blog sözlük itiraf

#blog sözlük sırala başlıkta ara
/ 148
  • dönüyorum eski şanlı günlerime sevgili sözlük. kendi halimdeyim daha artık. öyle serkeş. öyle avare. net kaliteli hayat.
  • Buraya çok güzel yazılar yazılıyor ve ben uyku tutmadığı için yaptığım stalkları yazacaktım. Ne kadar sığ bir insanım ya, neyse uyuyayım bari.
  • buraya çok güzel şeyler yazılıyor okurken hem hayran kalıyorum hem de kıskanıyorum ben neden iki cümleyi bir araya getiremiyorum diye.
  • Üç beş derken tüm sigaralarımı içtiğim bir gece daha bitmek üzere. Zaten bu mereti kışın içmesi ayrı güzel olur. Bardağıma sıcak bir şey doldurur, balkondaki sandalyede iki büklüm tüttürürüm. Nefesimi üflerken sigaradan çıkan dumanın bitip soğuktan oluşan buğuya yerini bırakmasını izlerken de tatmin olurum. Evin içinde avare avare yürür; dilime takılan bir şarkıyı kendimi duyamayacak kadar yüksek seste açar, eşlik ederim. Yapacak hiçbir şey kalmadığında düşünmeye başlarım. Başıma her ne çorap örüldüyse çekmeceden çıkartıp iplik iplik söker ve tüm yanlışları kendime, doğruları başkalarına pay ederim. Olur da bir sinir harbi ile gözümden bir iki damla düşerse hemen gökyüzüne başımı çevirir, yıldızları göremeyişime yüklerim suçu. Kendimi ezberden okuyuşlarıma doğaçlama tavırlarla eşlik eder yalnızlığımı bile şaşırtırım. Böyle yazdıklarıma bakıp da bir elinde sigara diğerinde ıslak peçetelerle dolaştığımı sanmayın. Ne vakit keyiflenmem gerektiğini de iyi bilir, sürekli ertelediğim meşgaleler listesinden birini hayata geçirip tebessüme de boğabilirim. Yahut titreye titreye boş gözlerle sokağı izleyip yarını düşleyebilir, kurgular da türetebilirim. Dedim ya kendimi bilirim fakat emin değilim. Sürekli olasılıklar çevreler beni, şıkları önüme koyar çevreme bakarım. O ihtimallerden birinin peşinden gideceğim, kesin. ama yine de beklerim. Her birini kafamda ayrı ayrı yerlere yazar, altlarına birer mum koyar ve bir küçük kıvılcım beklerim. Elbet birisi tutuşacak ve o yolu aydınlatacaktır. Tabii işin sırrı malum seçeneklere fırına atılan yemek muamelesi yapmamaktır, zira zamanlayıcı da alarm da yoktur. Haliyle büyük sabır gerektiren bu süreçte şahsımda fazlasıyla agresif yahut sersem tavırlar gözlemlenebilir, hoş görülmesini rica ederim.

  • ‘’Elinden geleni yapmak yetiyor mu sence de tek başına? Kurtulabiliyor mu insan çektiği sıkıntılardan, her şeyi denese de? Sanmıyorum. Bütün hayatım çabalayarak geçti, bir şeyleri başarmaya çalışarak. Sonra birileri çıktı ve dedi ki, endişelenme, sen elinden geleni yaptın. Tekrar soruyorum, yetiyor mu cidden? Milyonlarcası da ellerinden geleni yapmamışlar mıydı? Milyonlarcası da istememişler miydi başarmayı, iyi bir hayat yaşamayı? Bilemiyorum. Bütün yollar gri, soğuk toprak, zift rengi gökyüzü ve bunca şeye rağmen yemyeşil tutmamız beklenen hayallerimiz.
    Hayallerimiz ve biz, sallanıyoruz istemsiz.
    Çekersen maviliğini gökyüzünden, renksiz kalacaktır bu deniz.
    Renklerimiz olabildiğine koyu. Gençliğimizin maviliği, yeşilliği şimdi nerede? Bilemiyorum. Sadece elimizden geleni yapıyoruz. Tek yapabildiğimiz bu. Peki, yine soruyorum yetiyor mu? Soruyorum ki anlarsınız belki yetmediğini. Yetseydi çalışan, çalışmaktan hayatını yaşayamayan insanlar mutlu olurlardı. İnanan, inanmaktan asla yılmayan insanlar yeşilliklere uzanırlardı. Siyah bir sabaha uyanıp gökyüzünü dahi göremeden yerin altında saatlerce çalışmazlardı. İnsanlığın derin bir nefese ihtiyacı var, oldukça derin hem de. Dağların tepelerine atmaya kendisini, ciğerleri havasız kalana kadar bağırmaya, haykırmaya ihtiyacı var. Güzel şeylere, gerçekten emek verecekleri zaman sahip olabileceklerini inanmaya ihtiyaçları var. Yeşile ihtiyaçları var, olabildiğince fazla yeşile. Temiz bir maviye, temiz bulutlara, temiz sulara; insanların, temiz şeylere ihtiyacı var. Kirlenmemiş olan her şeye.

