blog sözlük itiraf

#blog sözlük sırala başlıkta ara
/ 107
808 entry daha

  • Bir şeye 'Neden?' diye sorarken iki kez düşünün. İsteyen burada istediğini yazar ister tanım yapar ister saçmalar ister içini döker. Dikkat edin de o 'neden?' Sorusu size 'sanane.' Olarak dönmesin.
  • selam sözlük. bir annem var 59 yaşında. bundan 7-8 ay önce ona bir akıllı telefon aldık. hayatında ilk defa akıllı telefon kullanıyor. telefonu alır almaz kendisine bir instagram hesabı açtık. hısım akrabayla takipleşiyorlar. geçenlerde telefonu elime geçti. instagramda bir adet bildiri görünüyor. bir bakayım ne var ne yok dedim. bir kızdan mesaj gelmiş. şöyle yazıyor mesajda "iyi niyetiniz için çok teşekkür ederim ama ben evliyim". '*' bir an annem lezbiyen oldu zannettim. annemin attığı ilk mesajı görünce meselenin özünü kavradım. kızı çok beğendiğini, oğlunun -yani benim- bekar olduğumu, çok iyi biri olduğumu.... yazmış da yazmış. bir de fotoğrafımı göndermiş. bir tek "allahın emriyle, peygamberin kavli" kalmış. sonra merak ettim diğer mesajlaşmalara da baktım. beğendiği kızlarla yetinmemiş genç ve güzel bulduğu dizi oyuncularına, ünlülere falan da bu şekilde mesajlar atmış. meşhur olmam an meselesi sözlük. '*''*'
    (bkz: akrabaların sosyal medya kullanması)
  • Yataktan düştüm. Yine çok dengeli ve harika biriyim.
  • daha yeni yeni yazmayı öğrendiğimde ben, ilkokul öğretmenim esra hoca ve benim "babaanne" kelimesini doğru yazmaya çalışma direnişim arasında bir bermuda şeytan üçgeni oluşmuştu.

    olay şu şekilde, bu kelimeyi doğru yazanlar tahtaya kalkıyor yazamayanlar öğretmen masası ve kendi sırası arasında periyodik bir denge kuruyor. işte bir tarafta stabil bir kesim diğer tarafta dinamik bir kesim var. stabil kesim dinamik kesimi bakışlarıyla ezerek katalizör görevi yapıyor, anlayacağınız rönesansvari bir uzay var. herneyse ben bu kelimeyi "babane" diye yazıyorum esra hocaya götürüyorum esra hoca bakıyor, sefil varlığımı iliklerime kadar yargılıyor sonra ayakta duran anglosakson kesimden bir arkadaşın defterinden nasıl yazılacağını gösteriyor bu sırada esra hoca, defteri veren şahsın beni ezişini zevkle izliyor...

    masalar arası birkaç tur çöpçatanlık yaptıktan sonra tahmin edebileceğiniz gibi en son bir tek ben kaldım. işte dengeyi koruyum diye daha bir atiğim daha bir çeviğim; ara pası, plase falan yardırıyorum bir yandan da kapattım beyni ağlamayayım diye koca sınıfta bir tek ben evrendeki düzensizliği artırdığımı, entropinin istihzasına direndiğimi, herkese her şeye rağmen benim gibiler yüzünden evrenin yaşının daha uzun olduğunu -onlar taktir etmesede- düşünerek kendimi avutuyorum. ama inanarak sadece kendini kandırdığını fark ettiğin her davada olduğu gibi mani olunamaz varoluşsal bir krize giriyorum, "babane" nedir? pamuk şeker yedikten sonra neden ağızda iğrenç bir şerbet kalır? neden büyük insanlar beni utandırıyor? gibi bir kaç soru tarafından hırpalandıktan sonra kendime geldim bi' silkelendim, durdum ve esra hocanın gözlerinin içine içten bir nefretle baktım aynı zamanda burnumdan bir sümük baloncuğu çıkmasaydı bakışlarımın tesiri olabilirdi dahası sümüğün verdiği etkiyle sınıfta bir imam cemaat durumu teşekkül edince daha fazla dayanamayıp gözümden tek tek düşen yaşlara engel olamayıp sınıftan hunharca ağlayarak kaçtım.
  • artık (bkz: kızım) diye başlayan entriler girmek için sabırsızlanıyorum.

    bir kızım olacak '*' sözlük. ocak ayının ilk günlerinde bekliyoruz hanımefendiyi.
  • merhaba a dostlar!
    özlediğim platform, platform yöneticileri (can arkadaşlar), muhabbeti hoş insanlar, boş insanlar. hepinizden bir bakıma özür dilerim. uzunca süre gelmedim. sanki sessiz sedasız terk etmişim gibi bir his ve özür ihtiyacı doğdu içimde. çünkü önem veriyorum. önem arz ediyor bazı paylaşımlarımız. ta en başından bilince birde bu yolculuğu ayrı oluyor yeri, değeri.

