geceye bir şiir bırak

106 entry daha

  • Her aşk bulunduğu kalbin şeklini alır.
    Toprak kokusu değince o rüyaya
    Aşk çözülür... geriye menekşeler kalır.
    Solmuş menekşeler: derinliğin tarihi.
    Yenik kavimlerin tarihi.

    Sevmek ateştir diye seslenir biri.
    Yalnız o mu? Kavuşmak ateş
    Kalbini bıraktığın sular ateş
    Şarkılar ateştir: “iki mehtap
    arasında kaldı gönül.”

    İki güneş
    İki gökyüzü arasında.

    Bir buluta karşı iki güneş durduğunda
    Her ölüm kendi gövdesinin şeklini alır
  • M. SADİ KARADEMİR, POSTÜLA
    Tarih 10 Mart 2016In Şiirler
    Yoksulun hazanda giydiği paltosuyum,
    Bu gece yalnız bırak, kirlendi abdest suyum
    Ve kirlendi oyuncaklar, bak yine çocuksuyum.

    Bağcıklarım neden bağlanmıyor sevgilim?
    Testere dişlerinin bu keskinliği niye?
    Ya torna tezgâhlarının kolumuzu kapması…
    Neden kumbaram gibi değil bankalar?
    Komşu Ayşe Teyze yine ağlıyor neden?
    Niçin soğuk oluyor alev saçan silahlar?
    Anlamış değilim.

    Oysa böyle öğrenmemiştim tam
    Yasef’ten sonra gelen atalarımdan.
    Ne doğar doğmaz kulağıma okunan ezan
    Ne ezberlediğim dualar
    Ne annem babam
    Bahsetmediler paranın ululuğundan.

    Şimdi ise üzerime yapışan yaftalardan
    Kendime bir ömür yakışanı seçmeliyim.
    Sonra boğazıma kılçık gibi takılan klişelerden
    Duyanları hayrete düşürecek bir slogan.

    Ateş püskürmeliyim kobayların kanmışlıklarına
    Haksızlığa manifestom, emperyalizme salvolar
    İkna edilsin diye canlı bombalar
    Ve yaşamak savaşını versin diye çocuklar
    Çıkmalıyım hapsinden kahramanlığın.
    Yorgun düşmeliyim, iyiye yardım ve yataklıktan.

    Kırmızı Ferrarileri cilalayacaksa kan
    Ölecekse gölgede çicek
    İflah olmazsa zaman
    Birlikte göçeceğiz ufkumuza sevgilim.
    Tekrar edecek nakaratını içimizde postülam.

    Yasak şarkı söyleyen kurtuluş korosuyum
    Bu gece yalnız bırak, kirlendi abdest suyum.

  • aşksız ve paramparçaydı yaşam
    bir inancın yüceliğinde buldum seni
    bir kavganın güzelliğinde sevdim.
    bitmedi daha sürüyor o kavga
    ve sürecek
    yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!

    aşk demişti yaşamın bütün ustaları
    aşk ile sevmek bir güzelliği
    ve dövüşebilmek o güzellik uğruna.
    işte yüzünde badem çiçekleri
    saçlarında gülen toprak ve ilkbahar.
    sen misin seni sevdiğim o kavga,
    sen o kavganın güzelliği misin yoksa...

    bir inancın yüceliğinde buldum seni
    bir kavganın güzelliğinde sevdim.
    bin kez budadılar körpe dallarımızı
    bin kez kırdılar.
    yine çiçekteyiz işte yine meyvedeyiz
    bin kez korkuya boğdular zamanı
    bin kez ölümlediler
    yine doğumdayız işte, yine sevinçteyiz.
    bitmedi daha sürüyor o kavga
    ve sürecek
    yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!

