blog sözlük itiraf
-
Beş bin takipçili fenomenlerin on beş sene mukavemet gösterememesi..
Bir de taş dışında her şey bir gün yok olacak diyor(bkz: hakan yılmaz çebi)
Düşünün, özenle bezenle hazırladığız dijital prodüksiyonlar, bunları sakladığımız flash bellekler, dahili bellekler, harici bellekler bin yıl sonra buhar olup uçup gidecek.
Ne kadar ürkünç öyle değil mi. Bir de eski medeniyetlerin de bizim kadar gelişmiş (bkz: bizden daha gelişmiş) olduğunu ve tarih içinde yok olup gittiğini belirtiyor.
Herneyse. Sosyal medya falan.. Boş iş.. Geriye sadece reelde yazıp çizdikleriniz bir de söyledikleriniz kalacak. Bir de davranışlarınız.
Çok düşününce manyak olursunuz bunları.
Ama belki de tarih kendi üzerinde düşünelim diye böyle kapıdan bacadan çıkıyor karşımıza. Acziyetimizi şlap diye yüzümüze çarpıyor her seferinde. Ama ki biz arlanmıyoruz. -
%5 şarjım var ve bitene kadar (bkz: nightwish) dinleyeceğim. -
Huh. Yeniden itiraf başladığındayım işte. Yine sızlanacağım.Hüzün hanım başladığı her noktaya böyle geri dönüyor işte. Geçen süre içinde neler oldu? Hımmm artık 26 yaşındayım 2020 beni de mahvetti. Anneannemi kaybettim. Ardından annem ve kardeşimin haftalık süreci en son annemin kolunun kırılması. Hamdolsun şimdi herşey iyi
2 yıldır işsizim ve daha ancak şimdi iş bulabildim. Ama ben "çalışmayı" değil "istediğim yerde çalışmayı" istiyormuşum meğersem. Neyse ki yine de deneyeceğim. Birde ufak bir aşk muhabbetim vardı. Onuda halletmeyi deneyeceğim bakalım. Bu konuda ufak bir tavsiye -aşk konusunda benim gibi 0 tecrübeye sahipsen kurban olayım arkadaşlarına danışma hele kendini firdevs yöreoğlu sanıyorsa asla.
-
Nisanın son günlerinden biriydi. Tarih önemli değil. Hava hüzünlü, çatmış kaşlarını ve bulutlarla kapatmış yüzünü. Elimde bir buket çiçek. En sevdiğin hem de. Papatya. Bir sigara yakıyorum beklerken seni. Korkuyorum bir yandan da papatyalar kötü kokacak diye ama çok da endişelenmiyorum çünkü beni bekleyen şeyi biliyorum. Geliyorsun çok geçmeden, sevmezsin bekletmeyi. Bakmıyorsun bile yüzüme. Bir sigara yakıp dikiliyorsun. O an endişeleniyorum işte papatyalar kötü kokacak diye. Uzatmıyorum sana çiçeği, sen de görmüyorsun zaten. Ağzını açıyorsun ve hissediyorum. sur'a üfleyeceksin, kıyametim gelecek. Duruyorsun, ben onca harfe değmezmişim gibi Tek cümle kuruyorsun. Tek cümle ama sanki orhan veli İstanbul'u gözleri kapalı dinlemekten vazgeçiyor, sanki Attila İlhan artık ona muhtaç değil. Sanki Edip Cansever o karanfili alıp cebine atıyor. Bütün şiirlerin anlamını değiştiriyorsun tek cümlede. Ha bir de artık üç kişi kalsak yetişmiyor dünyaya. Elimdeki çiçeklere bakıyorum sen benden geçerken. Nasıl oluyor da hala böyle güzeller? Sanki bahar ellerimde açmış gibi duruyor. Ellerimle kırıyorum havanın üzüntüsünü ve güneşi konduruyorum bulutların tam ortasına. Birden çocuk sesleri doluyor kulağıma çıkmaz sokaklardan. Biri topa sımsıkı vuruyor ve suratıma yiyorum o ucuz mahalle bakkalından alınmış topu. En çok da bunlar can yakmıyor mu zaten? Tam ayağımın dibine düşüyor top. Gülümsüyorum. Gülümsüyorum ama gözlerim de dolu dolu. Topu seçemiyorum bile. Çocuklar sesleniyor. Toplarını geri istiyorlar. Bakakalıyorum. Canım yanıyor ama suratıma yediğim toptan mı yoksa aşktan mı bilemiyorum. Eğiliyorum topu almak için ama nafile. Dizlerimin üstüne çöktüğüm gibi çöküyor duygular üzerime. Ağlıyorum. Hüngür hüngür. Çocuklardan biri diğerine kızıyor aha ağlattın ablayı işte diye. Benim de sana kızasım geliyor. İşte ağlattın beni diye. Ama ne haddime? Ben o günden sonra bir daha ağlayamadım. İstesem de olmadı. Bil istedim. -
