bugünkü gençliğin vurdumduymaz bencil ve ukala oluşu

  • Çok düşündüm bu başlığı açarken, ancak gelecek tüm tepkileri göze alarak geri adım atmamaya karar verdim.
    O yüzden konuyu beğenmeyip kotuleyeceklerin şimdiden gözlerinden öperim.

    Gençlik denince biz gibilerin aklına nedense hep 68 kuşağı geliyor, deniz gezmişler, mahir çayanlar , yılmaz guneyler , o bir ülkedeki siyasi iktidarı sallayan, mert, gözüpek, vatansever , özgürlükçü, siyaseti halk için , sokaktaki gariban için yapma uğruna , kendi hayatlarını feda eden liseli, üniversiteli gençlik geliyor.

    İşçiyi, emekçiyi, öğrenci arkadaşının hakkını savunmak için, ezilenlerin, mazlumların yanında saf tutup, bilinmeze doğru hiç tereddüt etmeden yürüyen gençlik geliyor aklımıza .

    Peki bugün, 25 yaşına kadar baba parası yiyip, hasbelkader bir okul bitirdikten sonra, kendini ulaşılması güç bir noktaya oturtup, anında köşe dönme , kızın en guzeliyle çıkıp, erkeğin en zengin ve yakışıklısını kapma yarışında gençlik .

    Cep telefonun markası, kullandığı bilgisayarın oyunları kasmadan oynamaya imkan vermesi, babasından aldığı parayla Starbucks ta 15 liraya bir kahve alıp , 6 saat lak lak yapması , kendisini mutlu eden bir gençlik var .

    Ülkede ne oluyor , siyaset nerede , ekonomi nasıl, dünya nereye gidiyor , insanların daha iyi daha mutlu yaşaması için neler yapılabilir , gibi konular ilgi alanları dışında şimdiki gençliğin .

    Onlar , kuzey İrlanda'daki bir müzik grubunun bateristini veya , cem Yılmaz'ın saklabanliklarini , Türkiye'nin özgürlükler sıralamasında en gerilere düştüğü gerçeğinden daha takibe değer buluyor artık.

    Daha dün Türkiye ekonomisinin resesyona girme yani dibe vurma riskinden bahsedilmesinden bir çoğunun haberi bile yok.

    Bütün bunlar söylendiğinde de , ' o devirle bu devir aynı mı, bizde mi öyle olalım ' tarzı , umursamaz, redci ve ukala bir tavrı da kendinde hak gören bir gençlik var şimdi .

    Tespit bu yazdıklarım, bir eleştiri, bir rencide etme amacım yok,
    Sadece gözlemlerimi yazıya dökme isteği..

    Bu arada, ' hayır, ben öyle değilim' diyenleri duyuyor, ve onları tenzih ediyor, istisnalar kaideleri bozmaz , bu tespitlerim de geneli bağlamaz demeden de edemiyorum ...

    Son bir not, 68 kuşağından yaptığım örneklemeler , kimilerince terör yapılanması olarak görülebileceği gerçeğinden hareket ederek, söz konusu kişilerin eylemlerinin doğruluğu, yanlışlığı bir tarafa, toplumsal meselelere karşı gösterdikleri duyarlılığa dikkat çekmek amacıyla verilmiş örneklerdir .
    Başka bir tarafa çekilmemesini dilerim.
    Zira o günün şartlarında tepkiler o tarzda sekilleniyorken, 50 yıl sonra aynı tarz bir yaklaşım beklemek ve bunu savunmak zaten başlı başına abesle istigaldir ...

    Edit:
    bazı arkadaşlarımın ' bunun sorumlusu sizsiniz' ana temasıyla yaptıkları yaklaşıma katılmam mümkün değil.

    Gençlik, kolay olanı seçti , bu işin özü kısaca bu.
    Bir ay sonra yks sınavı var, 2 milyonun üzerinde genç girecek bu geleceğini şekillendirecek olan sınava, eee sonra ...
    Sonrası şu ,
    Bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıdaki üniversitenin yine bir o kadar bölümünden mezun olacaklar bir şekilde iş bulacak , diğerleri. ?
    Üniversite mezunlarında işsizlik oranının bu krizden önce %30 Lara dayandığından kaçınınız haberi var , son olaylarla birlikte bu oranın daha da yukarıya çıkacağından ,
    Ben kendim geleceğe gençler adına olumlu bakamazken , gençlerin ' ne oluyoruz, biz nereye gidiyoruz ' diye sormaması , ilginç bir durum değil mi sizce de. ?

