blog sözlük itiraf
808 entry daha
-
itiraf ediyorum: blog sözlüğüm özledim seni '*' '*' '*'
edit: x3 kez kötüleme almışım. gelme seni istemiyoruz diyorlar. -
Bloğumun ince ayarlarıyla oynadıkça yazılım mühendislerine daha bir saygı duyuyorum efendim.
Gizli reklam: :)
01110111 01110111 01110111 00101110 01100111 01101111 01101110 01110101 01101100 01100100 01100101 01101110 01100100 01101001 01101100 01100101 00101110 01100011 01101111 01101101 * -
Bi de acıktım -
galiba artık düzenli bi ilişkim olsun istiyorum. biraz dinginleştirici, biraz dizginleyici, ve çok da duygusal tatmini olan bi ilişki.
aldığım daha dürüst, samimi, gerçek olma kararı ile birlikte doğal olarak geldi bu istek. ama hayırlısı bakalım. -
sözlük. ben daha önce aşık olmuşum. arkadaşlarım öyle diyor. bazen birilerinden bahsediyorum. yazdığım bir şeyleri gösteriyorum. şaşırıyorlar. uzun uzun anlattığım ilişkiler yaşadım. hepsinin ayrı ayrı değeri vardı bana kalan. ama şimdi baktığımda sanki bütün bunlar bir başkasının hayatı gibi. "kendimle çok uzaktayız birbirimizden". ve bir süredir toparlamakla meşgulüm. son adımlarım kaldı bir. sevmekten ödüm kopuyor ama. yine de bazenleri mutluyum. -
Şöyle bir baktım da, cidden Cepteteb'den edindiğim nakit fayda ile Enpara'dan edindiğim fayda arasında epey bir fark var. Beni değerlendirmeye iten ise, enpara'nın bana kredi kartı vermeyişi. Ve ben geçen haftalarda yaşadığım bu durumu, o dönemde adeta polemik haline getirmiş ve büyük bir inat mı desem gurur mu desem bilemedim o modda içimde yaşamıştım. Oysaki kafayı mı yemişim ben? Vallahi kafayı yemişim. Cepteteb'in kredi kartının bana yaptığı geri dönüşümler enpara'dan edindiğimden bilmem kaç katı daha fazla. Enpara adeta şişirilmiş durumda şu anda. Neyse, geçen ay kitapyurdu alışverişimden 25₺ dönüş almıştım, bu ay da alışveriş yaptım. Bir 25₺ daha gelecek mesela. Bu ikisiyle ben tekrar kitap alacağım. Daha önceki dönemlerde ne yemeksepeti kampanyaları geçirdim ben, bilsen. Peki sen ne yapacaksın enpara? Otur, sıfır!
O yüzden bazen birden parlamamayı öğrenmem lazım. Daha doğrusu hayatımı hep tutkulu ve yoğun bir şekilde yaşamamalıyım. Her olayda bana zarar veriyor bu durum.
İtiraf: Gereksiz Tutkuluyum.
Çözüm: 1 bardak soğuk ayran. Yanında bir porsiyon (4 adet oluyormuş) lahmacun. Salata ve limon. -
Sınıfımdan nefret ediyorum.
Bakın öyle bir nefret ki, ben ve iki kız arkadaşım orta ikinci sıranın ortasına oturup sağ ve sol kapıyı izliyor ve girene çıkana yorum yapıyoruz. İnsanlar duyar mı, duyarlarsa üzülürler mi, bir tanısak çok mu severiz ayırt etmeden gelene geçene giydiriyoruz sanki mükemmelmişiz gibi. Öyle akli melekeleri zayıf insanlar var ki beni bu hale getirdikleri için (evet önceden pamuk prensestim şimdiki gibi anakonda değil) onlardan nefret ediyorum. Nefredddd!
-
Projeden bunaldığım şu günlerde ruhumu açabileceğim,sırtımı güvenle yaslayabileceğim biri olsun çok isterdim.
