çocukluk yıllarını hatırlatan kokular

13 entry daha

  • Dalin bebek kolonyası. Çocukluğumu hatırlayınca, düşünceler bu kokuyu anımsatır. Allahtan hala üretilmeye devam ediyor da çocukluğumuz gitse de kokusu yanımızda.
  • sümbül kokusu.

    anneannemde geçti çocukluğum. annem çalıştığı için bana o bakıyordu ve orta okulun 7-8. sınıfına kadar da genel anlamda öyle oldu. çok iyi hatırlıyorum o sümbül kokusunu. bahar gelip ağaçlar canlanırdı. anneannemin bahçesinde yetişen binbir çeşit bitkiler arasından o yabani sümbüller canlı mavi renkleriyle diğerlerinden daha farklı olduklarını ilk bakışta belli ederlerdi zaten. o çuhaların, yeni yeni boy atmaya başlamış saraypatıların arasından itinayla sıyrılırdı zarif gövdeleri. ilk koklayışım da keza o ilk bakışta göze çarpan mavi renkleri yüzünden olmuştu. hatırlıyorum da hiç o kadar güzel bir koku duymadığımı düşünmüştüm o zamanlar. hoş, hala da öyle düşünürüm. diğer sümbüllere benzemezdi. öyle bir kokuydu ki ne keskin ne de yoğun denebilecek ama hafif de olmayan ve akılda belli bir imgeye oturan, somutlaşan bir kokuydu. kokladıkça koklayasım gelirdi o kokuyu. o sümbüllerin arasında kaybolurdum, demetlerin içine girerdim resmen.

    şimdi ilk ne zaman duyumsadığımı hatırlayamasam da aradan en az on - on iki yıl kadar bir süre geçti. birkaç sene önce o sümbüllerden birini sökerek camımın önünde saksıya ekmiştim. bu yıl açtı. aynı çocukluğumdaki gibi içine girmek istercesine kokladım o minik mavi çiçeği ve bir anda kafamda bir film şeridi gibi oynadı görüntüler. o bahçede koşuşturmalarım, büyük dedemin bahçede sebze fidanları için çukur kazışları, yere düştüğümde anneannemin alt komşularının ikizlerinin hemen kaldırması; evin önünde anneannemin sevmemem için kendini paraladığı sokak köpeği, ocakta kısık ateşte pişen yemek...

    eskiye dönmek istediğimde, dış dünyadan kaçmak istediğimde hep ararım sümbül kokusunu. sanki o hiçbir şeyden haberim olmadığı ve dünyanın toz pembe bir buluttan ibaret olduğunu sandığım dünyaya yine giriş yapacağımı düşünürüm ya da en azından kendimi avuturum. oysa sümbül artık solduğunda ve cansız kahverengi bir renk alarak o yaydığı amber gibi kokusu yerini çürümeye başlamış bir sapa bıraktığında anlarım acı gerçekleri. bir daha o kadar mutlu olamayacağımı, çocukluğuma bir daha dönemeyeceğimi.
  • (bkz: kasımpatı)...

    yukarıbayır damında annemin bembeyaz kasımpatıları vardı. Adını da bilmiyorum o zamanlar, her gün 2 defa koklamadan okula gitmezdim. Sabahcı olduğumda da eve gelince koklardım.

    Sonra ablamdan öğrendim ki o çiçeğin adı kasımpatıymış, sonbaharda pat diye açarmış.

    Sonra çiçek saksınına karıncalar tünedi diye annem çiçeği attı mı, kabını mı değiştirdi, orasını hatırlayamıyorum.

    Ama feci karıncalar gezerdi. Sırf ihtilal çıkarmak için saksıya pat pat iki üç defa vururdum (bkz: da o başka bir yazının konusu). Bütün karıncalar saksının yüzeyinde koştururdu. Daha hızlı koşsunlar diye iki kez daha vururdum.

    Çocukluk ne güzel şey değil mi :)

    Bakın işte şu çiçek

    Edit. Yukarıbayır kaldığımız semtin adı. Sonra taşındık.
  • üzerinde arı mayanın resmi olan silgilerin kokusu (pembe olan çiçeksi-şekerimsi, yeşil olan elma kokardı), sürekli koklayıp , kokusuyla mest olurdum.
  • (bkz: çorba kokusu). hep anaokulumu aklıma getirir, ancak ne çorbası olduğunu hala anlayamadım.
  • sobanın üstüne bırakılan mandalina kabuğunun kokusu.
    okulun ilk günü giyilmek üzere alınmış, yepyeni ayakkabının kokusu.
    kullanmaya kıyamadığın pembe silginin kokusu.
    ağır babaanne yorganının altında nefes almaya çalışırken aldığın sandık kokusu...

    kokunun anlamı bir çok insan için önemlidir. çocukluğun o huzurlu ve kaygısız dönemlerinin hafızada yer etmiş kokularının yeri ayrıdır. ve elbet yaşanan kötü anıların da kütlesi ve kokusu vardır. ben 8. sınıfı okuduğum o okulun önünden geçerken hala dışlanmışlığın ve yalnızlığın kokusunu alırım mesela.

13 entry daha