blog sözlük itiraf

#blog sözlük sırala
/ 73 »
290 entry daha

  • profesyonel şişmanım, 100 kiloyum, göbeğimi içeri çekerek 8 saatimi geçiriyorum, insanlar kilomu sorduklarında gerçek kilomu söylüyorum "ay hiç göstermiyosoon" tepkilerine seviniyorum. üzücü olan, içerde de yer kalmadı, içeri de çekemiyorum artık..
  • Nüfusta erkek diye kayıtlı olduğumu öğrendim hastanede, fark etmesek seneye askerlik kağıdı gelecekti bana.*
  • Kedi sevmek tüm günümün güzel geçmesini, sevdiğim kişilerin en ufak kötü sözü, iması, davranışı ise tüm günümün kötü geçmesini sağlayabiliyor.*
  • DİĞER Kargalar Gibi KahvaltıMı Erken Yapamıyorum: Evet Utanç Verici Biliyorum Ama Öyle.
  • yakaladım seni kerkenez.

    ofiste bir eleman var. pozlar, tripler, artistlik hareketler. şişko, egolu ve komik bir eleman. severim köfteyi. whatsapp'dan paylaştığı fotoğrafın aynısını ekşi'den paylaşmış.

    ibiş seni.

    durur muyum? bütün yazılarını okudum. neler neler yazmış deyyus.

    neyse efenim 1 mayısı atlattık, geldi 2 mayıs. ofise geçtik. bu yine konuşuyor. yok efendim şöyle oldu, yok efendim böyle oldu. doğru diyorsun xxxxx dedim. xxxx demedim tabii ki ekşi sözlük'te kullandığı takma adla hitap ettim. çayını bıraktı. kimse anlamadı tabii ne demek istediğimi.

    mola bitiminde biraz laflayabilir miyiz dedi. buyur dedim. kimse bilmiyor takma ismimi dedi. bilmesinler de zaten dedim.

    adam gitmiş sözlük yazarlarının maaşları başlığına aylık 7.000 lira alıyorum yazmış hahahahahaha. yapma volkaaan yapma volkaaaaaaan!!!

    vurdum yüzüne. len dedim, kız mız mı düşüreceksin ekşi'den. ne iş? ya işte ehehehe mehehehe geveledi durdu. tamam dedim senle işim yok zaten, sana iş hayatında başarılar. şu istifayı da bi vereyim de kurtulayım.

    toplantı oldu. ben hayatımda bu kadar pasif adamı bir arada görmedim. umarım bir daha da görmem. ulaaan var yaaaa, baaaak bi toplantı olsun o müdürünü deeeee, patronunu daaaaaa alayını daaaaaa bak görün napıyorum diyenler vardı, hepsinin sesi götüne kaçtı.

    verilen hakkın geri alınması kabul edilebilir değil. hele ki benim açımdan hiç değil. biz burada işimizi en iyi şekilde yapıyor ve firmayı düşünüyorsak siz de çalışanları düşünmelisiniz. ben ne dersem o olur laflarıyla yürümez bu iş. (yürür lan aslıda dışarda gırla adam var)

    big boss: evet benim düşüncelerim bu yönde. bu yönde bir itirazı olan var mı?
    ben: evet benim var. blablablablablabla.
    big boss: şöyle böyle şöyle böyle evet öyle blablabla

    adam 30 dakika saçmaladı. 30 dakika boyuca ben fikrimi beyan ettim o saçmalamaya devam etti. yok konjonktür gereği böyle imiş. senin o süslü püslü laflarını ipe dizer üstünde cambaz oynatırım diyemedim tabii. anlıyorum sizi, toplantı bitiminde bireysel olarak konuşmak istiyorum dedim.

    toplantı uzadı. bütün çalışanların hakkını ben savundum. firma, hakları verdiğim gibi alırım dedi. ben yine doğrularımı savundum. varsın böyle olsun, mutsuz bir ortamda çalışamam ben. işten kaçtığım yok. şu an arkadaşım gel seninle pazarda tezgah açalım, hem güler eğlenir hem de bir şeyler satarız dese seve seve gider iş yaparım, ama hakkımı alırım.