Niye duygusallaştım ki şimdi durduk yere -
psikiyatristim ile randevum var idi. gittim. olayları anlattım, kendimde olan dalgalanmalardan bahsettim. hali hazırda kullandığım ilaçların bir üst sekmesine geçerek üstüne de ağır olan bir anti-depresan daha yazıldı.
hayatı adım adım kaçırıyorum. her şey olağan akışında ilerler iken ben bir yerde kalıyorum. ar geliyor. yoruluyum, susuyorum, ağlıyorum kimse görmüyor.
yavaş yavaş tükeniyorum. günbegün bitiyorum. hemen çekip gitmek de istemiyorum dünyadan. sevgiler bahşetmek istiyorum. kaçıyorlar.
neyin cezası bu diyorum, ne yapmış olabilirim, neyin cezası bu! diye sitem de ediyorum ama her küfre yaklaştığımda imanım artıyor. ben kalıyorum.
belki de hakiki tek bir itiraf vardır: yaşamak benden hızlı adımlarla kaçıyor.
neyse diyorum, "güzelleş be oğlum şimdilik ölümüne kadar hayattasın!". -
Size senelerdir övülen komşu çocuğu benim. Daha sonrasında şöhreti kaldırmayıp amı götü dağıttım. -
hiçbir şeyden keyif almıyorum -
benim de konuşmam gereken gün gelecek sevgili sözlük. o zaman bütün kinimle nefret kusacağım, kalp kıracağım. -
çılgınlar gibi sevmek isteyip sevemediğim, karşıma biri çıkmadığı, bir dönemdeyim. epeydir. -
gözlerim telefonun ışığından ve ağlamaktan acısa bile biraz içimi dökmeden rahat edemeyeceğim sanırım. o yüzden biraz sıkmaya başlıyorum sizi. şimdiden bu karamsar halim için kusura bakmayın. başladığım hiçbir şeyin sonunu getiremiyorum, doğru dürüst diyelim. başlangıçlar harika. planlarla birlikte hayaller kurulur, sonra bir bakmışım ortadayım. yine yalnızım. insanın en yakın arkadaşı. kendisine en yakın hissettiği kişi neden başka şehre gider ki? düşünmez mi hiç kalan ne olacak diye. düşünemez. çünkü hayat bizi buna mecbur bırakır.
iki gündür üst üste yasadıklarım, yakınım sandıklarımdan aldığım darbeler.. bugün cok deger verdigim bir insan sırf eglence olsun diye insanlarin önünde beni rencide etmeyi secti. komik miydi? hayır. ama ben gülümseyip geçtim. çünkü güçlü durmam gerekirdi. başımı eğmemem gerekirdi. gururumun kırılacağı bir şey yapmadım, utanç verici bir şey yapmadım. ki yapmış olsam bile bu hiç kimseyi ilgilendirmez. hayır ilgilendiriyormuş ki herkes güldü. herkes bana bakti. sucluymuşum gibi hissettim. sonra noldu? yalnız kaldıgı icin benden özür diledi. yalnız kaldıgı ve kıza ayıp ettin dedikleri icin. samimiyetine nasıl inanmalı simdi bu insanin? demiştim ya başka şehre nasıl gider en yakını insanın diye. gidince çok kötü oluyormuş. istediğin zaman görememek, bir yarının yok olması gibi bir şey. eskiden gözümden yaş aktığında gözyaşım kurumadan yanımda olan insanla aramızda dağlar, ovalar, bayırlar var. burnumun dibindekiler ise kan çanağına dönmüş gözlerimi görmüyorlar. üzülüyorum.
kalkıyorum sabah. hissediyorum bugün farklı olacak diyorum. sonra bir iki insan görüyorum, hevesim kaçıyor. gözlerimi kapatıp hayaller kuruyorum. sonra gözlerimi açtığımda soğuk gerçeklerle yüzleşiyorum. yok diyorum bu sefer her şey daha farklı olacak. kimse için kendini üzmek yok diyorum. ertesi gün bir bakmışım üzüntüden titriyorum. yok yok bu kez emin adımlar atacağım, yaş tahtaya basmayacağım diyorum. sonra yere düşüyorum ve her yerim yara bere içinde.
