düşün ki o bunu okuyor
-
tek şeyin başlangıcından başlayarak sendeki her şeyi gördüğüm için müteşekkirim,
son günlerde çokça uğrar oldun rüyalarıma. gidip gelmelerin nedendir arttı. senden sonra kabuslar görüyorum artık, birlikte olduğum vakitlerde senin dışında tüm insanları canavar olarak görmemden midir bilmem.
her gün haritada yolculuklara çıkıyorum senin ile, biliyor musun rotayı da çizdim ben "tierra del fuego'da" yani dünyanın sonunda bitiyor yolcuğumuz. o zamana kadar ne yaşarsak iyi. biliyor musun sensiz de her şey kötü.
okumalarımı, yazmaları ve izlemelerimi bir kenara koydum. absürdizmi savunuyorum artık hemen gene bir şeylere kaçmışsın diye yargıya kapılacaksındır, eminim. evet kaçtım, insan yaptığı şeylere bir kılıf bulamaz ise yaşamıyor oluyormuş, öğrendim.
bir sen ile uyandım iki gün önce rüyamdan. ardından kalktım hemen sosyal medya hesabına baktım. arkadaşların ve onlardan daha eşit olan arkadaşın ile düşlerini dökmüşsün bir yerlere. şaştım ya hu. olamaz mı dedim kendi kendime, dökemez mi arkadaş sanane, kimsin sen? diye sordum da kendime, bir cevap bulamadım. öğrendim sensiz yokmuşum.
içmelerim azaldı. ağlamalarım azaldı. kendimi kanıtlama çabam azaldı. öğrenme isteğim azaldı. bilirdin sen. ben de biliyorum aslında ne olduğunu bana, yakıştıramıyorum kendime. sen olsan hemencecik bir olasılık ortaya atar ardından da onu argümanlar ile desteklerdin, öğrendiğin kadar. ben gene de inanırdım ve iyi olmaya çalışırdım senin sayende olamayacağım insan için çaba sarf ederdim. -inanmak için çaba sarf etmek-
her neyse başlıkta da yazdığı gibi "düşün ki..." her vakit düşünüyorum ben. denk gelmemiz için bir kere düşünmen yeterli. istemezsin, bilirim.
-
ayrılalı 10 ay, en son iletişime geçeli 5 ay oldu.
bugün mesaj attın. aylar sonra gelen mesajı merakla açtım ve ekşiden gelen "yazmıyorsun artık buraya" mesajı.
sadece yazmıyorum yazabildim. ve devamı yok. cevap yok.
dengesizliklerinden dolayı kaçıp gitmiştim oradaki hayatımdan ve dengesizliklerin hala aynı.
eminim bir mesaj daha atsam cevabın şu şekilde olur "siktir git mesaj atıp durma bana. aylar olmuş ne yazıyorsun hala"
oysa yazanın sen olduğunu dahi anlatamam sana. çünkü sen hastasın. tam manasıyla insan psikolojisini bozan bir hastasın ve lanet olsun ki tek bir mesajınla hala nefesim kesilerek telefonda mesajı açtım.
hani telefonuma mesaj geliyor kimse mesaj atmasın diye telefonu uçak moduna alıp, gelen mesajlara sinirlenip ne mesaj atıyorsunuz yaa modundaydım ya.
sen yokmuşsun meğer. şu an sana verdiğim cevaba mesajın gelirde duymamam olmasın diye telefonun sesi açık.
uyursam da uykumu sen bölebilirsin.
sen ne kadar dengesizsen, ben de o kadar iflah olmam.
çünkü seni hala çok seviyorum. seni çok özledim. ekranımda senin adını, en kötü ekşideki nickini görmeyi özlemişim.
seni çok özlemişim. seni seviyorum. -
sevgili pınar keşke bunu okusan.
senin yüzünden saç rengimi değiştiricem. sayende uğramadığım taciz kalmadı. sahilde yürüyemez hale geldim. sen zannedilip, yanıma yanaşan arabalar yüzünden yaşadığım korkuyu anlatamam. ben ki biraz korkusuz biraz deli bir kadınımdır. madem bu yolun yolcususun eyvallah ama saç rengini değiştir bacım.
ben kızıldan daha hevesimi alamadım yoksa ben değiştirirdim. en son bugün yanıma yaklaşıp "pınar, kaç para geceliğin" diyen adama ramazanda çalışmıyorum dedim. bu gidişle para kazanamayacaksın sayemde.
saç rengi tamam da görsel olarak da mı benziyoruz merak etmiyor da değilim. ama bak kafamı bozma piyasaya dalarsam, sana zırnık kazandırmam tüm işleri ben alırım, kendime bu konuda da bak inancım tam. mesleki hırsı yüksek bir kadınımdır. ayağını denk al. -
Yarasa da yenir mi be kardeşim? Midesiz misiniz? Bak neler geldi başımıza. Madem normal yiyecek yetmeyecek kadar fazla nüfusunuz var ona göre bir planlama yapın...
