blog sözlük itiraf

#blog sözlük sırala başlıkta ara
/ 148
  • lanet olsun ya şu an ingilizce'yi çok daha güzel konuşuyor olabilirdim. ayağıma vurulan prangalar, belime vurulan kancalar. var ya. sakin kalmak yemin ediyorum bazen çok zor olabiliyor.

    ..
    Damn I could be speaking English much better right now. but shackles hit on my feet, hooks hit on my waist... you see sometimes it can be very difficult to keep my calm. İm resisting..
  • (bkz: itiraf ediyorum) sözlükçüm eba'da (4 yıldır) hâlâ o evimizin yanındaki parka giderken yalapçap başıma aldığım o oyasız yazmalı fotoğrafım duruyor. Biri bir ara değiştiren olsa keşke.

    onu da gariban gelinimiz almıştı. ah gençlik :-/
  • İnsanların gelip filtre kahve almasına ya da orta boy bir white chocolate mocha almasına üzülüyorum sevgili sözlük. Çünkü filtre kahve bence dışarıda içilmemesi gereken bir kahve. Ve Starbucks çok rahat kazanıyor ondan. White chocolate mocha ise para verilmemesi gereken bir içecek; ama böyle mağazayı kapatmak üzere gelen bir kesim var akşam üzeri. Onlar neler içiyor bilsen Sözlük. Birkaç içecek ve 100₺. Aman Allahım. Ben molamda mesela flat white içiyorum. Ya da latte. Mümkünse sıfır köpükle ve 50 derece. Bir de böyle sütünü 90 derecelere kadar çıkarmamızı isteyenler oluyor. Ekstra sıcak olan 72 derece bile çokken, üzülüyorum. Şimdi diyeceksin ki onca zaman yazmadın, geldin itiraf ettiğin şeye bak. Onca zamanımın çoğu bunlarla geçti sanırım. Ondan.
  • yaklaşık altı aydan beri psikolojik destek almaktayım, birçok şeyimi burada paylaştım, uzun bir zaman da yazmamış idim lakin gelir de okur idim.
    dün psikiyatristime gittim, randevum var idi. beni neşeli bulduğunu söyledi, o da sevindi. eskiden kelimeler ile aram gayet iyi idi. son zamanlarda ise kendilerine kıymet vermediğim için bana dargın gibiler. barışacağız. kendi vücuduma jilet ile çizikeler atardım eskilerde, göğsümün acısı bu yüzdendir. şimdi gelip de buralara bir şey yazarken dahi ellerim titremekte, heyecandan.
    hayat güzel arkadaşlar, yaşamak her şeye rağmen güzel!
  • sinir krizi geçiricem şimdi. dağıtıcam her yeri az kaldı. öfkem içimde çığ gibi büyüyor. yani karışmadığınız ne kaldı anlamıyorum.
    öfkeden deliye dönmek üzereyim ve kurtuluşu da yok. yeter artık, imdaaat yani.
  • 'keşke' ile 'pişmanım' arasında çok fark var sözlük. 'Keşke'yi elimizde olmayan şeyler için söyleriz. Ama'pişmanım' kelimesini kendi yaptığımız hatalar için kullanırız. İşte ben pişmanım sözlük. Keşke ile karışık bir pişmanlık ama benimkisi. O an duygularımla değil de aklımla hareket ettim. duygularını katmadan verilen kararlar ilerde duvar gibi karşına çıkıyor ve tüm hızınla o duvara tosluyorsun. Ben çarptım o duvara sözlük. Kalbimde, beynimde paramparça. Şu an dünyaya bakışım değişti. Eşyaları görüşüm, insanları anlayışım değişti. Fakat dediğim gibi bunlar bir günde olmadı. Hatta çok güçlükle ve adım adım oldu. Çok defa bana rağmen oldu. Fakat oldu.
    *
  • Üç günde (bkz: elli iki sayfa) yazdım sözlük. Sosyal medyada paylaştıklarımı hariç.. Demek ki benim normalim 3 günde 52 sayfa. Her güne 17,33 sayfa düşüyor.