    ‘’Bazı şeyler temiz kalmalıdır, insana dair olan her şey gibi.’’

    ve fazlası...
  • şarkı olsun diye

    Okulu astım bugün, en yakın arkadaşımın yanına gittim. Son 15 dakikamıza kadar çok iyiydik, ikimiz de çok güzel mış gibi yaparız. Bugün mutluymuş gibi yaptık.
    Bir hayalimiz var ortak, evet bir tane kaldı. Eskiden çok vardı, yaşımız yüzünden sanırım bir de lisede beraber hayatta kaldık ya, ortak hayallerimizin haddi hesabı yoktu. Neyse işte son 15 dakika diyordum. O hayalimizin yıkılması ihtimalini konuştuk. Ve o hayalmiş galiba beni hayatta tutan, çünkü istediğim her şey olmamış, hayallerim hedeflerim üstüme yıkılmış, dozer misali geçmiş hayat üstümüzden. Buraya da bir parantez açmak istiyorum. Hayır başıma çok kötü bir şey gelmedi ve ben de her şeyden şikayet eden biri değilim ama dayanma gücü diye bir şey var ve herkesin kırılma noktası farklı. Ay üzüldüğün şeye bak cümlesini kuran olursa ona kafa atarım. Atamam da içimden bunu yapmak gelir.
    Devam edeyim, dönüp içime baktığımda boşluklar görüyorum. Olması gereken hiçbir şey yerinde değil. Arapsaçına dönmüşüm ve o depresyon uçurumunun kıyısındayım, öylesine yaşıyorum ve kırılma noktama çok yakınım. O uçuruma düşmek üzereyim ve kalan son hayalim de gerçekleşmezse hayalleri olmayan iğrenç biri olacağım, ve bunu kaldıramayacağımdan çok eminim. Salak saçma bir yazı oldu ama anlarsınız siz. Tamam bu kadardı. Kendinize kapitalist davranın.
  • Projeden bunaldığım şu günlerde ruhumu açabileceğim,sırtımı güvenle yaslayabileceğim biri olsun çok isterdim.
    Niye duygusallaştım ki şimdi durduk yere
  • Kimse kimsenin paylaşımı için beğeni ve favori butonlarını kullanmıyor, buda beni geriyor! Sözlüğü ileri boyutlara taşıyalım, biraz gayret...
    (Sanki babamın sözlüğü?)
  • terleyip kokmak ne kötü be. dün kınadığım ağır çorap kokusunun bedeli herhalde.