(bkz: yarasa yiyen o Çinliye söylemek istenenler) -
YÜZÜMDE Kİ YENİ ÇİZGİLERDEN VE GÖZLERİMİN ŞİŞLİĞİNDEN HER ŞEYİ ANLAMANI UMUD EDİYORUM. VE YÜZÜMDE Kİ BU ACI GÜLÜŞTEN ANLARSIN NE DEMEK İSTEDİĞİMİ UMARIM. -
sevildiğin kadar sevilirsin demişler. ne büyük yalan! sanki kimse beni benim seni sevdiğim gibi sevemeyecekmiş gibi geliyor. sen bile! hayatın merkezine bir insanın koyulmaması gerektiğini bile bile seni minik dünyamın tam ortasına koydum. hayallerimi ve hedeflerimi etrafında kurguladım. şimdi her sabah hayalinle uyanıyorum. çok istediğin şey artık çabalamayı bıraktığında oluverir derler. bu da yalan mıdır? bence doğru çünkü sen her şeyden vazgeçtiğimde çıktın karşıma. şimdi yanımdasın, benimlesin. ellerini her tuttuğumda, gözlerinden içeri renkli dünyana her baktığımda kendimi dünyanın en mutlu adamı gibi hissediyorum. önümüzde çok uzun bir hayat var. daha yolun başındayız. önümüze kim bilir ne engeller çıkacak. ama yaşamayı anlamlı kılan da bu belirsizliktir bence. bir saniye sonrasında bile ne olacağını bilememenin heyecanı bizi ayakta tutar. içlerindeki çocuğu kaybetmemiş iki insanız. sadece kendi elleriyle değil içlerindeki çocukların elleriyle de birbirini bırakmayan iki insanız. umarım asla bırakmayız... -
Sen insan değilsin.
Sen insansın.
Sen nesin?
Meleksin sen ya meleğimsin benim.
__
U r not a human being
U r a human being.
So what kind of a thing u r?
U r an angel boi, u r my angel.
(I have thought clearly like that when i lcding myja. That is undefinable that i cant word my feelings at all) -
Seninde benim gibi uyku düzenin bozuldu mu?
Gerci senin kendi işin sen hep gec uyur, gec kalkardin. Erken saatte duruşma olacakta bla bla. O da bir duzen gerci dimi. Gec uyuyup gec kalkmak.
Birlikte olsak ne dert yanardim bundan sana. Ama ben gec uyuyup erken kalkiyorum bir de diye kendi zorlugumu anlatırdım. Sen de tum gun napiyorsun li oturuyorsun dedikce kavga ederdim seninle. Bütün günümü anlatirdim en baştan.
Sahi ben ne cok anlatırdım. Sen adliyeyle tapu, ofis arası kisa yurume mesafelerinde bile beni arardin. Canim sıkılıyor yolda yürürken der, varacagin yere varinca da seni kullandim diye güler kapatırdın.
Sahi nasıl dayanıyoruz birbirimizsiz bunca zamana. Ben kimseye anlatmıyorum, umarim sen de kimseyi aramiyorsundur kısa mesafelerde bile.
Ikimize de beddua edicem ramazan günü. Umarım birbirimizin yeniden olasıya dek ve her zaman kimsesiz kalırız. Baskalariyla mutlu olalım iyi dileklerim ne sana ne bana yok kusura bakma. O kadar iyi biri değilim.
-
seninleyken sen bu başlıklara ne kadar şizofrence derdin. sonra biz ayrılınca ikimiz adına da çaresizliğin bir adresi oldu aslında.
telefon numarası değiştirdikten sonra hele ben. sen oraya yazdın bana demek istediklerini ben oradan cevap verdim sana. (neyse ki ben çaylaktım, sen yazar. benimkini kimse görmüyordu ama seninle çok dalga geçen olmuş bana yazdıklarından dolayı.)
