geceye bir şiir bırak
-
nasıl ince, ellerin, parmakların
coşkuyla ağırlığını kavrarken yaşamın,
nasıl katı, nasıl soğuk, kurşunların
sessiz ve dingin dünyanda yaşaman için.
orada mısın?
göremiyorum seni—
öylesine yoğun bir karanlık
uzanıyor ki benden sana
gözlerim
delinmiş gibi.
orada mısın?
densiz gülüşlerden uzak—
kuruyor musun beni?
ben ki
yılların yağmurlarıyla çürümüş
tahta gibiyim:
dokusu grileşmiş,
artık yalnız,
ateşe atılabilen.
beni
kuruyor musun—
arsız gürültülerden uzak
orada?
sessizliğim:
orada
duyuruyor mu beni sana
buradan,
rüzgarın dalları
bir an
bıraktığı aralarda?
Oruç aruoba -
ALTINCI GÜN
Benim söylemek için çırpındığım gecelerde,
Siz yoktunuz.
özdemir asaf -
İki şehri var gecenin, biri gözümde
tütüyor, birinin dumanı üstünde yağmur
gibi çöken siste, bana bu uykusuz
şehri niye bıraktın, göze alamadığım
bir şehrin yerine bütün şehirlerdesin,
gece değil istediğin hayli karanlık
bakışlı bir şehrin gözleriyle çarpışmak
hevesindesin! Gözlerini anlıyorum henüz
bağışlayabileceği gözleriyle çarpışmadı kimsenin;
gözlerimizi uzaklıklar değil ki yalnız
göze alamadığımız yakınlıklar da acıtır,
ve gözleri ancak gözler bağışlayabilir,
öyle acıyor ki gözlerim kim bağışlayacak,
sis değil, uykusuzluk değil, iki uzak
şehir gibi ayrılıktan kavuşmuyor gözlerim :
Biri hepimizle göz göze gibi hala uykusuz,
biri sis içinde kirpiklerine kadar açık,
bu sessizliği kim bıraktıysa, göremiyorum
konuşkan gözlerinde tek sözcük bile,
gözlerimiz birbirine değmiyor gecenin iki şehrinde
Kimsenin kimseye gözü değmiyorsa, şiir niye ?
haydar ergülen
-
sana tanık bulunur şehre salınmış gövde
kaldır artık şu göğsünden lekesizliği
soyunup başımız önde şehri çıkalım!
dünya beni acıtacak kadar büyükmüş, demek için
küçük yalnızlığını dünyaya bağışlayan!
bakışlara kalplere kurulmuş aynalarda
herkes öyle yalnız ki yalnızlığı bilen yok
ve insanın insana uzun cehenneminde
kendi yüzüne bakacak kadar güzel değil hiç kimse
yüzüne benzettiği maskelerden ağlayan kadın,
inceyken kara kalemlerin ezdiği bir resim gibi
kitaba düşünce kelimenin şerrinden
sevişmekten yorulunca aşktan korkuyor
hayatı başka hayatların çıplak gövdesi
gövdelerin gecesi: benzerinin yüzünde ölümü öpen
ve soyunan yalnızlık korkusuyla benzerlerine
yok çünkü, cezasını bir cezaya ekleyen gezgin
ayna tutup boynundaki ipi kıran yok
yataklar ter kokan cesetlerin buluşma yeri
gölgelerin çiftleştiği şehirde
ben kendimi sevseydim cinayetler işlerdim
ey, yüzüne bakmadan aynalar tasarlayan, sen de
rüzgârın buruşturup atılan bir kâğıt gibi
parçalanmış bir kuş gibi alnıma konmadan önce
şehir tüylerini yolup beyaz karnını paylaşmadan,
sen, aşkına olmayan şehirler aramadan
ve kanatların küllerle ağırlaşmadan
şehrin dışına çık ve tanış benimle!
Haydar Ergülen -
https://youtu.be/scPHcldZu4Q
ahmed arif; -
Geriye bakarak yanıtlıyoruz birbirimizi
Bir destek aranır bir güç alırcasına
Dönerek ikide bir anıların ülkesine..
