blog sözlük itiraf
-
Bayram namazlarına gitmiyorum sözlük. Ama biliyorsun cuma namazlarına gidiyorum. Bulunduğum şehirde herkes dışardan geldiği için bayram namazları tıklım tıkış oluyor cami. Haliyle bugün hem bayram hem cuma olduğu için de cuma namazında da doluydu cami.
Keşke her cuma dolsa. Ama yıllardır biliyorum, namazla hiç alakası olmayan kişiler sırf klişe(!) olduğu için camiye gidiyor. Sonuç? Camide iki büklüm namaz kılıyorum. Ona da okay. Peki benim ezandan 30dk önce camide olmama rağmen bunu yaşıyor olmama ne diyeceksin sözlük? Üstelik camiye gelen birinin "ya klimayı kapatsak?" sorusuna benim içimden verdiğim tepki? Ki tabii ki kapatılmadı. Üstüne, cami tıka basa dolunca ikinci klima bile açıldı. Ki bunu da biliyorum.
Yani özetle sevgili müminler, yapmayın. Üç kuruşluk belki, öbür tarafta hiçbir değeri olmayan "namazımı" (evet kendi namazımdan bahsediyorum) bana eziyet ettirmeyin. Buna rağmen Allah kabul etsin hepimizinkini. Yine bekleriz. Camileri bayramlarda ziyaret etmeyin. Merak etmeyin, öbür tarafta sormuyorlar millet ne düşünür diye. Ama niye normalde kılmayıp da bayram namazını kıldığınızı soracakları kesin.
O yüzden ben bayram namazına gitmiyorum. Gitmiyorum abi. Evdekiler eskiden laf ediyordu, artık etmiyorlar. Kendi milletimin şu huyundan nefret ediyorum: Yapmış olmak için yapmayın.
Şimdi evi saran et kokularına rağmen, tatlımı alıp odama çekildim. Narcos'un 3. sezonu şey oluyor'*' Onu bekliyorum. -
(bkz: perte çıkmıştı) yükleminin öznesinde yaşıyorum. '*' -
İnsanlar bayramda mutlu olur, herkesle bayramlaşır heyecanlı olur. Benim hiçbir kurban bayramım güzel geçmiyor sözlük. Aklım erdiğinden beri bu böyle. Çok küçükken dua ederdim kurban bayramı hemen geçsin diye. Bu sene de yeterince üzüldüm. Artık bitebilir.
Not: vegan falan değilim kavurmamı az önce yedim çok şükür. '*''*' -
Kendi yaralarımı ve sırlarımı saklamak icin insanların yaralarını ve sırlarını saklar oldum, yetmedi mutlu rolu yaptım yoruldum bedenen ve ruhen bittim artık birileri de benim yaralarımı sarıp sırlarımı saklamalı -
Kafamda sözlüğe yazacak o kadar çok şey var lakin dün ufak bir trafik kazası geçirdim. Ve bir süre sol bileğimi oynatamayacağım . Bugün tek elle bir şeyler yazayım dedim . Oldukça zordu ama başardım. -
şansın ne zaman yüzümüze güleceğini hangimiz biliyoruz? ben bilmiyorum mesela. -
Rüzgar Erkoçlar, malum cinsiyetini erkek olarak değiştirmiş bir oyuncu, nişanlanmış ve evlenmek üzere. Bunu az önce haberde okudum. Yorumları da okuyorum ben genelde haberlerin. Ve "değişik" bir vatandaşımız şöyle yorum yazmış: "peki kız nasıl tatmin olacak?"
Bir durum düşündüm. Tabii ki kızın tatminini değil. Nasıl bir insan bunu düşünüp aynı zamanda dile/yazıya dökebilir diye düşündüm. Muhtemelen ergen yaşlarda bir vatandaş. Yani öyle olmasını umuyorum. Ama adım gibi, (bkz: arif)'*' eminim, bir 60 yaşına kadar olan vatandaşlarımız bunu düşünüyorlardır.
Ya da bulunduğum ortamda, sürekli her şeyin cinselliğe döndürülmesinden yakınan biri olduğum için mi ben hassas yaklaşıyorum? Yoksa cidden bütün milletimiz (bkz: öküz) mü? (bkz: Sığır) mı? Yontulmamış (bkz: odun) mu? -
(bkz: diplomat) kimdir biliyor musunuz?..
diplomat bir stratejide karar kıldığında bunu kimseye açıklamayandır.
söz dediğin kısa gerek...