    Edit 2 :
    Yukarıda söylemiştim ama tekrarlamam gerekiyor , bu başlığı açarken amacım eleştirmek veya yermek değil,
    Durum tespiti yapmak idi.
    Yani bir anlamda yeri geldiğinde hepimizin, herkesin kendi ozelestirisini yapmaya vesile olmak .

    Edit 3 :
    Katılan katılmayan kısmen katılan ,
    Hepsi çok önemli tespitler ,
    Ancak dikkat çeken bir durum var ,
    Ben , 68 kuşağını ve o dönemi örnek verirken, tamamen bende iz bıraktığı içindir .
    Sanırım 3. Tekrar olacak ,
    O dönemi örneklemek , 50 yıl sonra polisin önüne çık, gaz ye , sopa ye demek değildir .
    50 yıl sonra akıl , daha farklı alternatifler üretmeli , uretebilmeli, mesele de bu zaten .

    Ayrıca olayın sadece ' siyasi ' yönü ele alınarak değerlendirme yapma hatasına düşen arkadaşlarım var ,

    Siyaset, kişinin çevresinde olup bitene bakarken göreceği veya kullanacağı argumanlardan sadece birisi .
    yazdım ama nedense meselenin sadece bu yönü dikkat çekmiş ..


  • başlık ve sahibi resmen beni açıklamış. çok genç sayılmam ama bu yollardan geçtik, geçiyoruz gerçekten. herkesin kendince bahanesi var tabi, politik gözüküp'*' aslında apolitik oluşumuzda. ya da hiç umursamayışımızda.
    kendi durumumu açıklayayım.
    geçenlerde yazdığım, siyasi görüş başlığında da açıkladığım '*' gibi, kendimi beni paralize eden bir felsefeye sokmuşum. ne kadar insancıl gözükse de bir işe yaramaz olmuşum. o açıklamaya ek olarak, onca rezil haberi, iğrençliklerle dolu tarihi ve insan diye geçinen organizmaları gördükçe, bildikçe açıkçası kılımı kıpırdatasım gelmiyor. yanlış olduğunun tabi ki farkındayım ama ikna edemiyorum kendimi. bu insanlar için uğraşmanın değerli olduğuna ikna olamıyorum, olacağımı da sanmıyorum. bu saatten sonra dünya'ya bir katkım olmaz herhalde. belki unutulacak 1-2 şarkı ve 1,2 kitap dışında. o da belki.
  • Elbette şartlar sorunlar ve tepkiler değişti. Eski topraklar dünya savaşı sonrası doğmuş soğuk savaş görmüş insanlar. İhtilal üstüne ihtilal darbe üstüne darbe görmüşler. Böyle şartlar altında yetişen insanla günümüzün rahatlığında yetişen insan bir olmuyor, olamazda. Nasıl ki kömür zor şartlarda elmas oluyorsa zor şartlarda yetişen insan da parlar. 1980 de bir gencin bizim kadar rahat olması için çok zengin bir ortamada yetişmesi gerekirdi heralde. Zorluğun az olması zorluğa gösterilen tepkiyi de azalttı tabiki. Ama gençlerin tamamen tepkisiz olduğuna da inanmıyorum. Çağın getirdiği sosyal medya ortamında gerçekten kitleler halinde örgütlenebiliyorlar. Siyasi olarak da etkiliyiz bence. Yapılan ufak şovlara göz boyamalarına kanmıyoruz. Siyasi değişiklerin yaşanmasında gençlerin katkısı büyük. İsteklerini daha kolay bir şekilde dile getiriyorlar. İstekleri karşılanmazsa yaygara çıkarmak yerine bekleyip isteklerini karşılayacak yeni yöneticileri seçiyorlar. Fikrim o dur ki gençler olarak tamamen umut vad etmeyen bir grup değiliz. Bir genç olarak gençler adına konuşmak istedim ama yazadıklarım tamamen kendi görüşüm, çevrem, yaşadıklarım ve tecrübelerimle sınırlıdır. Kabul ediyorum 10 gençten ancak 1 i burda yazdığım ladar bilinçli. Fakat eski topraklarda da bilinç oranı bence ancak o civarda. Etrafımdaki yetişkinlerden de gençken bu konularda bilinçli olan sayısı bu kadar. Geri kalan 9 u kadın olduğu için başını yere eğip evden okula okuldan eve gitmiş ya askere kadar gezmiş askerden sonra evlenip işe girmiş ya da yönetim kötü ama başkası gelse daha kötü olur diye etliye sütlüye dokunmamış insanlar.
  • öncelikle bize kimse bencillikten bahsetmesin iki gün önce gireceğimiz sınavın (ki benim lisenin başından beri it gibi çalıştığım geleceğimi belirleyecek olan sınavdır kendisi) tarihi bir ay gerisine alındı sebepse büyüklerin turizmindendir, turizm gelirlerindendir. kimse bize bencillikten bahsetmesin efendim!!

    ikincisi: bize hak aramaktan da bahsetmeyin! sizin zamanınızda öğretmenleriniz size vurabilirken bizim zamanımızda bizler kendi hakkımızı savunuyor, dilekçeler yazabiliyor, şikayet imzaları toplayabiliyoruz, ezik yetişmiyoruz. ha aman ''başka tarafa çekilmesin.''