    geçtiğimiz o ilk nehirlerden beri
    suyun ayakları olmuştur ayaklarımız
    ellerimiz, taşın ve toprağın elleri.
    yağmura susamış sabahlarda çoğalırdık
    törenlerle dikilirdik burçlarınıza.
    türküler söylerdik hep aynı telden
    aynı sesten, aynı yürekten
    dağlara biz verirdik morluğunu,
    henüz böyle yağmalanmamıştı gençliğimiz...

    ne gün batışı ölümlerin üzüncüne
    ne tan atışı doğumların sevincine
    ey bir elinde mezarcılar yaratan,
    bir elinde ebeler koşturan doğa
    bu seslenişimiz yalnızca sana
    yaşamasına yaşıyoruz ya güzelliğini
    bitmedi daha sürüyor o kavga
    ve sürecek
    yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!

    saraylar saltanatlar çöker
    kan susar birgün
    zulüm biter.
    menekşeler de açılır üstümüzde
    leylaklar da güler.
    bugünlerden geriye,
    bir yarına gidenler kalır
    bir de yarınlar için direnenler...

    şiirler doğacak kıvamda yine
    duygular yeniden yağacak kıvamda.
    ve yürek,
    imgelerin en ulaşılmaz doruğunda.
    ey herşey bitti diyenler
    korkunun sofrasında yılgınlık yiyenler.
    ne kırlarda direnen çiçekler
    ne kentlerde devleşen öfkeler
    henüz elveda demediler.


    bitmedi daha sürüyor o kavga
    ve sürecek
    yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!
    Adnan yücel
  • Kimse yoktur duymasın öpüşürken
    Yüzü olmayan insanların gülümseyişini
    Kimse yoktur dokunurken bir bebeğe unutsun
    Durgun kafataslarını atların.

    Çünkü aranır alında güller
    O katı görünüşlü kemiklerin,
    Başka işe yaramaz erkeğin elleri
    Toprağın altındaki köklere benzemekten.

    Bazı çocukların kalbinde yitirdiğim gibi
    Birçok kere yitirdim denizde kendimi.
    Gidiyorum aramaya; suyu bilmeden,
    Beni çürütecek,ışık yüklü ölümleri.

    Federico Garcia Lorca
  • su çürüdü

    (bkz: Ahmet telli)
  • Bir plak gibi dönüyor gökte mavilik,
    Sesi aşağıda, çok aşağıda,
    Üstünde bir duvarın. Duvarsa,
    Dondurma yiyen bir çocuğun eli sanki,
    Taşmış akıyor,
    Öpüyor toprağı kanatan nar çiçeklerini.

    Öpülüyorum bembeyaz çimlerinde yalnızlığımın,
    Sonsuzluk yarın...

  • “kuşlar toplanmış göçüyorlar
    keşke yalnız bunun için sevseydim seni”
    “hiçbir şeyim yok akıp giden sokaktan başka
    keşke yalnız bunun için sevseydim seni”
    “seni o kadar yakından görünce,
    keşke yalnız bunun için sevseydim seni”
    “hızla geçen otobüslerin ardından benzeşmek…
    keşke yalnız bunun için sevseydim seni”
    “senaryocu bayanla bir bankta oturuyoruz
    keşke yalnız bunun için sevseydim seni”
    “iyi anlarında sesin kalınlaşıyor.
    keşke yalnız bunun için sevseydim seni”
    “baktım yeri toparlıyor ayak izleri
    keşke yalnız bunun için sevseydim seni”
    “eşiklere oturmuş bir dolu insan
    keşke yalnız bunun için sevseydim seni”
    “fazıl hüsnü diyor ki, ne diyor fazıl hüsnü?..
    keşke yalnız bunun için sevseydim seni”
    “ortaoyunumuzun dekoru bir kağıt mendil
    keşke yalnız bunun için sevseydim seni”
    “ve konsolun üstünde noksan bir gümüş kutu
    keşke yalnız bunun için sevseydim seni”
    “uzaklardaydın, oracıkta öbür kıtada,
    keşke yalnız bunun için sevseydim seni”
    “ikinci bir parıltı var senin bakışlarında
    keşke yalnız bunun için sevseydim seni”
    “kehanet adlı kısacık bir şiir buldum
    keşke yalnız bunun için sevseydim seni”
    “yürüyoruz bütünlemeye kalmış bir sessizlikte
    keşke yalnız bunun için sevseydim seni”
    “iki çay söylemiştik orda, biri açık,
    keşke yalnız bunun için sevseydim seni”
    “uzaklara bir bakışın vardı kafeteryada
    keşke yalnız bunun için sevseydim seni”
    “bir şey var, ancak makilerin orda söyleyebilirim,
    keşke yalnız bunun için sevseydim seni”
    “an ki fıskiyesi sonsuzluğun
    keşke yalnız bunun için sevseydim seni”
    (bkz: Cemal Süreyya - keşke yalnız bunun için sevseydim seni )
  • XVII
    omurgamı aldın benim.

