blog sözlük itiraf

#blog sözlük sırala
/ 81 »
353 entry daha

  • profesyonel şişmanım, 100 kiloyum, göbeğimi içeri çekerek 8 saatimi geçiriyorum, insanlar kilomu sorduklarında gerçek kilomu söylüyorum "ay hiç göstermiyosoon" tepkilerine seviniyorum. üzücü olan, içerde de yer kalmadı, içeri de çekemiyorum artık..
  • Nüfusta erkek diye kayıtlı olduğumu öğrendim hastanede, fark etmesek seneye askerlik kağıdı gelecekti bana.*
  • DİĞER Kargalar Gibi KahvaltıMı Erken Yapamıyorum: Evet Utanç Verici Biliyorum Ama Öyle.
  • Kedi sevmek tüm günümün güzel geçmesini, sevdiğim kişilerin en ufak kötü sözü, iması, davranışı ise tüm günümün kötü geçmesini sağlayabiliyor.*
  • bir süredir yeğenimle beraberim ve hayattan bezdim. Aslında çocuklarla iyi anlaşan bir insanım, çocukları severim hatta. Misal bir çocukla bir toplu taşıma aracında, markette vesaire karşılaşsak, kendisiyle anında arkadaşlık kurabilen bir yapıya sahibim. Ama şu sıralar anladım ki, çocuklarla olan birlikteliğim uzadıkça, iş boka sarıyor. Arkadaş, bir insanın cüzdanındaki paralar paramparça edilip konfeti yapılır mı. elli yirmi ne varsa. bir elli bir yirmi aslında. toplam yetmiş lira. içim acıyor yazarken. benim için büyük para. klavyedeki çoğu tuşu sökmüş atmış, ya bunu niye yapar bir insan. anladık çocuksun, ama buna ne gerek var abisi. seni bunu yapmaya iten sebep nedir. hadi hepsini geçtim, ya arkadaş bir insan evladı surata şaplak atarak uyandırılır mı. ağlayasım geldi hakikaten sabah sabah. zaten uyanmak yeteri kadar yıpratıyor insanı, bir de bu şekilde uyandırılmak çok acı geliyor insana o an. Ama gel de anlat. Sen bildiğin acı çekerken, kıs kıs gülüyor karşında. oğlum niye böyle şeyler yapıyorsun sen diyorum, çünkü uyuyorsun diyor. Mantığa bak la. ciddi ciddi soğudum çocuklardan.

  • Canımı sıkan konuları blogumda uzun uzadıya yazmak istiyorum. Lakin beni tanıyan herkes okuduğu için bunu yapamıyorum. Tüm yazılarım taslak olarak kalmaya mahkum. Bazen anonim yazarlık yapmadığım için pişmanlık duymuyor değilim. O vakit her şeyi rahatça paylaşabilirdim.
  • kullanıcı adımı direkt yazamıyorum.

    sözlüğe giriş ekranına maruz kaldığım zaman, "clash of clans oyununa gir, dili "nederlands"a ayarla, hava savunmasinin üstüne tıkla ve çıkan yazıyı düzgün bir biçimde yazarak giriş yap." şeklinde sözlüğe giriş yapıyordum.

    zamanla bunu yapmak zor geldi. entry girmiş olduğum bir başlığa giderek entryimi bulup, kullanıcı adımı kopyaliyordum.

    bu durum da blog sözlük büyüdükçe zor gelmeye başladı. hemen bulamıyordum kendi entrylerimi. sonra aklıma geldi kendi kullanıcı adımın başlığını acayim daha rahat olsun. şimdi o ketum sayfa ile karşılaşınca yan sekmede blogsozluk.com u açarak, arama yerine kullanıcı adımın ilk üç harfini yazıyorum ve kullanıcı adım aşağıda beliriyor. kullanıcı adıma kopyala yapıştır yapıp şifremi girerek sözlüğe giriş yapabiliyorum. *