    üçüncüsü: sizin 25 yaşına kadar baba parası yiyor dediğiniz gençliğin tek sebebi sizlersiniz, sizin yaşıtlarınızdır. sonuçta bunlara parayı veren babasıdır farkında olasınız.

    dördüncüsü: bizler ülkede neler olduğunun pek ala da farkındayız efendim. sizin isteğiniz bizlerin siyasetle ilgilenmesiyle siyaset bizim için büyüklerin oyuncağıdır. sizin devrinizi de biliyoruz üniversitelerde insanlar sağcı solcu kavgasından birbirini öldürüyordu. biz ise birbirimize saygı duyuyoruz. kim sağcı kim solcu bizi ilgilendirmiyor bizi ilgilendiren şahısların karakteridir. giydiği çıkardığı kıyafet, tuttuğu takım, desteklediği görüş değildir. insanlığa bakarız.

    beşincisi ve sonuncusu ben ''hayır, ben öyle değilim.'' diyor sizin tabirinizle arkadaşlarımın hakkını savunuyorum.


    edit: gerçekten anlamıyorum. ben mi el bebek gül bebek büyütülmedim siz mi yanlış kişilerle denk geldiniz gerçekten anlamıyorum.
  • yeni neslin hepsinin, bencil ya da umursamaz olduklarını düşünmüyorum. sadece her şeyden çok çabuk sıkılıyorlar bana göre. derse ilgileri, bir kitaba, filme ilgileri, sohbete herhangi bir konuşmaya bile ilgileri anında değişebiliyor. bunda da uyaranın çok olduğunu yani çevresel ve sosyal uyaranın (tv, internet, akıllı telefonlar gibi) fazlalığını görüyorum. sürekli bir dikkat dağınıklığı, sürekli bir kafa karışıklığı, odaklanamama, sorun çözme, araştırma, kendini geliştirme gibi önemli konuları pas geçme.
    bizlere düşen görev de karşıdaki ister genç , ister çocuk her kim olursa olsun yargılamaktan çok anlayıp dinleyerek ona göre çözüm yollarını bulmaya çalışmak olmalıdır kanaatimce.
  • kısmen katıldığım, kısmen de katılmadığım görüştür. vurdumduymaz, bencil ve siyasetle ilgisini minimuma indirmiş 26 yaşında bir gencim ben de. kendi hikayem üzerinden bu hale gelişimin sebebini anlatayım.
    öncelikle; çocukluğumdan beri siyaset ve toplum olaylarının sık konuşulduğu bir çevrede büyüdüm. küçük şehirde büyüdüm ben. mikro veya yerel adına ne derseniz diyin halkı iyi gözlemleme imkanı buldum diyebilirim. bizim baba tarafı özellikle siyasetle pek iç içeler. babamın babası, rahmetli dedem chp ilçe başkanlığı yapmış bir isim. 80 öncesi dönemde arabasının altında bomba konulmuşluğu bile var. ben 7 yaşındayken vefat etti kendisi, ondan dinleyemedim ama babamdan çok dinledim onun yaşadıklarını. daha geriye gidersem; babamın büyük büyük büyük dedesi ittihat terakki üyesi bir müfettiş osmanlı zamanında. neyse günümüze döneyim. büyük halamın eşi olan eniştem; yaşadığımız şehirde solcu olarak mimlenmiş, ülkücülerden bir araba dayak yemiş, hapis yatmış. ciğerlerinde oluşan hasar yüzünden seneler sonra kan kusa kusa vefat etti. babam da sol görüşe yakın biri ama işi gereği her kesimle muhatap olduğundan ve çevresi geniş olup sevildiği için bir kaç tehdit dışında pek bir şey gelmemiş başına ama çok arkadaşının hatta eniştesinin dövüldüğünü acı çektiğini görmüş bir adam. 2000'li yılların ortalarında da bir kaç siyasi partinin il teşkilatında görev almış birisi. ve şu hayatta gördüğüm en çok okuyan adam. her şeyi okumuş her şeyi. bana okumayı, öğrenmeyi, sorgulamayı, araştırmayı sevdiren adam o. birinin askeri olacak biri değil yani. inandığı değerler için ne düşünüyorsa ona göre hareket eden biri. militan değil, yanlış gördü mü düzeltebilen, değişebilen açık fikirli biri. görev aldığı siyasi partilerden biri; geçmişin merkez sağ partilerinden biri mesela. neyse;