    omurgamı aldın.

    omurgamı aldın.

    omurgamı.

    niye?
    Birhan keskin - taş parçaları
  • Siyah akar zonduldakın deresi,
    Yüz değil kömür karası,
    İşte böyle kazanılır ekmek pArası.
  • bilmezler yalnız yaşamayanlar,
    nasıl korku verir sessizlik insana;
    insan nasıl konuşur kendisiyle;
    nasıl koşar aynalara,
    bir cana hasret,
    bilmezler.
  • Biliyorum sana giden yollar kapalı.
    Üstelik sen de hiç bir zaman sevmedin beni
    QNe kadar yakından ve arada uçurum;
    İnsanlar, evler, aramızda duvarlar gibi Uyandım uyandım, hep seni düşündüm
    Yalnız seni, yalnız senin gözlerini.
    Sen Bayan Nihayet, sen ölümüm kalımım
    Ben artık adam olmam bu derde düşeliŞimdilerde bir köpek gibi koşuyorum ordan.
    (Cemal Süreya - biliyorum sana giden yollar kapalı)
  • Mesut sanmak için kendimi
    Ne kâğıt isterim, ne kalem;
    Parmaklarımda cıgaram,
    Dalar giderim mavisinden içeri
    Karşımda duran resmin.

    Giderim, deniz çeker;
    Deniz çeker, dünya tutar.
    İçkiye benzer bir şey mi var,
    Bir şey mi var ki havada
    Deli eder insanı, sarhoş eder?

    Bilirim, yalan, hepsi yalan;
    Taka olduğum, tekne olduğum yalan;
    Suların kaburgalarımdaki serinliği,
    İskotada uğuldayan rüzgâr,
    Haftalarca dinmeyen motor sesi,
    Yalan.

    Ama gene de,
    Gene de güzel günler geçirebilirim;
    Geçirebilirim bu mâvilikte,
    Suda yüzen karpuz kabuğundan farksız,
    Ağacın gökyüzüne vuran aksinden,
    Her sabah erikleri saran buğudan,
    Buğudan, sisten, ışıktan, kokudan..

    Ne kâğıt yeter ne kalem
    Mesut sanmam için kendimi.
    Bunların hepsi.. Hepsi fasafiso.
    Ne takayım, ne tekneyim.
    Öyle bir yerde olmalıyım,
    Öyle bir yerde olmalıyım ki,
    Ne karpuz kabuğu gibi,
    Ne ışık, ne sis, ne buğu gibi,
    İnsan gibi.
    (bkz: orhan veli)

    edit: imla
  • çiçekler sulasan, kurumuş yaprakları kessen
    sözgelimi tırnaklarını yemesen
    akşamları erken yatsan iyi olur.

    iyi olur elbet
    yani şu süsenler, kır menekşeleri yok mu
    ne desem
    denizin bir tenhalıkla uyumu
    kayboldu
    kış çoktan unutuldu da ondan. bir akşam
    bir manav bütün hüznüyle konuştu
    salatalara vuran bir ışığın altında
    sanki Ortaköy’de yarısı yanmış bir kışla
    gene böyle bir sonuçtu
    kış unutuldu kardeşim. artık
    hiçbir ayak sesi birbirine benzemez.