(bkz: bu bişey değil düşününce)
(bkz: bu daha başlangıç)(bkz: rahminde cemiyetin ben fikir sancısıyım)
(bkz: mukaddes emanetin ölmez davacısıyım) -
"atanınca şehit olurum" sözü "ben içkiyi çok severim. Bu sene iyice içeyim, seneye müslüman olurum" diyen müşriğin durumu gibi değil midir?
ne yani?!.. nezih bir ortamda ağrısız bir şehadet mi diliyorum?
Yok öyle yağma!.. Yok öyle mantık. Yoktur öyle bir şehadet ve o kimse şehit olmuş sayılmaz da kanımca.
yani demek istediğim: müptezel kişilik iptal arkadaşlar. Serseri ruh haline bundan sonra asla bürünmeyeceğim.
Eğer varsa kaderimde bir şehadet, bunun bugünü, yarını, atandıktan sonrası olmaz. O şehadet değil, ısmarlama bir ölümdür.
O yüzden müptezel falan değilim, olmayacağım.
Adam gibi oturup projelerime yatırım yapacağım.
Devlet bizi atar, atamaz o kendi vicdanına kalmış. Atamazsa ülkesi için var gücüyle çalışan bir vatandaşı göz göre göre kaybetmiş olur.
Ancak ısmarlama bir şehadet, şehadet değil, rezerve edilmiş bir ölümdür ve asla ben o kişi olmayacağım.
(bkz: ↓ istediğiniz kadar eksileyebilirsiniz bu konu önemli ve silmeyeceğim ↓) -
Bugün bir akrabamızın akrabası vefat etti. Çocuk diyorum, çünkü epey genç yaşı. Kalp krizi sebebi de. Aşırı kiloluymuş, sabah kahvaltı masasına oturduğunda daha yemeğini bile yiyemeden vefat etmiş. Önceki gece yediklerinden diye şüpheleniyorlar. Malum bayram, yağlı etler... bir de ekstra (epey fazla hem de) kilolu olunca.
22-23 yaşında, yeni mezun. Annesi babası vefat etmiş biri üstelik. Üzülmedim Sözlük onun için. Empati kurmaya çalışıyorum, tamamen anlayamıyor olsam da. Ben 2 saniye duramazdım onun yerinde ama belki o da kendini yemeye verdi, sonra böyle bir sonuç... Allah rahmet eylesin.
Bu akşam bir de şu oldu, bizim lojmanda kaldığımızdan, beslediğimiz tavuklarımız var. Birinin 3 tane civcivi var hatta. Ama ne yazık ki bu akşam o civcivler annelerini kaybettiler. Komşunun köpeği tavuğu ve başka bir horozu boğazlamış. Horoz belki sabaha erer ama tavuk öldü. Biz sinirli ve üzgünken, buraya gelen yeğenlerim ağladı bir süre. Orta boy civcivler. Yarın annelerini arayacaklar muhtemelen ki peşlerinden ayrılmazlardı hiç. Anneleri de korurdu sürekli. Şimdi ne olacak?
2 farklı ölüm haberi. Ben hayvana daha çok üzüldüm. Üzülme sebeplerimse çok farklı. İlkinde "keşke o ben olsaydım" demedim dersem yalan söylemiş olurum. İtirafım buydu yani sözlük. -
Son zamanlarda pek bir şeyler yazasım gelmiyor. Sanırım yeni bir süreçten geçiyorum. İnsanız ya boş zamanımızda yeni yaşların getirdiği, yeni deneyimlerle bol bol süreç geçiriyoruz işte. Bazen de süreçler bize geçiriyor ya neyse. Yazmakla ilgili iyice takıntılı bir hale geldiğimi saklamıyorum. Aslında kendime garip sorular sormaya başladım. Niye yazıyorum, yazınca ne olacak, yazdıktan sonra ne olacak, yazmasam ne olacak?
