blog sözlük itiraf

#blog sözlük sırala başlıkta ara
/ 36
2245 entry daha

  • Uzun zamandır düşünüyorum.

    İçerisinde bulunduğumuz sistem o kadar tuhaf ki bazen aklım almıyor. İnsanlar isteyerek ya da zorla borçlandırıyor. Sevdiğimiz ya da ihtiyacımız olan şeyler için borçlanmamız gerekiyor. İstediğimiz şeylere sahip olunca anlık mutlu oluyoruz. Sonra o borçları ödemek için çalışıyoruz. Ay sonunda para kazandıkça mutlu oluyoruz. Halbuki para kazanmıyoruz, daha fazla borçlanabileceğimiz bir limite ulaşıyoruz. Sonra yine bir şeyler satın alıyoruz, yine çalışıyoruz falan filan.

    Cidden tuhaf. Birilerini zengin etmek ve daha fazla borçlanabilmek için hep çalışmak zorunda kalıyoruz. Bu çöküntü içerisinde eziliyoruz, sıkıştırılıyoruz. Hatta hor görülüyoruz. Yaşadığımız ülkede nesnelere ve sayılara verilen değer hep insana verilen değerden fazla oluyor. Umarım bu çöküntü içerisindeki bir kalıntı olarak göçüp gitmem.
  • Çok fazla sinirlenip, gaza gelmiştim kendi kendime ve artık tak etmiş bir konu hakkında başlık açmış, entry'de at koştururken birden sayfa gitti. Hayırlısı bu imiş diyorum çünkü bir şekilde davalık olabilirdim.
  • İş hayatına atıldığın vakit hissedilen ilk kaygı daima "iyi bir iş" bulmak oluyor, bu öylesine büyülü bir arzu ki geri kalan herşeyin üzerine bir örtü gibi seriliyor. İyi bir iş bulmanın pek çok yolu olabilir; belki iyi bir staj geçmişi belki sağlam bir referans belki de en önemlisi büyük bir şans. Fakat şu hep vurgulanan iyi bir iş kavramından ziyade, etki edemeyecek olduğumuz ya da kesinlikle seçim yapamayacağımız bir olay var; çalışma arkadaşları.

    Bu ciddi manada büyük bir "kumardır" ve eğer şansınız sadece iş bulmaya yetecek kadarsa anlaşamayacağınız, kafanızın uyulmadığı insanlar ile çalışmak zorunda kalacaksınız. Büyük bir ıstırap. İşte bu noktada yavaş yavaş pişmeye başlıyorsunuz, zamanla taşlar yerine oturuyor ve artık bir yerden sonra şuraya ulaşıyorsunuz; doluya koyarsan, taşar.

    İş hayatınızda tecrübe sahibi oldunuz, çalışma arkadaşlarınızla uzun zaman geçirip kaynaştınız fakat en önemlisi tanıştınız ve ya "tanımaya başladınız"; bu ıstırabın orta noktası ya da ilerleme noktasıdır. Artık bazı şeyleri kabullenemiyorsunuz, hergün, ailenizden daha fazla gördüğünüz bu insanların size git gide zarar veriyor olmasını ve bunu fark etmiyor olmalarını bir türlü sindiremiyorsunuz, son derece aciz bir durum. Bu noktada acizsiniz, çünkü yapabilecek birşeyiniz yok, onlara sırt çeviremezsiniz ve aynı zamanda onları artık değiştiremezsiniz de. Söylenecek olan pek çok şeyi içeride tutmanın getirileri çok farklıdır ve genelde negatife dönüktür, bu hayatın rutinini etkiler, aynı zamanda ruhun berraklığını da..

    İşiniz güzel fakat kişiliğiniz bozuluyor, ne yapmalı? Ben bu noktadayım, henüz geçerli bir yöntem bulamadım. Kaçıp gitmek bir seçenek fakat şu an için değil. Elde kalan tek geçerli eylem ise beklemek, fakat beklerken düşünmekten geri durmuyorum ya da duramıyorum; bakalım diyorum, bakalım..
  • Her gün bu başlığa denk gelip itiraf edecek bir şey düşünüyorum; ama bulamıyorum...
  • Numara taşımanın en sevmediğim yanı, bankaları da bu durumdan tek tek bilgilendirmektir. Bir kısmı direkt sesli yanıt sistemiyle hallediliyor, bir kısmı illaki müşteri hizmetleriyle görüştürüyor.
  • Başaramadım.
    Kimseye kızgın değilim. Ne kendime ne de başkalarına. Sadece olmadı işte. Ya ben tempoya ayak uyduramadım ya da sandığımdan çok daha hızlı gidiyordu.
    Oturup sorun değerlendirmesi yapmaya bile hevesim kalmadı. Değiştirdiğimi sandığım huylarım teker teker gün yüzüne çıkıyor. Meğer yalnızca halının altına süpürmüşüm. Tekrar çaba gösterir ve farklı olmaya çalışır mıyım, çalışsam da başarır mıyım bilemiyorum.
    Güven hissini kaybettim sanırım. İnandığım çoğu şey gitti. Sanki özene bezene üst üste koyduğum taşlarım üstüme yıkıldı.
    Bu sıralar kimle görüşsem eskiden böyle olmadığım hayıflanmasını duyuyorum. İşin kötüsü de bu. Vardır ya elindeki her şeyi kaybetse de dik durabilen ya da en azından öyle görünen insanlar. Onlardanım sanmıştım, değilmiş. Hem büküldüm hem de herkes bunu görebiliyor.
    Boğazımda bir yumru var, yutkunurken hissediyorum. Nefesim kesiliyor bazen. Başımda geçmek bilmez bir ağrı, kahrediyor. Ne yapacağım da bu enkazın altından çıkacağım, her belayı def edecek gücü hissedebileceğim tekrar; bilmiyorum.
    Koca bir soru işaretinin altında, kızgın değil de çok kırgınım bana.
  • İlk defa müziksiz yürüyüş yapıyorum. Çünkü kulaklığım evde kaldı. Çünkü yürüyüş yapmak gibi bir niyetim yoktu ve markete diye çıktım. Evde ilgi bekleyen birkaç baş misafirimiz var.