    Bingöl’le İstanbul arası
    otobüsle kaç saat
    yani İstanbul’la Bingöl arası
    kaç saat otobüsle
    kimine göre günlerce
    kimine göre birkaç saniyedir
    çünkü özlemler çeşit çeşit
    özlemler ki binlerce
    ah sevdadır ancak onları birleştirir
    Sündikan dağlarından aşağı
    Isparta biraz gülümser
    Isparta'nın ortası denizli çarşı
    balıklar cansız yüzer
    ey ülkesiz özlem, sen şimdi biraz dur
    bir kadın neden olmayasın ya da yitik bir erkek
    ah evet
    size de sormak gerek
    ey uçurumlar, köprüler
    kış neden unutuldu.

    Mersin körfezinde batık bir gemi
    ütünde kuşlar yüzen bir gemi
    kaptanı

  • "İnandır beni dünya
    İnandır yaşadıklarıma
    Güçlüydüm
    Uzaklardan gelir uzaklara gider sonbaharlara şaşırmazdım
    Yüzümün gizli yerlerine ansızın binlerce resmiyle yağan bir harf
    Bir harf vurdu beni dünya
    İncecik bir çınar yaprağı düştü üstüme sarsıldı kalbim
    Toprağa yağmur düşüyordu ah nasıl düşüyordu
    Bir harf durmadan durmadan üşüyordu
    Uzaklardan gelir uzaklara giderdim artık yıkıldım
    Ben bu yıkılışı yağmurlardan öğrendim
    Akşamı önüme bırakıp giden adam haklıydı
    Kentler ayrıntıydı haritalar ayrıntıydı
    İçinde tükendiğim şu hain hayatta
    Herkesin yalnızlığı duvarda asılıydı
    Nasıl söylesem dünya nereye bakıp söylesem
    Çekinerek yaşadığım yılları her akşam
    Çekinmeden ateşe attığımı nasıl söylesem
    Ben sana emanetim bırakma beni
    Dağıtma yüzümün menekşelerini
    Bu şarkıyı yalnız bitirmek istemiyorum bunu nasıl söylesem
    O harf yanlış denizlerde boğulurken
    Ben doğru bir kelime olamam
    İnandır beni dünya
    Yıllar geçti ve birşey kaybetmedim hayretimden
    Herkes bir saat alsa da çoğalmaz zaman
    Ve ben bazı şeyleri açıklayamam
    Yetmezken birimizin açtığı boşlukta yalnız kalmaya
    Neden kapansın göğsümde taşıdığım bu güzel yara
    Kader kimi seçerse kaptan o olsun
    Ben hangi pazartesiyi beklediğimi bilmiyorum"
    mevlana idris zengin
  • Kuş damdan düşünce
    sarışın bir yürüyüşüdür artık ölümün
    bir yağmurdur açılan kuraklığa
    bir yağmurdur kulübesi nisandan
    ve onun ayaklarına dolanan o gökyüzü
    kansız yüzleridir diri kuşların
    kuş düşünce camdan

    kuş düşünce damdan
    kızlar saçlarıyla ölümü düşünürler
    uzun bacaklı tanrılar koşuşur sokaklarda
    kuş öldü herkes mi arıyor
    gençlik mi yürüyor herkese ve mi arıyor
    onun gözlerini satılan çarşılarda
    kuş öldü kanadının altındaki o yara
    yağmurun karanlığını getiriyor geceye
    yağmurun ırmaklarını getiriyor geceye
    kuş öldü küçücük bir yorgunluktu ölmeden önce