    ya su gibi terlemek varken, ananas kokmak varken, ıyk ya.
  • bugüne dek pek büyük itiraflarda bulunmadım, yalnız siz ne yazsanız okumaya gayret ettim, nitekim sözlüğe ilk geldiğimden beri 68 sayfa okumak pek kolay olmadı, tabii değdi. buraya mahallem diyorum zira itiraf'a bir şeyler bırakmış herkesten bir iz taşıyorum. buraya yazıp silinenler, karalayıp yarım bırakılanlar; bir de yarım kalıp karalananlar...
    bugün size hayatımdan alenen ilk defa bahsedeceğim, ki pinhan olarak çokça sözünü ettiğim aşikâr. hayatım boyunca bende en çok yeri olan kelime ne derseniz, aklıma sadece "gitmek" geliyor. 24 yaşındayım hayatımın son 8 senesinde 2 tam-bir yarım kitap yazdım, bir adet de yazılmasını düşlediğim kitabım var, adı: gitmek. nedir ki gitmek, yalnız bırakmak mı yalnızlığın kabulü mü, yoksa kalmaya cesaretten yoksunluk mu? kim bilir, ömrüm o güne yeterse hep birlikte okuruz. sırası gelmişken; ben yazdığım her şeyi tekrar okurum. bende benden öte ben olmalı, çünkü 2008-2009 dönemindeki karalamalarımı okuduğumda "bunları kim yazmış" etkisi bırakıyorlar bende, altlarında ismimi görmek, bir garip duygu.
    konuyu bir gün sonra ısıtılan çorbaya çevirmek istemiyorum, gelelim şu mesel-i gitmek noktasına. bu konudan burada bahis etmeyeceğim işin aslı. sadece temas edeceğim, doğru ya burası itiraf başlığı ise; itirafı bırakıp gitmem icap eder.
    nefes almayı sürdürdüğüm dönemde, gitmek ile tanıştığımda henüz 8 yaşındaydım, sonra o kadar mülaki olduk ki kendisi ile, nerede görsem tanırım, göz kapaklarım sahneleri perdelese dahi.
    söz odur ki bu meşakkatli girizgah ardına o kadar büyülü b1r söylem bırakmayacağım, bunu bilesiniz. bunu beyan ettiğime göre girizgah hâlâ bitmedi diye düşünüyorsanız, tam bu noktada yanılıyorsunuz.
    halen ölmedim ve bugüne kadar aile bireylerim tarafından gitmek ile bir başıma bırakıldım, arkadaşlarım tarafından bir odada gitmek ve ben dertleşmek zorunda bırakıldım, hayatıma girmek için can atan şahsiyetler tarafından bile...
    ne gariptir değil mi, insan ulaşmaya çaba sarf ettiğini, elindekinden çok sever, bir gün ulaşırsa da asla değer vermez elindekine, bu b1r genelleme ise hatası vardır, zira milyar insan aynı olsa bu dünyada yerimiz olmazdı.
    gelelim işin apayrı noktasına; insanları pek iyi tanırım, bu bir övünç kaynağı değil, o sebepten de söylerken rahatım. elimde olsa hiç birinizi tanımak istemezdim, bunları duyunca suratlar düşer genelde, ama nihayetinde bu da işe yaramaz bir genelleme.
    insanlar giderler, gitsinler. neden bıraktıkları yere tekrar geri dönerler?'*' buna birçok cevap buldum, b1r tanesi doğruydu. burada bundan asla bahsetmeyeceğim. sadece işin şu noktası var ki, vazgeçemedim: beni yalnızlıkla burun buruna getirenleri, af çadırına dahil edememekten. her şeyi affettim, aklınıza gelebilecek her şeyi, buna ise imkan bulamadım, bu ruh hâlimden memnun değilim, elimden gelmiyor. kazak da öremem mesela, annem dantel öğretmişti bana, -sanırım 11 yaşındaydım- 2 ters 1 düz iplerle tokalaştık. sevdiler de beni, yakışmadı sadece, bir narinlik lazımdır bazı meşgalelerde. o kadar nazik olamadım, giderken ses etmedim, geldiklerinde konuşmamak inisiyatifimdi.
    telafi etmez lâkin; özür dilerim.
  • Otobüs yolculuklarını da uzak mesafeleri de sevmiyorum. Yalnız seyahat etmek de çok zor.