    düdüt: eski nickim luchtafweer idi. bu entry şu an anlamını yitirmiş olabilir; ama bir zamanlar içimde dert olan şeyin yansımasıydı.
  • az evvel belediyenin hoparlöründen bir anons duydum ölen birini söylüyordu. adımı taşıyan birinin öldüğünü duymak ilginç geldi ama soyadını duyunca irkildim. istemsizce boğazımdan ama o daha çok küçük diyebildim. ölen kişiye dair en güzel anılarım onun en güzel gülüşleri canlandı hemen gözümde. iki çocuğu geldi sonra aklıma. boğazım düğüm düğüm oldu. ben bu kadar uzakken o kişiye o eşi anne baba ve çocukları hayal edemiyorum. onu en son gördüğümde saçları üç numaraya vurulmuştu. ne cesaretli ya demiştim. evet aptalım hasta olduğunu akıl edemedim. veya kondurmak istemedim. diyeceğim ömür geçiyor bir gün bir gün biz anlayamadan sevdiklerimize kavuşamadan. lütfen sevdiğiniz kişilere onları ne kadar önemsediğinizi, sevdiğinizi söyleyin... aklım durdu acaba cenazeye gidip onu öyle hatırlasam mı? yoksa hayalimde bir yerlerde mutlu bir anne tatlı kahkahalarla çocuklarını evinin bahçesinde büyütmeye devam mı etse...
  • Guzel kizlara inanilmaz zaafim var.
    Guzellik anlayisim kasdan, gozden ibaret degil. Boyle durusuyla, gulusuyle kendisinden emin olan kizlari diyorum.

    Bugun tanimadigim uc kizin oldugu masaya "selam kizlar" deyip oturdum. Sonra saatlerce muhabbet ettik. Cok guzellerdi. Duruslariyla da, fikirleriyle de.

    Ve onlarin masasina oturana kadar uc farkli masada daha oturmustum. Onlar hep tanidiklarimdi. Ders calismamak icin bahane ariyorum iste.

    Simdi de gidip kek yapacagim. Butlerde gorusuruz..
  • Uc kilo verdim. Hala yemek yedikten sonra kot pantolonumun dugmesini acarak dolasiyorken yuzuklerim parmaklarimdan dusuyor. Parmaklarimdan mi gitti bu uc kilo eey kurban oldugum guzel allahim.
  • bugün patronlara ayrı bi kızdım.
    sabahın köründe kalktım geldim işe, kapının ordaki güvenlik kulübesinde olduğumuz için diyer insanlardan erken geliyoz zaten. gelmeden, sabah namazı bile okunmadan uğrayıp anamın elini öptüm, dün gece aldığım çiçeğini verdim.
    sevdiceğime yazdım.
    geldiğim gibi ilk fırsatta sözlükteki arkadaşlarımın kadınlar gününü kutladım.
    gün güzel başladı kısacası.
    öğle yemeği oldu, ana bizim iki yemekçi ablaya kucak dolusu bin tane çiçek vermişler, ablalar onları kadın çalışanlara dağıtıyo..
    ne güzel dedim, gittim yardım lazımmı diye sordum.
    bizim mühendis tayfa gri tişört giyiyo(marka basılı arkasında), diyer üretimdeki ustalar işçiler falan lacivert tişört (yine marka basılı) giyiyo.
    mühendisler için çiçekler şekilli şüküllü, diyer işçiler için solmuş gitmiş çiçekler var.
    ya dedim bu ney böyle, böyle adaletsizlikmi olur dedim, ablalarda patronlar öyle istediler, işimizden etme bizi dediler.
    çok kızdım çok.
    servis zili çalsın, inadına tüm kadın işçilerin dünya kadınlar gününü tek tek kutlıcam özelliklen.
  • bugün arabayı eşim sürmek istedi...

    iki kaldırımdan geçtik, bir simitçiyi yeni başlayan günden nefret ettirdik, iki servis şoförü şoförler odası kartlarını yerken "abla saygılar" çekti, kırmızı ışıkta beklerken yandaki kadın şoför ile göz teması kuruldu, kenafirce bakışıldı, saç, makyaj ve araçlar kıyaslandı (sanırım kazandık), oğlum arkadan "daha hıjjlııı" diye bağırdı ki zaten hızlıydık, eşim umursamadı ama ben sanırım biraz gerildim, sırtım ve boynum tutulmuş. Ha bi de polis arabasını bir solladık amaaaa... ben o polisin yerinde olsam tepe lambası yakar helikopter desteği isterdim.