Alnımızı gererek konuşuyoruz, kaşlarımızı
Bir ince eğimle siper edip bakışlarımıza
Çok iyi bildiğimiz bir duyguyu
- O biraz yenilgiye biraz ezikliğe benzer
Ortak yaşadığımız sızım sızım -
Saklamaya çalışıyoruz birbirimizden.
Uzun uzun susuyoruz sözün kıyılarında
Hangi kapıyı aralasak bir uzaklık esiyor
Hiçbir düşünceyi sonuna dek götüremiyoruz.
- Böyle belirlenmiş sınırlar içinde
Bir iç denetimle, bir dış denetimle
Konuşmasak da eski tadını yitirdi -
Düşler kuruyoruz yeniden gelecek üzerine
Kaldırıp kirpiklerimizi ayak uçlarımızdan
Dağlara bakıyoruz, ufuklara, bulutlara
- Ah, o insan yüreğinin değişmeyen tutkusu -
Bir güncel sesle sonra, çirkin ve çiğ
Bir kirli görüntüyle hayata ilişkin
Dönüyoruz gerçeğin o kalın çizgisine..
Yeni yeni yaşamlar kuruyoruz ödünler vererek
Aklımızda yüzlerce geçerli açıklama:
"Yaşamak zorundayız nasılsa, iyidir
Hiç yoktan var olmak" adına
Karşı çıktığımız ne varsa yapıyoruz hepsini.
Bir kan pıhtısı gibi yarada kuruyan
Binlerce uyuşturucu merhemle donuyor kalbinizde
Anılar inançlar incelikler düşler..
Şükrü erbaş -
Ellerinden utanıyorsun.
Benim umutlu olmaktan utandığım gibi...
Gösterişli bir vitrin gibisin.
Ağladığını bir tek sen biliyorsun
Ağladıkça daha da ışıldıyor sahipsiz güzelliğin.
Bense hep yoldayım. Evim hiç olmadı. Kaçıyorum...
Sahipsiz güzelliğin verdiği acıdan kaçıyorum.
Kaçmaktan kaçıyorum.
Hiçbir şey istemiyorum.
Belki utandığın ellerini sadece...
Ellerin vitrinin dışında, nasıl da masum sıcak.
Alışmamışım mutlu olmaya ben,
Ellerini vitrine koyup, kendimden kaçıyorum.
cezmi ersöz -
Çözemediğim bir şeyler var hayatımda
Sualtı gibi derinlerde sessizce bekleyen
Dirensem, daha ne kadar direnebilirim artık
Nereye kadar gidebilirim, gitsem?
Aradığım nedir, o kentten bu kente?
Adressiz yaşamak da sıkar insanı gün gelir
Gider heyecanlar, istekler, gülümseyişler
Yüreğimdeki denizin suları birden çekilir. Özleyip de vardığım her yerden, hemen kaçsam diyorum
Ne aradığımı biliyorum, ne bulduğumu
Bilmem neresinde yanıldım ben bu hayatın?
Yüreğimi kabartan o sevinç, şimdi sonsuz bir acı oldu.
Taşlar yığılmış önüne en güzel, en anlamlı duyguların
Uçsuz bucaksız bir tüneldeyim ve her yanım karanlık
Koluma giriyor bazı adamlar, bir şeyler söylüyorlar
Kalıplaşmış, sıkıntı verici, güdük. Oysa acı diye bir şey var bu dünyada
Ölüm var -ki yüreğimde bu boşluğu yaratan bda odur. Yanıbaşımda ölüp gitti dostlarım, ben bakakaldım
Gözyaşlarının da bir yerlere gömüldüğü görülmüş müdür? Çözemediğim bir şeyler var hayatımda
Sanki ilk benim duyduğum garip, anlatılmaz duygular
Sürse daha ne kadar sürer bu, bilmiyorum
Ölümü ve hayatı yanyana düşünmesini ne zaman öğrenir çocuklar?
Ahmet erhan
(bkz: house) -
Yüzü gitgide suya dönüşen kadınım
Bir iğne, bir iplik kaldık şu dünyada
Ancak birbirleriyle bütünlenebilen..
