geceye bir şiir bırak

142 entry daha

  • Şiir denildiğinde tek geçtiğim şiirdir.

    (bkz: Hüseyin nihal Atsız )

    Geri gelen mektup
    Ruhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden?
    Bilmem bu yanardağ ne biçim korla tutuştu?
    Pervane olan kendini gizler mi hiç alevden?
    Sen istedin ondan bu gönül zorla tutuştu.

    Gün, senden ışık alsa da bir renge bürünse;
    Ay, secde edip çehrene, yerlerde sürünse;
    Her şey silinip kayboluyorken nazarımdan,
    Yalnız o yeşil gözlerinin nuru görünse...

    Ey sen ki kül ettin beni onmaz yakışınla,
    Ey sen ki gönüller tutuşur her bakışınla!
    Hançer gibi keskin ve çiçekler gibi ince
    Çehren bana uğrunda ölüm hazzı verince
    Gönlümdeki azgın devi rüzgarlara attım;
    Gözlerle günah işlemenin zevkini tattım.
    Gözler ki birer parçasıdır sende İlahın,
    Gözler ki senin en katı zulmün ve silahın,
    Vur şanlı silahınla gönül mülkü düzelsin;
    Sen öldürüyorken de vururken de güzelsin!

    Bir başka füsun fışkırıyor sanki yüzünden,
    Bir yüz ki yapılmış dişi kaplanla hüzünden...
    Hasret sana ey yirmi yılın taze baharı,
    Vaslınla da dinmez yine bağrımdaki ağrı.
    Dinmez! Gönülün, tapmanın, aşkın sesidir bu!
    Dinmez! Ebedi özleyişin bestesidir bu!
    Hasret çekerek uğruna ölmek de kolaydı,
    Görmek seni ukbadan eğer mümkün olaydı.

    Dünyayı boğup mahşere döndürse denizler,
    Tek bendeki volkanları söndürse denizler!
    Hala yaşıyor gizlenerek ruhuma 'Kaabil'
    İmkanı bulunsaydı bütün ömre mukabil
    Sırretmeye elden seni bir perde olurdum.
    Toprak gibi her çiğnediğin yerde olurdum.

    Mehtaplı yüzün Tanrı'yı kıskandırıyordur.
    En hisli şiirden de örülmez bu güzellik.
    Yaklaşması güç, senden uzaklaşması zordur;
    Kalbin işidir, gözle görülmez bu güzellik...
  • İçimi dökersem diye söylüyorum
    Dikkat et ayağına batar
    Ben kaçıncı kez ruhumu yırttım biliyor musun?
    Anlamazsın.

    Anlamazsın, bir anda saat 22.24 oluyor
    Düşleyeyim diyorum da, neyi?
    Nasıl bilinmez, bilmezsin
    Bir reklam daha ezberledim bugün.

    Sigara paketim enteresan
    Çabuk kilo vermiş.
  • İyi ki geldin!
    Yüreğimin zarif acısı
    Şimdi bu şehir, adının incesiyle gülümsüyor kuşlara
    Basıp geçtiğin yollar, dokunduğun duvarlar…
    Her yer şarkı söylüyor.
    Kimyası değişiyor gökteki yıldızların.
    Parlıyor aklımdaki kuyruklu uçurtmalar.
    Şimdi her evin gölgesinde bir avuç su kalbim.
    Yüzünü yıkıyor göçüp gitmiş babalar.
    Ağzını uzatıp yudumluyor, terlemiş şen çocuklar.
    İyi ki geldin bak!
    Şimdi bu şehir çocuk,
    bu şehir baba,
    bu şehir aşk…
  • Bir avuç toprak kenarında
    Kendi ırmağımda, yalnız, oturdum
    Kımıltılar toprak oldu
    Ve topraklar kayarak döküldü parmaklarımın arasından

    Hiçe benzemişsin!
    Toprağın soğukluğuna bırak yüzünü

    Kendi doruğumu kaybetmişim.
    Korkuyorum, bir sonraki andan;
    ve duygularıma açılan şu pencereden.
    Bir yaprak düştü elimin unutulmuşluğuna;
    Akasya yaprağı!

    Kaybolmuş bir terane kokuyor;
    Annemin yüzünde oynaşan ninni kokuyor.
    Pencereden
    Çocukluğumun duvarında seyrediyorum gurubu
    Boşunaydı, boşuna!
    Bu duvar, kapılarının üstüne yıkıldı yeşil bahçelerin
    Oyunların altın zinciri, masalların aydınlık kapısı
    Kaldı göçük altında.
    O tarafta görünüyor benim siyahlığım:
    Çamur sıvalı bir kümbet damda durmuşum;
    bir gam gibi..