    ben bi evlenip geleyim dedim. ve kendimce sözümü tuttum. (insanın kendine verdiği sözleri tutması mühim.) insan itiraf edince bir oh bir ferahlama geliyor.
  • Bazen aynı rüyaları tekrar tekrar gördüğüm olur. Bugün de yine onlardan birini 3. Kez gördüm. Normalde rüya gördüğümü fark ederim ve sonunu bildiğim o rüyayı aynen izlerim. Ama bu sefer bir değişiklik oldu bir baktım ki kendimi geliştirmişim'*' rüyayı kontrol etmeye başladım ve bir sürü saçma sapan şey oldu. Önce başrol beyefendiyi prison breakdeki başrol abimiz yaptım. (aksiyonlu bir rüya olduğu için onu seçtim galiba) neyse koşuşturmaca başladıktan sonra iyi ve kötü karakterlere ya günlük hayattan tanıdığım ya da yabancı dizilerden seçtiğim insanlar koymaya başladım. En son yakalandığımız kısma gelince de kendim çıkıp yerime ünlü bir kadın koydum ve başrolü değiştirerek brad pitt yaptım. Burdan sonrası tam bir türk filmi. Bizi yakalatan kadın kendi yerime koyduğum ünlü kadının annesi çıkıyor ve acılı bir arka fon müziği koyuyorum ve brad pitt ağlamaya başlıyor, kız şok olup annesine bakakalıyor falan ahshshdsj. alarm çalmasa daha neler görecektim kimlere neler yaptırırdım bilmiyorum'*'
  • ya arkadaşlar; bir sevgilinizin olması size hayatta level atlatmıyor, zümreniz değişmiyor, statünüz artmıyor. ama neden sanki nirvanaya ulaşmış gibi davranıyorsunuz sjahdjdfhjshg şimdi size buna kızmama sebep olan olayı anlatacağım:
    bugün okuldan bir arkadaşımla karşılaştım. aklınıza gelebilecek heeer konuda muhabbet ettiğim ama özel hayatıyla ilgilenmediğim biri. naber dedi, iyidir işte dolaşıyoruz bilmem ne. senden naber, tıraş mu oldun sıhhatler olsun dedim. çünkü mağara adamlığından sıyrılmış gibiydi. ''yok kız arkadaşımın yanından geliyorum'' dedi. '*' ''ee?'' dedim. '*' ne oluyor yani kız arkadaşla buluşunca kıllarından mı arınıyorsun? benim de var kız arkadaşlarım, neden ağdaydı epilasyondu uğraşıyorum ki? sonra yakın zamanda tıraş olduğunu kabul etti. çünkü ondan önce yüzündeki kılların kız arkadaşı yüzünden döküldüğünü falan düşünüyordu sanırım. (bkz: dokunduğun yerden tüyler dökülüyor sevgilim)
    ay ne kıl, tüy muhabbeti yaptım. anlatmak istediğim bu değildi. neyse işte. sevgiliniz olunca ne oluyor anlamıyorum angry birdler. kalbiniz çalışınca beyniniz duruyor mu yani nedir.. sevgiliniz olmadan önce konuşacak konu nasıl buluyordunuz, nasıl aktivitelerde bulunuyordunuz acaba.
    --- spoiler ---
    angry: naber
    sevgilisi olan xx ya da xy: iyi ya işte benim manit de annesine temizliğe yardıma gitti, evde gün varmış
    angry: ?2*3#&?1!=&
    --- spoiler ---
    belki bu entrymi okursun dostum, gerçekten gereksiz ve komikti. bayağı güldüm he. hemmmm de bayağı. '*'
  • Kimse kimsenin paylaşımı için beğeni ve favori butonlarını kullanmıyor, buda beni geriyor! Sözlüğü ileri boyutlara taşıyalım, biraz gayret...
    (Sanki babamın sözlüğü?)
  • o sürekli ötelediğiniz insan öyle bir zamanda ölecek ki kalbiniz hissedemeyeceğiniz kadar çok yanacak.
  • Bugün ben de bir şeyi özledim. Lisede arkadaşlarımla oturur hep beraber şarkı söylerdik. Çayla efkarlanırdık. Lan seviyorum bu adamları ben. Ciddili lisenin son günü otogarda 8 tane 18 yaşında çocuk ağlamaklı olmuştuk. Bu adamlarla ağlamak da gülmek kadar güzeldi en az. 4ü şimdi farklı şehirde. Diğer 3üyle aşağı yukarı her akşam beraberiz. Burda olanlara ayıp olmaz umarım ama keşke öbürleri de olsaydı. Boş yapsaydık beraber. Batak oynarken saçma sapan dağıtıp kazanmak için değil de eğlenmek için oynasaydık. Keşke beraber olsak da birimizin derdi olsa beraber ağlasak beraber düşünceli bir sigara yaksak. Keşke sussak. Keşke salsak dünyayı birkaç dakikalığına. harbi özlemişim amk yazdığım yazıya bak yaş geldi gözümden.
  • Bes yillik girlfriendimin burnunun ucunda kasik tutabildigini daha bugun ogrendim.
  • düşün ki o bunu okuyor basligina yazilan guzel entryleri okudukca "ulan" diyorum, "keske bana yazilmis olsa, ne de guzel yazmislar" ahahahhahahha:')
  • Göğsümden boynhma doğru yürüyen 3-4 santimetrelik böceği görünce bi' zıpladım, sonra durdum ve kahkaha attım. Biz de böyle delikanlıyız ahshsbsbs
  • Bir yaz sabahı güneş doğmadan önce doğmuş, muzaffer. Bir rivayete göre, babası adını üç kere kulağına söylediğinde, tamam lan anladık, demiş. Ve hep bu tavırla yaşamış hayatı. Hakikaten böyledir muzaffer, en iyi arkadaşım, sanırım tek dostum. Bir meselenin tekrar tekrar konuşulmasından hiç hoşlanmaz. Aslına bakarsanız çok konuşulmasından pek hoşlanmaz. Sessizliğin adamıdır anlayacağınız. Aynı köyde büyüdük onunla. Sonra bizim orada herkes birbiriyle arkadaştır. Ama dostluk başkadır. Nedir insanları birbirine bu denli bağlayabilen, pek bilmem orasını. bildiğim, herkesin herkesle dost olamayacağı. Bizim bu adamla dostluğumuz da küçüklüğümüze dayanır.