Düşün ki, senin bütün adlarını söylesem
Doğa ayaklanır, koşarak gelir yanıma
Yüzü gitgide suya dönüşen kadınım
Benzedik birbirine bakan iki aynaya
Yaşamak güzel, yaşamak güzel, yaşamak
Artıları, eksileri yitirsek de boyuna
Kör bir noktada durup ardımıza baksak
Sularda pul pul, toprakta tel tel
Çözülüp dağılsak ve ömür desek buna
Al yarısını, öbür yarısı bende kalsın
Öleceğin günü bana önceden haber ver
İçimdeki, dışımdaki saatleri kurdum
Yelkovanı kovalayan akrep gibi kaldım burada
Yüzü gitgide suya dönüşen kadınım
Bir gün bütün aynaları kırarsam şaşırma
Ben aklımı yitirdim yüreğimi buldum.
Ahmet Erhan -
Bütün dünya ölüme düşer kapattığımda gözlerimi;
Açarım göz kapaklarımı ve doğar her şey yeniden.
(Sanıyorum kafamdan uydurdum seni.)
Yıldızlar vals yaparlar, kırmızı ve mavi,
Ve keyfi bir siyahlık dörtnal peşinden:
Bütün dünya ölüme düşer kapattığımda gözlerimi.
Düşledim büyüyle beni yatağa çektiğini
Ve çılgınca öptüğünü, delice şarkı söylediğini.
(Sanıyorum kafamdan uydurdum seni.)
Devrilir gökten Tanrı, solar cehennem ateşleri:
Melek ve Şeytan’ın adamları çeker giderken:
Bütün dünya ölüme düşer kapattığımda gözlerimi.
Hayal ettim söylediğin yoldan döneceğini,
Fakat yaşlandım, artık unuttum ismini.
(Sanıyorum kafamdan uydurdum seni.)
Bir fırtına kuşunu sevmeliydim seveceğime seni;
Hiç değilse baharda göğü şenlendirir gelirdi.
Bütün dünya ölüme düşer kapattığımda gözlerimi.
(Sanıyorum kafamdan uydurdum seni.)
Sylvia Plath
(Çeviren: İsmail Haydar Aksoy ) -
-gece yahut gündüz mü?
-hayır,ey dost,sonsuz bir günbatımıdır
iki ak tabut misali
iki güvercinin geçişiyle rüzgardan
ve uzaklardan gelen sesler gibi,o elgin ovadan
rüzgarının devinimi gibi,dur duraksız ve başı boş
-bir söz söylemeli
-bir söz söylemeli
karanlıkla birleşmek istiyor canım
bir söz söylemeli
ne kadar ağır bir unutkanlık
bir daldan elma düşüyor
keten tohumlarının sarı taneleri
benim sevdalı kanaryalarımın gagası altında kırılıyor
baklaçiçeği
mor sinirini,meltemin sarhoşluğunda
değişimin belirsiz kaygılarından kırılmaya bırakıyor
ve burada,bende,kafamda benim?
ah..
kafamın içinde hiçbir şey yok,koyu kızıl
zerreciklerin dönüşümünden başka
ve bakışım
yalan bir söz gibi
utangaçtır ve yere dönük
-ben bir ayı düşünüyorum
-ben şiirdeki bir sözcüğü
-ben bir pınarı düşünüyorum
-ben topraktaki bir düşü
-ben buğday tarlasının yoğun kokusunu
-ben ekmek söylencesini
-ben sililiğini oyunların
ve uzun daracık bir sokağı
akasya ağaçlarının kokusuyla dolan
-ben oyun sonrasındaki acı uyanışı düşünüyorum
ve sokak sonrasındaki şaşkınlığı
ve akasya kokusu sonrasındaki uzun boşluğu
-kahramanlıklar?
-ah
yaşlıdır atlar
-aşk?
-yalnızdır ve basık pencerelerden
mecnunsuz çöllere bakıyorlar
halhallı bir bacağın süzülüşünün
karmaşık anısıyla dolu bir yola
-istekler?
-yitiriyorlar kendileriini
binlerce kapının acımasız uyumunda
-kapalı?
