geceye bir şiir bırak
106 entry daha
-
Benim küçük gecemde
Rüzgar ağaçların yaprağına son kez süre tanıyor
Benim küçük gecemde viran olmanın korkusu var
Kulak ver
Karanlığın esintisini duyuyor musun?
Ben garipçe şu talihime bakıyorum, ümitsizliğe alıştım
Kulak ver
Karanlığın esintisini duyuyor musun?
Gecede, şu an bir şey geçiyor
Ay kızıl ve karmaşık
Ve her an düşme korkusu yaşanan bu damda
Bulutlar yaslı kalabalıklar gibi
Sanki yağmurun yağacağı anı bekliyor
Bir tek an
Ondan sonra hiç
Bu pencerenin arkasında gece titriyor
Ve yeryüzü
Geri kalıyor dönüşünden
Bu pencerenin arkasında bir bilinmeyen
Beni ve seni bekliyor
Ey baştan ayağa yeşil olan sen
Ellerini, yakıcı hatıralar gibi benim aşık ellerime bırak
Ve dudaklarını, sıcak bir his gibi senden benim aşık dudaklarımın okşayışlarına teslim et
Rüzgar bizi kendisiyle götürecek
Rüzgar bizi kendisiyle götürecek
Füruğ ferruhzad -
Mutsuz kente mutlu yağmurlar yağıyordu,
Aylardan bir deli zemheri,
Canım yanarken gözler gördüm sanki yangın yeri.
Elveda bedenden bedene yollandığım günlere,
Elveda beline sarıldığım güzellere,
Elveda memur çocukları gibi zor terk ettiğim kentlere.
Gittim ben sonsuzluğa, sorgusuzca gittim,
Seni martılara emanet ettim,
Islak, yorgun, huysuz martılara…
Bektaşi tekkesinde deyiş okudum,
Okudukça sana dokundum.
Yangın yeri gözlerine yüreğimi açtım.
Ben Yalova’dan bir öğretmen,
50’sine yeni bastım.
Gözlerim gözlerine akmak ister,
Sen ister gizle ister göster.
Gözlerimden başka göze gitme,
Gidersen de sevme, seversen de delirtme.
Beni incitme,
Kapatma gözlerini gözlerime.
Sana derdimi kaç satırda anlatırım,
Kaç bahar dayanırım yokluğuna,
Yumuşak hünerli ellerini nasıl bırakırım sabah karanlığına.
Dumanlı dağlarda mavi güvercinli hatıralarım,
Yeşil dallarda kızıl kirazlarım,
Meydanlarda söylensin şiirlerim şarkılarım,
Varlığın yıldız yangınları aydınlanırım,
Yokluğun iri soğuk yağmurlar ıslanırım,
Seni 100 dilde kıskanırım.
-Muharrem ince -
bugün 23 nisan
neşe doluyor insan -
Yıldan yıla geçerken
hikayeler topladım evlerde,
çıkından çıkına doldum taşırdım
hiçbir yere sığmayan
ölüm dirim haberlerini,
çıkamadığım yokuşları
bağışlıyorum giremediğim
çıkmazları. Doydum
gezdiğim caddelerde
kovandan kovana delik deşik
götürdüğüm uğultulara.
Bir kül ki boşuna: Ben
unutsam, kimse hatırlamaz.
Belki de yenilenmeli ağaçlar.
Boyalar devşirilmeli
mevsimin yapraklarından,
haşarı erguvandan.
Yepyeni fırçalar alınmalı çarşıdan,
insan eliyle germeli bezi tahtaya:
Herkes kendine görülmemiş
bir düş aramalı.
Sen, penceremdeki suskun kadın:
Hayatımda ol, kal, öl, istiyorum.
Enis batur -
yeşil serçem hala ki
sevgilimsen
demek ki….tanrı gökyüzündedir.
soruyor sevgilim:
gökyüzü ile benim aramdaki fark ne?
aranızdaki fark şöyle ki
bir gülsen sevgilim
aklımda ne yer kalır ne gök
aşk sevgilim
ayın yüzüne yazılmış güzel bir şiirdir
aşk ağacın tüm yapraklarına resmedilmiştir
kazınmıştır aşk…
serçelerin kanatlarına, yağmur damlalarına
lakin benim ülkemde sevgilim
bir kadın ne zaman bir erkeği sevse
taşlara tutulur
aşka düşeli
değişti….