    anne tarafım öyle çok iç içe değiller siyasetle. küçük dayım emekli deniz albayı, bir ara gölcük tersane komutanlığı yapmış biri. ergenekon döneminde dile getirilen darbe toplantıları, planları vs hazırlanırken görevdeymiş kendisi, ülke dışında. büyük ihtimalle başına bir şey gelmedi onun. bir kaç tehdit ve polis izlemesi sadece. anneanneem-dedem hacı. anne tarafından dedem muhacir anlatmıştım geçen bi başlıkta. annanemin babası kur'an hafızı ve müfessir. büyük dayım anne babası gibi biraz daha muhafazakar. ortanca dayım ve küçük dayım daha seküler kişiler. annem de öyle.

    neyse, neden anlattım bunları? şu yüzden; kendimi bildim bileli evde ve yaşadığım çevrede böyle şeyler hep konuşuldu. ailemin köklerinde; zülümden kaçan muhacir, abdülhamiti deviren ittihatçılar, 1. dünya savaşında esir düşüp kaçan kurtulan, kurtuluş savaşı'nda savaşan, hapis yatan, dayak yiyen, aktif siyaset yapan vs vs bir çok kimse var. onların hikayeleriyle büyüdüm. savaş, devrim, darbe, ölüm, açlık, enflasyon, din, sekülerlik vs her şeyden hikaye var bizim ailede. bu yüzden ben de orta okuldan itibaren böyle konularda kendimce okumaya, öğrenmeye, merak etmeye başladım. tarihle ilgili şeyler okumayı hep çok sevmişimdir. tarih okuyarak, ailemin hikayelerini dinleyerek kendimce bir bilinç oluşturmaya çalıştım.

    bunu yaparken asla tek taraflı, okumadım, dinlemedim, izlemedim. ülkücü arkadaşlarımla ocakta çay da içtim, fetö evinde -dershanemden ve sevdiğim bir arkadaşımdan dolayı- maklube yiyip abilerle de muhabbet ettim. lise son sınıfta tkp ilçe başkanı ile muhabbet edip, yayınladıkları dergileri okullara dağıttım. gezi eylemlerine katıldım, gaz-cop-tazyikli su yedim. ünversitede ilk sene kaldığım yurt okmeydanı'ndaydı. gezi sonrasında; ordaki cemevinde ibadet ederken polis tarafından vurulup ölen -kaza yada değil bilmiyorum-, uğur kurt için yapılan anma töreninde dhkpc ile polisin çatışmasında arada kaldım. cidden yaşadım bunu. polisin sıktığı sudan kaçarken arkama bir döndüm, tabancalı pompalı tüfekli bir grup marşlar söyleyerek polisin üstüne yürüyor. masumca bir anma diye katıldığım yer de bunu da gördüm. bağımsızlık düşleyen kürt arkadaşlarımla mardin'i gezdim. onlarla konuştum, fikir tartışması yaptım. anlamaya çalıştım. demem o ki elimden gelen her görüşeü dinleyip temas ederek; lise ve üniversite hayatımda tüm bu konularda aktif ve bilinçli bir insan olmaya çalıştım. elbette görüşlerim yıllar içinde değişti, gelişti. çok değişti hemde ve en sonunda apolitik olmayı bilinçli olarak tercih ettim.

    neden biliyor musunuz? çünkü çok boş. vallahi bakın çook boş. koca bir booş küme tüm o okumalarım, çabalarım, eylemlerim, desteklediğim şeyler. sadece sol ya da sağ tandanslı konuşmuyorum. genel olarak çok boş. ben bunu gezi'de farketmeye başladım. çok güzel bir amaçla, şevkle bir araya gelip güzel şeyler yaptık. evet kabul. hala gurur duyuyorum o olayların biraz da olsa içinde olduğum için. ama iş bu kadar basit değil. noldu o yiten, ölen gençler, canlar? keşke bu olaylar hiç olmasaydı, o park yıkılıp cami yapılsaydı da abdocan, ethem, ali ismail ve diğerleri ölmeseydi. hangi park hangi cami hangi eylem bu canlardan daha değerli? evet o park yıkılamadı, yıkılmayacakta ama onları hayattan koparmaya, ailelerini bu acıyla bırakmaya değer miydi? he bu ses çıkarmayalım demek değil. çıkaralım elbette ama işin buralara gitmesi doğru mu sizce?

