blog sözlük itiraf
-
bana yazık oldu ki, ben böyle ziyan oluş yoktur derdim. yazacak, anlatacak, çözemediğim çok şey var ancak kelimeler soğuk. benim yüreğimde ise soğuğa dair hiçbir şey yok. bazen daha yükseğe sıçrayabilmek için dibi görmeniz, dipte biraz eşelenmeniz gerekebilir. yeterince dibi gördüm ancak sıçrayabilecek cesareti kendimde bulamıyorum. -
İş hayatına atıldığın vakit hissedilen ilk kaygı daima "iyi bir iş" bulmak oluyor, bu öylesine büyülü bir arzu ki geri kalan herşeyin üzerine bir örtü gibi seriliyor. İyi bir iş bulmanın pek çok yolu olabilir; belki iyi bir staj geçmişi belki sağlam bir referans belki de en önemlisi büyük bir şans. Fakat şu hep vurgulanan iyi bir iş kavramından ziyade, etki edemeyecek olduğumuz ya da kesinlikle seçim yapamayacağımız bir olay var; çalışma arkadaşları.
Bu ciddi manada büyük bir "kumardır" ve eğer şansınız sadece iş bulmaya yetecek kadarsa anlaşamayacağınız, kafanızın uyulmadığı insanlar ile çalışmak zorunda kalacaksınız. Büyük bir ıstırap. İşte bu noktada yavaş yavaş pişmeye başlıyorsunuz, zamanla taşlar yerine oturuyor ve artık bir yerden sonra şuraya ulaşıyorsunuz; doluya koyarsan, taşar.
İş hayatınızda tecrübe sahibi oldunuz, çalışma arkadaşlarınızla uzun zaman geçirip kaynaştınız fakat en önemlisi tanıştınız ve ya "tanımaya başladınız"; bu ıstırabın orta noktası ya da ilerleme noktasıdır. Artık bazı şeyleri kabullenemiyorsunuz, hergün, ailenizden daha fazla gördüğünüz bu insanların size git gide zarar veriyor olmasını ve bunu fark etmiyor olmalarını bir türlü sindiremiyorsunuz, son derece aciz bir durum. Bu noktada acizsiniz, çünkü yapabilecek birşeyiniz yok, onlara sırt çeviremezsiniz ve aynı zamanda onları artık değiştiremezsiniz de. Söylenecek olan pek çok şeyi içeride tutmanın getirileri çok farklıdır ve genelde negatife dönüktür, bu hayatın rutinini etkiler, aynı zamanda ruhun berraklığını da..
İşiniz güzel fakat kişiliğiniz bozuluyor, ne yapmalı? Ben bu noktadayım, henüz geçerli bir yöntem bulamadım. Kaçıp gitmek bir seçenek fakat şu an için değil. Elde kalan tek geçerli eylem ise beklemek, fakat beklerken düşünmekten geri durmuyorum ya da duramıyorum; bakalım diyorum, bakalım.. -
Doğarken ağladı insan. Bu son olsun, bu son... -
iyi davranıyorsun hemen ona yürüdüğünü sanıyorlar, insanlar çok zayıf canlılar. sorsan da onlardan güçlüsü yoktur. hiç mi normal arkadaşınız olmadı, o kadar mı berbat birisiniz de yürümek haricinde kibar davranan arkadaşa sahip değilsiniz, üzüldüm şu an bunu yazarken. Tengri size de kibarlık nasip eylesin bu durumdaki insanlar, elimden başka ne gelir ki.
b1r de tavsiye vereyim; hemen o triplere girmeyin de en azından zayıflığınız belli olmasın, yani zenco gibi çevreniz olsa sorun olmaz, lakin aslında zenco gibi çevreniz olmadığından bu durumdasınızdır.'*'
en azından zarar görmeyin, insanların niyeti kötü olabilir üzülmenizi istemem. -
Ben hakimim masum bey -
Sanırım gece uyurken bir taraflarım açıkta kaldı. Zira rüyamda Suriye'nin ülkemize atom bombası attığını gördüm. Böyle Ankara'nın ortalarına bir yerlere hem de. Bir kıyafet giymeye çalışıyordum, nükleer etkilerden korunmak için. Sonra uyandım alarmla. Kötüydü yani. -
* Tarkan'ın eşcinsel olduğunu ve öylesine bir evlilik yaptığını düşünüyorum. Zira en son Almanya için oturum vizesine başvuruyordu eşi aracılığıyla. Sebep de rahatça gidip gelmeyi kolaylaştırmakmış, eşinin ailesi oradaymış da falan da filan. Oy. Neyse.