değişti tanrının krallığı
gecenin karanlığı koynumda uyur oldu
batıdan doğar oldu güneş
tanrım…kalbim yetmez oldu
kimi sevsem….dünyalara bedel
bir başkasını koy yerime
dünyaları alsın içine
doğum günümü sorar durursun hala
yaz bir kenara…
aşkınla tutuştuğum gün…doğum günümdür
sihirli lambasından çıkıverse cin
dese bana: ne dilersen dile
yakutlar mı dersin zümrütler mi
gözlerini seçerdim …tereddütsüz…
siyah
davetkar ağlamaklı gözler
tanrıdan bir dileğim yoktur
yalnızca…
bu gözleri korusun
üstüne de bir gün daha versin bana
şiir dizeyim bu iki inciye
bir tanem
bilseydin seni ne kadar çok sevdiğimi
kenara atıp her şeyi
gelip gözlerimde uyurdun
sırasıyla say parmaklarını
ilki: sevgilimsin sen
ikincisi: sevgilimsin sen
üçüncüsü: sevgilimsin sen
dördüncüsü, beşincisi
altıncısı, yedincisi
sekizincisi, dokuzuncusu
ve onuncusu…sevgilimsin sen
nizar kabbani
-
lokman hekimin sev dediği - metin eloğlu -
Buzdan bir el kalbimi sıkıştırıyordu sanki
Ama rüyada yürüyor gibiydim;
Sağ elimin eldivenini
Çıkarıp sol elime giydim
Bitmez tükenmez gibi geldiler bana
Oysa topu topu üç taneydi basamaklar
"Benimle öl..." diye fısıldadı
Akçaağaçların arasından sonbahar
"Aldatıldım ben ... Üzgünüm ...
Uçarı, kötü yazgım aldattı beni..."
Dedim ki "Ben de,ben de öyleyim ...
Ölürüm ... ölürüm seninle sevgili..."
Son karşılaşmanın şarkısıydı bu
Dönüp bir kez daha baktım karanlık eve:
Yatak odasının penceresinde
Mumlar, kayıtsız, sarı bir ışıkla parlıyordu ...
Anna Ahmatova
-
Kuş damdan düşünce
sarışın bir yürüyüşüdür artık ölümün
bir yağmurdur açılan kuraklığa
bir yağmurdur kulübesi nisandan
ve onun ayaklarına dolanan o gökyüzü
kansız yüzleridir diri kuşların
kuş düşünce camdan
kuş düşünce damdan
kızlar saçlarıyla ölümü düşünürler
uzun bacaklı tanrılar koşuşur sokaklarda
kuş öldü herkes mi arıyor
gençlik mi yürüyor herkese ve mi arıyor
onun gözlerini satılan çarşılarda
kuş öldü kanadının altındaki o yara
yağmurun karanlığını getiriyor geceye
yağmurun ırmaklarını getiriyor geceye
kuş öldü
küçücük bir yorgunluktu ölmeden önce
öldü, kim ısıtır artık onun ellerini
suların aynasında üşüyen ellerini
suların saygısıyla üşüyen ellerini.
ismet özel -
Yaşamaktan öte özür bulamayınca aşka
sonuçları bir bir gözden geçiriyorum
pulluklarla devrilen toprağın ıslaklığındaki can
madenlerin buharından elde edilen büyü
bazı yasak kitapların verdiği dinç duygular
nelerse ki yaşamak sözünü asi kılan
nelerse ki lekesiz, umutlu ve budala.
Denedim. Soğuk sular dökünüp fırladım sokaklara
sorular sordum nice kara sıfatları üstüme alaraktan
ipte boynum, ağzım şehvet yalaklarında
çapraştım, and içip ayna kırdım
doğadan bir vahiy bekledimse boşuna
baktım akşam herkesin kabul ettiği kadar akşamdı
hiçbir meşru yanı kalmamıştı hayatımın.
Sözlerimin anlamı beni ürkütüyor
böylesine hazırlıklı değilim daha.
Bilmek. Bu da ürkütüyor. Gene de biliyorum:
Kapanmaz yağmurun açtığı yaralar çocuklarda.
ismet özel
-
yaşasın ne kadar da ideolojik yaklaşıyoruz birbirimize -
Eylül ' dü .
İzlerini çizdiği zaman ansızın gidişin ,
Şimdi yoktu bir anlamı suskunluğun .
Çırılçıplak kalakaldım sessizliğin orta yerinde .