    "özlemişim araba sürmeyi, çok güzel sürdüm di mi canım?" dedi ayrılırken, makinize olmuş koca cevap sistemim "evet, harikaydın, aslında hep sen sürsene ya, ben de etrafı izlerim ohhh" dedi. şu anda ofisteyim. papatya çayı içiyorum şimdi, sakinleştirecek.*
  • Sevdiğime yanaşmaya çalışan kızı polise ihbar ettim
  • bazı yazar arkadaşları üzebileceği için, ''kusura bakmayın lütfen'' diyerek, şimdi yazacağım cümleleri kapsar.
    yazarlarla ilgili açılan başlıkların bazıları gereksiz diye düşünüyorum. geçende ''yazarların şu anki dakika solunum sayısı, yazarların şu anki nabız ve tansiyon değerleri, yazarların göz rengi, hemoglobin ve plt değerleri, yazarların bugün yedikleri yemek, kafalarındaki saç teli sayısı" diyerek risk budur niyetiyle uçacağımı bile bile, başlık açmamak için zor tuttum kendimi dersem yalan olur. kimin nesini merak ediyorsak mesaj atıp öğrenelim bence.
  • Muhasebeyi hiç sevemedim. Hocasından mı dersten mi onu da bilemedim. Birinci sınıftayım o sıralar. Derse gidip geliyoruz ama zerre anlamıyorum. 100 kasayı ben bir ara yüz tane kasa filan zannediyordum. Muhasebeyi bilen için öyle söyleyeyim. Böyle böyle ilk sınava girdik. Doldurdum kağıdı sapma sapan. Son üç dk kala filan, alttaki hocanın notunu gördüm, bilmiyorsanız sallamayın diye. Rezalet yani. Sınavlar açıklandı sonra tabii. Üç almışım. Sıfır üç. Sonraki ilk derste hoca sınıfa ceteris hanginiz dedi bir müddet. Ses çıkarmadım. Zaten pek tanıyan da yok. Ama adam kafaya koymuş rezil edecek beni. Bu sefer tek tek sormaya başladı. Kaç aldın, sen kaç aldın filan. Ulan herkes altmış yetmiş. Bir ben anlamamışım herhalde diyorum. Bana geldi. 45 aldım dedim. Ben öyle bir not vermedim dedi. Bir sessizlik oldu bir müddet. Şaka lan, ne diyeceksin bakiyim dedi. Gitti sonra. Aradığı adama şaka yaptı adam. Son cümlesini kurmasaydı orada itiraf edecektim. Ama şimdi İtiraf ediyorum. Zaten okumuyorsundur anasını satayım. Bendim o üç alan. Bok gibi anlatıyordun dersi de hocam. Finalinde de kopya çektim. Öyle geçtim.
  • En cok bugün yazarları gülümseten şeyler basligini okumayi seviyorum. Sonra da burayi. Bu iki baslik hep aktif olsun istiyorum, sahiden ya. Guzel olaylari okuyunca, kucuk bir cocukla olan diyaloglariniz, bir hayvani sevisiniz, hoslandiginiz kisiyi gorunce heyecanlanisiniz, gectiginiz sinavlar, aldiginiz isler, yaptiginiz ilani asklar, basiniza gelen, yasanan tum olumlu olaylar beni inanilmaz mutlu ediyor. Hayatinizda her zaman Yazabileceginiz guzel seyler olur umarim. *
  • Bizler onceligimizi nasil gorundugumuze degil nasil rahat oldugumuza veren kizlariz. İste bu yuzdendir ki bircok kizin aksine disari cikarken esofman giyeriz, makyaj yapmayiz, sacimizi oldugu gibi birakiriz. Hayir hayir, kimseyi hedef gostermedim burada. Elbette isteyen istedigini giyecek, rujunu surecek, masasini yapacak. omo son mokyojo hop olostoroyorson ongrobord diyenleri duyar gibiyim. Dogru, elestiriyorum ama ben size makyaj yapmayin demiyorum, sahtekar olmayin diyorum. Neyse. Dun fraustranger ile avm'de dolasiyorduk. Bazen elele bazen ayri ayri. Genellikle elele tutusuruz zaten. Eh kizlar icin gayet dogaldir bu durum. Ama dikkat cekiyorduk. Elele tutusan bircok kiz kankalarin