    Bizim köyde evler birbirine yakındır. Bir kargaşa olduğunda ya da bir eğlence, herkes duyar, iner evinin önüne. O sabah bir kargaşaya uyanmıştım ben de. Vakit kuşluktu. Muzafferin evinin önündeydi kalabalık, muzaffer de aralarında. Hıçkıra hıçkıra bir şeyler anlatıyordu. Daha sonra aşağı mahalleden getirdiklerini gördüm babasını, kanlar içinde. Sonra muzafferi içeri götürdüklerini. O sıra göz göze gelmiştik muzafferle. Ve hayatım boyunca unutamadım muzafferin o garipliğini. Babasız kalmış bir çocuğun garipliğini, iliklerime kadar hissettim. Üstelik babam henüz hayattayken.

    Sonraları anlattıklarına göre, o sabah muzafferle babası tarlalarına gitmişler, yeni aldıkları traktörle. Tarlaya girerken hakimiyeti kaybetmiş babası, traktör devrilmiş. Muzaffer bir yana savrulmuş, babası ise altında kalmış ezilmiş. Muzaffer koşa koşa gelmiş bunu haber vermiş.

    O olaydan sonra değiştim ben. İçime kapandım biraz. Gerçi bütün köy öyleydi, bu insanlara da sirayet etmiş ölüm sessizliğiydi. Evler bile kendi dilleriyle haykırıyordu bunu. Kuşlar daha bir farklı ötüyordu sanki. Hoca sabah ezanını daha bir duygulu okudu. Sanki her şey ölmüş gibiydi. Gülme sesi bile duyulmadı mesela bir müddet. İnsanların başları öndeydi. Ben de ister istemez değişmiştim işte. Daha bir özlemle bekledim babamı misal. Sonra daha bir hüzünlü dolaştım mahallede, ellerim ceplerimde. Ve muzaffer, hiç çıkmadı aklımdan. O yaşlı gözleri, hiç gitmedi gözümün önünden. Dolaşıp durdum evinin önünde, çıkmadı hiç. İçimde ona karşı beslediğim şefkat, büyüdü de büyüdü. Sonra bir gün, evinin önünde elindeki sopayla toprağı eşelerken gördüm onu. Çekine çekine gittim yanına. Ölene kadar kardeşimsin dedim birden bire, kararlılıkla. Gülümsedi bana orada, hem de gözlerinin içiyle. Biz o an dost olduk işte. Yani benim için öyle. Muzaffere sormadım senin için ne zaman diye, sevmez duygusallığı.