    adam çalışanları aşağıladı. aranızda sadece e.v.vokke konuşuyor. siz niye böyle yüzüme bön bön bakıyorsunuz dedi?

    birisi bana yüzüme niye bön bön bakıyorsun dese bozulurdum herhalde. çok şükür böyle malca bir laf duymadım.

    evet aranızda evli olanlar var, ev kirası olanlar var, kredisi olanlar var eyvallah. fakat o zaman neden atıp tutuyorsunuz? hadi atıp tutuyorsunuz en azından toplantıda "bence bu fikirler doğru değil, orta yolu bulmak isteriz" gibi basit bir laf edemiyorsunuz? nedir bu korkunuz?

    velhasıl verdim istifayı. rahatladım. bu ay son ayım. severek ayrıldık. firma kapımız sana her zaman açık, sana git diyemem ama kal demek de gelmiyor içimden dedi. demedi de ona yakın laflar ettiler sağ olsunlar.

    bugün başka bi firmadan arkadaş aradı. sen istifa vereceğim diyordun verdin mi dedi. niye dedim. senin yabancı dilin vardı, çalıştığım yer dil bilen birisini arıyor bu hafta görüşmeye gelirsen büyük ihtimalle alırlar, şartlar da bunlar bunlar bunlar dedi. teşekkürler düşünmem lazım dedim telefonu kapattım. sanırsam biraz kafa dinleyip başka planlar yapacağım.

    unutmadan; bu entariyi yeni bir aşk, yeni bir iş diyen sertab erener'e ve almanya'daki halama armağan ediyorum.
  • bir süredir yeğenimle beraberim ve hayattan bezdim. Aslında çocuklarla iyi anlaşan bir insanım, çocukları severim hatta. Misal bir çocukla bir toplu taşıma aracında, markette vesaire karşılaşsak, kendisiyle anında arkadaşlık kurabilen bir yapıya sahibim. Ama şu sıralar anladım ki, çocuklarla olan birlikteliğim uzadıkça, iş boka sarıyor. Arkadaş, bir insanın cüzdanındaki paralar paramparça edilip konfeti yapılır mı. elli yirmi ne varsa. bir elli bir yirmi aslında. toplam yetmiş lira. içim acıyor yazarken. benim için büyük para. klavyedeki çoğu tuşu sökmüş atmış, ya bunu niye yapar bir insan. anladık çocuksun, ama buna ne gerek var abisi. seni bunu yapmaya iten sebep nedir. hadi hepsini geçtim, ya arkadaş bir insan evladı surata şaplak atarak uyandırılır mı. ağlayasım geldi hakikaten sabah sabah. zaten uyanmak yeteri kadar yıpratıyor insanı, bir de bu şekilde uyandırılmak çok acı geliyor insana o an. Ama gel de anlat. Sen bildiğin acı çekerken, kıs kıs gülüyor karşında. oğlum niye böyle şeyler yapıyorsun sen diyorum, çünkü uyuyorsun diyor. Mantığa bak la. ciddi ciddi soğudum çocuklardan.

  • askeri eğitimlerden sapık gibi zevk alıyorum fakat askerlerin morali bozulmasın diye "ulan harbiden bokunu çıkarıyorlar günde 5 km koşu mu olur el insaf yahu" diyorum. bukalemun gibi askerim.

    hatta sapık gibiyim. komutan yatın dediği an diken miken gözetmeden yatıyorum. sürünün dediğinde keyif alıyorum. en son sporda parmağım yerinden çıktı, 20 gün rapor verdi doktor. komutana isterseniz raporu yırtalım bunu görmezden gelelim dedim. adam olmaz öyle şey git evinde 20 gün dinlen ve iyileş öyle gel dedi.

    askerlik aptal askerler olmasa çok güzel şeymiş aslında. hıyar askerlerin bulunmadığı bir ortamda acayip keyif alıyorum.

    gittiğinde sevmezsin dediler deli gibi sevdim. yolun başındasın diye eğitimler ve spor kolay gelir, görürüm ilerde dediler askerliği yarıladım ama doymuyorum.