yerine insanlar ozellikle bizi inceliyor, bazilari bize bakip guluyorlardi. Diyorum ya, rahatizdir diye. Kisacik saclarim ve frau ile benim kiz olgusunda kabul edilmis kibarliga uymayan hareketlerimizden oturudur ki insanlar bizi escinsel bir cift sandilar. Bunu farkettigimizde gulduk gectik. İki yil once de buna benzer bir olay yasamistik. O olayi da gulerek hatirlariz ama bize gulmesi kolay tabii. Biz buradaki yanlis anlasilmaya gülüyoruz. Peki ya gercekten bizi sandiklari gibi escinsel olsaydik? O zaman gulebilir miydik, hic sanmiyorum. Eger oyle olsa, insanlarin surekli size bakmalari, birbirlerine bir seyler fisildamalari, size bakip gulmeleri o kadar rahatsiz edici, mide bulandirici bir durum ki. Bu olayi daha dun yasamis olduğumuz icin bundan ornek veriyorum ancak toplum icerisinde kisiye farkli gelen bir seye bu sekilde mi karsilik verilmeli? Farklı bulduğun bir seye bu kadar aciz, bu kadar ucuz bir sekilde mi karsilik vermelisin arkadasim? Sen zayifsin diye herkes zayif, sen gozluksuzsun diye herkes gozluksuz, sen beyazsin diye herkes beyaz olmak zorunda mi? Senin sacin var diye kimse kel olamaz mi? Hayir mi? Ona bakarsin, bunu asagilarsin, suna gulersin. Olur. Boyle guzel değil mi? İstediğin bu mu? İste asil bu asagilanir, asil buna gulunur. Klisedir, sevmek zorunda değilsin ama saygı duymak zorundasın. Aynen boyle arkadasim.
  • insanın kalbi sağ elinin yumruğu kadar derler. hep merak etmişimdir bu yüzden yumruk kadar kalp birini nasıl böyle sevebilir. insanın içi ölüyor ama o kalp onu yine çok seviyor. ruhun bedenden kopuyor ve belki sen yine çok sevmeye devam ediyorsun. anlamıyorum nasıl oluyor...
  • bugüne dek pek büyük itiraflarda bulunmadım, yalnız siz ne yazsanız okumaya gayret ettim, nitekim sözlüğe ilk geldiğimden beri 68 sayfa okumak pek kolay olmadı, tabii değdi. buraya mahallem diyorum zira itiraf'a bir şeyler bırakmış herkesten bir iz taşıyorum. buraya yazıp silinenler, karalayıp yarım bırakılanlar; bir de yarım kalıp karalananlar...
    bugün size hayatımdan alenen ilk defa bahsedeceğim, ki pinhan olarak çokça sözünü ettiğim aşikâr. hayatım boyunca bende en çok yeri olan kelime ne derseniz, aklıma sadece "gitmek" geliyor. 24 yaşındayım hayatımın son 8 senesinde 2 tam-bir yarım kitap yazdım, bir adet de yazılmasını düşlediğim kitabım var, adı: gitmek. nedir ki gitmek, yalnız bırakmak mı yalnızlığın kabulü mü, yoksa kalmaya cesaretten yoksunluk mu? kim bilir, ömrüm o güne yeterse hep birlikte okuruz. sırası gelmişken; ben yazdığım her şeyi tekrar okurum. bende benden öte ben olmalı, çünkü 2008-2009 dönemindeki karalamalarımı okuduğumda "bunları kim yazmış" etkisi bırakıyorlar bende, altlarında ismimi görmek, bir garip duygu.
    konuyu bir gün sonra ısıtılan çorbaya çevirmek istemiyorum, gelelim şu mesel-i gitmek noktasına. bu konudan burada bahis etmeyeceğim işin aslı. sadece temas edeceğim, doğru ya burası itiraf başlığı ise; itirafı bırakıp gitmem icap eder.
    nefes almayı sürdürdüğüm dönemde, gitmek ile tanıştığımda henüz 8 yaşındaydım, sonra o kadar mülaki olduk ki kendisi ile, nerede görsem tanırım, göz kapaklarım sahneleri perdelese dahi.