şuan sadece sigara saatimi bekliyorum yani 3: 30' u -
ertelemek düşüncesi artık mahzenlerde değil salonumun tam orta yerinde yer almakta. hayatımı tabii suret ile etkileyecek olayları görüp de -her ne kadar kolay olsa da- başlayamamak durumu beni mahvetmekte. bunu neyin tetiklediğini bilip de ona da adım atmamak bir şeyin cabası ama neyin? bil(e)miyorum. bilmemek de sahi anlamda ne kadar kötü bir şey. her şeyin bir yanılgıdan ibaret olması gibi bir gerçekliği bilmek nedir peki? o da mı bir yanılgı? galiba. son günlerimde iyice karmakarışık bir yapı haline bürünüp de saflık bab'ı içerisindeki içeriklere bakmak sebebi ile dini bir moral olarak ele almam, dine bir araç olarak yaklaşmam ne de kötü bir şey. sevgi ile yoğurmak varken kendini, nefret ile başbaşa kaldığını görmek kadar acı bir şey var mıdır? vardır elbet lakin anda kalamadığım için yaşadığım acının "en" büyüğünün bu olduğu sanısı gerçeklik ile aramdaki ilişkiyi berteraf etmekte ne de iğrenç bir etkendir. kaldığım her dakika annemi üzmek gibi büyük bir günaha giriyorum. annem olsam herhalde bir adalet isterdim. annem olsa eminim adalet karşısında da ben incinmeyeyim diye, hakkın benim tarafımda olduğuna diretir idi. annem olsa eminim aldığım cezayı kendi çekerdi.
ahvalim: halim
(bkz: annemi üzdüm böylece hep bana trenler çarpsın) -
çocukken doğum günlerimde veya herhangi bir zamanda bana kitap hediye edildiği zaman elbette gülümser, beğenmiş gibi yapar ve teşekkür ederdim ama içten içe 'bu ne ya' derdim. illa okurdum o kitapları ama hemen değil, atardım bir köşeye. günlerce hatta aylarca bekledikleri olurdu.
çocuk aklı işte, nereden bileyim kıymetlerini. şimdi anlıyorum çok daha iyi. ve birkaç senedir bana kitap hediye edildiği zaman yaşadığım mutluluğu kelimelerle tarif etmem mümkün değil.
evet, nereden nereye. -
Ben var ya ben... Ölmüşüm... -
2007'de seviyor olduğum her şeyi hâlâ seviyor olmam.
Sevmediklerimi de hâlâ sevmiyorum.
Ey allahım bu kadar istikrar. Worths wondering. -
eskiden hem çok duygusal olup hem de kendi duygularımdan kaçıyordum. kendi gölgemden saklanıyormuşum gibiydi ama şimdi onu bile yapamıyorum. ben kendimle ne yapacağım yaaa :( -
Artık itiraf etme vakti geldi. Türe bayılsam da (bkz: batman) serisi dahilindeki hiç bir filmden zerre zevk almadım, almıyorum. -
Oh be dünya varmış. -
Çokkkk sıkıldım artık her şeyden. -
Senenin başında(bkz: eylül 2019) aldığım nohut, kuru fasülye, bulgur, kırık bulgur, mercimek, pirinç ve şehriyeyi an itibariyle bitirmiş bulunmaktayım. Hepsini yemedim. Bulgur edebiyatında annem yanımdaydı mesela, pirinci de ev sahibine hediye ettim.
Son olarak bir haftadır yüzüme sırıtan şehriyeyi de pilav yapmak suretiyle az önce... (bkz: öyle bir pilav mı var demeyin).. Flip flip flip.....
Daha da almam. Sanmıyorum bundan sonra ruk hanesine bakliyat muhabbeti girsin.
