düşün ki o bunu okuyor
-
Jehan barbur - kırık bir aşk hikayesi -
bak şu an doğu yönünden yükseliyor. içinle birlikte dışından da çalıyor, geliyor sesi. duyuyor olmalısın? -
okuyorsan ağlarım. yok duygusal adam değilim. okuman düşünülmek demek. kaldıramam. -
Sanma ki sen çıktın hayatımdan sadece ben seni olman gereken yere koydum. Bundan sonra da orada kalacaksın. -
Anlamadıktan sonraaa ha okumuş ha okumamış -
Seni çok seviyorum Avokado.
Kızarmış ekmek üzerinde ayrı güzelsin, maskeni yaptığımda cildimde yarattığın etkiler ayrı güzel.
Umuma açık bir yerde aşkımı ilan etmem biraz saygısızlık olabilir sana ama. Buraları okuyorsan Bu konuda bana gönül koyma ne olur. Bir noktada olacaktı.
Aşk kazanacak. -
Ya biricik arkadaşım ben seni nereden buldum acaba? Bu devirde o kadar zor ki pozitif insan bulmak. Daha bu sabah gelmiş bana anlatıyor dün akşam yemeği yerine kahvaltı ettik öyle mutlu oldum ki o motivasyonla şunu şunu yaptım diye. Nasıl buldum acaba senin gibi her daim neşeli ve sakin en yakın arkadaşı? seneye telaşlı bir anımda"sakin ol cby burda"diyecek kadar yakınımda olamazsan üzüleceğim.
En iyi arkadaşlıkları yaşatalım. -
sana seni affettiğimi ve seni iyi anacağımı söylemem yalandı. iyi anılacak bir şey yapmadın sen. hayatımın en güzel zamanları seninle geçmiş olabilir ama en büyük acısını da sen yaşattın bana. ben senin gözünde kötü bir yerde olabilmek için hiçbir şey yapmadım ama sen benim gözümde en dibi görebilmek için her şeyi yaptın. aldattın. sevgilin varken biriyle ondan hoşlantı duyacak kadar yakınlaştın. aldatmaktır bu. bundan pişmanlık duymaktan ziyade beni anladığını söyleyecek kadar da saçmaladın sen. duyduğun pişmanlık bile sahteydi, kılıf aradın. ''özür dilerim, pişmanım'' cümlesini kuramayacak, yakın cümleler kursan da ''ama sen de şunu yaptın'' diyecek kadar kötüleştin sen. düz bir özrü bile dileyemedin. bir de üstüne sen güçlüsün, doktora görün diye zırvaladın bana. beni bu hale sen getirdin. kendin uyuyamadığında beni arayıp vicdanını rahatlattın belki ama ben uyuyamadığımda mesajlarıma cevap dahi vermeyip engellemekle tehdit ettin. o mesajları attığımda nefes alamıyordum ben. seninse tek düşündüğün şey kendin. bense aldatılan taraf olduğu halde arayıp hataları için özür dileyecek kadar sevmiş bir salağım. yaşattığın acıları, yaşadığını görmeyi dört gözle bekleyen, gerçekten pişman olmanı umut eden bir salak.
senden nefret bile edemiyorum artık. varlığın da yokluğun da benim için bir anlam ifade etmiyor. ama kahretsin ki, hala körüm. bakar-kör. nam-ı diğer: aşık. -
seni çok seviyorum canım kendim! çok tatlısın.'*' -
Keşke en başa dönsek. O ilk tanıştığımız zamanlara dönsek de sana bile bahsetmesem senden; Dilim lal olsa, aklım mecnun. Keşke hiç ermese aklım varlığının bilincine ve keşke hiç uymasa kalbimin ritmi, kalbinin ritmine. Keşke sen olmadan yaşanmış olsa bu ilişki. İyi ihtimaller üzerine kurulurdu o zaman. Gerçekleşmeyeceğini de bilsem iyi olurdu işte. Sen 'benim seni olmaya mecbur ettiğim kişi' olmazsın o zaman, sevdiğim halinle 'sevdiğim kişi' olarak kalırsın hep. Canını sıkmaz o zaman söylediklerim, Yaptıklarım ve canımı sıkmaz senin tüm bu umursamazlığın. Sandığımın aksine mutlu bir ilişkiye sahip olurduk o zaman, tek taraflı. Çatlak derlerdi belki bana ama kırılmazdık en azından, inan.
Edit: imla -
hayatımda hiç bir insanı bu kadar çok beğenmemiştim.
bugün dolmuşta evet o mavi dolmuşta (biz çocukken davut güloğlu dolmuşu derdik-sürekli nurcanum çaldığı için) 10 dakika kadar seyahat ettiğim güzel insan. senin kadar güzel bir hanımefendiyi daha önce bizim sarp kayalıklarla dolu, apaçilerle, bonzaicilerle ve bilimum tehlikeli insanın yaşadığı bu topraklarda görmemiştim.
bunu okuyorsan kafasında popağı olan, iki yandan omuzlara kadar sarkan örülmüş ucları püsküllü ipleriyle deliye benzeyen o sıfatsız benim.
neyse yani 30 yaşımda böyle bir şey yaşayacığımı hiç düşünmemiştim. demek ki hala aşık filan olabilme umudum var :)
trandistanbul diye şey gibi dikilen binalar var, gözetleme kulesi gibi. tam onların yakınlarında gördüm seni.