* Belli bir abonedeki youtuberların hayvan gibi para kazandığını bildiğim için bazılarının sıfır fayda sağlayacak olan videolarını özellikle izlemiyorum. İnatla. Hatta çok şükür mobil olarak youtube u kullanmadığım için, reklam engelleyiciler sayesinde onlara da bir şey kazandırmıyorum. Buyur burdan yak.
* Moralim bozukken yemek yeme isteği olan biri olarak, eğer moralim bozukken özellikle aç kalırsam, direkt depodan yakıyormuşum. bunu keşfettim. Ama yine de 15 kg fazlam var bana göre. Şuradan gidişatımı görebilirsiniz. -
Cennet papağanlarına inanılmaz başka hayranım sözlük. Renkleri, tavırları, sesleri beni benden alıyor. Beş sene evvel ailem sürpriz yapıp hediye etmişti bana. Her sabah suyunu değiştirir, kafesini temizler, onunla konuşurdum. Her akşam ben kitap okurken, ders çalışırken o da odamda gönlünce turlardı, birbirimizin özel alanlarını hiç işgal etmezdik. Hava güzelse ben okuldan gelene kadar benim odamın balkonunda dururdu; güneşlenir, tüm mahalleyi ayağa kaldırırdı Aşuk. Beni yolda görür görmez en farklı sesiyle öter, kafesinde çılgın atardı.
Apartmanımızda güneş sistemi var, çatıdaki depoların bakımı sırasında değişmesi gereken bir depoyu çatıdan aşağı itmişler. Ben de okuldan yeni gelmiştim henüz. Ayakkabılarımı çıkartırken bir gümbürtüyle sıçradım yerimden. Kuşumun sesi kesildi sözlük. Bir an afalladım, sonra koştum balkonuma. Attıkları boş depo benim balkon demirime çarpmış, öyle düşmüştü yere. Balkon demirim eğilmişti, kafes sağlamdı, rahatladım. Aşuk'tan yana kaydı gözlerim sonra, seslendim, kafesini içeri taşıdım, gagasını kenetlediği kafes demirinden çıkartmadı. Gözleri donuk ve küçüktü. Hemen kafesin içine attım elimi, dokundum. Hala o yumuşak, sıcak halindeydi. Aklım beni bile yerimden sıçratan o sesin o'nun minik yüreğine ağır gelebilmiş olacağını kabullenmiyordu. Bekledim kafesin başında, akşam oluncaya kadar bekledim. Annem geldi, babam gelene kadar bekledim. Babam geldi, yanılmış olduğumu bana söylesin diye bekledim. Söylemedi... "Sen biraz uzan." dedi sakince, hiç bilmediğim bir ses tonunu kullanarak. Uzandım, birinin bana yapacaklarımı söylemesi basit gelmişti o an, kendim düşünemezdim çünkü. Sonra görmedim Aşuk'u da kafesini de. Bir daha da 'satın almak' isteyemedim, o suçlulukla.
Ben okuldayken -başka şehirde okuyorum- yaralı bir cennet papağanı getirmiş anneme, her sabah yemek verdiği kedi. Ağzıyla getirmiş. Annem önce kedimizin yaraladığını düşünmüş ama veteriner öyle dememiş. Ufacık da bir şey böyle, kıyamamış bizimkiler serbest bırakmaya. Kaçmış çünkü evinden Yavrucak, belli. Sorup soruşturmuşlar sahibi de çıkmamış. Ben gelene kadar bakmışlar, büyütmüşler. Benim yaralarımı sarar gibi sarmışlar, sevmişler.
Şimdi ben geldim sözlük. 'Almaya' gönül erdiremediğim can, 'verildi' bana. Minik mi minik bir can daha katıldı canım aileme. Kalbim çok sıcak bugün sözlük!