    Aslında bir bıraksalar günde iki kitap yazarım. O denli çok seviyorum bir şeyler yazmayı. Vlogger olmamamın en büyük sebebi yazıyı sevmek. Gene coştum :-|

    (bkz: vlogger)
    (bkz: vlogger olmak)
  • ne zaman birine olan nefretimi gizlesem(kendimden); rüyamda yılan görüyorum sözlük. ay aman diyeyim. kabus görmekten nefret diyorum. bu Akçakale'de sık başıma gelen bir şey. Ankara'da da çok kâbus görürdüm.

    bu kâbusların ortak noktası ne acaba?

  • yoruldum ve kendi sonumu görüyorum.
  • Yazmak bir lütuf. Bu iç güdü bir sebep mi sonuç mu bu hislere? Derinleştikçe, duygularımın altında ezildikçe mi yazıyorum yükümü devredebilmek için sayfalara, yazmak ve yazabilmek için mi duygulara eğiliyor insan? Benim payıma bu sorunun cevabı cümlenin ilk kısmı. Yaşanmayanlar ağır geliyor bana. Ama hayır, artık öğrenecek kadar büyüdüm. Ağır gelenler yok. Ağır gelenler olağan yani. Bana ağır gelenler yaşanan zor şeyler değiller. Ben onları öyle anlıyorum. Olur olmadık derinleştiriyorum içimde, yoruyorum kendimi. Çözebilmek için beni, “eksiklerimi” ve “sorunlarımı”, yazdığım sayfalarda arıyorum cevapları. Bugüne kadar hiç cevap veren yazım olmadı. Ama ben de hiç sorgulamadım onları, ya bunlar hiç bir kere olsun işe yaradı mı diye. Aslında aradığım somut bir şey olmadı. Kimi insanlar böyle işte. Olmadık şeylerden, herkesin yaşadığı basit sorunlardan derin hisler çıkarır. Olur olmadık. Hissedilenler ağırdır, düzeltilmesi gereken bir sorun gibi hissedilir. Cevaplar aranır, kendinde nice eksikler bulunur. Yazdığı sayfalardan bir getiri bekler belki insan. Beklemeliydi yani. İçinden gelen, saatler verilen onca satırlar, günlükler, hikayeler. Yazılır ve öyle kalırlar. Düşünüyorum şimdi, bana ne kattılar? İşte, hayatımın farklı bir yerindeyiz. Aynı soruyu soruyorum, ama farklı alanıma. Günlük mekanik hayatım hep fiyat-performans çalışır. Harcadığım emek, para, saat… Her ne varsa. Hepsinin getirisi yeterli olmalıdır. Günlük hayatım derken iş değil yalnızca ha. Arkadaşlıklarım, sohbetlerim… ve hatta aşklarım. Sanki şu kendi kendime kaldığım ve yazdığım anların dışındaki her an. İşte yalnız da şu anıma, yazdığım ve kendime kaldığım anıma sökmez bu fiyat performans. Yazarım ve öyle kalır. Zamanımı alır, canımı sıkar, uykumu çalar da elle tutulur hiçbir şey alamam. Yine de kopamam. Hayatımın geri kalan mekanik her anının bana verdiği yükler, acılar birikir de şimdi bana bunları yazdırır. Uzaktan bakınca makul görünen, sıradan ve akılcı günlük hayatımın acısı, faturası işte bu sayfalara çıkar. Tartışmalı belki hangisi makul, ne makul. Dayatılan ve benim de reddetmeye cesaret edemediğim gündeliğimden, eşimi seçerken bile bir çizik olsun çıkamadım. Son ayrılığım. Çemberin içinde değildi ve bu bizi bitirdi.

    Bana uymayan kalıplar var hayatımda. Ancak o kalıpları takmayarak dışında dolaşabilecek, dışına adımımı atabilecek cesaretim yok. İşte, yılların kavgasının özeti. Kan davası içimde, iki tarafım arasında. Kan kaybettiren bana ve sonu gelmeyen. Ondan bu yazmalar. Çözüm getirmeyen, elde getiri bırakmayan, ama yazmadıkça içimde dağ gibi büyüyen kavgalardan hep bu satırlar.