Sonra sesime yankı vermeyen uçurumlar kıyısında yürüdüm bir zaman
En çok sesini aradım .
Gözlerinse asılı bıraktığın yerdeydiler hala .
Gözlerini sildi zaman.. -
sana tanık bulunur şehre salınmış gövde
kaldır artık şu göğsünden lekesizliği
soyunup başımız önde şehri çıkalım!
dünya beni acıtacak kadar büyükmüş, demek için
küçük yalnızlığını dünyaya bağışlayan!
bakışlara kalplere kurulmuş aynalarda
herkes öyle yalnız ki yalnızlığı bilen yok
ve insanın insana uzun cehenneminde
kendi yüzüne bakacak kadar güzel değil hiç kimse
yüzüne benzettiği maskelerden ağlayan kadın,
inceyken kara kalemlerin ezdiği bir resim gibi
kitaba düşünce kelimenin şerrinden
sevişmekten yorulunca aşktan korkuyor
hayatı başka hayatların çıplak gövdesi
gövdelerin gecesi: benzerinin yüzünde ölümü öpen
ve soyunan yalnızlık korkusuyla benzerlerine
yok çünkü, cezasını bir cezaya ekleyen gezgin
ayna tutup boynundaki ipi kıran yok
yataklar ter kokan cesetlerin buluşma yeri
gölgelerin çiftleştiği şehirde
ben kendimi sevseydim cinayetler işlerdim
ey, yüzüne bakmadan aynalar tasarlayan, sen de
rüzgârın buruşturup atılan bir kâğıt gibi
parçalanmış bir kuş gibi alnıma konmadan önce
şehir tüylerini yolup beyaz karnını paylaşmadan,
sen, aşkına olmayan şehirler aramadan
ve kanatların küllerle ağırlaşmadan
şehrin dışına çık ve tanış benimle!
Haydar Ergülen -
Geriye bakarak yanıtlıyoruz birbirimizi
Bir destek aranır bir güç alırcasına
Dönerek ikide bir anıların ülkesine..
Alnımızı gererek konuşuyoruz, kaşlarımızı
Bir ince eğimle siper edip bakışlarımıza
Çok iyi bildiğimiz bir duyguyu
- O biraz yenilgiye biraz ezikliğe benzer
Ortak yaşadığımız sızım sızım -
Saklamaya çalışıyoruz birbirimizden.
Uzun uzun susuyoruz sözün kıyılarında
Hangi kapıyı aralasak bir uzaklık esiyor
Hiçbir düşünceyi sonuna dek götüremiyoruz.
- Böyle belirlenmiş sınırlar içinde
Bir iç denetimle, bir dış denetimle
Konuşmasak da eski tadını yitirdi -
Düşler kuruyoruz yeniden gelecek üzerine
Kaldırıp kirpiklerimizi ayak uçlarımızdan
Dağlara bakıyoruz, ufuklara, bulutlara
- Ah, o insan yüreğinin değişmeyen tutkusu -
Bir güncel sesle sonra, çirkin ve çiğ
Bir kirli görüntüyle hayata ilişkin
Dönüyoruz gerçeğin o kalın çizgisine..
Yeni yeni yaşamlar kuruyoruz ödünler vererek
Aklımızda yüzlerce geçerli açıklama:
"Yaşamak zorundayız nasılsa, iyidir
Hiç yoktan var olmak" adına
Karşı çıktığımız ne varsa yapıyoruz hepsini.
Bir kan pıhtısı gibi yarada kuruyan
Binlerce uyuşturucu merhemle donuyor kalbinizde
Anılar inançlar incelikler düşler..
Şükrü erbaş -
Ellerinden utanıyorsun.
Benim umutlu olmaktan utandığım gibi...
Gösterişli bir vitrin gibisin.
Ağladığını bir tek sen biliyorsun
Ağladıkça daha da ışıldıyor sahipsiz güzelliğin.
Bense hep yoldayım. Evim hiç olmadı. Kaçıyorum...
Sahipsiz güzelliğin verdiği acıdan kaçıyorum.
Kaçmaktan kaçıyorum.
Hiçbir şey istemiyorum.
Belki utandığın ellerini sadece...
Ellerin vitrinin dışında, nasıl da masum sıcak.
