cyrano de bergerac

  • 17. yüzyılda yaşamış olan parisli şair ve silahşör. şiir yazarak ve söyleyerek hem kadınları kendine aşık etmeyi hem de düşmanlarına korku salmayı başaran nadir insanlardan biri. aynı zaman da ne hikmetse kendisi çok yardım sever bir insandır: kendisine babalanan bir şahsa, sevdiği kıza açılıp onu tavlaması için tavsiyeler vermiştir ki bu şahıs bi o kadar beceriksiz olduğu üçün her şeyi eline yüzüne bulaştırıp devreye cyrano abimizin girmesini sağlamıştır. bilin bakalım bu kız kim cyrano abimizin kuzeni. kuzen kuzene şiir okuyup aşık edince kendini olanlar olmuştur. dilerseniz bu kadar bahsetmek yeterlidir, filmini izlemenizi tavsiye ederim, türkçe dublaj izlemeniz daha yararlı olacaktır.
    cyrano de bergerac izleyecek olanlar buraya beyler hanımlar
  • Geçtiğimiz sezon ibb şehir tiyatroları Ümraniye sahnesi'nde izlediğim (yalnızca burada bilet bulabilmiştim) yönetmenliğini Mehmet birkiye nin yaptığı, Yiğit sertdemir İn nefis bir performans sergilediği, kostümlere/ sahne tasarımına/ müziklere bayıldığım tekrar tekrar izlenesi oyundur.

    Oyundan sonra günlerce dilinizde Şununla geziyorsunuz.
  • Ah Cyrano!
    Onyedinci Yüzyıl, Parisli, şair, silahşör. Kalemi kılıcından keskin. Gaskonya beyi, lavantacıya tabela olabilecek kadar uzun bir burna ve kendince çirkin bir çehreye sahip.
    Çocukluk aşkı Roxane. Salak Roxane
    Christian var bi de. Güzel mi güzel. Ruhsuz.

    Ne yazsam spoiler şu an. Duygularımı ifade edemiyorum. Yiğit sertdemirin bedeninde can bulan cyrano’yu tam üç defa seyrettim. İbb şehir tiyatrolarında. Her güzel şey gibi ne yazık ki kaldırıldı. Çok özledim onu. Şuraya bir anı bırakayım;
    Kalbimi çalmışsınız, sizinkine muhtacım
  • " - Ne yapmak gerek peki?
    Sağlam bir arka mı bulmalıyım?
    Onu mu bellemeliyim?
    Bir ağaç gövdesine dolanan sarmaşık gibi
    Önünde eğilerek efendimiz sanmak mı?
    Bilek gücü yerine dolanla tırmanmak mı?
    İstemem!
    Herkesin yaptığı şeyleri mi yapmalıyım Le Bret?
    Sonradan görmelere övgüler mi yazmalıyım?
    Bir bakanın yüzünü güldürmek için biraz şaklabanlık edip,
    Taklalar mı atmalıyım?
    İstemem! Eksik olsun!
    Her sabah kahvaltıda kurbağa mı yemeli?
    Sabah akşam dolaşıp pabuç mu eskitmeli?
    Onun bunun önünde hep boyun mu eğmeli?
    İstemem! Eksik olsun böyle bir şöhret!
    Eksik olsun!
    Ciğeri beş para etmezlere mi "yetenekli" demeli?
    Eleştiriden mi çekinmeli?
    "Adım Mercuré dergisinde geçse" diye mi sayıklamalı?
    İstemem!
    İstemem! Eksik olsun!
    Korkmak, tükenmek, bitmek...
    Şiir yazacak yerde eşe dosta gitmek.
    Dilekçeler yazarak içini ortaya dökmek?
    İstemem! Eksik olsun!
    İstemem! Eksik olsun!
    Ama şarkı söylemek, düşlemek, gülmek, yürümek...
    Tek başına...
    Özgür olmak...
    Dünyaya kendi gözlerinle bakmak...
    Sesini çınlatmak, aklına esince şapkanı yan yatırmak...
    Bir hiç uğruna kılıcına ya da kalemine sarılmak...
    Ne ün peşinde olmak, para pul düşünmek,
    İsteyince Ay'a bile gidebilmek.
    Başarıyı alnının teriyle elde edebilmek.

    Demek istediğim asalak bir sarmaşık olma sakın.
    Varsın boyun olmasın bir söğütünki kadar.
    Yaprakların bulutlara erişmezse bir zararın mı var?

    - Dök içindeki öfkeyi dostum. Ama saklama benden seni sevmediğini.
    - Sus... "
    "İstemem eksik olsun" tiradı ile tanıdığım şair. Dinlemek isteyene rüştü asyalı tavsiye edilir.