    Sonrasında her ne yaptıysak beraber yaptık. Beraber büyüdük onunla. Misal bizim orada ilçeye tek başına gitmeden büyümüş sayılmazdın. İlçeye de beraber gittik onunla. O günü hiç unutamıyorum. Yeni kıyafetlerimizi giydik. Tarlada giydiklerimiz gibi değildi bunlar. Fiyakalıydı yani. Dışarıdan bakıldığında yine gariban görünüyorduk gerçi. Üzerimize mi sinmiş nedir. Çıktık anayola, bir kamyonet aldı bizi. Birbirimize sokula sokula gezmiştik ilçede. İlk defa orada lahmacun yedik. Bir sürü yer gezdik amaçsızca. Dönerken bizim o hiç konuşmayan muzaffer, susmadı anasını satayım. Her bir boku ballandıra ballandıra anlattık. Hiç o kadar gülmemiştik daha önce. 16 km yol yürüdük o gün. Ah ne gün... ama hiç konuşmadık o günü. Sadece bazı geceler, her şey sessizliğe büründüğünde, ağlardı muzaffer. Elimi omzuna atar, sırtını sıvarlardım. Sözlerin hiçbir işe yaramayacağı anlardandı, öyle anlar.

    Sabaha kadar anılarımızı anlatacak değilim. Sayfalarca yazılabilir. Beraber devirdik çünkü yılları. Şu hatıralar... tatlı bir elem veriyor insana hakikaten. Gök gürültüsünden sonra gelen yağmur gibi, naif. İnsanın hatırladıkları, kötü anılar bile olsa, kötülüklerinden arınıp düşüyor gönlüne bir bir. Bunlar güzel de, bu bardaktan boşanırcasına yağan yağmurun altındaki susuzluk gibi, hatıralara duyulan özlem. Şimdiki nesil arkadaşlıktan habersiz sonra. Televizyon karşısında büyüyor, filan. İstediği model telefonu olmadığı için eksiklik duyuyor. Bizim bu eksikliği, o gün çınarcık tepesine çıkamadığımız için yaşadığımız hatrıma geldikçe, seviniyorum dostum. O tepede kollarımızı birbirimizin omzuna atıp, bağı bahçeyi seyreden bir çocukluk yaşadığımız için seviniyorum. Şu zamanın çocuklarının bunları yalnızca masalda dinlediklerini gördükçe üzülüyorum. Sana hiç bahsetmedim. Bir kızım olsun istiyorum. küçücük ellerini pempe yanaklarına koyup, ağzı açık bir şekilde, benden anılarımızı dinlediğini hayal ediyorum. hatta daha da ötesi belki bir gün yine gideriz oralara ne dersin, garip bir kıpırtı düşüyor içime, bütün bunları düşündükçe. O köydeki gariban yaşantımızın en büyük sermayemiz olduğunu anlıyorum şimdilerde. Bu şehir yordu beni muzaffer. Hatıraların olmasa, kurak kalacak kalbim. Buralarda senden bir tane daha bulamadım. Aslına bakarsan aramadım da. Senin gözlerindeki masumiyet yok, gördüğüm hiçbir gözde. Kimse dostluk nedir bilmezmiş gibi. Herkes yalnız gibi.

    Yeter bu kadar, vesselam.
  • Gidersem üzülür müsün dedim. Sustu, gözleri doldu. Ağlama dedim. Lensim batıyor diye yalan söyledi. Ağlarken tebessüm etti. Döndü öteki tarafa. Baktığı yöne geçtim ben de. Gözyaşını öptüm sonra. Gözyaşı öpmek farklı bir duyguymuş.
  • yarın bir ameliyata gireceğim ve oldukça korkuyorum.

    dualarınızı esirgemeyin lütfen, sizleri seviyorum blog sözlük ailesi..
  • beni mutlu edecek işin ne olduğunu buldum galiba.

    tatlı yapmaktan, özellikle pasta yapmaktan çok hoşlanıyorum. her gün sıkılmadan bir sürü pasta yapabilirim. şeker hamurlu pastalar çok hoşuma gidiyor. bu konuda uzmanlaşmayı çok isterim açıkçası.

    keşke bi pasta şefi beni yanına alsa, bütün bilgilerini bana aktarsa... para falan istemiyorum. bu işi öğretsin yeter'*' sonrasında ben de pasta şefi olma yolunda ilerlesem.

    tabii muhtemelen hayal olarak kalacak bir durum. olsundu, hayali bile mutluluk veriyordu...
  • sosyaliize nickli arkadaşımıza çalışan başlık
  • Zamanında benim de yapmış olmam şu an aynı hataları yapan insanlara karşı hoşgörülü olmamı sağlamıyor. Daha ziyade bana görmek istemediğim yanımı hatırlattıkları için iki kere katlanamıyorum onlara.
    Kime aşırı kızıyorsam fark ediyorum ki kızgınlığım aslında sözkonusu kişiyle ilgili değil. Derdim kendimle.
808 entry daha
/ 107