Sonuç ise; boşluk gibi bir şeydi. Ne bileyim çok garip, garip olduğu kadar basit, basit olduğu kadar anlamsız gelmeye başladı bir şeyler yazmak. -
Bir ortamda sohbet edilirken eğer yakından ilgilendiğim bir konuysa ya da yaşadığım bir olaydan ya da ne bileyim bulunduğum bir mekandan bahsediliyorsa bazen kendimi kaptırıyorum ve çok konuşuyorum. Konuşurken sohbete dahil olmaktan inanılmaz bir haz alıyorum. sohbet ortamı dağıldığında evli evine köylü köyüne gittikten sonra içime bir şey oturuyor. Suçluluk mu desem öyle bir şey. Sanki yanlış bir şey söylemişim ya da ukalalık yapmışım ya da yine ne bileyim birilerini farkında olmadan kızdırmışım üzmüşüm gibi hissediyorum . Bu suçluluk hissi genelde benden yaşça çok büyük kişilerle bir araya geldiğimde kendimi sohbete kaptırınca oluyor. Bu sefer kendimi sorgulamaya başlıyorum. Ve tamam artık çok konuşmıycam deyip bir süre sadece dinliyorum. Sonra bu hissettikkerimi unutup aynı döngüye giriyorum. Evet . Bu da itirafım. Neyi itiraf ettim tam bilmiyorum . Sanırım burayı biraz günah çıkarmak için kullandım. Evet itiraf da bu oluyor zannımca. -
Kalbim gercekten ters dönmüş galiba ya. -
Ah be çocuk..
Yaktın küle çevirdin beni..
senin için öyle çok endişeleniyorum ki. -
(bkz: salavat) önemli. çok önemli hem de.. niye olduğunu şu an açıklayamam ama lütfen bu tavsiyeme riayet edin. kısmet olursa ileride etraflıca anlatırım.
saygılar, sevgiler. -
Aslında bayramlardan nefret ediyorum. Herkes bir araya geliyor falan. Herkesin tek derdi "büyüklerimizi görelim, çocuklarımız büyüklerimizi görsün, birbirimizi görelim" olduğu ve benden onun bekleniyor oluşu gibi sebepler yani. Çok yoruldum içimden 10'a kadar saymaktan, derin nefesler almaktan, iyi şeyleri düşünmekten. Adım atmamak ayrı bir şey, atamamak ayrı bir şey. Ben ölünce anlayacaklar herkes, çünkü şu anda anlaşılmamak da ayrı yoruyor sözlükçüğüm. -
Kınamıyorum, ama benim küçüklüğümde böyle fotoğrafım yoktu sevgili metin hara. Bilemedim. Tam ciddi oluyorum, dolabımdaki kitabına bakıyorum, sonra beni bir gülme alıyor.'*''*''*' -
Umut güzel şey. Mutluluğun ilk hecesini barındırıyor mesela. Sonra umut ediyorsun gerçek oluyor. Bir de hayal kurmak var. Neyse neyse çok dağıtmak olmaz şimdi. Mutluluk o varsa tamam oluyormuş her şey. Ve kurulan hayaller gerçek oluyormuş o varsa. Bir de dünyanın en güzel kokusu ona sarılınca burnuna dalıyormuş. Hayaller çok gerçekler mutlulukmuş ve o hep ama hep var olsunmuş. -
Yha birileri her yazdığımı kötülüyor yha .s .s -
Güneşin bizim için parıltısını yitirdiği zamanlar vardır. Gökyüzünün kuşsuz olduğu. bulutların pembeye çalmadığı, bizim onlara yağmurlar yükleyip sonra da sulu sulu ağladığımız zamanlar.
Söylemekten itinayla kaçındığı sözcüklerin eksikliğinden doğan uçsuz bucaksız bir boşlukta, saatleri asırlara genişleterek yaşamamanın yollarını aradığımız zamanlar.
Mutlaka kendi sardığı sigarasını tellendirirken, üflediği dumanların hala bir şeylerin kıpırdayabileceğini kanıtlamasını sabırsızlıkla beklediğimiz zamanlar.
Taşıdığı birtakım alışkanlıkların katılığından mı bilinmez sakınımlı adımlarının bir türlü bize yönelmemesine gönüllü teslim olduğumuz, dahası bunda sancılı lezzetler bulduğumuz zamanlar.
