gecenin öteki yüzü

  • yerli televizyon dizisidir..

    dizinin yönetmenliğini türkiye'nin en değerli yönetmenlerinden okan uysaler üstlenmiştir..

    başrolde zuhal olcay, haluk bilginer, ece alton ve müşfik kenter oynuyor. Ayrıca Tomris Oğuzalp, Taner Barlas, Ani İpekkaya, Haluk Kurtoğlu, uğur kıvılcım, Zuhal Gencer, EFTAL GÜLBUDAK gibi Türkiye'nin en değerli oyuncularından bazılarını da izliyoruz dizide..

    gecenin öteki yüzü, trt'de yayınlanmış dört bölümden oluşan bir mini televizyon dizisidir..

    dizinin hikâyesi yazar Füruzan'ın aynı adlı eserine aittir. yönetmen okan uysaler bu öyküyü senaryolaştırarak televizyona uyarlamıştır..

    bu muhteşem dizimizin konusu şöyledir: varlıklı bir ailenin genç kızı aşık olduğu erkekle evlenmek ister. kızın ailesi erkeğin soylu ve zengin olmamasından dolayı bu evliliğe karşı çıkar. kızlarına iki seçenek sunarlar. ya bizim sözümüzü dinlersin, ya da bu evden çıkarsan seni reddederiz. ve hikâyemiz başlar..

    oyunculuklar harikaydı. en küçük roller dahil hepsi müthişti. bir tane dahi zayıf oyunculuk yoktu. zuhal olcay her zamanki gibi harikulâdeydi. kendisinin gizli yüz'den beri hayranıyım. bir oyuncuya, bir kadına hüzün ancak bu kadar yakışabilir. bu dizide oynadığı rolü başka hiçbir oyuncu bu kadar başarılı ve gerçekçi oynayamazdı diye düşünüyorum. füruzan, sanki bu karakteri yaratırken zuhal olcay'ı hayal edip yazmış gibiydi. haluk bilginer'in klas oyunculuğu gençliğinden geliyormuş bunu görüyoruz dizide. minik başrolümüz ece alton çok şekerdi. kendisini zaten kemal sunal'ın garip filminden tanıyor pek çoğumuz. üstad müşfik kenter az ama öz sahnelerindeki oyunculuğu ve ses tonuyla bir şölen sunuyordu âdeta. komşu abla ve erkek kardeşi de diziye saflık, güzellik, duruluk katıyorlardı. o kardeşlerin dizide daha fazla süre almasını isterdim..

    müzikleri de dizi gibi muhteşemdi. izlerken sizi alıp uzaklara götüren benzersiz müzikleri var dizinin. piyanoyu ayrı sevdiren bir müzik. bu büyüleyici müzikleri bizlere armağan eden büyük bestekâr durul gence'ye buradan teşekkürlerimi gönderiyorum..

    buram buram nostalji kokuyor dizi. 50'li yılların istanbul'una ve kars'a doğru hoş ve hüzünlü bir yolculuğa çıkıyoruz izlerken. müzikleri, şiirleri, tarihi yapıları, dansları*, otomobilleri ve eskiye dair pek çok güzel detayı izliyoruz içlenerek..

    dizideki dublajlar fevkaladeydi. iyi olmayan bir tane dahi karakter sesi yoktu. tüm karakterlerin sesleri etkileyiciydi ve kulağa hoş geliyordu..

    kadının* kaldıkları o eski ahşap binada oturan abla ve erkek kardeşi ne kadar saygılı, duyarlı, bilgili, görgülü ve kibardı. eski insanlar neredeyse her konuda günümüz insanlarından daha kaliteliymiş izlenimi uyandırıyordu dizi. tabii bende böyle bir izlenim uyandırmasındaki en önemli etkenlerden biri de abla rolünü muhteşem oynayan zuhal gencer ve edebiyat düşkünü üniversite öğrencisi rolünü çok iyi oynayan EFTAL GÜLBUDAK'ın oyunculuklarıydı..

    dizinin çekimleri son derece başarılıydı. mekânlar, dekorlar, manzaralar kusursuzdu. soğuk kış günleri ve geceleri harika yansıtılmış ekrana. bu konudaki titiz çalışmaları için yönetmen okan uysaler'e, sanat yönetmeni gülsün karamustafa'ya, görüntü yönetmeni colin mounier'e teşekkürlerimi gönderiyorum..

    annenin tüm zorluklara rağmen tek başına yetiştirdiği kızına terbiye, görgü, duyarlılık, ahlak bilgisi gibi en önemli değerleri öğretmesi takdire şayandı..

    dizi sadece dört bölümdü ancak izlerken zaman o kadar güzel ve hızlı akıyordu ki çabuk bitmesin diye diziyi üç günde bitirdim..

