blog sözlük itiraf
2440 entry daha
-
kalabalık olmayan zamanlarda sokağa çıkmaktan korkardım. Sonra büyüdük. Benimle birlikte on milyonlarca insanla birlikte. İstediğimiz vakitlerde sokağa çıkabilir hale geldik. Sonra çok sevdim. Kalabalık olmayan zamanlarda sokağa çıkmayı. Gecenin bir vakti. Sabahın körü. Kimsesiz karanlıkların kalabalıklaşmasını seyrettim. Kimi zaman dahil de oldum. Gün doğumları karşıladım. Sakinliği günün telaşına uğurladım. Daha az korkmaya başladım. Çünkü korkuya yer kalmadı ruhumda. Çok üzüldüm. Çok sevindim. Ve birtakım başka şeyler. Bütün alanı kapladı. Belki de tekrardan. Kalabalık olmayan zamanlarda sokağa çıkmaktan korkmak istedim. Başaramadım.
Dördü kırk geçe çıktım evden. Doğuya doğru yürüdüm. Yürüdüm. Kendi imkanlarım ölçüsünde. Güneşi daha erken görme isteğine engel olamadım. Bazen karanlığa duyulan nefret. Doğuya sürükler. Daha da doğuya hatta. Bütün ömür boyunca tek bir ışınlanma hakkı olsa. Bir karanlıktan herhangi aydınlığa ulaşmak için feda etmeyi göze aldırabilecek kadar nefret. Ve uzun süre sonra nefreti hissetmek. Sevmemekte kalmalı her şey. En kötü ihtimalde. Nefret dediğin karanlık. Karanlığın yol açtığı nefret. Hissetmemek.
Beş buçuğa doğru ortalığın yeterince aydınlandığına ikna oldum. En yakınımdaki kaldırım taşına oturdum. Bir sigara sardım. Aniden ışığa maruz kalan gözlerime dumanın şokunu da ekledim. Bir miktar ağladım. En son ne zaman gözyaşları içerisinde bir günü karşıladım ki diyerek. Bu durumu o kadar da umursamadım. Kalktım yoluma devam ettim.
Beşi kırktan fazla geçerken. Bir nehir kenarına medeniyetten sonra ulaştım. Bir sandalyeye oturdum. Bir sigara daha sardım. Kibritimi çaktım. Daha tütüne değmeden ateş. Kalabalık olmayan zamanlarda sokağa çıkmaktan korktuğumu hatırladım. Belli belirsiz gülümsedim. Sigaramı yaktım. Telefonumu aldım. Nefret ettiğimi de o zaman anladım. -
Instagram'daki önerilen kişilerden başka birine ulaştım. Ne alakaysa artık birbirlerini tanıyorlarmış. Ulaştığım diğer kişi de benim "diğerleri" diye tanımladığım gruptan biri. Sonra onun fotoğraflarına bakarken bir de ne göreyim? Gebze'de gördüğüm bir başka kişiyle arkadaş çıktılar.
Yahu, vallahi kafayı yiyeceğim en sonunda. Sanki bütün hepsi birbirini tanıyor ya da birbiriyle sevişmiş yatmış bir haltlar yemişler de ben hepsinden kaçmış ve yalnız kalmışım gibi hissediyorum. Ki öyle de.
Bunun ne faydası var biliyor musun Sözlük? Geriye bakınca daha az keşke bırakmış oluyor insan. Zararı da var tabi: Yalnız olmak. -
T. K. (37), akşam yemeğinin ardından camide imamın kandil va'zını dinledikten sonra eve gelip dini bir vecibeyi daha ifa etmek üzere diyanet tv'den mustafa cihat'ın ilahilerini açtı, dinlemeye koyuldu.
belki ekran karşısında o new-age ritmik ilahilerin coşkusunda sızıp gidecekti ama olsundu. T. K. (37) 'de, bir kandil akşamını daha dolu dolu geçirmiş olmanın gönle dokuduğu o tarifsiz huzur vardı. Uyuyordu; uyumuştu.