Alışmamışım mutlu olmaya ben,
Ellerini vitrine koyup, kendimden kaçıyorum.
cezmi ersöz -
Çözemediğim bir şeyler var hayatımda
Sualtı gibi derinlerde sessizce bekleyen
Dirensem, daha ne kadar direnebilirim artık
Nereye kadar gidebilirim, gitsem?
Aradığım nedir, o kentten bu kente?
Adressiz yaşamak da sıkar insanı gün gelir
Gider heyecanlar, istekler, gülümseyişler
Yüreğimdeki denizin suları birden çekilir. Özleyip de vardığım her yerden, hemen kaçsam diyorum
Ne aradığımı biliyorum, ne bulduğumu
Bilmem neresinde yanıldım ben bu hayatın?
Yüreğimi kabartan o sevinç, şimdi sonsuz bir acı oldu.
Taşlar yığılmış önüne en güzel, en anlamlı duyguların
Uçsuz bucaksız bir tüneldeyim ve her yanım karanlık
Koluma giriyor bazı adamlar, bir şeyler söylüyorlar
Kalıplaşmış, sıkıntı verici, güdük. Oysa acı diye bir şey var bu dünyada
Ölüm var -ki yüreğimde bu boşluğu yaratan bda odur. Yanıbaşımda ölüp gitti dostlarım, ben bakakaldım
Gözyaşlarının da bir yerlere gömüldüğü görülmüş müdür? Çözemediğim bir şeyler var hayatımda
Sanki ilk benim duyduğum garip, anlatılmaz duygular
Sürse daha ne kadar sürer bu, bilmiyorum
Ölümü ve hayatı yanyana düşünmesini ne zaman öğrenir çocuklar?
Ahmet erhan
(bkz: house) -
Bütün dünya ölüme düşer kapattığımda gözlerimi;
Açarım göz kapaklarımı ve doğar her şey yeniden.
(Sanıyorum kafamdan uydurdum seni.)
Yıldızlar vals yaparlar, kırmızı ve mavi,
Ve keyfi bir siyahlık dörtnal peşinden:
Bütün dünya ölüme düşer kapattığımda gözlerimi.
Düşledim büyüyle beni yatağa çektiğini
Ve çılgınca öptüğünü, delice şarkı söylediğini.
(Sanıyorum kafamdan uydurdum seni.)
Devrilir gökten Tanrı, solar cehennem ateşleri:
Melek ve Şeytan’ın adamları çeker giderken:
Bütün dünya ölüme düşer kapattığımda gözlerimi.
Hayal ettim söylediğin yoldan döneceğini,
Fakat yaşlandım, artık unuttum ismini.
(Sanıyorum kafamdan uydurdum seni.)
Bir fırtına kuşunu sevmeliydim seveceğime seni;
Hiç değilse baharda göğü şenlendirir gelirdi.
Bütün dünya ölüme düşer kapattığımda gözlerimi.
(Sanıyorum kafamdan uydurdum seni.)
Sylvia Plath
(Çeviren: İsmail Haydar Aksoy ) -
-gece yahut gündüz mü?
-hayır,ey dost,sonsuz bir günbatımıdır
iki ak tabut misali
iki güvercinin geçişiyle rüzgardan
ve uzaklardan gelen sesler gibi,o elgin ovadan
rüzgarının devinimi gibi,dur duraksız ve başı boş
-bir söz söylemeli
-bir söz söylemeli
karanlıkla birleşmek istiyor canım
bir söz söylemeli
ne kadar ağır bir unutkanlık
bir daldan elma düşüyor
keten tohumlarının sarı taneleri
benim sevdalı kanaryalarımın gagası altında kırılıyor
baklaçiçeği
mor sinirini,meltemin sarhoşluğunda
değişimin belirsiz kaygılarından kırılmaya bırakıyor
ve burada,bende,kafamda benim?
ah..
kafamın içinde hiçbir şey yok,koyu kızıl
zerreciklerin dönüşümünden başka
ve bakışım
yalan bir söz gibi
utangaçtır ve yere dönük
-ben bir ayı düşünüyorum
-ben şiirdeki bir sözcüğü
-ben bir pınarı düşünüyorum
-ben topraktaki bir düşü
-ben buğday tarlasının yoğun kokusunu
-ben ekmek söylencesini
-ben sililiğini oyunların
ve uzun daracık bir sokağı
akasya ağaçlarının kokusuyla dolan
-ben oyun sonrasındaki acı uyanışı düşünüyorum
ve sokak sonrasındaki şaşkınlığı
ve akasya kokusu sonrasındaki uzun boşluğu
-kahramanlıklar?