Edit: imla -
Rabbim pisman etmesin birazdan yazacaklarimdan dolayi. Zaten isyan etmeye de gelmedim. Yalnizca icimden atmaya ihtiyacim var. Keske tuvalete gidip birakmak kadar kolay olsa. Ama degil.
Bu yil cok kayip verdim. '*''*'
Kayip. Ölü yani bildiginiz. Gerek kendi cevremden gerek samimi cevremin samimi cevresinden. Bazilari beklendikti bazilari degil. Bazilari icin kurtulustu bazilari icin daha cok vardi ölüme. Az once de cocukluk arkadaslarimdan birinin akranim olan ikiz kuzenlerinin bir kaza sonucu vefat ettigini ogrendim. Ne ilginc. Beraber geldiler, beraber gittiler. Ve cok aci, geride kalanlar icin.
Boyle iste. Ben hicbir cenaze evinde ölünün arkasindan kotu seyler anlatan birini duymadim. Hepsi mi dort dortluktu. Hayir. Ama artik mevta olduklari icin insanlar hep guzel seyler soyluyorlar. Guzel yanlariyla hatirliyorlar. Bu hep boyledir. Dogru mu yanlis mi bilmiyorum. Ama boyle.
Bundandir ki kendi hayatinizi kendiniz yasayin. Kendinizce kusursuz bile olsaniz canli oldugunuz icin sizi elestirenler olacak. Bencil degil, ozgun yasayin kendi hayatinizi. Ve gercekten ölü olunca hicbir seyin onemi kalmiyor.
Son olarak, ölüm hepimize cok yakin. Ama nedense olumle burun buruna olan ya da onu somut olarak gun gun yasayan birisine hep daha iyi davraniriz. Galiba salagiz. Aslinda galiba'si fazla. Herkese iyi davranmaliyiz. Kimseye kotu olma hakkimiz yok. Hangi birimiz dort dortluguz ki baskalarini cezalandirma hakkini kendimizde goruyoruz. İste bundandir butun pismanliklar.
Ha bir de, gecinden ver allahim. Acilarimizi en gecinden ver. -
Oyle guzel arkadaslarim var ki '*' bakmaya doyamiyorum. -
"Günaydın" mesajı ne kadar güzel bir şeysin. -
evde saçlarımı cemaatçiler gibi yana doğru yapıştırıyorum suyla. ardından aynaya bakıp ''ulan bu şekilde bile yakışıklıyım helal olsun'' falan diyorum. -
Çok umutsuz hissediyorum. Umudum yok hiçbir şey için -
2 ayı geçkin süredir annem evde yok. Ve yemek başta olmak üzere, evin kadın işleri diye bilinen birçok işini, temizlik de kısmen olarak, ben yapıyorum. Çalıştığım bir sınav var ve rezil bir şekilde bölünüyor. Üstelik babamla zor anlaştığımız da cabası. Böyle sessiz çığlıklar atıyorum evde. Mecburi asosyal hayatım var. Evden nadir çıkıyorum. Daha sayayım mı?
O değil de, benden mantıklı bir hareket bekleyen nasıl oluyor bu şartlarda, anlamış değilim. İnşallah uçuşlarda bir saçmalık olmaz da annem kısmet olup önümüzdeki hafta sonu eve dönebilir. Direkt elimi çekeceğim her şeyden. Nefret ettim yani. Yeter. Nefret etme sebebim de 2 iş yaptığımdan değil, bunca şeye rağmen belli bir b*k seviyesine ulaşamamış olmam.
O yüzden diyorum ya zaten, 3 kuruş para kazanacağım bir işim, ayrı bir hayatım olsun; cidden eksik olsun geri kalan birçok şey. Yoruldum ben de yıllardır.
Yeter cidden. -
O kadar çok yorgunum ki...