(bkz: beraat kandili) -
Mesajlara bilerek bakmıyorum.
Çevremdeki kimseyle iletişim kurmak istemiyorum. Buna mecbur olmak beni çıldırtıyor. -
Ben, başımı yastığa koyduğum taraftaki saçlarıma uyguladığım basınca üzülüyorum. Ya diğer yandaki saçlarım daha çok seviyorsa beni? -
Ben yalan söylemem eksik bilgi veririm. -
son yetmis iki saatte dokuz saat uyuyabildim. ee simdi bundan size ne. ancak sizi ilgilendiren herhangi bir konu olmadigindan. sizi ilgilendirmeyen baska bir konuya baglayacagim. ve bu sekilde. bizi ilgilendirmeyen bir seyle baslayip bizi ilgilendirmeyen seylerle suren ve bizi ilgilendirmeyen nihayetlere ulasan ne kadar cok sey okuyoruz. insan ilgili bir varlik. ilgisiz kalabilmek oldukca zor. iliskisiz oldugumuz onca seye duyulan merak da dusunuldugunde. iliskili olmamak bile ilginin sinirini daraltamiyor. hatta. bir yandan su dusunce de kafamdan gecmiyor degil. iliskisiz oldugumuz seylere gore iliskimiz olan seylere daha az ilgiliyiz. aslinda hayatta kalma gudusu filan dusunuldugunde. insan iliski alaninin disina ancak zevk icin cikabilmeli. peki iliskisiz oldugumuz seyler hakkinda bilgi edinmek ya da en azindan haberdar olmak. gizli yahut aciktan bir haz mi veriyor. bilmiyorum. ayni zamanda bunu bilmeye ihtiyac da duymuyorum. ama ilgileniyorum. ister istemez. dusunmek. hem de normalden daha fazla. uyuyamamanin kazandirdigi vakit yordamiyla bile olsa. iliskisiz oldugumuz alanlarin kapisini ardina kadar aciyor. iliskisiz oldugumuz seylere karsi duyulan ilgi. tabii ki bu kapilari zorlayan. ve acan. ne kadar i harfi kullandim. daha fazla ilgi ya da iliski yazmak istemiyorum. ayni zamanda. en azindan. bazi olumsuzluklar. hayata ancak bir i kadar etki edebiliyor diyerek. seviniyorum. sevincli olmak icin bu kadar az sebebin oldugu bir zaman araligindan gecerken. i harfinden bile sevinc cikariyorum.
iki adet kimseyi ilgilendirmeyen sonuca ulastik bile. son yetmis iki saatte dokuz saat uyumam. ve daha az sevinebildigim bir surecten geciyor olmam. ufacik bir tavsiye. herhangi sey okurken. direkt olarak sonuclar ile ilgileniyorsaniz. sadece basini ve sonunu okuyun. basi ya da sonu nasil belirleyecegiz diye aklindan gecen olursa. hepsini okuma tavsiyesinde bulunurum. en azindan bir seyin basini ya da sonunu govdesinden ayirabilecek zamana gelene kadar. ucuncu bir sonuca daha vardik. asiri gereksiz yerlerde. yine kimseyi ilgilendirmeyen tavsiyeler veriyorum. sanki cok biliyormusum gibi. ancak kimse cok bilmiyor. yasamak yordamiyla tesadufen ogrendiklerimizi. paylasiyoruz.