-ah
yaşlıdır atlar
-aşk?
-yalnızdır ve basık pencerelerden
mecnunsuz çöllere bakıyorlar
halhallı bir bacağın süzülüşünün
karmaşık anısıyla dolu bir yola
-istekler?
-yitiriyorlar kendileriini
binlerce kapının acımasız uyumunda
-kapalı?
-evet,hep kapalı,kapalı
-yorulacaksın
-ben bir evi düşünüyorum
sarmaşıkların soluklarıyla,rehavet içinde
gözün ışıması gibi,tembel,kaygısız bir evi
ve sonsuz gülümsemesiyle yeni doğan bir bebeği
sudaki ardışık döngü gibi,
ve bir üzüm salkımını andıran kanlı bir teni,
-ben yıkımı düşünüyorum
ve kara esintilerin talanını
ve kuşgulu bir ışığı
geceleyin pencerede aranan
ve küçük bir mezarı,yeni doğanın teni gibi küçücük
-iş..iş?
-evet,fakat o büyük masada
gizli bir düşman barındırır
seni usul usul kemirir gibi
tahtayı ve defteri gibi
ve binlerce başka boş şeyleri kemirir gibi
ve sonunda sen,bir çay bardağına dalacaksın
burgaçtaki sandal gibi
ve ufkun derinliklerinde,yoğun sigara dumanı
ve anlamsız çizgilerden
başka bir şey görmeyeceksin.
-bir yıldız?
-evet yüzlerce,yüzlerce,fakat
tümü kuşatılmış gecenin öte yanındalar
-bir kuş?
-evet yüzlerce,yüzlerce,fakat
tümü uzak anılardalar
kanat çalmalarının boş gururuyla
-ben sokaktaki bir haykırışı düşünüyorum
-ben ara sıra duvardan geçen zararsız bir fareyi
-bir söz söylemeli
-bir söz söylemeli
sabahları,
havanın ergenlik duygusu gibi
belirsiz bir şeyle ansızın
birleştiği titreşimli bir anda
ben
bir taşkınlığa bırakılmak istiyorum
o koskoca buluttan yağmak istiyorum
ben
hayır,hayır,hayır,hayır diye haykırmak istiyorum
-gidelim
-bir söz söylemeli
-kadeh mi,yatak mı,yalnızlık mı,uyku mu yoksa
-gidelim..
füruğ ferruhzad
-
uludağ'da karı düşünüyorum karı
donları çözülmüş karı
masamda buz gibi biram
hani ya rakım
herkesin elinde ski kayıyor
benimki kırık
benim adım orhan veli kanık,
yüreği yanık.
orhan veli. -
Rüzgârla bozduğun sessizliğini dinledim;
seni bırakan yaprağın sesini, kuma dokununca
ve çölde çizilmiş bir ağaç gibi resmini.
oysa süngerde kalmış damlasıydım sana
ulaşamayan suyun, yanında üşürken uyu-
yordum gözlerimde seni ve öylesine sustun
kuytusunda uykumun.
kumunu içine saklayan bir saatti çöl-
de bulduğun; ters çevrilmedikçe çalışmayan.
belki giden zamanı geri getirmekti
istediğin, saatini bana bırakıp gitmekti. sanki
bilmiyordun çölün kuma göre değil sana
göre yalnızlık olduğunu, yine de yanıbaşıma
kurdun bu saatli kumu.
bu yüzden uyanamıyorum, üstelik bilmiyorum:
hangi gerçek için bölmeliyim uykumu?
Zafer Ekin karabay -
Gülün tam ortasında ağlıyorum
Her akşam sokak ortasında öldükçe
Önümü arkamı bilmiyorum
Azaldığını duyup duyup karanlıkta
Beni ayakta tutan gözlerinin
Ellerini alıyorum sabaha kadar seviyorum
Ellerin beyaz tekrar beyaz tekrar beyaz
Ellerinin bu kadar beyaz olmasından korkuyorum
İstasyonda tiren oluyor biraz
Ben bazan istasyonu bulamayan bir adamım
Gülü alıyorum yüzüme sürüyorum
Her nasılsa sokağa düşmüş
Kolumu kanadımı kırıyorum
Bir kan oluyor bir kıyamet bir çalgı
Ve zurnanın ucunda yepyeni bir çingene
cemal süreya
106 entry daha