-evet,hep kapalı,kapalı
-yorulacaksın
-ben bir evi düşünüyorum
sarmaşıkların soluklarıyla,rehavet içinde
gözün ışıması gibi,tembel,kaygısız bir evi
ve sonsuz gülümsemesiyle yeni doğan bir bebeği
sudaki ardışık döngü gibi,
ve bir üzüm salkımını andıran kanlı bir teni,
-ben yıkımı düşünüyorum
ve kara esintilerin talanını
ve kuşgulu bir ışığı
geceleyin pencerede aranan
ve küçük bir mezarı,yeni doğanın teni gibi küçücük
-iş..iş?
-evet,fakat o büyük masada
gizli bir düşman barındırır
seni usul usul kemirir gibi
tahtayı ve defteri gibi
ve binlerce başka boş şeyleri kemirir gibi
ve sonunda sen,bir çay bardağına dalacaksın
burgaçtaki sandal gibi
ve ufkun derinliklerinde,yoğun sigara dumanı
ve anlamsız çizgilerden
başka bir şey görmeyeceksin.
-bir yıldız?
-evet yüzlerce,yüzlerce,fakat
tümü kuşatılmış gecenin öte yanındalar
-bir kuş?
-evet yüzlerce,yüzlerce,fakat
tümü uzak anılardalar
kanat çalmalarının boş gururuyla
-ben sokaktaki bir haykırışı düşünüyorum
-ben ara sıra duvardan geçen zararsız bir fareyi
-bir söz söylemeli
-bir söz söylemeli
sabahları,
havanın ergenlik duygusu gibi
belirsiz bir şeyle ansızın
birleştiği titreşimli bir anda
ben
bir taşkınlığa bırakılmak istiyorum
o koskoca buluttan yağmak istiyorum
ben
hayır,hayır,hayır,hayır diye haykırmak istiyorum
-gidelim
-bir söz söylemeli
-kadeh mi,yatak mı,yalnızlık mı,uyku mu yoksa
-gidelim..
füruğ ferruhzad
-
Dikenin kalbime battığı bir sonbahar günüdür
Sen elini bulutların içinde gezdirirsin
Bulutlar senin gözlerinin üstünde yürürler
İçini kurtlar kemirir
bence malumdur
Buğulanmış camların arkasında masmavi yüzün
Senin ateşler içinde olduğun
bence malumdur
Ellerin muhakkak çocuk elleridir
Hep kimsenin bilmediği türküler düşünürsün
Onlar neden daima okul türküleridir
Süleymancıktan bahseder kara toprakta acık
Yeşil bir yıldız gibi akıp giden süleymancıktan
Ve karınca yuvalarından bahseder
Işıksız kömürsüz karınca yuvalarından
Gökyüzünde kızıl bir hilalın kaydığını görürsün
Sen ansızın gökyüzünde görünürsün gözlerinin rengi
bence malumdur
Elinde değildir akşam serinliğinde üşürsün
Eylül'den itibaren geceler hazindir uzundur
Sokaklar yorulur uykuya varıp gelirler
Sokakların üstüne bulutlar gelirler
Bulutların üstüne yıldızların gözleri gelir
Bir yıldız bir yıldızın ardınca gider
Yıldızların kayboldukları yer
Bence malumdur
Karanlıkta bir şeyler kopar dağılır
Uzaktan yabancı sesler duyulur
Sen elini bulutların içinde gezdirirsin
Elin hayallerimi dağıtır
Bilirsin sen elini bulutlar içinde gezdirirsin
Attila ilhan -
uludağ'da karı düşünüyorum karı
donları çözülmüş karı
masamda buz gibi biram
hani ya rakım
herkesin elinde ski kayıyor
benimki kırık
benim adım orhan veli kanık,
yüreği yanık.
orhan veli. -
Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir
Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir
(bkz: ziya paşa) -
Bu yürek
Seni seveceğini biliyordu herhalde
Bu kafa seni kuracağını seziyordu hanidir
Bire bin veren buğday
Elmadaki mayhoşluk
Hukuki beşer
Çınçınlı hamam
Çizmedeki kedi
Sanki elleriyle koymuşlar gibi
İkimizden bir işmar
Seni sevmemiş olsam, sözlerim yarı yarıya
Gözlerim yarım
Ellerim çolak hüseyin eli
Seni sevmesem, nefes almayı beceremem ki
Bugün günlerden ne?