neyse. yetmis iki saatte maksimum otuz alti saat dusunmem gerekirken. yirmi yedi saat daha az uyuyabildigim icin. yirmi yedi saat daha fazla dusunmek zorunda kaldim. buradaki dusunmek. sadece o konuya odaklanmak olabilecegi gibi. aklin bir kosesine takilmak ya da akildan gecmek seklinde de olabilir. hatta istem disi gorulen bir nesneden yola cikarak. yine ayni dusunceye ulasma suresini de kapsiyor. nereden baksak. bu saf bir yirmi saat fazladan. herhangi sekilde. o dusunceye maruz kaldigimi gosterir. artik maruz kalmak diyorum. cunku istedigim ilk sey degil. ancak ihtiyac da duydugum bir sey. cunku sevdigim bir sey degil. ancak sevmekten vazgecebildigim bir sey de degil. ote yandan. fazladan yirmi saat dusunmek zorunda kalsam bile. aciklamakta zorlandigim bir dusunce. uykuyu. en kiymetli kacis mekanizmasi olarak gormeye basladigim ilk okul zamanlarindan beri. ki o zamanlar uyuyakalmak. hastalik ya da diger etkiler ile yarisabilir haldeydi. iste o zamanlardan beri. gereken kiymeti verdigimi dusunuyorum. simdi. bu cagda. geldigim yasta. ve sahip olmaya calistigim dusunce sisteminde. elde kalan tek seyin uyku olmasi gercegine ragmen. uyuyamiyorum. kisacasi. ya cok uyuyalim. ya az sevelim. ya da turkcedeki en sevdigim cekimi kullanayim. sevmekteyim. -
şu bir gerçek ki çocuğunu boşvermiş bir veliyi ben de boşveriyorum. ki ben okulda en ilgili öğretmenlerden biriyim. bunu övünmek için söylemiyorum.
şunun için: veliler, çocuğunuza sahip çıkın. deli etmeyin adamı. ya kadın tamam mı, eşinden ayrılma aşamasında, borç harç, falan fistan. e iyi de anne kadını çocuğunu niye boşveriyorsun. tek yapacağın iş eve gelince defterini açıp çocuğunun ödevini yapıp yapmadığını kontrol etmek. bir köşede aman kocam şöyle kaynanam böyle diye ağlayacağına otur da iki kelime çocuğunla sohbet et.
çok sinir oluyorum ya. bu çocuğun sözlü notlarını da diğer sınıf arkadaşları gibi yüksek veriyorum. ama yine de bu onu kurtaramaz ne yazık ki, biliyorum. annede bu kafa olduktan sonra kendisi de, çocukları da daha çok rezil olur.
veliler. çıldırtmayın adamı. çocuklarınızla ilgilenin. çocuğunuza sahip çıkın ya. onların okulda, sokakta ne işler çevirdiğinden haberiniz var mı?..
bu yazımı okuyan velilier. bakın.. lütfen.. -
bu aralar canım çok sıkkın. 3-4 ay eve gitmedim inattan ötürü. çalışmaya başladım, çok bişey değil ama kendi harçlığımı ve tüm giderlerimi karşılıyorum elimde kalan 2-3 kuruş parayıda son bir aydır bahislerde kaybediyorum. eve gelmediğim dönem okulu saldım derslerin çoğundan devamsızlıktan kaldım sayılır. zaten iki yıllık sikik bir bölüm. çok kararsızım okulu bırakıp askere gitmeyi dahi düşünüyorum. bir çıkış yolu olsa keşke. kendimi kafamı dinleyebildiği tek vakit dumanlı saatler oluyor başka yok. böyle nereye kadar devam edecek sorusu günün her anında içimi kemiriyor. böyle nereye kadar devam edecek? -
şu an tuvalete gitmeye üşeniyorum. -
mülakat bitti...
ama ben de bittim...
tükendim...
sahi bu olmak zorunda mıydı? Mülakat? Neyin malikini güdüyoruz? Kimi malik biliyor, kimlere maliklik taslıyoruz? Yoksa amaç malikiyyetimizden çok ucu jakarlı mesruriyyetlerimizin teşhiri mi?
teşhircilik...
ne güzel kelime..