    ruh açlığı böyle bir şeymiş demek ki. manyak gibi sevdim ben bu işi.
  • Canımı sıkan konuları blogumda uzun uzadıya yazmak istiyorum. Lakin beni tanıyan herkes okuduğu için bunu yapamıyorum. Tüm yazılarım taslak olarak kalmaya mahkum. Bazen anonim yazarlık yapmadığım için pişmanlık duymuyor değilim. O vakit her şeyi rahatça paylaşabilirdim.
  • az evvel belediyenin hoparlöründen bir anons duydum ölen birini söylüyordu. adımı taşıyan birinin öldüğünü duymak ilginç geldi ama soyadını duyunca irkildim. istemsizce boğazımdan ama o daha çok küçük diyebildim. ölen kişiye dair en güzel anılarım onun en güzel gülüşleri canlandı hemen gözümde. iki çocuğu geldi sonra aklıma. boğazım düğüm düğüm oldu. ben bu kadar uzakken o kişiye o eşi anne baba ve çocukları hayal edemiyorum. onu en son gördüğümde saçları üç numaraya vurulmuştu. ne cesaretli ya demiştim. evet aptalım hasta olduğunu akıl edemedim. veya kondurmak istemedim. diyeceğim ömür geçiyor bir gün bir gün biz anlayamadan sevdiklerimize kavuşamadan. lütfen sevdiğiniz kişilere onları ne kadar önemsediğinizi, sevdiğinizi söyleyin... aklım durdu acaba cenazeye gidip onu öyle hatırlasam mı? yoksa hayalimde bir yerlerde mutlu bir anne tatlı kahkahalarla çocuklarını evinin bahçesinde büyütmeye devam mı etse...
  • Guzel kizlara inanilmaz zaafim var.
    Guzellik anlayisim kasdan, gozden ibaret degil. Boyle durusuyla, gulusuyle kendisinden emin olan kizlari diyorum.

    Bugun tanimadigim uc kizin oldugu masaya "selam kizlar" deyip oturdum. Sonra saatlerce muhabbet ettik. Cok guzellerdi. Duruslariyla da, fikirleriyle de.

    Ve onlarin masasina oturana kadar uc farkli masada daha oturmustum. Onlar hep tanidiklarimdi. Ders calismamak icin bahane ariyorum iste.

    Simdi de gidip kek yapacagim. Butlerde gorusuruz..
  • Uc kilo verdim. Hala yemek yedikten sonra kot pantolonumun dugmesini acarak dolasiyorken yuzuklerim parmaklarimdan dusuyor. Parmaklarimdan mi gitti bu uc kilo eey kurban oldugum guzel allahim.
  • bugün patronlara ayrı bi kızdım.
    sabahın köründe kalktım geldim işe, kapının ordaki güvenlik kulübesinde olduğumuz için diyer insanlardan erken geliyoz zaten. gelmeden, sabah namazı bile okunmadan uğrayıp anamın elini öptüm, dün gece aldığım çiçeğini verdim.
    sevdiceğime yazdım.
    geldiğim gibi ilk fırsatta sözlükteki arkadaşlarımın kadınlar gününü kutladım.
    gün güzel başladı kısacası.
    öğle yemeği oldu, ana bizim iki yemekçi ablaya kucak dolusu bin tane çiçek vermişler, ablalar onları kadın çalışanlara dağıtıyo..
    ne güzel dedim, gittim yardım lazımmı diye sordum.
    bizim mühendis tayfa gri tişört giyiyo(marka basılı arkasında), diyer üretimdeki ustalar işçiler falan lacivert tişört (yine marka basılı) giyiyo.
    mühendisler için çiçekler şekilli şüküllü, diyer işçiler için solmuş gitmiş çiçekler var.
    ya dedim bu ney böyle, böyle adaletsizlikmi olur dedim, ablalarda patronlar öyle istediler, işimizden etme bizi dediler.
    çok kızdım çok.
    servis zili çalsın, inadına tüm kadın işçilerin dünya kadınlar gününü tek tek kutlıcam özelliklen.
  • bugün arabayı eşim sürmek istedi...

    iki kaldırımdan geçtik, bir simitçiyi yeni başlayan günden nefret ettirdik, iki servis şoförü şoförler odası kartlarını yerken "abla saygılar" çekti, kırmızı ışıkta beklerken yandaki kadın şoför ile göz teması kuruldu, kenafirce bakışıldı, saç, makyaj ve araçlar kıyaslandı (sanırım kazandık), oğlum arkadan "daha hıjjlııı" diye bağırdı ki zaten hızlıydık, eşim umursamadı ama ben sanırım biraz gerildim, sırtım ve boynum tutulmuş. Ha bi de polis arabasını bir solladık amaaaa... ben o polisin yerinde olsam tepe lambası yakar helikopter desteği isterdim.