-
göz temasında hiç başarılı değilim. hayır çekingen, utangaç biri değilim biraz zorlarsam gayet bakabilirim. ama neden göz teması insanlarla iletişimde bu kadar önemli oluyor, anlayamıyorum. ne var o gözlerin içinde ? konuşurken daha çok etraftaki şeylere ya da insanlara bakıyorum. çok mu şey kaçırıyorum bakmayarak insanların gözlerine ? -
Yazmak bir lütuf. Bu iç güdü bir sebep mi sonuç mu bu hislere? Derinleştikçe, duygularımın altında ezildikçe mi yazıyorum yükümü devredebilmek için sayfalara, yazmak ve yazabilmek için mi duygulara eğiliyor insan? Benim payıma bu sorunun cevabı cümlenin ilk kısmı. Yaşanmayanlar ağır geliyor bana. Ama hayır, artık öğrenecek kadar büyüdüm. Ağır gelenler yok. Ağır gelenler olağan yani. Bana ağır gelenler yaşanan zor şeyler değiller. Ben onları öyle anlıyorum. Olur olmadık derinleştiriyorum içimde, yoruyorum kendimi. Çözebilmek için beni, “eksiklerimi” ve “sorunlarımı”, yazdığım sayfalarda arıyorum cevapları. Bugüne kadar hiç cevap veren yazım olmadı. Ama ben de hiç sorgulamadım onları, ya bunlar hiç bir kere olsun işe yaradı mı diye. Aslında aradığım somut bir şey olmadı. Kimi insanlar böyle işte. Olmadık şeylerden, herkesin yaşadığı basit sorunlardan derin hisler çıkarır. Olur olmadık. Hissedilenler ağırdır, düzeltilmesi gereken bir sorun gibi hissedilir. Cevaplar aranır, kendinde nice eksikler bulunur. Yazdığı sayfalardan bir getiri bekler belki insan. Beklemeliydi yani. İçinden gelen, saatler verilen onca satırlar, günlükler, hikayeler. Yazılır ve öyle kalırlar. Düşünüyorum şimdi, bana ne kattılar? İşte, hayatımın farklı bir yerindeyiz. Aynı soruyu soruyorum, ama farklı alanıma. Günlük mekanik hayatım hep fiyat-performans çalışır. Harcadığım emek, para, saat… Her ne varsa. Hepsinin getirisi yeterli olmalıdır. Günlük hayatım derken iş değil yalnızca ha. Arkadaşlıklarım, sohbetlerim… ve hatta aşklarım. Sanki şu kendi kendime kaldığım ve yazdığım anların dışındaki her an. İşte yalnız da şu anıma, yazdığım ve kendime kaldığım anıma sökmez bu fiyat performans. Yazarım ve öyle kalır. Zamanımı alır, canımı sıkar, uykumu çalar da elle tutulur hiçbir şey alamam. Yine de kopamam. Hayatımın geri kalan mekanik her anının bana verdiği yükler, acılar birikir de şimdi bana bunları yazdırır. Uzaktan bakınca makul görünen, sıradan ve akılcı günlük hayatımın acısı, faturası işte bu sayfalara çıkar. Tartışmalı belki hangisi makul, ne makul. Dayatılan ve benim de reddetmeye cesaret edemediğim gündeliğimden, eşimi seçerken bile bir çizik olsun çıkamadım. Son ayrılığım. Çemberin içinde değildi ve bu bizi bitirdi.
Bana uymayan kalıplar var hayatımda. Ancak o kalıpları takmayarak dışında dolaşabilecek, dışına adımımı atabilecek cesaretim yok. İşte, yılların kavgasının özeti. Kan davası içimde, iki tarafım arasında. Kan kaybettiren bana ve sonu gelmeyen. Ondan bu yazmalar. Çözüm getirmeyen, elde getiri bırakmayan, ama yazmadıkça içimde dağ gibi büyüyen kavgalardan hep bu satırlar.
Özgürleşmeliyim daha daha. Ama savrulmak oluyor bu bir diğer tarafımca. Çembere girememek ve çemberde kalamamak. Bu zor bir dava. Ağır bir yük. Geçmiyor. Hafiflemiyor. Unutulmuyor ve evrilmiyor. Hayat değişiyor, hayat geçiyor, birçok olaylar oluyor. Gündelik zaman akıyor, akıyor. Kendi başına kaldığında cereyan eden hisler ve hezeyanlarsa zaman kavramını yitirtiyor. İlerlemiyor, geride kalmıyor. Zaman bu anlarıma işlemiyor. Ölümsüz gibi. Geçmişte, gelecekte, her anımda. Bu benim. Ben buyum. Beni spesifik yapan, bana varlığımı kanıtlayan, etiketim işte tüm bunlar. Bende bana özgü, başka kimsede bilmediğim, bana saklı. Hep aynı, başka kimsenin anlayamayacağı, bana ait.
-
Ben hayatımı boka çeviren şeyler için üzülmeyi alışkanlık haline getirmiş biriyim. -
Allahım karşıma düzgün insan çıkarmayacak mısın yarabbim, hayır çıkarmayacaksan bilsem keşke de elimdekilerle yetinmeye çalışsam. -
1.her ne kadar umursamıyor gibi yapsam da, özledim.'*''*'
2. bu arada burayı -genellikle- kimseye söyleyemediğim şeyler için kullandığımı farkettim ya da söylemem gereken kişiye söyleyemediğim zamanlarda.'*''*'
-
ben bu yalan dünyada sadece bir şeyler okurken ya da öğrendiklerimi birilerine anlatırken mutlu olduğumu fark ettim. diğer zamanlarda sonsuz bir anaforda nefessiz kalıyor, boğuluyorum.
808 entry daha