"geliniz efenim şuramı da şerh ediniz. Buramı da. Ve buramı ve buramı..."
daha fazla yazamayacağım. Şu bir gerçek ki 28 yıllık bendeniz, rukiye, insan içine çıkmaktan nefret ediyor.
ve evet. Şu an bunları da yalnız bir ortamda yazıyorum. -
naber -
gerçek şu ki artık özel hayatın gizliliği diye bir şeyin romantizmi kalmadı. NatGeo'da bir makale okumuştum. (2018 şubat ayı sayısında) Ed Snowden'in de kulağını çınlatıyor. Aslında çınlatma değil basbayağı "artık senin ferin kesildi adam" modunda yazmışlar yazıyı. ama şahsına münhasır natGeo yazarının hükümet yanlısı olduğu ve batılı devletlerin özel hayatı ihlalinin gayet olağan ve "alışılabilir" bir durum olduğunu aşılamaya çalıştığı o kadar bariz ki.
şunu demeye çalışıyor: "bundan 10-7 sene öncesinde özel hayatın gizliliği kamuoyunun yüreğini hoplatan bir meseleydi. ama artık dünya halkları zaten bunu biliyor ve hiç gocunmuyorlar mahremlerinin ifşaatından. bilakis bunu biricik sevgili devletleri onları kötü kalpli teröristlerin hain saldırılarından korumak için yaptığından dolayı sevgili devletlerine derin müteşekkirane duygular içersindeler."
ama vurgulamaya çalıştığım; ed snowden'in bir zaman parlayıp şimdilerde etkisini kaybettiği bir akım olduğu. yani eğer 2014'te snowdenizm yollu bir fikir akımı başlamışsa eğer artık bu akımın harareti kayboluyor. çünki zaten millet özel hayatlarının meydanda olduğunu biliyor ve bundan bir ürperti duymuyorlar.
hükümetlere arka çıkmak maksadıyla söylemiyorum bunu. ama bir şeyler normalleşiyor artık. belki bizden bir sonraki nesil webcam'leri açıkken uygunsuz hallerde görünmelerini hiç takmayacak bile.
durum gerçekten her geçen gün biraz daha şeye sarıyor. işte bu yüzden bu dünyaya çocuk getirmek istemiyorum. boşverin...
izlendiğinizi zaten biliyorsunuz artık. yalnızca...
yalnızca bari haysiyetinizi onurunuzu kaybetmeyin arkadaşlar izlenirken. bari insan içine çıktığınızda toplumsallığını kaybetmeyen özerk bireyler olabilme becerisi kalsın size; en azından yani, en kötü ihtimalle...
(bkz: national geographic) -
Dahası var..
Yatak odamın duvarına bir fotoğrafını poster yapıp yapıştırdım. Böylece sabah gözlerimi açtığımda karşıma çıkan ilk şey onun aptal, şirin yüzü olacaktı. Uyandığım her sabah yüzündeki herhangi bir detaya uzun uzun bakıyor, yataktan çıkıncaya kadar da bunu sürdürüyordum. Bir cuma sabahı uyandığımda posterin bir köşesinin yapıştığı duvardan ayrıldığını gördüm. Gözlerine bakıp özür diledim ve posteri daha güçlü biçimde yerine yapıştırdım, saçları bozulmuştu biraz, o sorun etmedi, ben de bir şey söylemedim.
Odasında köşeleri varaklı altın sarısı çerçeveli bir boy aynası vardı, o aynaya her sabah en az bir kaç dakika baktığına emindim. Güzeldi, hatta ben bazen onun bizler gibi sıradan bir hastanede doğmuş olamayacağını düşünürdüm, onun gibi kadınlar bulutların üstünde kurulmuş falancı özel tıp merkezlerinden dünyaya gelirdi. Benim gibi erkekler ise onun gibi kadınlara aşık doğuyorduk.
Onunla sadece bir kez el ele yürüdük, bir defasında kahvaltı için gittiğimiz yere rezervasyon yaptırıp,"sigara alıp gelicez" dedik ve oraya dönmedik. Bu onunla giriştiğimiz ilk illegal hareketti. Elini o gün tutmuştum, parmaklarımızı iç içe geçirdik, dar kaldırım boyunca avuçlarını hiç bırakmadım. Yemin edebilirim, zerre suçluluk hissetmedi. Onu sevmek tam bu noktada korkutucu görünmeye başlamıştı.