Hayır sevmiyor değilim ama şu kısacık ömrümü bakliyat metaforuna mülhem geçirmek istemiyorum.
Açlığını sevgiyle doyuran insana doymak aslında o kadar kolay ki (bkz: my ja ja) (bkz: bu da olayın çarpıtması)
Bu entrime kızacaklar gibi hissediyorum.
(bkz: bakliyat)
(bkz: pilav) -
Bu sabah covid-19 dan yoğun bakıma kaldırılan yakınım için kan ilanı verdim sosyal medyadada.
“Yakınım “diye not düştüm diğer yakınlar gibi. ama
Olayın vicdani kısmını burada bi başka yaşadım.
Neden belirtmek durumunda hissettim?
bu kadar mı güvenilmez olduk millet olarak vatandaş olarak.. diye sorguladım kendimi.
insani yardımın ranta dönüştüğüne her gün tanık olduğumuzdan belki..
bağışı vereceğin kişiyi tanımaktan ziyade “isteyene” ne kadar güvenmekteyiz? Mesele bu aslında..
ulaşabildiğim kadar çok insana ulaşmaya çalışıyorum. şansımı deniyorum önüme gelen kapıyı çalıyorum. tanıdığım tanımadığım. amacım genç bir babayı kurtarmak ve nicesine ulaşmak sadece.
hemen yardımcı olup paylaşan ya da güvensizlikten kaynaklı “hikayenizde beni ekleyin ben forwardlarım” diyene ya da “tabii ki “deyip hiç paylaşmayana kadar bi çok profille karşılaştım sabahtan beri.
koca bi oyunun içindeyiz biliyoruz ama kendi kurallarımız değil, oyunun kuralları geçerli.
bencilliğimizden, güvensizliğimizden, sahte gülüşlerimizden nefret etmekteyim.
yumruğun acısını hissetmeden tarif etmeye kalkmayın, samimiyetsizsiniz derim.
sevdiği insanın gözünün önünde can çekişmesi nedir iyi bilirim, ölse o an o kadar üzülmezsiniz. lütfen uzaktan ahkam kesmeyin şovenistlik yapmayın. ulvi dertleriniz sizin olsun vazgeçilmez sanmayın kendinizi. insan olun!
-
Ne zaman buraya gelsem, neden buraya geldiğimi bilmediğimi anladığım zamanı yaşıyorum.
Blog sözlük benim için böyle bir alandır. Bazen savrulup geliyorum. Yarım saat gezinip gidiyorum.
Birkaç hafta veya birkaç ay sonra kendimi aynı anı yaşarken buluyorum. Hayatın içinden sıradan bir hikaye olarak kayıtlara geçsin. Ben neden buradayım? Siz neden burada yazıyorsunuz? -
yaşamayı öğrenmeye başladım. insanlar artık benimle zaman öldürmek için değil, gerçekten benle iletişim kurmak için konuşuyorlar. (sosyal medyadan bahsetmiyorum) insan ilişkilerim bu sıra hat safhada. bu beni biraz da korkutuyor. sanki bir şeyler çok çabuk ilerliyor gibi. yada bana öyle geliyor da olabilir. uzun zamandır sessiz, sakin ve yapıcı olmamın meyvelerini şimdi yiyorumdur umarım. -
karantinada çok yakın bir arkadaşımdan soğumaya başladım ve bu durum beni korkutuyor -
ya ben felak suresini ezberleyemiyorum. -
çocukken var olduğunu hatırladığım bir arkadaşım vardı. fakat ne ailem ne de diğer çocukluk arkadaşlarım onu hatırlamıyor... sanki yokmuş gibi.
“yahu bize gelirdi otururduk, sokakta top oynar, bisiklete binerdik, postacı bisikleti vardı, esmer siyah saçlı bir çocuktu adı hikmetti, nasıl hatırlamıyorsunuz?” diye kızıyordum bizimkilere iyice delirdin sen diyorlardı bana.
dün gece rüyamda gördüm onu aradan geçen 25 yıldan fazla süre sonra... ben büyümüştüm ama o hala çocuktu. yanına gittim, yüzüme baktı beni neden unuttun dedi, ağlayarak koştu gitti, uzaklaştı yanımdan. yetişemedim.
sanırım deliriyorum yine
