düşün ki o bunu okuyor
-
yaw çok seviyozda anlatamıyoz halla halla!!11!1 -
Bazen sayfalarca yazmak istiyorum sana. Elime kalemi aldığımda ise yazacaklarım su buharı gibi uçuyor, bir şey dışında.
Onu sevmediğin halde nasıl oluyor da seviyormuş gibi davranıyorsun? Gözler yalan söylemez demişlerdi bana. Sanırım onlar da en az senin kadar yalancı. -
beni mi takip ediyorsun? -
ben hâlâ hedefe ulaşmış değilim. sende durumlar nasıl?
benden daha önce ulaşırsan mutlaka aklına gelirim, biliyorum. o zaman elini uzatırsın, belki süreç hızlanır.
yol çetrefilli ve zahmetliymiş. başında kolay sandım. her saate baktığımda belli başlı rakamlar görmekten öteye gidemedim.
üstüne dünya yaşamında da istediğim performansın onda birinde bile değilim. daha bugün olumsuz bir cevap aldım.
nolacak bu iş bilmiyorum.
hadi öptüm. sana da başarılar. -
Allah belanı versin -
Behzat Ç. Sevdiğim için mi? -
avuçlarında duran çizgi olmak isterdim, sana o kadar yakın. -
Seninle çocuk olmak isterdim. Özgürce bağırıp koşmak, çılgınlar gibi eğlenmek isterdim. -
hele bi okulum bitsin, sonra -
uyku var dedin çıktın whats apptan. Ne geziyorsun burada gidip uyusana! -
*Eskilerden biriyse:
-Okumasaydın. Niye tenezzül ettin ki? Ha? Ha seni, boyu posu devrilesicesi seni?!
*Gelecekten biriyse:
-Sanırım geç kaldın. Ya da evet, ben sana erken geldim. Ama sanırım geç kaldı. -
Arkadaş grubumdaki küsen iki arkadaş
Sizin yüzünüzden arada kalan biz oluyoruz. Aynı ortamda geriliyoruz. Gidin köşede dövüşün niye bizi alet ediyorsunuz. Ucu bize dokunuyor ister istemez üzülüyoruz şurda. Efkarım birikti sığmaz içime... -
yine seni düşünürken fark ettiğim bazı şeyler var. sesini ve kokunu unuttuğum gibi şeyleri fark ettim. ismimi en güzel söyleyen, bana huzur veren tek sesi unuttum. cennet ayağıma gelmiş hissi yaratan kokuyu unuttum. ve bunların bana acı vermediğini fark ettim. gittiğin yerde mutlu musun? her şey beklediğin gibidir diye umuyorum. beni merak ettiysen eğer üzüntülerim de acılarım gibi kısa sürüyor. merak etme yani. ediyorsan tabii. beni pek düşündüğünü de sanmıyorum. ben de artık seni iki dakika düşünüp üç saat unutuyorum. sen hayatımdan çıktığın gibi kafamdan da çıkacaksın. buna eminim. üzüldüğüm tek konu çok sevdiğim bir insanı bir daha görememektir. bir daha kokunu duyamamak, tenini hissetmemek üzer en fazla. ama senin tenini de başka tenlerde unutacağım emin ol. çivi çiviyi söker. söker ama o delik her zaman orada kalacak. ben bu deliği daha güzel şeylerle doldurabilirim. mesela oraya daha büyük bir çivi çakıp tablo asabilirim. veya bir ayna asıp yüzümün derinliklerine bakarak aptalca düşüncelerin arasında kaybolabilirim. ama ben bunların hepsinin yerine o çivinin yerini boş bırakacağım. bırakacağım ki bana büyük bir ders olsun. bir insanın gideceği yeri hazırlamadan gitmeyeceğinin dersi. bu çok büyük bir ders oldu benim için. her şey için teşekkür ederim sana. sen benim hayata başlamadan önceki en güzel dersimdin. ya da kısa bir hayata başlangıç dersi diyelim. çünkü artık sana bu gözle bakıyorum. değişeceğim. değiştim de. haberin yok, olmayacak. bilmediğin çok şey var ve bilmediğin şeyler artacak. çünkü sana söylemediğim çok şey var. ama bilmediğin şeyler bir şey değiştirmeyecek. çünkü bilmeyeceksin. kimsenin bilmediği şeyler.