    "özlemişim araba sürmeyi, çok güzel sürdüm di mi canım?" dedi ayrılırken, makinize olmuş koca cevap sistemim "evet, harikaydın, aslında hep sen sürsene ya, ben de etrafı izlerim ohhh" dedi. şu anda ofisteyim. papatya çayı içiyorum şimdi, sakinleştirecek.*
  • kullanıcı adımı direkt yazamıyorum.

    sözlüğe giriş ekranına maruz kaldığım zaman, "clash of clans oyununa gir, dili "nederlands"a ayarla, hava savunmasinin üstüne tıkla ve çıkan yazıyı düzgün bir biçimde yazarak giriş yap." şeklinde sözlüğe giriş yapıyordum.

    zamanla bunu yapmak zor geldi. entry girmiş olduğum bir başlığa giderek entryimi bulup, kullanıcı adımı kopyaliyordum.

    bu durum da blog sözlük büyüdükçe zor gelmeye başladı. hemen bulamıyordum kendi entrylerimi. sonra aklıma geldi kendi kullanıcı adımın başlığını acayim daha rahat olsun. şimdi o ketum sayfa ile karşılaşınca yan sekmede blogsozluk.com u açarak, arama yerine kullanıcı adımın ilk üç harfini yazıyorum ve kullanıcı adım aşağıda beliriyor. kullanıcı adıma kopyala yapıştır yapıp şifremi girerek sözlüğe giriş yapabiliyorum. *