Cumartesi günlerinin benim için yüksek anlamlar içerdiği zamanlar vücudumdaki her hücre onun için çalışırdı. Tuhaf bir şeydi bu, kimse suyu kaynaması için buzdolabına koymaz. Ya da en aptal erkek bile içinden çıkamayacağı bir kuyunun içinde uzun vadeli planlar yapmaya kalkmaz. Ben aptaldan da öteydim..
Yeryüzündeki en büyük suç mahali güldüğünde lunapark'a dönen dudaklarıydı. Bir defasında onu öpmek istedim, onu öpmek ve o lunaparka gömülmek.
Bir gece bazı dış etkenler yüzünden kan şekerim düştü, fotoğrafa baktım, ona küfrettim. Ardından özür diledim. Hak ettin ama dedim..
Yine de özür diledim. Fazla içtiğim bir gece elimde duran sigaranın ucuyla posterin sol alt köşesine bir kaç delik açtım. Bir başka gece posterin köşesinden bir parça yırtıp zıvana yaptım. Daha sonraki herhangi bir gece ise en sevdiğim t-shirtlerimden biriyle fotoğrafının tozunu aldım.
Alışkanlık..
Hayır, etrafımdaki herkes ona hissettiğim bu şeyin alışkanlık olduğunu düşünürdü, aptallar kısa cevaplar verir. "saçmalamayın"dedim. İçimdekinin ne olduğunu çok iyi biliyorum. Bilmiyordum, bu bildiğim hiç bir şeye benzemiyordu. Su değil asit içiyordum, yemek değil kaya tuzu çiğniyordum, şarkı dinlemiyor kulağa hoş gelen seslerle kalbimde duble yol açıyordum. Bir gece onunla oturduğumuz bankı zippo benzini döküp yaktım.
Saçmalıyor muydum, geberiyor muydum bilmiyorum ama uyandığım her sabah ona yeniden aşık oluyordum Onu ölmesini isteyecek kadar çok seviyordum..Ölmüyordu, sevmiyordu..
Söylediği bazı yalanlar aklıma geliyordu. Ondan nefret etmek için elimden geleni yapıyordum.
Bütün paramı cadde-i kebirde şaraba yatırdığım bir eylül gecesi posteri söktüm.
Banyodaki diş fırçasını buzdolabının üzerindeki ayakkabı kutusuna koydum.
Bende unuttuğu saati ve kolyeyi tütsüleri koyduğum çekmeceden alıp en altta işe yaramayan eşyaları sıkıştırdığım çekmeye koydum.
Akvaryumun üzerinde, bir muma sardığım evde unuttuğu saçlarını koklayıp pencereden attım..
Posteri söktüm, kalbimi söktüm..
Uyumadan önce ertesi sabah bir daha onunla ilgili tek kelime etmeyeceğime dair kendime söz verdim..
O gece hiç uyumadığım kadar huzurlu uyudum..
Uyandım..
Posteri yerine astım..
Günaydın Aşkım..
Alıntı* -
Bir şeyler ters gitti,gidiyor,gidecek... -
panjurumu yarım açık bırakmıştım haftaiçi, yağmurdan sonra gökyüzüne bakmak için..
iki gün önce küçücük bi örümcek geldi, o yarım panjura ağ kurmaya başladı..
o kadar sabırla tek tek kuruyo ki ağını, rüzgar müzgar hak getire, biraz uçuşup geri geliyo, devam ediyo sabırla..
oturup izliyom, nasıl bu kadar sabırlı oluyo diye..
anamlara falanda söyledim, kimse ellemesin o panjuru, günah dedim.
az önce yine çıktım balkona, baktım orada, mutlu oldum.