Cumartesi
Seni sevdiğim için, Cumartesi elbet
Seni sevdiğim için, bak temmuz ayındayız
Ayşe onbaşı, pir sultan abdal, büsbütün sevdalıyım sana
Bu gemiler nereye gidiyor, seni sevdiğim için
Seni sevdiğimden, suyun akası geliyor
Bacaların tütesi
Nurhayat’ın halleri, seni sevdiğim için güzel
İbrahim’in dilleri
İnsan seni sevince , tutsaklığa kızar tabi
Savaşın adı geçse, cinifrit olur
Ereğli’nin kömürünü düşünür, ne kömür o be
Raman’ı düşünür, Çukurova’yı düşünür
Seni sevdiği için, Haliç’te bir uğultu
Marmara’da bir deniz
Isparta bahçesinde güller
Seni sevdiği için goncalanıyor
Seni sevdiğim için, kilim dokuyor Avşar’da
Yarın sabahlar,
seni sevdiğim için icat edildi
Penisilin, halk şiiri, canlı sinema
Mapushaneler, yedi düvel, harbi ispanyol nezlesi
Sultan Hamid, don civani
Ne bilsinler seni sevdiğimi
Başaklanmayan yulafa söylemeli
Cılk yumurtaya
Paslı demire
Kulağını bükmeli kurtlu kirazın
Hoşnut değilllerse bu gidaşattan
Akıl etsinler seni sevdiğimi,
Yeşille turuncunun kafa barıştırması, bu sevdadan ötürü
Tepemizdeki o göçmez tavan
Sulardaki yakamoz, ortancadaki pembe
Ben seni sevdim diye
Bingöl vilayetinde, kamyondan inince
Tığ gibi bir delikanlıya soruyorum
Siz nerenin bulutlarısınız böyle?
Biz sizin sevdanızın bulutlarıyız
Bir yıldızlı akşamı varsa Ankara’nın
1953 kışları içinde
Karnı tok, sırtı pekse hısım akrabanın
Konu komşu, dirlik düzenlik içindeyse
Birbirimizi daha çok sevelim diye
İnsan seni sevince iş güç sahibi oluyor
Şair oluyor mesela
Meyhaneden cayıyor bir akşamüzeri
Caysın be güzel
Caysın be iyi
Tütünü bırakıyor, tütün neyime zarar
Keseme zarar, ciğerime zarar, sevdama zarar
Seni sevince adamın papuçları eskimiyor
Beti benzi yeni çarktan çıkmış gibi
Seni sevince insan bilgili, saygılı, gönlü gani, şen
Saçları zencefilli
Erkencecik evine dönmek istiyor canı
Hep seni düşün
Hep seni yaşat
Hep seni yıka
Seni doyur üç öğün
Seni bir kanım uyut, sonra uyandır
Lokman hekim, seni sev diyor bana
Seni sevmeseydim, ilkbaharı koydunsa bul gayrı
İstanbul diye bir kent yoktu ki yeryüzünde
Umut diye bir şey yoktu ki, seni sevmeseydim
Hak, hukuk, bereket diye
Eşitlik, kardeşlik, hürriyet diye
Yüreğime sağlık ne iyi ettim!
Edit: Metin Eloğlu -
Rüzgârla bozduğun sessizliğini dinledim;
seni bırakan yaprağın sesini, kuma dokununca
ve çölde çizilmiş bir ağaç gibi resmini.
oysa süngerde kalmış damlasıydım sana
ulaşamayan suyun, yanında üşürken uyu-
yordum gözlerimde seni ve öylesine sustun
kuytusunda uykumun.
kumunu içine saklayan bir saatti çöl-
de bulduğun; ters çevrilmedikçe çalışmayan.
belki giden zamanı geri getirmekti
istediğin, saatini bana bırakıp gitmekti. sanki
bilmiyordun çölün kuma göre değil sana
göre yalnızlık olduğunu, yine de yanıbaşıma
kurdun bu saatli kumu.
bu yüzden uyanamıyorum, üstelik bilmiyorum:
hangi gerçek için bölmeliyim uykumu?