    öldü, kim ısıtır artık onun ellerini
    suların aynasında üşüyen ellerini
    suların saygısıyla üşüyen ellerini
    İsmet Özel - Kuşun Ölümü
  • ~Toprak Ana~
    Kurumaya bedel mi her sümbül
    Şakıdıktan sonra gider mi bülbül
    Gömer mi anıları Toprak Ana
    Canlandırır mı sevgi olduğunda?
    İ.D. 03.02.20
  • İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya;
    Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya.
    Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak;
    Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak.
    Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir;
    Oluklar çift; birinden nur akar; birinden kir.
    Akışta demetlenmiş, büyük, küçük, kâinat;
    Şu çıkan buluta bak, bu inen suya inat!
    Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne,
    Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine;
    Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için.
    Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin?
    Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur,
    Sırtına Sakaryanın, Türk tarihi vurulur.
    Eyvah, eyvah, Sakaryam, sana mı düştü bu yük?
    Bu dâva hor, bu dâva öksüz, bu dâva büyük! ..
    Ne ağır imtihandır, başındaki, Sakarya!
    Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?
    İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal.
    Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal,
    Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan;
    Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan.
    Şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu ân;
    Kehkeşanlara kaçmış eski güneşleri an!
    Hani Yunus Emre ki, kıyında geziyordu;
    Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu?
    Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna;
    Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna?
    Mermerlerin nabzında hâlâ çarpar mı tekbir?
    Bulur mu deli rüzgâr o sedayı: Allah bir!
    Bütün bunlar sendedir, bu girift bilmeceler;
    Sakarya, kandillere katran döktü geceler.
    Vicdan azabına eş, kayna kayna Sakarya,
    Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!
    İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su;
    Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu.
    Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek;
    Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?
    Kafdağını assalar, belki çeker de bir kıl!
    Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl!
    Sakarya, sâf çocuğu, mâsum Anadolunun,
    Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun!
    Sen ve ben, gözyaşiyle ıslanmış hamurdanız;
    Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız!
    Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader;
    Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider!
    Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz;
    Sen kıvrıl, ben gideyim, Son Peygamber Kılavuz!
    Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya;
    Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya! ..
    (1949) Necip Fazıl Kısakürek
  • Elveda bedenden bedene yollandığım günlere
    Elveda beline sarıldığım güzellere
    Elveda memur çocukları gibi zor terk ettiğim kentlere
    Gittim ben sonsuzluğa, sorgusuzca gittim
    Seni martılara emanet ettim
    Islak, yorgun, huysuz martılara
    bektaşî tekkesinde deyiş okudum,
    Okudukça sana dokundum
    Yangın yeri gözlerine yüreğimi açtım
    (bkz: muharrem ince)
  • Kuşum ve ben bir aynada
    uyuyoruz, kafesimiz yatağımız
    yüzlerimiz eşlerine baka baka
    sonsuz kar altında uyuyoruz
    kuşum ve ben
    Eşim ve ben kızıl bir bağla
    bağlıyız birbirimize
    Çözülürse yoksulluk sevinir

    Aynamızın içinde tek bu bağ...
    Kızıl kıskaç eşim kuşum ben...
  • Yorgun gözümün halkalarında
    Güller gibi fecr oldu nümayan,
    Güller gibi... sonsuz, iri güller
    Güller ki kamıştan daha nalan;
    Gün doğdu yazık arkalarında!
    Altın kulelerden yine kuşlar
    Tekrarını ömrün eder ilân.
    Kuşlar mıdır onlar ki her akşam
    Alemlerimizden sefer eyler?
    Akşam, yine akşam, yine akşam
    Bir sırma kemerdir suya baksam;
    Üstümde sema kavs-i mutalsam!
    Akşam, yine akşam, yine akşam
    Göllerde bu dem bir kamış olsam!

    (bkz: Ahmet Haşim)
106 entry daha
/ 5