haftaiçi çalıştığımdan, normalde pazar uykumu ve kahvaltımı hiç bişeyin bozmasına izin vermem..
ama gittim az önce çıkıp bi tane daha güneşlik perde astım.
o panjur kapanmıcak, onun evi bozulmıcak.
normalde dalga geçinebilincek bişey belki ama, yeni evcil hayvanımmı oldu acaba diye düşünüyom.. (bkz: swh) -
Sanırım yeni başlangıçlara ihtiyacım var. Konusu kişisi ötesi berisi farketmeden sadece kafamı dağıtabileceğim yeni bir şeyler. Çünkü boğuluyorum artık. -
İllegal işler yapmak istiyorum.
...ama öğreneceğim. Kumarbazlığı, itliği, hergeleliği... -
Cennet papağanlarına inanılmaz başka hayranım sözlük. Renkleri, tavırları, sesleri beni benden alıyor. Beş sene evvel ailem sürpriz yapıp hediye etmişti bana. Her sabah suyunu değiştirir, kafesini temizler, onunla konuşurdum. Her akşam ben kitap okurken, ders çalışırken o da odamda gönlünce turlardı, birbirimizin özel alanlarını hiç işgal etmezdik. Hava güzelse ben okuldan gelene kadar benim odamın balkonunda dururdu; güneşlenir, tüm mahalleyi ayağa kaldırırdı Aşuk. Beni yolda görür görmez en farklı sesiyle öter, kafesinde çılgın atardı.
Apartmanımızda güneş sistemi var, çatıdaki depoların bakımı sırasında değişmesi gereken bir depoyu çatıdan aşağı itmişler. Ben de okuldan yeni gelmiştim henüz. Ayakkabılarımı çıkartırken bir gümbürtüyle sıçradım yerimden. Kuşumun sesi kesildi sözlük. Bir an afalladım, sonra koştum balkonuma. Attıkları boş depo benim balkon demirime çarpmış, öyle düşmüştü yere. Balkon demirim eğilmişti, kafes sağlamdı, rahatladım. Aşuk'tan yana kaydı gözlerim sonra, seslendim, kafesini içeri taşıdım, gagasını kenetlediği kafes demirinden çıkartmadı. Gözleri donuk ve küçüktü. Hemen kafesin içine attım elimi, dokundum. Hala o yumuşak, sıcak halindeydi. Aklım beni bile yerimden sıçratan o sesin o'nun minik yüreğine ağır gelebilmiş olacağını kabullenmiyordu. Bekledim kafesin başında, akşam oluncaya kadar bekledim. Annem geldi, babam gelene kadar bekledim. Babam geldi, yanılmış olduğumu bana söylesin diye bekledim. Söylemedi... "Sen biraz uzan." dedi sakince, hiç bilmediğim bir ses tonunu kullanarak. Uzandım, birinin bana yapacaklarımı söylemesi basit gelmişti o an, kendim düşünemezdim çünkü. Sonra görmedim Aşuk'u da kafesini de. Bir daha da 'satın almak' isteyemedim, o suçlulukla.
Ben okuldayken -başka şehirde okuyorum- yaralı bir cennet papağanı getirmiş anneme, her sabah yemek verdiği kedi. Ağzıyla getirmiş. Annem önce kedimizin yaraladığını düşünmüş ama veteriner öyle dememiş. Ufacık da bir şey böyle, kıyamamış bizimkiler serbest bırakmaya. Kaçmış çünkü evinden Yavrucak, belli. Sorup soruşturmuşlar sahibi de çıkmamış. Ben gelene kadar bakmışlar, büyütmüşler. Benim yaralarımı sarar gibi sarmışlar, sevmişler.
Şimdi ben geldim sözlük. 'Almaya' gönül erdiremediğim can, 'verildi' bana. Minik mi minik bir can daha katıldı canım aileme. Kalbim çok sıcak bugün sözlük!
Edit: imla -
Ben hakimim masum bey
2440 entry daha