    şimdi diyebilirsiniz ki; olayları buralara polis getirdi. hakim güç, hükümet getirdi. onlara kız, biz de bu yüzden sokakta değil miydik? evet öyle kabul ediyorum. ama yarın geziden bin kat daha fazla katılımlı, daha haklı bir eylem dalgası olsa sokağa çıkmam. hiç bi güç yaptıramaz bunu bana. hükmetmeye namzet bir kaç kişi ve onun karşısında duracak cesarete, bilince sahip kişilerin savaşında ölmek, yaralanmak, sevdiklerimi kaybetmek asla istemem. bu yüzden bencilim. koca bir bencilim evet. hatta korkağım. koca bir korkak evet. ses çıkarmamak, mücadele etmemek uzun vadede daha çok zarar veriyor belki ama ben üç günlük dünyaya; kendi iradem dışında gerçekleşen saçmalıklar yüzünden dayak yemeye, sakat kalmaya, ölmeye, her gün yeni bir saçmalığa kafayı takıp sinir hastası olmaya gelmedim. o yüzden ingiliz dj bonobo, malili sanatçı ali farka toure, abd'li nirvana'nın basçısı krist novoselic, alman golcü gomez :(, avustralyalı dilber margot robbie, ingiliz gitarist johhny greenwood daha çok ilgimi çekiyor. onları konuşmayı, izlemeyi, dinlemeyi daha çok seviyorum. vaktimi ve enerjimi bunlara harcamayı tercih ediyorum. çünkü 18 senedir kulağımın arkası dahil bu politikalar, siyasetler yüzünden itinayla öpüldü. öpülmeye de devam edecek. ve ben yoruldum. bunlarla nefes almak istiyorum.

    bu boşvermişliğim 17-25 aralık süreci, soma, terör eylemleri, barış süreci, hendek operasyonları ve 15 temmuz gibi aşamalarda yavaş yavaş vurdumduymazlığa evrildi. sıfırlanan paralar, ayakkabı kutuları, rezalar zarrablar, yitip giden ve şovenizm dışında umursanmayan 301 işçi, bizim gönderdiğimiz silahları bombaları kullanan işid'in reyhanlı'da ankara'da istanbul'da katlettiği insanlar, hakkını savunduğunu iddia ettiği halkı kendine canlı kalkan yapabilen pkk, istedikleri her şeyi verdikten sonra sırtımızdan vuran cemaatler vs. bakın bütün bunların hepsin toplayıp üst üste koyun. %1 lik kısmı başka ülkede yaşansa ortada ne hükümet kalır ne de sorumlular böyle rahat rahat dolaşabilir. halkta karşılığı yok bu savunduğumuz, itiraz ettiğimiz şeylerin. diceksiniz ki ses çıkmadığı için bunlar rahat rahat dolaşıyor, hala hükmediyor. ben en yüksek perdeden ses çıkardım arkadaşım. gaz, cop, tazyikli su yedim. arkadaşlarım yaralandı hastahanede yattı, ailemden kimseler kendi zamanlarında çıkardı, hapis yattı, dayak yedi, öldü. ne değişti? koca bir hiç.

    kabul edin ya da etmeyin. demokrasi, insan hakları, hümanizm, tartışma kültürü, entelektüel birikime saygı gibi kavramlar 83 milyon nüfusun büyük çoğunluğuna işlemedi, işlemiyor. naparsak yapalım bu gibi konulardaki kavgalarda ses çıkararak bir şeyleri değiştiremicez. aç kalmadıkça silkinmeyecek, kendine gelmeyecek bu halk. çıkardığımız seslerin, kavgamızın halkın geneline etki etmesi imkansız. kodumuz bozuk, genlerimizde bu yok.

    üniversitede medya okur yazarlığı dersimizi veren bir hocam bir gün şey demişti. fransız halkı yıllarca açlıkla, ölümle, sefaletle boğuştu ve fransız devrimi böyle ortaya çıktı. onlar kendileriyle, en yakınlarıyla savaşarak, sorgulayarak kazandılar haklarını. bizde ise kendini sorgulamayı hiç düşünmemiş, otoriteye hep boyun eğmeyi seçmiş biir kitle ile destansı bir kurtuluş mücadelesi verildi. fakat o mücadele dış güçlere karşıydı, sonrasında hak istemek, özgürleşmek, demokrasi istemeyi düşünmedi toplumun çoğu. bütün hepsi, atatürk gibi bir adam sayesinde önlerine altın tepside sunuldu. insanlar kendi özgürlük ve hakları için mücadele etmedikleri, bunu denemeyi akıllarından geçirmediği için benimseyemediler. bu minvalde bişilerdi işte. biz ses çıkararak, konuşarak anlatarak kavga ederek bu düzeni değiştiremeyeceğiz şu an için. malesef. ben bunu kabul ettim ve artık iflah olmaz bir vurdumduymazım. işim gücüm var, belli bir maddi gücüm var.