  • Birilerine ihtiyacım var ama kime ihtiyacım olduğunu bilmiyorum. Anlatmak istiyorum ama kimseyle konuşmak da istemiyorum. Yerçekimsiz ortamda çilek yiyeyim ama tadı muz gibi gelsin istiyorum. Bunu niye yazıyorum hiçbir fikrim yok. Dusk till dawn dinleyerek üzgün üzgün kalemliğimi seyredeyim bari.
  • Bugün son sınavıma gireceğim, çıkışta sınav kağıdı elimde çığlık atarak koşmak istiyorum.
  • başka dinleyenleri olmadığı için burada yaralı, kusurlu egolarının pisliklerini ağdalı dillerle döküp sözlük okurlarının ilgisine sunanlardan bıktım usandım.
  • küçükken tahteravalliye binmekten korkardım.
  • zaman zaman garip öfke nöbetlerine kapılıyorum. anlamsızca. ama bu sevdiğim birine değil. mesela yolda yere çöp atan birinden ölesiye nefret ediyorum. o kişi gözümde kötü biri oluveriyor.
    ya da şımarık çocuklardan ve onları yetiştiren annelerinden nefret ediyorum. mesela yüzünde sivilce izleri olan birini görünce anne yüzü çok çirkin abla yanımızdan geçiyor deyiveriyor. hay seni yetiştir(emey)en anneye ben. o kişinin kalbi o annenin höt höt konuşması yüzünden o şımarık çocuğunun beynine kazınan ve ağzından kurşundan farksız cümleler yüzünden paramparça oluyor.
    ya da yaşlılardan nefret ediyorum. hani ben yaşlıyım, yer vereceksin diyen tipler vardır ya heh onlardan. mağrur değil bencildirler benim gözümde bunlar. nice yaşlı insan var. evladım siz talebesiniz. zaten yoruluyorsunuz diyor. canımı veririm o yaşlı için. bir amca biniyor yırtılmış pantolonu üstünde, yer yer yamalı yorgunluğu üstünde o amcaya öyle teyzeye hemen yer veririm.
    bu liste uzar uzar gider de. burada kalsın itirafım.
  • Sınıfımdan nefret ediyorum.
    Bakın öyle bir nefret ki, ben ve iki kız arkadaşım orta ikinci sıranın ortasına oturup sağ ve sol kapıyı izliyor ve girene çıkana yorum yapıyoruz. İnsanlar duyar mı, duyarlarsa üzülürler mi, bir tanısak çok mu severiz ayırt etmeden gelene geçene giydiriyoruz sanki mükemmelmişiz gibi. Öyle akli melekeleri zayıf insanlar var ki beni bu hale getirdikleri için (evet önceden pamuk prensestim şimdiki gibi anakonda değil) onlardan nefret ediyorum. Nefredddd!
  • Keşke daha az feminist olup kocamın parasını yemek için zengin koca arasaydım. Ya da beni okutmak yerine o masraflarla ev alsaymış babacığım, ben de kiralarını yerdim. Okumak çok zor be.
    (bkz: en büyük hayali ev almak olan kitle)
  • ay başında işe girdim, 5. gün işten çok boktan bir sebep nedeniyle gönderildim ama ailem hâlâ çalıştığımı zannediyor ve annem cuma günü istanbul'a yanıma geliyor ve ben bu entry'i girerken ne bok yiyeceğimi düşünüp duruyorum.
  • Umutlarım titriyor birkaç gündür. Kısık kısık nefes alıp veriyor kalbim. Hatta bak, görüyor musun nasıl da tıkalı kıskançlıklarım. Çünkü içi bomboş bir sevgi yeri var beynimde. Neden birkaç gündür bilmiyorum. Sanırım mevsimlerden.

    Dolaydı o boşluk, iyiydi diyorum sözlük. Ama kime diyorum. Hazır sonbahar geldi. Tipik arif flört zamanları. 2 senedir boş. Kendimi sakladığımdan hep. Şimdi açtım öyle kendimi sergiliyorum, ama gelen tek gecelik, giden tek gecelik... Benden uzak, kime yakınsa artık.

    Cem Adrian & Birsen Tezer - Beni Hatırladın mı?

    Haftaya Çarşamba Diyarbakır'a uçuyoruz annem ve babamla. Uçuyoruz ama, lütfen. 10 günlük bir abla ziyareti. Yeğenlerimi de özledim evet, ama Diyarbakır'daki favori lahmacuncumu da özledim. Arkadaş oradaki lahmacunu başka hiçbir yer yemedim ki et sevmem ben, hamburger ve lahmacun hariç.

    Bak konu yemeğe geldi. Duygusala bağlayınca böyle. Sonra hop kilolar. Sonra "Canan hocam ekmeği kestim ama makarnasız yapamıyorum".. Oldu.
/ 148