blog sözlük itiraf
808 entry daha
-
"atanınca şehit olurum" sözü "ben içkiyi çok severim. Bu sene iyice içeyim, seneye müslüman olurum" diyen müşriğin durumu gibi değil midir?
ne yani?!.. nezih bir ortamda ağrısız bir şehadet mi diliyorum?
Yok öyle yağma!.. Yok öyle mantık. Yoktur öyle bir şehadet ve o kimse şehit olmuş sayılmaz da kanımca.
yani demek istediğim: müptezel kişilik iptal arkadaşlar. Serseri ruh haline bundan sonra asla bürünmeyeceğim.
Eğer varsa kaderimde bir şehadet, bunun bugünü, yarını, atandıktan sonrası olmaz. O şehadet değil, ısmarlama bir ölümdür.
O yüzden müptezel falan değilim, olmayacağım.
Adam gibi oturup projelerime yatırım yapacağım.
Devlet bizi atar, atamaz o kendi vicdanına kalmış. Atamazsa ülkesi için var gücüyle çalışan bir vatandaşı göz göre göre kaybetmiş olur.
Ancak ısmarlama bir şehadet, şehadet değil, rezerve edilmiş bir ölümdür ve asla ben o kişi olmayacağım.
(bkz: ↓ istediğiniz kadar eksileyebilirsiniz bu konu önemli ve silmeyeceğim ↓) -
Bazı insanların ağzına bir tane çarpıp oturtasınız gelmiyor mu bazen? şiddet içerikli biri olduğumdan değil ama hak eden çok insan var, çıldırtıyorlar resmen. -
İlkokul 1. Sınıfta öğretmen herkese velisinin doldurması için bir anket vermişti. Çocuklarla ilgili işte, kişisel özellikleri falan filan. Ben de anneme götürdüm doldursun diye. Çok iyi sonuçlar bekliyorum, hep böyle iyi şeyler yazmasını. Ama sen git sinirli mi sorusuna evet seçeceğine tik at. O kadar sinirlenmiştim bağrınmıştım ki o akşam annem ertesi gün ilkokul hocama yanlışlıkla yaptığını söylemişti.
Not: sinirli değilim. Arada tepem atıyor. -
ya değişik oldum biraz. Blogumda 10. seneme girdim. Sence de güzel değil mi sözlük? Koskoca 10 yıl. Üstelik çoğu blog yazarındaki gibi "aman bana yorum yazanlar çok olsun, aman beni herkeşler takip etsin" derdine 1 kere girmeden geçen o kadar sene... -
Söz vermek bile sevdiğine olunca anlamlı oluyormuş. Benim gibi her şeye üşeniyan diyen birisi bile söz verdiğinde kendini üşengeçlikten çok uzak yerlerde bulabiliyormuşsun. -
Babam biraz önce makarna tabağıma bakıp "senin miden o kadar büyük mü" dedi... utandım yiyemiyorum -
yarın bir ameliyata gireceğim ve oldukça korkuyorum.
dualarınızı esirgemeyin lütfen, sizleri seviyorum blog sözlük ailesi.. -
sosyaliize nickli arkadaşımıza çalışan başlık -
beni mutlu edecek işin ne olduğunu buldum galiba.
tatlı yapmaktan, özellikle pasta yapmaktan çok hoşlanıyorum. her gün sıkılmadan bir sürü pasta yapabilirim. şeker hamurlu pastalar çok hoşuma gidiyor. bu konuda uzmanlaşmayı çok isterim açıkçası.
keşke bi pasta şefi beni yanına alsa, bütün bilgilerini bana aktarsa... para falan istemiyorum. bu işi öğretsin yeter'*' sonrasında ben de pasta şefi olma yolunda ilerlesem.
tabii muhtemelen hayal olarak kalacak bir durum. olsundu, hayali bile mutluluk veriyordu... -
Zamanında benim de yapmış olmam şu an aynı hataları yapan insanlara karşı hoşgörülü olmamı sağlamıyor. Daha ziyade bana görmek istemediğim yanımı hatırlattıkları için iki kere katlanamıyorum onlara.
Kime aşırı kızıyorsam fark ediyorum ki kızgınlığım aslında sözkonusu kişiyle ilgili değil. Derdim kendimle. -
Bir gün birtakım kimselerce Ahmet ErhanIn en güzel şiirini seçmeye zorlanırsam eğer, bir sebeple.
intihar edeceğim muhtemelen. -
Hic de bana gore olmadigini fark ettigim biriyle kanka oldugumu fark ettim. Bayagi samimi olmusuz. Ay ya. -
Sözlük ahalisi; hala oluyorum ben! :) -
seri entry girdiğimde entry başına en az bir olmak üzere usul usul beğeni alıyorum. sanki bunu yapan tek bir kişiymiş gibi düşünüyorum ve gözümde aynen şöyle canlanıyor, birisi bilgisayarın başında entry girmemi bekliyor ve entry girdiğim zaman okuyup tatlış tatlış beğeniyor. çok güzel değil mi ya hahhahah. '*''*'
neyse. bunu yazmak için gelmemiştim.
entrylerimi beğenen herkese çokça teşekkür ediyorum. eğer kendilerinin kim olduğunu öğrenme şerefine beni layık görürlerse birebir teşekkür etmek isterim.