    Özgürleşmeliyim daha daha. Ama savrulmak oluyor bu bir diğer tarafımca. Çembere girememek ve çemberde kalamamak. Bu zor bir dava. Ağır bir yük. Geçmiyor. Hafiflemiyor. Unutulmuyor ve evrilmiyor. Hayat değişiyor, hayat geçiyor, birçok olaylar oluyor. Gündelik zaman akıyor, akıyor. Kendi başına kaldığında cereyan eden hisler ve hezeyanlarsa zaman kavramını yitirtiyor. İlerlemiyor, geride kalmıyor. Zaman bu anlarıma işlemiyor. Ölümsüz gibi. Geçmişte, gelecekte, her anımda. Bu benim. Ben buyum. Beni spesifik yapan, bana varlığımı kanıtlayan, etiketim işte tüm bunlar. Bende bana özgü, başka kimsede bilmediğim, bana saklı. Hep aynı, başka kimsenin anlayamayacağı, bana ait.
  • (bkz: itiraf gibi itiraf olsun)

    14 yaşımda lise hazırlık sınıfındakinden daha beter ingilizce konuşuyorum sözlük. sınıfı takdirler geçmemin ardından yıllar sonra haftada ortalama 1 ingilizce makale okuyup, birkaç ingilizce makale yazıp, üni.de de hazırlık sınıfını 78 puanla tamamlayıp sonra birtakım uluslar arası portalların anaforunda boğulmuş olsam da ne yaptıysam o (bkz: on dört yaşımın) akıcı ingilizcesini yakalayamadım/yakalayamıyorum.

    bunda artan sorumluluklarım ve yoğunlaşan hayatımın ketleyici etkisi de söz konusu olabilir.

    özetle: 14 yaşımın (bkz: fluently english) metaforuna hızla ışınlanmak istiyorum. kekeme bir (bkz: english trainee) olmak istemiyorum.

    özetle2: çok üzgünüm. belli etmesem de çook..(bkz: swh)

    ___
    sum: id really much like to type these aaaalll ↑↑↑ in english but unfortunately my lang skills dont let me to do this. i have a turk-twisted language intelligence in my mind and turning it to another language really tires me. you know, a lot of cultural expressions which define my feeling exactly and tough examples and imaginations which turks use them to reflect whole their brain storms and bla bla.

    sum2: not to go ahead in that engish matter sometimes really suffers me. sad. im like an unprogressive foreign language education taker.
  • sakin kal cüdâ, elbet bu da geçer cüdâ, haklısın cüdâ, biliyorum tahammülün kalmadı cüdâ. la ilahe illallah cüdâ........

    neyse yarın maç varmış, akşam kimse karışmaz bende oturup izlerim bir güzel. sükûnete ulaşırım..
  • Kavimler helak olmuş sözlük sizce de bu çok ürkütücü değil mi? Ne kadar az düşünüyor ve ne kadar boş şeyleri düşünüyoruz.

    (bkz: kavimlerin helakı)
  • Telefonun bir çalışma aracı olduğunu ögrendiğimde 32 yaş 1 ay 3 hafta 2 günlük idim. Şaşırdım ama kullanmaya devam ettim. Çünkü onu kullandıkça hesabıma devlet para yatırıyordu.

    Allah'a hamdettim.
    Rabbim senden gelene çok şükür dedim :))

    Allah bundan geri koymasın. Bir de bunda bizim acar müdürün kıvraklığı da söz konusu. Onu da çok seviyoruz zaten. Allah başımızdan eksik etmesin :))
  • Arada bir yanlız kalınca dertleşmek isteyip sözlüğe geldim doğrudur. Ama malesefki buralarda da kime yazsam diye düşünüp utanıp çıkıyorum.
  • seviyorum ülen.
  • 2dk sonra canlı dersim başlayacak sözlük. Bu arada ne okur/yazarsam kârdır.

    edit. Aha bildirimi de geldi gcalendar'dan.
  • sabır ve namazla Allah'tan yardım dilemeliyim sözlük. yoksa çıldıracağum.

    belki de insanlarla münakaşaya girmekten bu kadar çok korkmamalıyım. ne olur, en fazla gecemi b.k ederim, sabah uyandığımda geçer. ay boşverin ya. aha burnum akıyor corona olursam... sıkıntı!..
  • 1 yıldan sonra blog sözlükteyim, büyümüş hissediyorum
  • Korona içimdeki birçok şeyi öldürdü, aslında son zamanlarda fena şeyler de olmadı hayatımda ama hastalıklar, ölümler ve yalnızlığı daha derin hissetmek, gelecek sermayemden çalıyor.
/ 148