    söz odur ki bu meşakkatli girizgah ardına o kadar büyülü b1r söylem bırakmayacağım, bunu bilesiniz. bunu beyan ettiğime göre girizgah hâlâ bitmedi diye düşünüyorsanız, tam bu noktada yanılıyorsunuz.
    halen ölmedim ve bugüne kadar aile bireylerim tarafından gitmek ile bir başıma bırakıldım, arkadaşlarım tarafından bir odada gitmek ve ben dertleşmek zorunda bırakıldım, hayatıma girmek için can atan şahsiyetler tarafından bile...
    ne gariptir değil mi, insan ulaşmaya çaba sarf ettiğini, elindekinden çok sever, bir gün ulaşırsa da asla değer vermez elindekine, bu b1r genelleme ise hatası vardır, zira milyar insan aynı olsa bu dünyada yerimiz olmazdı.
    gelelim işin apayrı noktasına; insanları pek iyi tanırım, bu bir övünç kaynağı değil, o sebepten de söylerken rahatım. elimde olsa hiç birinizi tanımak istemezdim, bunları duyunca suratlar düşer genelde, ama nihayetinde bu da işe yaramaz bir genelleme.
    insanlar giderler, gitsinler. neden bıraktıkları yere tekrar geri dönerler?* buna birçok cevap buldum, b1r tanesi doğruydu. burada bundan asla bahsetmeyeceğim. sadece işin şu noktası var ki, vazgeçemedim: beni yalnızlıkla burun buruna getirenleri, af çadırına dahil edememekten. her şeyi affettim, aklınıza gelebilecek her şeyi, buna ise imkan bulamadım, bu ruh hâlimden memnun değilim, elimden gelmiyor. kazak da öremem mesela, annem dantel öğretmişti bana, -sanırım 11 yaşındaydım- 2 ters 1 düz iplerle tokalaştık. sevdiler de beni, yakışmadı sadece, bir narinlik lazımdır bazı meşgalelerde. o kadar nazik olamadım, giderken ses etmedim, geldiklerinde konuşmamak inisiyatifimdi.
    telafi etmez lâkin; özür dilerim.
  • Bugün tramvayda ağladım. Evet tramvayda. Yalnız bu şey gibi olmadı mı uzaylılar tarafından kaçırıldım, evet tarafından gibi. Neyse, sebeplerine geliyorum ve ilk kez bu kadar açık açık yazacağım.
    Okulumdan çok hoşlanmıyorum. İki ayım zaten kimseyle iletişim kurmamakla geçti. Ama eski arkadaşlarımla da iletişimim azaldıkça etrafımda insanlara ihtiyaç duymaya başladım ve bunun için kendimden nefret ettim. Çünkü ben narsist bir pisliğim ve birilerine ihtiyaç duymak pek tarzım değil.
    Arkadaşlığın aile kadar hatta belki daha da önemli olduğunu savunan biriyim. Ama bu aralar buna uygun davranmıyorum pek, ikiyüzlüyüm. İnsanlara, bununla olan ilişkimden kazancım ne olabilir gözüyle bakmaya başladım. Yani bunu yaptığımı farkettiğim anda kendime içsel tokatlar atıyorum ama, düşünüyorum bunu anlatabiliyor muyum?
    Lisede arkasından konuşulan insanlarla arkadaş olmayı karaktersizlik saydığım için, bunu yapan insanları da etrafımdan uzaklaştırdığımdan, yalnız kalmışlığım da var. Ama şimdi aslında hoşlanmadığım insanlara iyi davranıyorum. Onlara canım falan diyorum hatta. İğrenç tamam mı, baya iğrenç.
    Neyse işte, akşam düştüm tek dizimin üstüne, kot pantolonun dizi falan parçalandı, kanlı ve acılı bir düşüştü. Kalktım sonra, hiçbir şey yokmuş gibi topuklu botlarımla tıkıdık tıkıdık yürüyüp tramvaya bindim. Kotun her yeri kan olmuştu, canım acıyordu. Ama ben buna ağlamadım işte. Nefret ettiğim birine dönüşmeme ağladım dizimin acısında. Sinirliyim çünkü kendimi sevmiyorum artık. Ağladım çünkü canım çok yandı. (bkz: end of the story) (bkz: hadi dağılalım şimdi)
353 entry daha
/ 81 »