    çekildim köşeme, benim durumumda olmayanların açlıktan eeeehhh yeter beeee diyip kendine gelmesini bekliyorum. çekirdeğim ve bira stokumda var şükür. kendini düşünmeyen başkaları için özgürlüğümden, bedensel bütünlüğümden, hayatımdan, ruh sağlığımdan olamam, olmam. bana ne.

    köşemde müziğimle, ilgi duyduğum şeylerle (tarih, sinema, mitoloji), zevk aldığım şeylerle (alkol, müzik, futbol, seks, porno vb) , işimle, arkadaşlarımla sakin ve aksiyonsuz bir hayatı tercih ediyorum. bu beni bencil, vurdumduymaz, korkak yapıyorsa yapsın arkadaş. zerre umurumda değil. ben artık sesimi meydanlarda, eylemlerde ya da bireysel tartışma-fikir alışverişlerinde değil, seçimlerde verdiğim oy ile çıkarıyorum. mutlu muyum? çok değil. ama en azından ruh ve akıl sağlığım bir nebze daha iyi durumda.

    uzun oldu sorry (:
  • gençlerin sorumlu olmadığı bir konudur.

    bu ülke gençliği yitiktir. her zaman her yerde söylüyorum bunu: özellikle 1990 ve sonrasında doğan nesiller yitik (yitirilmiş), kaybedilmiş nesillerdir. bunun başında bir türlü kaliteli hale gelemeyen/getirilmeyen eğitim sistemimiz gelmektedir. bugünkü gençliğin vurdumduymaz ve bencil olduğu kısmına başta söylediğim iddiam sebebiyle katılmıyorum. bana göre bugünün gençleri çok daha insancıl yetişiyorlar. her ne kadar bazen biz büyüklerine nankörlük etseler de gençlerin geneli vicdanlı ve insan canlısı.

    gençlerin baba parası yemesi meselesine gelince. ne yapsınlar? akranları dünyayı gezerken, dünya çapında organizasyonlarda görev alıp hem eğlenip hem yeni şeyler keşfederken bizim gençlerimiz ne yapsınlar veya ne yapabilirler? gençlerimiz ve çocuklarımız eylül-haziran zamanı eşek gibi çalışıyorlar: dersler, sınavlar, testler, sınav denemeleri, ödevler, projeler, bilmem ne -ss'ye hazırlanmalar derken zaten zamanlarının çoğu okul-dersane-etüt-özel ders-ev arasında geçiyor. e bir zahmet haziran-ağustos aylarında gençleri ve çocukları bir salın da gezip eğlensinler ve baba parası yesinler. onları iyi yetiştiremediğimiz için gelecekte ülkemiz çok şey kaybetmiş olacak. ne olmuş baba parası yemişlerse? para yerine konur. ya kaybedilen gelecek?
  • Ne yazıldığını okumadan, sadece Başlığı okur okumaz kesin @işimbu nickli sayın yazarın açtığını tahmin ettiğim başlıktır. (bkz: Sözlüğün muhalifleri) adlı bir başlık olursa kendisi ilk adayımdır.
    Not:İşbu entry yergi veya övgü amaçlı değildir. Tamamen nötr bir yaklaşımdır.
    Edit: (bkz: Kuşak çatışması)
  • Sagduyusunu baska seylere yoneltmis genclerin vurdumduymaz, ilk siraya kendisini ve hedeflerini koyabilmis genclerin bencil, cevap verebilme hakkini kullanan genclerin ukala sanilmasi.
    Bugun bir tweet favlarken bile olcup tartip oyle favliyoruz, deniz gezmis'le kendimi bir tutmam mumkun mu.
  • Bu kadar uzun uzadıya anlatmaya gerek yok.
    Ailelerin her şeyi çocukların önüne sermesinden kaynaklanır.
    Daha çocukken oyuncaklardan oyuncak beğenir, sıkılır, kırar ya da bi kenara atar. Sonra telefonu, tableti ya da başka elektronik cihazları ile devam eder.
    Her şey bu kadar kolay ulaşılabilirken neden sorumluluk sahibi olsunlar ki?
  • her şeye o kadar kolay ulaşıyorlar ki onlara da çok kızamıyorum. zaman belki de bunu gerektiriyor. ben 29 yaşındayım ve 17 yaşında bir ergen kardeşim var.

    3 tane abladan sürekli bir şeyler talep ediyor. yalan yok istediklerini alsak bile ufak tefek şartlarla alıyoruz. mesela ben şu kitapları okursan alırım diyorum. bir elbise için 2 kitap okutuyorum. o geliyor bir kitap daha okusam şu tişörtü de alır mısın diyor. yani evde hep bir pazarlık var.