3 sene önce bugün izmirdeydik. yarında resmen sevgili olduk diyecektik seninle.
hayatımızda ne yaşansa "22 nisan, 22 nisan öncesi soramazsın." yada 22 nisan öncesine sınava dahil olmayan konu muamelesi yapacaktık.
özledim. daha da çok özledim.
2. yılımızı da çeşmede, salaş bir balıkçıda geçirmiştik. senden yüzük beklemiştim. çünkü bir hafta önce yüzük ölçümü alıp, yüzük seçtirmiştin.
rakı masasına baya bekledim. canlı müzikte baya bekledim.
otel odasında yine bekledim. en son banyoda ağladım o film sahnelerinde suyu sonuna kadar açıp ağladığı belli olmasın diye uğraşan baş roller gibi. baş roller belli etmeden ağlar, yan karakterler ulu orta.
o gece alkolü, midemin bulanmasını, kaldırıma kusmamı bahane edip uzak durucam senden.
sabah bir şey yok gibi sevişicem.
sonra arabanın tekeri patladığını fark edip canın sıkılacak senin. hemde en az benim dün akşam yüzük gelmedi diye sıkılmam gibi.
tekeri ben değiştiricem. çünkü sen beceremiyorsun.
ellerim, üstüm başım,beyaz tişörtüm batacak ve ben ağlamaya başlayınca yanıma oturup "bak gel gel şurdan tişört alalım sana. ağlama bir tişört için ağlanır mı" diyeceksin. ayağa kalkıp, yerdeki sana sadece "götünün çatalı gözüküyor." deyip arabaya binicem ben.
alaçatıya kadar hiç konuşmayacağım. sen durmadan konuşacaksın.
alaçatı pazarından erik alacaksın bana. "mutlu ol" diye diyerek poşeti uzacaksın bana. erik yiyerek pazarı dolaşıcaz. daha ucuza bir erikçi gördükçe söyleneceksin.
hatta bir ara güneş çok vurunca güneş gözlüğümü alıp numaralı gözlüğünün üzerine takacaksın ve o an pazar gezerken bile ağladığımı fark edeceksin.
pazar gezerken ağlayan bir kadın ve yanında durmadan hiç susmamacasına konuşan bir adam.
bu kez neden ağlıyorsun diye sormayacaksın.
değişik ekmekler alacağız, yöresel ürünler alıp ev kadınlarına destek olmaya çalışacağız.
dönüş yolunda arabanın lastiklerine hava basarken sen atm de para çekerken kartımı unutup yine ağlamaya başlayacağım.
arabaya binince "kızılbüyü tişörtü pislenince ağlamaz. bir parça daha yağa bular parmağını ve bir kalp deseni çizero pis tişörte. kızılbüyü kartını unutunca ağlamaz, bu bir işaret demekki çok para harcadım dur diyor bir güç bana der. heleki pazar gezerken alışveriş yaparken asla ağlamaz, o teyzelerden ekmek, kek tarifi almadan o ürünlerin başından ayrılmaz." dedin bana.
bütün gün ağlamalarını kaçıran kadın olarak gözlüklerimi çıkarıp sana bakarak ağlamaya başladım. çünkü beni çok iyi tanıyan bir adam ve neden diye sorgulayan bir kadın olarak karşı karşıyaydık.
o an sorabildim. "neden?" diye.
derin bir nefes aldın "ailemi karşıma almama değer mi hala bilmiyorum çünkü. bir şeyler harika olsa alayım ama seninle de sorunlarımız varken alamıyorum karşıma."
gözümden yaşlar akarken " derdim evlenmek değil. ben seninle bir ömür birlikte de yaşarım ama bana bununla bile gelmedin."
sonra sana şu hikayeyi anlattım.
"Bir hükümdar, bir kış akşamında kılık değiştirmiş ve dalmış dersaadetin alacakaranlık sokaklarına.
Yürürken en stratejik burçta, en sert rüzgâra karşı nöbet tutan asker ilişmiş gözüne. Yanına tırmanmış. Çakı gibi bir asker; incecik okçu yeleğiyle, soğukta bronzdan bir heykel gibiymiş. Çok etkilenmiş hükümdar ve sormuş: ‘Üşümüyor musun bu kıyafetle?’