eğer gerçekten her entrymi beğenen biri varsa, ona çok çok çokça teşekkür ediyorum. hatta ona birebir teşekkür etmek istiyorum. hattaaaa onunla lahmacunumu bile paylaşırım. '*'
'*''*' -
ya cidden yeter ama. sürekli yazdıklarım kötüleniyor, şikayet ediliyor. ya herkes blog sözlük polisimi oldu? nedir bu düşmanlık anlamıyorum. öğrenci evinin olmazsa olmazlarına evcil hayvan dedim diye kötüleyen kişilerle aynı yerde aynı konularda fikir belirtmek benim suçum sanırım. cidden soğutuyorlar sözlük senden. sürekli acaba hata mı ettim? yanlış mı yazdım? bunu da kötülerler mi? yeter be biraz kendi işinize bakın çok bilmiş şikayetçiler..
Not: ha ha bu yazıda kötülendi çok komik :)) -
bir blog sahibi olmayı çok istiyorum.
ama çok istediğim çoğu şeyden bir süre sonra sıkıldım.
anlatmak istediğim çok şey var. ama sırf yazmış olmak için yazmaktan korkuyorum.
kendi başına durduk yere iş çıkaran emekli bir teyze gibi hissediyorum şu an.. -
Demini almış sevdaların harcıdır,
Uzun boylu dizeler.
Yanmadığınız gözler uğruna,
Reşit olmamış cümlelerle kıymayın efendiler!
• Sevda yürek ister... • -
18 temmuz sabahı yola çıkacaktım. sonunda aylardır rüyalarıma dahi giren Trabzonuma gidecektim.
dedemi, babaannemle birlikte 1.5 aydır kemoterapiye götürüyorduk. erimiş bitmişti. hastanede yaklaşık 10 saat kalıyorduk. yani anlayacağın sayın okur ben dedemin her halini gördüm.
17 temmuz gecesi karşı dairede oturan babaannem aklında binbir düşünceyle kapımızı çaldı.
"Melike, dedeni acile götürelim."
uzaktan bakınca acillik bir durum yok gibi fakat biz tanıyoruz onu: hastaneye gitmesi gerekiyor.
babaannem ikna edememiş de bizi çağırmış. dedemin bembeyaz ve bir tutam kalmış saçlarını okşaya okşaya anlattım:"dedem, bu normal değil kuzum. gitmemiz lazım."
sonunda ikna oldu.
hemen hazırlandım, ambulansı aradım, amcamı çağırdım: hadi gitmemiz lazım.
babam da bu sırada Trabzon'da olur da dedem daha iyi olur, köydeki eve çıkmak ister diye evin topraklı yollarına merdiven yapıyor. kim bilebilirdi oradan tabutunun çıkacağını.
her neyse gittik bir şekilde acile. haber çıkmıyor e bizi de almıyorlar içeri. bekle babam bekle. benim de beş saat sonra yola çıkmam gerekiyor. beni yolladılar eve.
18 temmuz sabahında bir gram uyku uyumamışım çıktım yola, güya tatile.
plan şu, beni akrabamız Giresun'a kadar götürecek oradan babam alacak Trabzon'daki evimize gideceğiz. planlar bozuldu. yolda babamın yanında olan erkek kardeşim aradı: ağlıyordu. dedemin yoğun bakımda videosunu göstermiş bir ahmak kardeşime. "sen geldiğin gibi gideceğiz abla." diyor. aynen de öyle oluyor. 18 temmuz gecesi 3'te uyuyor 19 temmuz sabahı 8'de uyanıyor ve yola çıkıyoruz.
yolda bizi arıyorlar sürekli. dedemin durumunu söylüyorlar. en son en büyük amcam tüm kardeşlerini toplu görüntülü arıyor. ve haber geliyor. söz bitiyor, amcamların çocuk gibi ağladığını görüyorum; muhtemelen ilk ve son kez.
babam telefonu kapatıyor. göz yaşlarını silmeye çalışıyor ama ne fayda. varıyoruz İstanbul'a, babaannemin yanına gidiyoruz, dayanamıyor o da babaannem kendini yerden yere atıyor. sonraki gün tekrar yola çıkıyoruz; dedemin vasiyetidir onu köyüne gömmek. vasiyetini yerine getiriyoruz. -
doğrusu bu başlığın altına bir şeyler yazmayı pek sevmiyorum ama kendime engel de olamıyorum.
ben lise hayatımı o kadar özlüyorum ki. alt tarafı bir sene oldu bitireli. üniversite hayatımdan, arkadaşlarımdan da çok memnunum ama lise anılarım, arkadaşlarım burnumda tütüyor hep. bu kadar duygusal olmak iyi bir şey değil arkadaşlar kendimden biliyorum, kendinizi hiçbir şeye çok fazla kaptırmayın. alıştığınız rutin düzeninize bile. sonra çok özleyebiliyorsunuz. -
Yaptığım arama başarısız olduğunda yani ulaşamıyor yahut meşgule alınmış olduğumda kalbimi kıran tek insan annem. Ya kadın sen beni doğurmuş, büyütmüş insansın şu telefonu açmaktan ve bir iki cümle ile teselli etmekten imtina etmemelisin.
808 entry daha
