düşün ki o bunu okuyor
-
bazen insanın attığı her adım ne kadar uzağa gibi görünsede, kendi içinde, insanın kendi özüne doğru değil midir zaten..
yaş almadım, yaşlanmadım da belki, lakin büyümek gibi bir şey işte..
‘’yediğin içtiğin sana kalsın, bana gördüklerini de anlatma, lakin hissettiklerine şiirler yaz özüm’’ dedim sonra; gülümsedim tabii, aynaya bakmadan üstelik, bir garip işler işte, bir garip gitmeler, kalmalar, dönmeler.. bu büyümek dedikleri felaket bir şey.. hem gözlerimde hüzün, hem dudaklarımda tebessüm işte..
bir garip.
bir garip, işte..
e.t -
borcunu ver artık süleyman abi. -
Senin bir suçun yok, ben ne yaptıysam kendime yaptım. Üzülme artık yeter. -
Motorsiklet sahibi olman, boy boy dövmelerinin olması ve hatta renkli gözlü olman zerre etkilemedi beni:) taş olmam umarım:) o yedek kask benim olacak :) tanrım vur beni :) -
Bulutlar çıldırdı.
Ve o gece sen huzurlu uykularında uyurken ben içim sökülene kadar ağladım. Sadece bunu bilsen yeter. -
neden ölmeme izin vermiyorsun?
Sjsh -
beni neden sevmedin? -
Beni yine çıkmaz sokaklarla dolu labirentinde kaybettin, ne sen bulabilirsin artık beni ne de ben kendimi... -
Bunu okuyacak, “o” diyebileceğim bir insanın hayatımda olmaması... resmen yalnızlıkla Sarmalamışım ruhumu, çıkamıyorum. -
ne vakit uyanacağımı bilmiyordum, lakin söz vermiştim ona, uyandığım vakit koşacaktım. ay'a koşup dönecektim.
ekimler hep böyledir zaten. yağmurlu ve melankolik günler işte. ne yaz'dan kalma, ne de tam güz işte. böylesine yağmurlu ve hüzünlü ekim günleri bana hep sayısız kök salma eyilimlerimi hatırlatır.
pencerelerini araladıklarım bana kapıyı hiç açmadı, bana varsın istediklerim hiç gelmedi. öyle de bir ahval işte.
ki evsiz yurtsuz bırakılmışcasına sızlıyorum tenimin altında. -
Yaşasın cumhuriyet! -
erasmus'a gitmen bile seni sevmem için engel değil. -
Sadece 2 ay? Sadece 2 ay sonra yani öyle mi? Onca lafin üstüne sadece 2 ay yani? Şerefsiz. -
el değmedik yara mı kaldı? - diye çınlıyordu kulaklarımda. günlerdir, haftalardır, hatta ay olmuştu. ‘’el değmedik yara mı kaldı’’ - diye soruyordu cılız bir kadın sesi zihnimde.
yüreğimden süzdüğüm kelimeleri bohçasında saklamış, bir bir mermi eyleyip can evimden vurmuştu beni. kağıt kesiğine benziyordu sızısı. liğme liğme olmuştu içim, lakin bırakamıyordum bir vakit ‘’dost’’ diye seslendiğim eli vefakârlığımın hatırına.
garipti çaresizliğimin izası, herkesin konuşup, kimsenin anlamadığı bir dilde söylenmek gibiydi benimkisi. dil’imden sesi, elimden kalem’i, içimden mor balıklarımdan birini araklamıştı, ben yinede adına güller ekmeye devam ediyordum bahçeme. aptaldım çünkü.
-
biliyorsun ben sevdiğimi kolay kolay söyleyemem. sonra uzakta olan birine de bağıramam böyle avazım çıktığı kadar. başkaları duyar diye kendimden bile korkarım. bu beni mahvediyor ama ne diyeyim senin içine sindiyse. yarım kalmak yerine daha huzurla yürüyorsan sokaklarda, geceleri yatar yatmaz uyayabiliyorsan ne diyeyim. zaten mutluysan ben daha ne derim. daha da mutlu ol. -
Doğru yoldasın aynen devam! -
tamam ne dersen, ne yaparsan kabulum. sıkıntı değil benim için.
anlamıyorsun.
seni hayatıma dahil ederek yıllardır başımı ağrıtan bir soruyu çözmüş oldum. ve ben senden ayrılarak, tekrar o sorunun çıldırtan çaresizliğine düşmek istemiyorum.
beni bırakma. seni seviyorum. -
ya şebelek bıkmadın mı -
acı çekiyorum, gülümse... -
sürecin netleşmesi için sanırım biraz geri çekilip olayların gidişatını seyretmem gerek. buyurun arkadaşlar sahne sizin.
ben köşeden izliyorum.