şu arkadaşa benziyordu hatta aynısı aman ya rebbi -
beni çok bunalttılar premses ya.
sahiden.
milletin egosuyla uğraşmaktan günün sonunda güçsüz düştüm.
ve herkesin nasıl da sımsıkı tutunduğu dalları olduğunu ve hafızaların nasıl da gelişkin, zihnin her an için hazırlıklı tutulduğunu, vs görünce, ancak anaakımın dışında kalmış, kalmak zorunda kalmış biriyle olabileceğini, olunca diğer türlüsü gibi koymayacağını düşündüm. dengi dengine dendiği gibi.
premses umarım sen de öylesindir. yani böylesindir. yoksa neden premses denilesin ki, değil mi... -
Keşke hiç tanışmamış olsaydık. -
+ aşkım bugün beni favlamamışsın?
- favlandı ♥
+ :*
- *: -
“Bulamazsın, bulamazsın benim gibi seveni.
Bulamazsın, bulamazsın seni mutlu edeni.”
Ne kadar güzel söylemiş değil mi Zeki Müren ?
Tamam, kabul bende seni mutlu edemezdim. Fakat en azından üzmemiş olabilirdim.
İnsanlar karşı cinste neyi sevebilir diye saçma sapan sorularla gizli olan sokak aralarından kötü geçen gecelerin için iyi geceler dileği, mutsuz uyandığın sabahlara kucaklarca günaydın mesajları getirmek isterdim. İnsan karşı cinste gülümsemeyi, mutluluğu veya sonu mutlu sonla biten absürt Yeşilçam filmlerindeki bir çok şeyi buna örnek verebilir. Hangi aşk mutlu bir sonla bitmiş ki zaten ? Biten tek şey Eto'o..
Benim gibi dünya haritasına ilk baktığında Türkiye'yi arayan, uluslararası ekonomideki tek bilgisi memleketteki zamlar ve asgari ücret fiyatı olan, hava durumlarını hiç bir zaman takip etmeyen bir adam için aşkı anlamak güç oluyor. Zaten benim gibi adamlar bir boku anlamıyor ve hava durumunu takip etse de yağmurlu havada şemsiye açmaz, güneşli havada şapka takmaz insanlar oluyor. Yani benim bu bildiklerim dışında konuşmam feminizm yürüyüşüne katılan genel ev sahibi adam kadar saçma ve gereksiz.
Neyse.. Ben yürürken ses çıkaran topuklu ayakkabılarını, ufak bir tebessümde kısılan gözlerini, turkuaz rengine hayran oluşunu, dinlediğin Zeki Müren'i, Müzeyyen Senar'ı, üzerine sinen sigara kokusunu, renkli renkli ojelerin ve rujlarını sevdim. Kusura bakma, ben pek sevmeyi beceremem. Gerçi hiçbir şeyi beceremiyorum.
“Bir insan sigara kokusunu, topuklu ayakkabı sesini nasıl sevebilir lan ?" diyen insanlardan uzak bir şekilde yazıyorum bunu. Üzerine sigara kokusu sinmiş insan, tek taraflı düşünmeyen insandır. Bu arada hatırlar mısın bir keresinde sana; "Nerede topuklu ayakkabı sesi duysam, hemen dönüp sen misin diye bakıyorum.” demiştim. Sende buna bayağı bir gülmüştün. İnanamayacaksın fakat hala bakıyorum. Çünkü dediğim gibi. Ben sevmeyi pek beceremiyorum. Gerçi ben hiçbir şeyi beceremiyorum.
O yüzden insan seni rüyalarına, odasının bir köşesine, bir sigara dumanına saklamak istiyor. Yoksa hemen çekip gidiyorsun. Ve o kadar eminim ki bunu kuzey yarım kürede senden iyi yapacak insan yoktur ve senin böyle çekip gitmen rakip taraftarları “Gooool..” diye bağırmaktan alıkoyamıyor. Karşı takımı sevindirme, bütün kuzey yarım küreyi bana düşman etme. Yine de sen bilirsin. Eğer gitmek istersen, sen lütfen yorulma söyle ben giderim.
Ve not..
“Öpmek isterdim gülünce yanında gamze oluşan kırmızı dudaklarından..” -
Mutlu musun -
anasını satıyım gene darmaduman olayazdım ama çok şükür iyiyim.
yani ne bileyim öylesine bahsettim.
ehem. -
Sanıyorsan ki başka bir şeyler var kafamda, yok. Bir tek sen varsın. Diğer her şey senin bana yansıman sonucu oluşan düşünceler. Bir nevi sen onlar da. Depresif halim sonunda huzura kavuştu. Artık bunalmıyorum. Ve hayat çok daha çekici. Artık korkmuyorum da. Her şeyi anlatabileceğim biri var. Ve imkansız gördüğüm bir şeyi başardım sayende. Güvendim. Teşekkür ederim. Sen ve getirdiklerin için. -
Garnitürlü pirinç pilavı yapmak, lahanalı/brokolili pirinç pilavı yemekten daha mı zordu. -
Hadi her şeyi geçtim de bari en sevdiğim şarkıları paylaşmasaydım senle. Şimdi dinleyince aklıma geliyorsun mecburen duvara bakıyorum.
Bana bir playlist borçlusun oğlum.