    sokaktaki deli kadın karakteri* ne kadar da bilgili ve görgülüydü. kendini düzene alet etmeyenleri temsil ediyordu sanki. yalanlara, vicdansızlığa, paraya, şiddete, gösterişe, sahteliğe, ikiyüzlülüğe, entrikaya, nefrete ve daha pek çok olumsuzluğa bir tokattı âdeta deli kadının tavırları ve sözleri. o kahkahalarının arkasında kim bilir ne ızdıraplar ne hüzünler yatıyordu..

    gecenin öteki yüzü'nde en sevdiğim bölüm dördüncü bölümdü. nasıl bu kadar naif, bu kadar hoş, bu kadar cana yakın, bu kadar hüzünlü, bu kadar mükemmel bir bölüm olabilir diye düşünmeden edemedim dizi boyunca..

    eski yılbaşı geceleri ne kadar da güzelmiş. aile arasında kutlananları olsun, komşularla kutlananları olsun, maskeli baloları olsun her şeyiyle bir başka güzelmiş o yıllar. o samimiyet, o doğallık, o sadelik artık kalmadı maalesef..

    gecenin öteki yüzü dizi olmasına rağmen her bölümü sinema kalitesinde ve sinema tadındaydı..

    bir uyarlama eser ancak bu kadar muhteşem olabilirdi. izlediğim hiçbir saniye bu düşüncem değişmedi. bu his bende sayılı yapımlarda olmuştu. her anlamda mükemmel bir diziydi..

    trt'nin trt olduğu yıllarda diziler de diziymiş hani diyorsunuz izlerken. öyle etkileyiciydi..

    öyle büyüleyici bir eser olmuşki keşke dört bölüm değil de dört yüz bölüm olsaymış dedim izlerken. bu arada pek çok kişi diziyi üç bölüm sanıyor, oysa dizi dört bölümden oluşuyor..

    diziyle ilgili bir anekdot paylaşmak istiyorum. zuhal olacay ve haluk bilginer bu yapımda tanışmış ve ilk defa birlikte bu dizide oynamışlar. daha sonra aralarında filizlenecek ve evlenmelerine gidecek olan büyük aşklarına sebep olmuş dizidir gecenin öteki yüzü..

    şimdiye dek izlediğim en iyi, en etkileyici yerli dizi desem sanıyorum yalan söylemiş olmam..

    bir zamanlar iyi ki böyle harikulâde bir dizi çekilmiş. emeği geçen herkese sonsuz teşekkürlerimi gönderiyorum..

    gecenin öteki yüzü, türkiye televizyonunun nadide başyapıtlarındandır. bu muhteşem yapımın az kişi tarafından bilinmesinden hoşnutum..

    aşağıda dizideki bazı ayrıntılardan bahsedeceğim ve bazı sahneleri paylaşacağım. izlemeden önce detayları öğrenmekten hoşlanmıyorsanız aşağıda yazılanları okumamanızı öneririm..


    --- spoiler ---


    harikulâde açılış sahnesinden.

    ihtiyar gecenin karanlığında sahilde yürüyen kadına yaklaşır ve üstadın unutulmaz tiradı başlar.

    — ateşin var mı? sigara içmez misin? allah bilir rakı da içmezsin. konuşmasını da bilmezsin değil mi? sen kuşları da sevmezsin, çiçekleri de. söyle öyle değil mi? çocukları. canın çekmez mi hiç keyfetmeyi? parayı sever misin parayı? onu da mı? erkeklerden nefret ediyorsun he? ee sana da bu yakışır. at kendini denize, ne duruyorsun! boşuna bu dünya de. benim yarı yaşım kadar bile yoksun. güzelmişsin de. derdin mi çok? benden de mi çok? at kendini şuradan denize! seni o paklar. ihtiyar tam gidecekken kadın ateşi uzatır. ihtiyar sigarasını yakar ve şu sözler dökülür ağzından. madem ateşin var, ne duruyorsun karanlıkta? hadi koş, hayata! hey bre karaca ahmet, kara mezarlık! sana gelmiyorum işte, var mı bir diyeceğin! yorgo'nun meyhanesine gidiyorum. daha çok beklersin, çook.


    mutlu çift yataktadır. kadın, parmaklarını erkeğin yüzünde, saçlarında gezdirir. o sırada geçen diyalog.

    — ne yapıyorsun sen?

    — seni ezberlemeye çalışıyorum.


    yılbaşı gecesi komşu kardeşlerden abla karakteriyle kadının arasında geçen diyalog.

    — kardeşim küçüktü. onun için şanslı. ben her şeyi gördüm. bir ölü evi nasıl olur biliyorum. bir ölü özlenmez ama bir ölüyü özlemek nedir biliyorum.

    — bir ölüyü özlemek mi dediniz. ağlayın isterseniz. bir ölünün özlemiyle başa çıkılamaz ki. der kadın ve ardından ikisinin de kaybettiği sevdikleri aklına gelir, gözler dolar, müthiş bir hüzün kaplar odayı.


    kadın ile komşu genç adam arasında geçen diyalog.

    — hocamın kar sesi dediği bu, ezilen kar. geç kalanların sesi nasıldır acaba?