‘Hayır’ demiş asker ve eklemiş ‘Ülkem için buradayım, üşümeye hakkım yok…’
Aldığı yanıt hükümdarı öyle memnun etmiş ki o soylu askeri sevindirmek istemiş. Başındaki örtüyü açmış, yüzünü göstermiş. Asker saygıyla diz çökmüş…
‘Ayağa kalk’ demiş yaşlı hükümdar. ‘Ayağa kalk ve dile benden ne dilersen…’
Asker doğrulmuş, ‘Sadece sağlığınızı dilerim yüce hükümdarım’ demiş.
Hükümdar ‘Sağol ama yine de ben bir şey yapmak isterim. Kabul edersen yarın sana yünden örülmüş, seni hiç üşütmeyecek bir yelek göndereceğim’ diye okşamış askerin omzunu.
Ve oradan ayrılmış…
Ertesi gün öyle çok işle uğraşmak zorunda kalmış ki hükümdar, soylu askerine verdiği sözü unutmuş.
İki gün sonra da muhafızlar sabah denetlemesinde hükümdarın yün yelek sözü verdiği o soylu askeri nöbet yerinde soğuktan donmuş olarak bulmuşlar. Elinde sıkı sıkıya tuttuğu kağıtta bir not varmış:
‘Hükümdarım, ben soğuğa alışkındım; ama sizin beni sıcak tutacak elbise vaadiniz direncimi kırdı, ölüm sebebim oldu…’"
"ben alışıktım seninle aynı düzenimizde devam etmeye. her hafta sonu 75 km yol gelmeye yanına. pazar gecesi evime yorgun argın dönmeye. her cuma iş yerime kocaman bir sırt çantası ile gidip iş çıkışı sana gelmeye. uzaktan bu ilişkiyi bile yürütmeye. keşke ümit vermeseydin. seninle evlenip aynı evde yaşamak istiyorum diye yüzük seçtirmeseydin, mobilya bakmasaydık, bunları yapmasaydın keşke."
bir şey demedin. diyemedin. "of yetişemedim yine. kırmızı yandı" diye ışıkla konuştun.
o günden sonra bana sustun. sonra ben de sustum. sen bir tercih yapıp parayı seçince de ben gittim. sessiz, sedasız, evimi boşaltıp, ikinci ele eşyalarımla birlikte duygularımı da satarak ben gittim.
yine de 3. yılımız kutlu olsun sevgilim. hem bu yıl senden yüzük beklemiyorum. hangi mekan nereye gidelim kavgamızda yok.
kutlu olsun sevgilim. kutlu olsun. seninle 3, sensiz ilk yılım kutlu olsun. -
pişmanlık duygusunu hiç bu kadar derinden hissetmemiştim. o kısıtlı zaman dilimini hafızamdan açıp açıp izliyorum. beni her daim dinleyeceğini, ona istediğim zaman derdimi anlatabileceğimi söyleyen insan benim kötü birisi olduğumu söylemişti. tüm bu yaşananlardan sonra nasıl olur da ona güvenmemi, kendimi kontrol etmemi bekleyebilir?
bir tek sana anlatabilmiştim tutkularımı, nelere kalkıştığımı, hayallerimi,, yanılgılarımı, sevincimi, üzüntümü, en zayıf halimi, sinirimi, öfkemi, hırçınlığımı, kırgınlığımı.
bir tek sen yakından tanık olabilmiştin benim diğer yüzlerime, filtresiz yaklaşımıma, en saf duygularıma.. bir tek sen sabahın yedisinde kutlamıştın.
öyle bir kalbin var ki dünya üzerinde onu tanımlayabileceğim bir kelime yokmuş gibi hissediyorum.
sana son cümlem '' ne desem bilemedim.'' oldu. böyle ayrılmayı asla istemezdim. keşke sana olan sevgimi daha çok gösterseydim, daha çok öpüp sarılsaydım sana..ama artık çok geç. kelimeler boğazımda düğümleniyor.
seni seviyorum elmam... -
surprise motherf**ker :) -
Yolundami herşey SENİN gibi.!! -
Sana her seyimi veriyorum, daha fazlasini isteme benden. '*' -
Ben kime ne yaptım da bunları yaşıyorum dediğin her an kahkahalarım kulaklarında çınlasın -
Özür dilerim -
Keşke her sabah yazmasaydın -
Özledim seni gerizekalı. -
wiener melange'ı hiç beğenmedim saçma sapan kahve öneriyorsun iyi ki bırakmışım seni. -
fill my heart with song and let me sing forever more. you are all I long for, all I worship and adore. -
Asıl vurulan benim sen boşuna ölüyorsun.