    Ve bakışlarımı dökmüşüm gurub buharına.
    Bu dehlizlerde avareydi bu bekleyiş.
    Eski ''ben'' sustu bu yeşil seramik ağlarda
    Gölge-güneşte bu akasya ağacı güneşin yakalanışını
    tatlı bir korkuda seyretti
    Güneş yanıyor pencerede
    Pencere yapraklarla doldu taştı
    Kaydım bir yaprakta
    Benimle değil bağlantısı dizilerin
    Ben kendi havamı içiyorum
    Ve kendi ırağımda oturmuşum, yalnız.
    Altüst ediyor toprağı parmağım
    Saçıyor resimleri birbirine, kayıyor, uykuya dalıyor
    Bir resim yapıyor, yeşil bir resim: Dallar, yapraklar
    Aydınlık bahçelerin üzerinde uçuyorum
    Gözlerim otlarla doluyor
    Ve kıpırtılarım karışıyor dallara, yapraklara
    Uçuyorum, uçuyorum
    Irak bir kırda
    Güneş kanatlarımı yakıyor ve ben uyanıklığın
    nefretiyle

    Düşüyorum toprağa.
    Biri yürüyor kanatlarımın külü üstünde.
    Alnıma bir el sürüldü; gölge oldum ben
    ''Şasusa'', sen misin?
    Geciktin:
    Çocukluk ninnilerinden, bu güneşin göz alışına dek
    seni bekliyordum.
    Ağların yeşil gecesinde sana seslendim, ırmağın
    Seherinde, mermerlerin güneşinde.
    Ve sana bu karanlık susuzlukta sesleniyorum:
    ''Şasusa!''
    Bu güneşlik kırı geceye çevir.
    Ki bulayım kaybolan yolu ve ayak izimde
    Susayım
    ''Şasusa'', siyah ve çıplak esinti!
    İçine al hayat toprağımı

    Suskunluktandı dudakları
    Parmağı kaydı hiçe doğru
    Ansızın dağıldı yüzünün şekli; yel götürdü tozunu
    Yollara düştüm gözleri yaşlı otların üzerinde
    Kaybettim bu otların arasında bir düşü.
    Ellerim beyhudeliğiyle dolu arayışların
    Eski ''ben'', yalnız, dolaştı bu kırlarda.
    Öldüğü zaman
    Ağlar düşü ve akasya kokusu parmaklarının arasındaydı.

    Bir gamın üzerinde düştüm yola
    Yakınım geceye; siyahlığım görünüyor
    Bir fener aldım o günlerin gecesinde
    Duruyor akasya ağacı fenerin aydınlığında.
    Yaprakları uyumuş, ninniye benzemişler
    Annemi işitiyorum
    Güneş pencereye karışmış
    Annemin mırıltısı yaprakların kıpırtısıyla ahenkli
    Bir beşik sallanıyor
    Ardında bir kitabe kazınıyor bu duvarın
    Duyuyor musun?
    İki saçma ân arasında gidip gelmekteyim
    Sanki bir kapı açtım toprağın soğukluğuna
    Mezarlık yaşamıma doğdu.
    Çocukluk oyunlarım üzerinde çürüdü bu kara taşların
    Taşları işitiyorum: Gam ebediliği
    Bekleyiş beyhudedir mezar kenarında
    ''Şasusa'' bir siyah mermer üstünde bitmişti:
    ''Şasusa'' benzeri karanlığımın.
    sohrab sepehri
    Güneşe bulanmışım
    Karart beni, kapkara; bana dök boyunun gecesini
    Ellerimi gör: Yaşam yolum sende susuyor
    Boşlukta bir yol, karanlığa bir sefer:
    İşitiyor musun kervanın çan seslerini?
    Bir avuç kabusla yoldaş olmuşum
    Yol geceden başladı; güneşe vardı ve şimdi geçiyor
    Karanlığın sınırından.
    Kervan sığ bir ırmaktan geçti
    Seher vakti döküldü üstüne dalgaların
    Gümüş rengi suda gülüyor bir çehre ölüme:
    ''Şasusa'', ''Şasusa!''
    Resimlerin pusunda soluk alıyor mezarlar
    ''Şasusa''nın tebessümü dökülüyor toprağa
    Ve parmağı kaybolmuş bir yeri gösteriyor:
    Bir kitabe!
    Taş sallanıyor.
    Akasya çiçekleri açıyor ninnisinde annemin
    Dallarda sonsuzluk.
    Bir avuç toprak kenarında
    Kendi ırağımda, yalnız, oturmuşum
    Yapraklar kayıyor hislerimin üstünde
    sohrab sepehri
142 entry daha