    düdüt: eski nickim luchtafweer idi. bu entry şu an anlamını yitirmiş olabilir; ama bir zamanlar içimde dert olan şeyin yansımasıydı.
  • Sevdiğime yanaşmaya çalışan kızı polise ihbar ettim
  • bazı yazar arkadaşları üzebileceği için, ''kusura bakmayın lütfen'' diyerek, şimdi yazacağım cümleleri kapsar.
    yazarlarla ilgili açılan başlıkların bazıları gereksiz diye düşünüyorum. geçende ''yazarların şu anki dakika solunum sayısı, yazarların şu anki nabız ve tansiyon değerleri, yazarların göz rengi, hemoglobin ve plt değerleri, yazarların bugün yedikleri yemek, kafalarındaki saç teli sayısı" diyerek risk budur niyetiyle uçacağımı bile bile, başlık açmamak için zor tuttum kendimi dersem yalan olur. kimin nesini merak ediyorsak mesaj atıp öğrenelim bence.
  • Muhasebeyi hiç sevemedim. Hocasından mı dersten mi onu da bilemedim. Birinci sınıftayım o sıralar. Derse gidip geliyoruz ama zerre anlamıyorum. 100 kasayı ben bir ara yüz tane kasa filan zannediyordum. Muhasebeyi bilen için öyle söyleyeyim. Böyle böyle ilk sınava girdik. Doldurdum kağıdı sapma sapan. Son üç dk kala filan, alttaki hocanın notunu gördüm, bilmiyorsanız sallamayın diye. Rezalet yani. Sınavlar açıklandı sonra tabii. Üç almışım. Sıfır üç. Sonraki ilk derste hoca sınıfa ceteris hanginiz dedi bir müddet. Ses çıkarmadım. Zaten pek tanıyan da yok. Ama adam kafaya koymuş rezil edecek beni. Bu sefer tek tek sormaya başladı. Kaç aldın, sen kaç aldın filan. Ulan herkes altmış yetmiş. Bir ben anlamamışım herhalde diyorum. Bana geldi. 45 aldım dedim. Ben öyle bir not vermedim dedi. Bir sessizlik oldu bir müddet. Şaka lan, ne diyeceksin bakiyim dedi. Gitti sonra. Aradığı adama şaka yaptı adam. Son cümlesini kurmasaydı orada itiraf edecektim. Ama şimdi İtiraf ediyorum. Zaten okumuyorsundur anasını satayım. Bendim o üç alan. Bok gibi anlatıyordun dersi de hocam. Finalinde de kopya çektim. Öyle geçtim.
  • En cok bugün yazarları gülümseten şeyler basligini okumayi seviyorum. Sonra da burayi. Bu iki baslik hep aktif olsun istiyorum, sahiden ya. Guzel olaylari okuyunca, kucuk bir cocukla olan diyaloglariniz, bir hayvani sevisiniz, hoslandiginiz kisiyi gorunce heyecanlanisiniz, gectiginiz sinavlar, aldiginiz isler, yaptiginiz ilani asklar, basiniza gelen, yasanan tum olumlu olaylar beni inanilmaz mutlu ediyor. Hayatinizda her zaman Yazabileceginiz guzel seyler olur umarim. *
  • Bizler onceligimizi nasil gorundugumuze degil nasil rahat oldugumuza veren kizlariz. İste bu yuzdendir ki bircok kizin aksine disari cikarken esofman giyeriz, makyaj yapmayiz, sacimizi oldugu gibi birakiriz. Hayir hayir, kimseyi hedef gostermedim burada. Elbette isteyen istedigini giyecek, rujunu surecek, masasini yapacak. omo son mokyojo hop olostoroyorson ongrobord diyenleri duyar gibiyim. Dogru, elestiriyorum ama ben size makyaj yapmayin demiyorum, sahtekar olmayin diyorum. Neyse. Dun fraustranger ile avm'de dolasiyorduk. Bazen elele bazen ayri ayri. Genellikle elele tutusuruz zaten. Eh kizlar icin gayet dogaldir bu durum. Ama dikkat cekiyorduk. Elele tutusan bircok kiz kankalarin yerine insanlar ozellikle bizi inceliyor, bazilari bize bakip guluyorlardi. Diyorum ya, rahatizdir diye. Kisacik saclarim ve frau ile benim kiz olgusunda kabul edilmis kibarliga uymayan hareketlerimizden oturudur ki insanlar bizi escinsel bir cift sandilar. Bunu farkettigimizde gulduk gectik. İki yil once de buna benzer bir olay yasamistik. O olayi da gulerek hatirlariz ama bize gulmesi kolay tabii. Biz buradaki yanlis anlasilmaya gülüyoruz. Peki ya gercekten bizi sandiklari gibi escinsel olsaydik? O zaman gulebilir miydik, hic sanmiyorum. Eger oyle olsa, insanlarin surekli size bakmalari, birbirlerine bir seyler fisildamalari, size bakip gulmeleri o kadar rahatsiz edici, mide bulandirici bir durum ki. Bu olayi daha dun yasamis olduğumuz icin bundan ornek veriyorum ancak toplum icerisinde kisiye farkli gelen bir seye bu sekilde mi karsilik verilmeli? Farklı bulduğun bir seye bu kadar aciz, bu kadar ucuz bir sekilde mi karsilik vermelisin arkadasim? Sen zayifsin diye herkes zayif, sen gozluksuzsun diye herkes gozluksuz, sen beyazsin diye herkes beyaz olmak zorunda mi? Senin sacin var diye kimse kel olamaz mi? Hayir mi? Ona bakarsin, bunu asagilarsin, suna gulersin. Olur. Boyle guzel değil mi? İstediğin bu mu? İste asil bu asagilanir, asil buna gulunur. Klisedir, sevmek zorunda değilsin ama saygı duymak zorundasın. Aynen boyle arkadasim.
  • insanın kalbi sağ elinin yumruğu kadar derler. hep merak etmişimdir bu yüzden yumruk kadar kalp birini nasıl böyle sevebilir. insanın içi ölüyor ama o kalp onu yine çok seviyor. ruhun bedenden kopuyor ve belki sen yine çok sevmeye devam ediyorsun. anlamıyorum nasıl oluyor...
290 entry daha
/ 73 »