Zafer Ekin karabay -
Gülün tam ortasında ağlıyorum
Her akşam sokak ortasında öldükçe
Önümü arkamı bilmiyorum
Azaldığını duyup duyup karanlıkta
Beni ayakta tutan gözlerinin
Ellerini alıyorum sabaha kadar seviyorum
Ellerin beyaz tekrar beyaz tekrar beyaz
Ellerinin bu kadar beyaz olmasından korkuyorum
İstasyonda tiren oluyor biraz
Ben bazan istasyonu bulamayan bir adamım
Gülü alıyorum yüzüme sürüyorum
Her nasılsa sokağa düşmüş
Kolumu kanadımı kırıyorum
Bir kan oluyor bir kıyamet bir çalgı
Ve zurnanın ucunda yepyeni bir çingene
cemal süreya -
Her aşk bulunduğu kalbin şeklini alır.
Toprak kokusu değince o rüyaya
Aşk çözülür... geriye menekşeler kalır.
Solmuş menekşeler: derinliğin tarihi.
Yenik kavimlerin tarihi.
Sevmek ateştir diye seslenir biri.
Yalnız o mu? Kavuşmak ateş
Kalbini bıraktığın sular ateş
Şarkılar ateştir: “iki mehtap
arasında kaldı gönül.”
İki güneş
İki gökyüzü arasında.
Bir buluta karşı iki güneş durduğunda
Her ölüm kendi gövdesinin şeklini alır -
seni istiyorum ve biliyorum
asla koynuma almayacağım
sen o aydın ve pırıl, pırıl gökyüzüsün
ben bu kafeste bir tutsağım
kara ve soğuk parmaklıklar ardından
gözlerim hasretle bakıyor yüzüne doğru
bir elin uzanışını düşlüyorum,
ansızın ben de uçayım sana doğru
boş bir anda düşlüyorum
bu sessiz hapishaneden uçmayı
gülerek gardiyan adamın gözüne
yanında yaşama yeniden başlamayı
düşlüyorum ancak bilirim asla
bu kafesten kurtulmaya gücüm kalmamış
gardiyan adam istese bile
kanatlanıp uçmaya soluğum kalmamış
parmaklıklar ardında her sabah
bir çocuğun bakışı güler bana doğru
sevinç şarkılarına başladığımda
dudağında öpücükle gelir bana doğru
şayet bir gün, ey gökyüzü
kanatlanırsam bu sessiz evden
ağlayan çocuğa nasıl söylerim
tutsak bir kuşum vazgeç benden
bir mumum, canımın alazıyla
harabeleri aydınlatırım
sönüklüğü seçersem eğer
bir yuvayı yıkıp dağıtırım.
füruğ ferruhzad -
Ben, seni sevmeye
kıyamadım biliyorsun
Sen, beni sevmeye
kıyamadın biliyorum
Kimseye kıyamayan biz
yaşanılası bir sevdaya
kendi ellerimizle
daha doğmadan kıydık
Elim elini
tutmamış olsa da
Gözüm gözüne
bakmamış olsa da
İkimizde günahkarız
herkesten fazla
Kimseye kıyamayan biz
yaşanılası bir sevdaya
kendi ellerimizle
daha doğmadan kıydık
Bana kıyamayan sen
sana kıyamayan ben
birbirimizin yüreğinden
kendimizi söküp aldık
Kimseye kıyamayan biz
yaşanılası bir sevdaya
kendi ellerimizle
daha doğmadan kıydık
El ele verip
dünyanın en kanlı
kürtajını gerçekleştirdik
bir sevinin katili olduk
Şimdi hangi yüreğe
hangi yüzle girebiliriz
hangi yürek sahiplenir
senin ve benim gibi bir katili
Şimdi hangi aşkla yıkansak
temizlenir ki elimizden
dilimizden ve yüreğimizden
kürtaj izleri...