    hava o kadar güzel ki...

    işte arkadaşlar, yenilgi böyle bir şeydir...

    asla yenilgilerden gocunan biri olmadım.

    bir de kararlarında isabetli olmak diye bir şey var; lafı gediğine oturtmak gibi düşünün...

    neyden bahsettiğimi anlamakta zorlanıyor olabilirsiniz...

    boşverin. Hava bugün çok güzel. Düşünmeyin... Siz de benim yaptığımın aynını yapın:

    keyfini çıkarın...
  • açtığım başlıklara entry girilmiyor diye üzülüyorum.
  • Bugün dolunay da değil, ben neden böyle gergin bir haldeyim 6 saattir? Böyle birine bağırıp çağırıp sonra ağlayasım var, yani herhalde öyle bir hissiyattayım. Bilmiyorum sebebini de, sorma Sözlük. Salak bir sitede eski sevgilimi gördüm, gereksiz bir profille dolanıyor. Mesaj attım bak, düşün. 2 seneden fazla geçmiş ilişkimi bitireli. Şimdi bana yarım saattir "senin burada ne işin var, vallahi çok şaşırdım" lafları çekiyor. Niye mesaj attım? Çaresiz kelimesini kullanmak istemiyorum ama gün içinde ingilizce küfür edince küfür sayılmıyor ya hani'*' ben de kendi durumuma desperate deyip geçiyorum. Malım ben. Benden adam olmaz. Az biraz p.ç olaydım zaten mezun olur olmaz defolur giderdim bir yolunu bulup yurt dışına.
  • bir ay süreyi iyisiyle olmasa da kötüsüyle doldurdum. hala ruhumda ve vücudumda açtığın derin yaraları sarmakla uğraşıyorum. düşünüyorum, ihanete uğrayan; ihanete uğradığı halde akla ve hayale sığmayacak kötü cümlelere maruz kalan benim ve üzülen de benim. üzülmemem gerek belki, yapmam gereken her şeyi yaptım ama. hayat işte. yapan bir süre sonra hayatına normal devam edebiliyorken yaralanan yükünün acısını ömür boyunca sırtında taşımaya devam ediyor. hala doğru düzgün bir özür bile dileyemedin. bana ne kadar zarar verdiğinin farkında bile olamaman, en fazla farkında olduğunu sanacak olman bile ne kadar acı.

    hamlet'te bir diyalog geçer, kelimeler, kelimeler, kelimeler! oğuz atay da söyler bunu, ismini hatırlayamadığım bir kitabında. bir insana nazaran çok kitap okumayı başarabildim, çok kelime öğrendim, çok deyim, söz, deyiş gördüm. bana yaşattığın mutluluğu kelimeler ile anlatabilirim ama bana yaşattığın acıyı anlatacak kadar kelime yok heybemde. umrunda olsaydı zaten yaşatmazdın bunları bana ama elbet aklına gelirim.bana bu zararı vermiş ve özrünü bile dilemeyip her şeyi yarım bırakarak gitmiş olmanın acısını çeker misin bilmem ama belki ruhunda bir ihtimal bir merhamet çınarı vardır.
    ben de bana yaşattığın acı yüzünden ruhumda açtığın yaraları sarmaya çalışayım.
  • gene bam!
  • tepkisel yaşamaktan epey bıktım
    kim bıkmaz ki yani
    bile bile
  • Mutsuzum. Aa evet olay şu diyebileceğim bir şey yok ama mutsuz hissediyorum. Sorunları çözmeye çalışmak yerine kaçmayı tercih ediyorum. Yalnız hissediyorum kendimi anlamsız bir şekilde. Sanırım mutlulukla alakalı hislerim parça parça eksiliyor ve ben buna engel olamıyorum.
  • Sımsıkı sarılmak istiyorum.
  • Başımda zaten bir sürü sıkıntı var. Hani keşke hiperhidrozis denen illet olmasaydı be güzel Allah'ım?
  • -keşke, sen de söyleseydin..
  • Kafamın içi mecidiyeköy viyadük, ben ise oraya sürgün edilmiş bir trafik polisiyim bugün.
  • 111588 iyi değilim sözlük hiç iyi değilim. sinir ve şeker krizi hala geçmedi, etkisi devam ediyor.
  • pişman olacağımı, üzüleceğimi bile bile yapıyorum bazı şeyleri. yapmamam gerek. uzak durmam gerek.
    ama en çok kendimden.
  • kafam çekmiyor.
2245 entry daha
/ 36