    çok hoş olmayabilir bu yaptığımız ama kendi yaşadığımız zorlukları yaşamasın ama her istediği de her an olmasın istiyoruz. evin son çocuğu olduğu için çok bunu başaramasak da anne baba yüzünden deniyoruz en azından.

    yeni nesil kolay elde ettikçe vurdumduymaz ve bencil oldu bana kalırsa.

    ve hayat aslında bakarsanız daha pahalıydı eskiden ve elde edilenlerin kıymeti haliyle daha çoktu.

    şu an tamamen teknoloji, her şey çocukları bencil ve şımarıklığa itiyor. ama bir şekilde de bugünü yakalamaları lazım.

    bilmiyorum ama bu devirde çocuk yetiştirmek çok zor. heleki benim anne babam gibi hem 90 larda ergenlik çekip, hem 2020 lerde çekiyorsa daha da zor.

    annem evde hep "ablanlar hiç böyle değildi" diye bağıra bağıra dolaşıyor.

    ama terbiyeli ve kibar olmaları çok zor olmamalı yeni neslin. kaba ve terbiyesiz olmalarına tahammül edemiyorum doğrusu ben
  • Ekonomik, siyasi , çevresel ve sosyal şartlar değişti ve haliyle gençlik de değişti. Rahat bir ortamda büyüdüler, diziler bu dönemde artış gösterdi, birçok sosyal ağ bu dönemde ortaya çıktı ve onlar da ebeveynlerinden duyduklarının değil sosyal ağda -dizilerde gördüklerinin takipçisi oldular. İstekler değişti, hayaller değişti, algilar değişti vs. En sonunda gençlik de değişti. Bu normal birşey. Gençlerin sorumluluk sahibi olabilmeleri için onlara küçük yaşta sorumluluğun öğretilmesi gerekiyordu. Bu bilince ve imkana sahip ebeveyn sayısı toplumda bir hayli düşük.
  • hayırdır bu neyin öfkesi? kendi döneminde ülkende olup bitenleri bir araştır bakalım, kim vurdumduymazmış.

    tanım: mal beyanı
  • haklı bulduğum yorumlar olsa da bırakın be kardeşim gençleri. biz doya doya yaşayamadık bari onlar yaşasınlar. hatayı yapmadan öğrenemeyeceğimizi biliyoruz hepimiz. sevgiyle kalın
  • gençlik tek başına suçlu değildir, iğne cuvaldız durumu burada da geçerlidir.

    (bkz: bugünkü yetişkinlerin vurdumduymaz bencil ve ukala gençler yetiştirmesi)
  • 28 Şubat’ı, 15 Temmuz’u, refahı, anavatan’ı, Saadet’i , akp’yi, CHP’yi, MHP’yi, milenyumu, 17 Ağustos’u, Soma faciasını, elazığ depremini, koronavirüsü, sbs, OKS, lgs, ygs, yks, tyt, teog gibi saçmalıkları, 4+4+4’ü, katsayı problemini, başörtü problemini ve daha aklıma gelmeyen bir çok şeyi görmüş bir nesil bu hakaret ettiğiniz nesil.

    Buna rağmen sizden daha Zeki, mizahı daha gelişmiş, etrafındakilere ve tüm dünyaya daha saygılı, insanları ayrıştırmayan, boş muhalefet ve eleştiri yapmayan, sevgi dolu, umut vaat eden, objektif, insancıl, iyi niyetli ve vicdanlı; Türkiye cumhuriyeti tarihinde doğmuş en iyi nesildir bana kalırsa. özellikle z kuşağı.

    Biz sokakta da oynadık, bilgisayarı da gördük. Pikniğe de gittik, avmye de. Tvde özel kanallar yeni yeni açılmaya başlanmıştı o vakitler, şimdi Netflix Kullanıyoruz mesela. Ev telefonunu bilen bir nesilden akıllı telefon kullanan bir nesile verildik. Biz eski ve yeninin ortağıyız. Her şeyi gördük, tattık ve sindirdik. Ne eski nesil gibi cahil ne yeni nesil gibi çok bilmiş olmadık. İstanbul üniversitesinde kampüs içerisinde TOMA’lar, zırhlılar ve polislerle birlikte okumama rağmen, arkadaşı sağcı diye kimse kimseyi öldürmedi. Bunun yerine polislerle ahbaplık edip onlara çay ikram ettik. Ya da “arkadaşlarım beni parmakla gösteriyorlar.” Diye Narsistlik içerisine de düşmedik.

