda akrabamızlar. İki yaş büyük benden. Doğum günlerimiz de bir gün arayla. Çok da yakınız ailecek. Ben doğduktan sonra Hep bir arada kutlamışız.
Onlar da bizimle.
Köydeki evimizdeyiz. 16 ağustos onun Doğum günü. Pasta almışlar. İçerideki masayı avluya taşıdılar. Ampüllü Işıklar asıldı. Köyün tüm çocuklarını topladılar. Gece güzel bir Doğum günü olayı oldu. Tabi ben de heyecanlıyım. Ertesi gün de benim Doğum günüm kutlanacak.
Yine pasta aldılar. Hazırlık yapıldı. Bekliyorum ki yine avluda olacağız.
Yağmur yağdı.
Küçücük evin içine tıkıldık. Çocuk kalbim kırılmıştı. Sanırım yaşadığımı hatırladığım ilk hayal kırıklığı bu. -
ilkokul 1.sınıfta lösemi hastası olan bir arkadaşımız vardı.çocuktuk;koşuyorduk,oyunlar oynuyorduk,uğur böcekleri yakalamaya çalışıp,ölmüş solucanlara mezarlar yapıyorduk..ciddiyet bizim için bir ders saati boyunca sessiz kalabilmekti belki de.bilmiyorduk ki..kaç gün geçti emin değilim,bu arkadaşımızın durumu ciddileşti,hastaneye yatmak zorunda kaldı.büyüklerin yüzlerinden düşen telaş ki korkuyla harmanlanmış..o hastanedeyken ona mektuplar yazdık,oyuncaklar yolladık,dönücekti aramıza.dönmedi..ölümün yalnızca minik solucanlara uğradığına şahit olmuştuk o güne kadar..eski evimizde kırmızı koltukta oturan anneme sarılıp ağladığımı hatırlıyorum epeyce.annemin saçlarımı okşayışını..
yiğit hiç gelmeyecekti belki aramıza ama bugün bile anımsadıkça onu,ölümün boğazımda düğümlediği yumrunun sızladığını hissediyorum.yiğit aramızdan uçtu ama biz büyüdük,çocuk gözlerini de kendimizle beraber büyüttük,büyüyeceğiz..ah çocuk. -
Belki özlendiği için belki de mutluluk dolu olmadığı için üzen anılardır.
İlkokul sınıfımızda çetecilik vardı. Erkekler olarak İkişerli üçerli gruplar halinde çete olur ve bir çeşit güç yarışına giderdik. Benim içinde olduğum çete 3 kişilikti ve başka bir üçlüyle anlaşamıyorduk. Bir gün okulun arka bahçesinde kavga etmek için sözleşip teneffüste oraya gittik. Bir de aralarında ramazan vardı ama bir görseniz; çok sessiz, sakin, kendi halinde, mülayim bir çocuktu. Diğer ikisi ile ne işi vardı şimdi bile anlamakta zorlanıyorum çünkü onlar tam bir baş belasıydı. O kadar uyumsuz bir arkadaşlıktı ki. Neyse arkadaşlarımla bahsettiğim diğer iki kişi eşleşti ve bana ramazan kaldı. 6 çocuk okulun bahçesinde ve teneffüsün ortasında birbirimize girdik. maalesef o kimseye bir zararı olmayan naif çocuğu dövdüm. ne zaman hatırlasam kalbim bir miktar kırılıyor. çocuk da olsam utanıyorum yaptığımdan. Arkadaşlarım da kendi paylarına düşen çocukları hakladılar bir güzel. Sınıfa dayı dayı dönüp oturduk. Sonra da sınıf öğretmenimiz şikayet üzerine tahtaya kaldırıp üçümüzü birden iyice benzetti. buradan kocaman bir özür gönderiyorum ramazan'a'*'