Her anlamda yorgunluk... -
Ne diyorum biliyor musun sözlük? Keşke alakasızca bir anda Game of Thrones'un son sezonu olacak olan 8. sezonu birden internete sızsa. Böyle herkes dumur olmuş'*' halde izlese ve "ikki bin on dokkuz de yayinlencek o" diyenlere kapak olsa. Hayatımın bazı bölümleri işte bu kadar imkansız. -
Dün gece berbat bir fırtına vardı, bu şehirde ilk kez böyle şiddetli bir fırtınayla karşılaşıyorum. Gece geç saatlere kadar ders çalışıyordum taa ki büyük bir gürültü kopana kadar. Muhtemelen bi yerlerde çatı uçtu. Sonra baktım odamın pencereleri titriyor korkup kaçtım sdcdcgc
Önce oturma odasını denedim uyumak için ama orda da aynı durum söz konusuydu bende kardeşlerimin odasına gittim. Küçük kardeşimin yanına yatmayı denedim ama sağ olsun almadı beni yanına. Diğeriyle de sığmam mümkün olmadığından kendime yer yatagı yaptım yalnız uyumaktan iyidir diyerek.
Sonuç: çok hastayım... boğazımın ağrısı ile uyandım, ateşim var. Üstelik sınavım var. -
bir süredir yeğenimle beraberim ve hayattan bezdim. Aslında çocuklarla iyi anlaşan bir insanım, çocukları severim hatta. Misal bir çocukla bir toplu taşıma aracında, markette vesaire karşılaşsak, kendisiyle anında arkadaşlık kurabilen bir yapıya sahibim. Ama şu sıralar anladım ki, çocuklarla olan birlikteliğim uzadıkça, iş boka sarıyor. Arkadaş, bir insanın cüzdanındaki paralar paramparça edilip konfeti yapılır mı. elli yirmi ne varsa. bir elli bir yirmi aslında. toplam yetmiş lira. içim acıyor yazarken. benim için büyük para. klavyedeki çoğu tuşu sökmüş atmış, ya bunu niye yapar bir insan. anladık çocuksun, ama buna ne gerek var abisi. seni bunu yapmaya iten sebep nedir. hadi hepsini geçtim, ya arkadaş bir insan evladı surata şaplak atarak uyandırılır mı. ağlayasım geldi hakikaten sabah sabah. zaten uyanmak yeteri kadar yıpratıyor insanı, bir de bu şekilde uyandırılmak çok acı geliyor insana o an. Ama gel de anlat. Sen bildiğin acı çekerken, kıs kıs gülüyor karşında. oğlum niye böyle şeyler yapıyorsun sen diyorum, çünkü uyuyorsun diyor. Mantığa bak la. ciddi ciddi soğudum çocuklardan.
-
Esasen insan anahtarını, cüzdanını, çorabının tekini kaybederken farkında olmaz. İhtiyacı olduğunda arar. Belki bulur, belki bulamaz.
Gel gelelim gençliğini, hayatının en güzel dönemini hiç değmeyecek şeyler uğruna kaybederken hissediyor. Üstelik aradığında bulma ihtimali de yok. Seçimlik bir hakkı olmadan, mecbur bırakıldığı tüm yargılar etrafında koşturmaya uğraş gösteriyor. Mesela bacağından vurulan bir koşucu mesleğini o halde icra etmeye devam edemez. Halbuki mutluluğuna, huzuruna darbe almış kişiler bunu arka plana atarak kalabalığın hezeyanına katılıyor. Hatta bu derin kedere rağmen yaşamaya ve gülümsemeye devam ediyor.
İşte bu benim algı kapasitemi aşıyor.
-
ve canım sözlüktaşım arkadaşlar da olmasa doğum günüm olduğumu bile unutmuştum sözlük. hatırlayıp ne yaptın derseniz de susup kalırım, ne diyeyim? kendim dahil 7 kişi kutladık bu kutlu günü'*' pasta istemedi canım aileden, candan uzak düşünce de. bir çikolata ısmarladım kendime, yarınki bütümü unutmaya çalışarak. çikolata paketimi de yutuptan açtığım alkış sesleri ve migrenim tuttuğunda ağrımı hafifletsin diye yaktığım tütsü eşliğinde açtım. mum yerine de tütsüye üfledik desek mis gibi kutladık işte! :') şaka şaka ne mis gibisi ya, birazdan "ben nasıl dayanıcam anneğğğ" diye ağlayan bihter ziyagil'*' gibi çömeleceğim yatağımın başucuna, yatağımın annem olmasını düşleyerek. madem bir de güzel bir şarkı bırakayım buraya, benim doğum günümü kutlamak için toplaşmışız da ortamda bu çalıyormuş gibi yapalım olur mu? herkese benden mum! üfle!
cubcub'un doğum günü şarkısına gider