    — yumuşak, belki ürkek ve titrek. geçmişi anlatırlar, geçmişin aydınlık taraflarını. anlatır mısınız?

    — parasız, kavgasız, öğütsüz bir evde büyüdüm. ablam karın insanları temizlemek için yağdığını iddia ederdi. karları o temizliği görmek için beklerdim. ama nasılsa hep o görürdü karın ilk yağışını. beni uyandırırdı. abla derdim, sus derdi. ne kadar sevindiğini biliyorum. sonları insan kirinin karla bir ilişkisi olmadığını öğrendik. yine de sevindik yağan ilk kara. ablam bir şarkıyı, ben o aralar tutulduğum bir şiiri okurdum.

    — hatırlıyorsan okur musun?

    — çok uzun bir şiir ama.

    — olsun.

    — Senin dudakların pembe

    Ellerin beyaz,

    Al tut ellerimi bebek

    Tut biraz!

    Benim doğduğum köylerde

    Ceviz ağaçları yoktu,

    Ben bu yüzden serinliğe hasretim

    Okşa biraz!

    Benim doğduğum köylerde

    şimalî rüzgârları eserdi,

    Ve bu yüzden dudaklarım çatlaktır

    Öp biraz!


    komşu abla ve erkek kardeşini yıllar sonra arayıp bir yılbaşı gecesi taşındıkları evde bulan tarih öğretmeninin vefası ne kadar hoştu. hele eski öğrencisinin bir yılbaşı gecesi giydiği takım elbiseyi yıllar sonra o öğrencisine hediye olarak getirmesi ne kadar naif bir hareketti. artık maalesef kalmadı böyle naif insanlar(kaldıysa da nerelerde olduklarını bilmiyoruz).


    kadın ve kızı komşularına giderken aralarında geçen diyalog.

    — aa işte kar yağıyor. yılın ilk karı. sabah lodostu şimdi ise kar yağıyor. ne deli bir havası vardır. buranın.

    — kötü mü?

    — kötü değil bir tanem. hatta iyidir belki de. yılbaşlarının karlı olması istenir hep.

    — niye anneciğim?

    — her şey tertemiz bembeyaz olsun diye. senin hatırlayabileceğin ilk yılbaşında ne güzel kar yağıyor.


    kadın ile komşu genç adam arasında geçen başka bir diyalog.

    — bize öğretilenlerde bir terslik var. ya da doğrular başkaydı.

    sahnenin devamında.

    — gece bitti.

    — dinliyorum. fakat biten bir geceden sonra yeni bir geceye başlamak.

    — hep isyan ederek yaşanmıyormuş, öğrendim. kuralları yıkmak imkânsız.

    — peki bunca zamanın direnişi, bu evde, yalnız. hepsi boşuna mı?

    — kolay mı sanıyorsun? direnecek, karşı koyacak gücü bulmak. duruldum, başa çıkamayacağımı anladım.

    — bu ölmek gibi bir şey.

    — bu konuyu kapatalım lütfen. seni uzun sürebilecek bir dostluk için uygun bir zamanda tanımak isterdim. zamanımız yok. yakında gideceğim buradan.

    — insan isterse bir anda her şeyi, bütün hayatını değiştirebilir. onun için böyle uzun zamanlara ihtiyaç yoktur. bazen de bir an için, derin bir anlam için, sadece bir anlam için bile ömür yaşanır. teslim olma!

    — evet. bunları sen başarabilirsin. o kadar gençsin ki, o kadar dokunulmamış umutların var ki. ama ben, bozguna uğradığımı biliyorum. sakinleşmek istiyorum.

    — yeni yıla girenlerin hiçbirinin bu kadar güzel bir gecesi olmamıştır sanırım. sanırım değil kesin. çünkü hiçbiri senin güzelliğini, kusursuzluğunu paylaşamadılar.

    — sonuçta görüyorsun. sen de çoğunluk gibi benim güzelliğimle ilgilendin.

    — hata mı? bu güzelliği güzellik edenin ne olduğunu iyi bilmişim.

    — ben böyle beğenilmek istemiyorum. beni kusursuz bir resim gibi görenlerden bıktım. rahat yaşamak istiyorum. çemberi kırıp çıktığımı sanmıştım. kolay değilmiş. işte hepsi bu! isyan bitti. her şey yoluna giriyor. benim için yapılacak bir şey kalmadı. üzmek istemezdim.

    — hayat üzüntülerden, sevinçlerden kaçarak yaşanmaz ki. beni üzüceksen üz. beni üzdüğünde benim yakınım olacaksın demektir. ellerim, kafam ve yüreğim yalvarmayı öğrenemedi bir türlü. ama bu gece öğreneceğim. n'olur dayan! o yüce değerleri, o güzel yaşanmışlığı kıvırıp çöpe atma. daha bahara üç ay var. ben, biz buradayız. gece bitti. bak gün ağırıyor. zamanın gücünü bir kere daha tanıyabiliriz. gecenin öteki yüzüne benimle birlikte yürür müsün?


    --- spoiler ---