    Biz sizden beterini gördük emin olun. Bu neslin çocuğu olmak kolay değil. Bu değişikliğe ve olaylara adapte olmak, hele bu ülkede yaşamak ve ayakta kalmaya çalışmak hiç kolay değil. Siz babanızdan kalan tarlanızla, daire ve dükkanınızla ya da babanızın Mesleğiyle geçinip giderken; Biz tırnaklarımızla kazıyıp, okuyup geliştirerek sıfırdan inşa etmeye çalışıyoruz hayatımızı. Ama yine de Bu ülkeyi bu nesil kurtaracak ve yükseltecek. Bu yüzden bırakın da yaşayalım.

    Tanım: cahil ve ketum yaşlıların kendilerinin akılsızlıklarından yaşayamadıkları hayatlarını bizlerin de yaşanmasını istediği için rahat bırakmadığı ve aşağıya çekmeye çalıştığı nesildir.

    Edit: hiç bir entryi okumadan yazdım. Az çok tahmin ettiğim için. Şimdi okumaya başladım yanılmamışım.

    Siyaset bir insana hiç bir şey kazandırmaz. Emin olun. Liseden beri haber izlemiyorum. Pişman da değilim. Çok önemli bir şey olduğunda zaten haberim oluyor. Siyaset bana göre biz normal vatandaşlar için sandıktan sandığa olan bir süreç. Dolar bilmem kaç lira oldu diye, o ona bunu demiş bu buna bunu demiş diye ben kendimi paralasam, kafamı duvardan duvara vursam, huysuz huysuz söylensem, her ortamda bu konulardan dem vursam oturduğum yerden ve hiç utanmadan ya da tweet atsam, klavye delikanlılığı yapsam mesela. Ne olur sizce? Ya Sinir sahibi olurum ya da kanser olurum, sürekli bunlardan konuşmamdan sebep de etrafımda tek bir insan kalmaz. Başka da bir halta yaramaz emin olun. Ben bunu yapmamayı seçiyorum. Hayat siyaset ya da gündem konuşmak, dert edinmek için çok kısa. Çünkü ben siyasetçi ya da devlet adamı değilim. Benim yapabileceğim tek şey bir duruş sergileyip oyumu kullanmak. Bundan gayrısı boş iş. Gerçekten.

    Ben bunları yapacağıma kendimi geliştiriyorum. Güzel vakit geçirmeye çalışıyorum. Memleketime nasıl faydalı olabilirim diye çiftçilikle, hayvancılıkla ilgili bir şeyler araştırmaya ve yapmaya çalışıyorum. Farklı planlar, projeler üretiyorum. Kendi çapımda hepsi. Öyle büyük büyük şeyler değil. Çünkü tarım bakanı ya da wonderwomen değilim.

    Mesela bu dünyaya çocuk getirmenin çok saçma olduğunu düşünüyorum, şu an. Bu virüs ortamına ya da bu şartlara. Sizin gibi düşüncesiz davranıp, kendi zevki için on tane çocuk yapıp, hayatlarını mahvetmeyi bırak bir tanesi için bile endişeleniyor ve o çocuğun hayatı için bundan kaçınıyorum.

    Sizin şehirlerde betonlar dikerek, köylerde zehirleyerek hayatlarını ellerinden aldığınız hayvanlar için uğraşıyorum. Kendimce onlara her fırsatta yeni faydalar oluşturmaya çalışıyorum.

    Çöpe dönen dünyada arabanın penceresinden sigara paketi atmak, dere kenarına maske ve eldiven bırakmak, lavabodan aşağı kızartma yağı dökmek yerine pet şişe israfını önlemek adına Kraft matara kullanıyorum, sebze, meyve, çay posalarını çöpe atmak yerine saksıya ya da toprağa gömüyorum, her fırsatta fidan dikiyorum.

    Değişim sende, bende, insanda başlar. Önce o koca kıçınızı koltuktan kaldırıp huysuz ihtiyar modundan çıkıp bir şeyler yapın. Ondan sonra konuşalım.

    Edit 2: eklemem gereken son bir şey de; karşınızdaki insana saygı duymadan saygı beklemeniz, sevgi göstermeden sevgi beklemeniz ve “yeni nesil çok şöyle böyle ya” mağduriyetiniz de sıktı artık.
  • bir konu hakkında fikir veya bir şey dile getirdiğimizde sizler
    -"sen dünkü küçüksün ne bileceksin, git başımdan."
    -"sen ne biliyorsun da konuşuyorsun."
    diye tepki veren siz ve sizin nesil oluyor nedense? pek fazla yorumda bulunmak istemiyorum ama sizin "gözlem" alanınızın kısıtlı olduğunu düşünüyorum bu araştırmanın sonucu da bu kadar kısa sürede çıkmaz ama tabii size göre her genç tiktok falan çeker her neyse.