''unutmak yıllar alır, hatırlamak bir an.''
unutuyorum. önce kokunu sonra sesini unuttum. yarın yüzünü unuturum ondan sonraki gün de seni. artık seni düşünürken üzülmüyorum bile.
mutlu olacağım inan. beni üzmek isteyen her şeye, herkese inat mutlu olacağım. işi abartıp başka insanları da mutlu etmek için çabalayacağım. sevdiğim başka insanları. anlarsın ya. ondan işte. mümkünse hayatımdan olabildiğince uzak dur. çünkü artık hayatımda yerin yok. işin içine gurur girdi bir kere.
okuyacağını bildiğim için buraya yazdım. e oku bi zahmet değil mi ama? bu arada rica ederim. yine olsa yine yapardım'*' -
seni seviyorum -
3 yıl önce hayatımda olmamana hamd-ü senalar ederek ayrıldığım şehre, bu gün senin eşin olarak teşrif etmiş bulunuyorum. "Yaşamak, insanın ömrü boyunca kaçmaya çalıştıklarına tek tek yakalanma tecrübesidir" sözü korkunç bir ekoyla yankılanıyor kulaklarımda.
Tedirginsin. Yıllardır sorun olacağını düşündüğün şeylerin bu gün gerçekten sorun teşkil ettiğini çark etme günü. Taş gibi bir yatak, her yeri dökülen bir banyo ve bu evde geçirilecek 5 koca gün... "Evimizi nasıl buldun?" diye soruşun öyle iç burkucu ki... Güzel diyemiyorum. Seni rahatlatacak en ufak bir şey diyemiyorum hatta. Beni biliyorsun işte. Ağzımda iğreti duracak, güzel desem daha da canın yanacak. "Anlattığın gibi" diyebiliyorum. Yani beklediğim gibi. Bu cevap da sana yetiyor zaten.
Laneti herkesi sarmış düğünümüzün aziz hatırası olan, şanzelize düğün salonu çekimleri ayarında düğün videomuzun da açılmasıyla bu etnik işkenceye daha fazla katlanamayacağımı anlayarak bize tahsis edilmiş odaya geçiyorum. Gecenin 2'sinde öten horozların geçmişine rahmet okuyarak uzun bir mücadelenin ardından uykuya dalıyorum. 7 yıllık ilişkimizin vesikası olan gece korkularımı bildiğinden olsa gerek gece lambası olmayan bu oda için çareler aramaya kalkıyorsun kendince. Renkli bir poşeti haşır huşur lambaya bağlamaya çalışırken yakalıyorum seni. Poşetin ışığı yeterince kesmediğini görünce üzerine toplu iğneyle bir de kağıt tutturuyorsun. Benim için yapıyorsun, kendince. Uyku sersemliği, hayal kırıklığı ve en önemlisi bastıramadığım buraya ait olmama hissiyle eşekten düşmüş karpuz gibi dağıtıyorum seni oracıkta. Ve böylelikle biz - aynı soyadıyla dahi hayatını birleştirmeyi becerememiş iki insan - takvimden bir gün daha koparıyoruz birlikte. Senin içinde "Ölür müydün sanki sevsen beni" çığlığı, benim içimdeyse kendimi dahi sevemiyor oluşumun insanı taş kesen öfkesi var.
Bir nebze olsun iyi gelecekse "Gece lambası için teşekkür ederim, yine de". -
elimi tutup gözlerimin derinliklerine bakarak seni seviyorum demediğin sürece inanmayacağım beni sevdiğine. aslında bu bahaneydi. sadece ellerini tutup gözlerine bakmak istiyorum. -
o. bunu. okumaz. -
Ben uyuyamıyorum, inşallah biliyorsundur -
Yazımı kışa çevirdin ama ben zaten kış çocuğuyum... -
belki bir gün vazgeçerim..
