blog sözlük itiraf

#blog sözlük sırala başlıkta ara
/ 107
808 entry daha

  • gingerbread isimli admine hanımımız gehen gehen diye gülüyo akşamları.
    gerçek bu.
  • Gece vakti yazmazsam sinir olurdum. Liseden bir kadin arkadas; mezuniyet sonrasi kpss ile bogustu durdu uzun sure. Facebook'da vs aglak aglak "otonomoyoroz!" paylasimlari yapti. Derken atandi. Velhasil uzun sureli, instagram ve facebook'da surekli "yaağ arkadaslarla icerken, evde kendim tv keyf, bazen s*c*rk*n" vb paylasimlarla doldu tasti hayati kizin. Simdi de surekli "yalnizlik cok guzel gelsene" modunda. Adeta "simdi de evlenmeliyiiimmmhhh" havasinda.

    Ya tamam olabilir. Patlama yasiyordur anliyorum. Hatta evet benim hala daha hayatim b*k gibi. Ondan da olabilir. Ama bu kadar da olmaz be arkadas. Hem de o kisiye aslinda hic yakistiramadigim bir durum.

    Neyse iste Sozluk. İnsan geldigi yeri unutmayacak. Nankor olmayacak. Gosterise burunmeyecek daha dun aglarken. Benim yapima ters belki de. (bkz: Oh rahatladım) '*'
  • Kendi yazdığım entryi okudum ama kendimin yazdığını farketmemiştim ohh be benim gibi kişiler var diye sevinirken bi baktım ben yazmışım .s
  • An itibariyle açık pencerenin önünde ders çalışıyorum. Evin önünde minicik bir çamlık var ve oradan gecenin serinliğiyle birlikte müthiş güzellikte çam kokusu geliyor. Şu an ay ışığından başka ışığın olmadığı geniş bir çamlıkta ciğerlerim dola dola nefes alarak koşsam... düşünecek,yapacak başka bir şey olmadan... Ama işte kadere baaak,kadere bak sevgili sözlük.
  • Yoruldum...
    İnsanlara "hayır" diyememekten yoruldum. Niye diyemiyorsam 5 harf iki hece bir kelime. Kullanıldığımı hissettiğimde bile "hayır" diyemiyorum. Sahi neden diyemiyorum. Kırılırlar diye mi? Üzülürler diye mi? Yoksa benimle ilişkilerini keserler yalnız kalırım diye mi? Bir bilinmezliktir aldı başını gidiyor. Aslında inadım tuttuğu zaman haykıra haykıra "hayırrrr" derim. Ama olmuyor tutmuyor şu deli damar.bazıları iyi birisin diyor. Nedenini sonraları anladım çünkü hayır diyemeyen bir "ben" vardı karşılarında.benimki bardak değil fıçı galiba su bir türlü dolup taşamıyor.
  • Kalbim gercekten ters dönmüş galiba ya.
  • Bir dahaki radyo yayınında bu başlığı törenle vecihiye verelim, en azından başlığın kıymetini biliyor. Biz arada bir geliyoruz, o buranın yerlisi.
  • Acılarla kederimi, sinirimi öfkemi
    Üzülürsün diye
    Senden gizledim.
    (bkz: haberin olsun yani)(bkz: şakası kaçtı)(bkz: biraz ciddiyet)(bkz: yener çevik)(bkz: senden gizledim)(bkz: depresyon sirke tadında)
  • ygs ye çalışmıyorum ama çalışmam gerekiyor ama çalışmıyorum hayata diss atıyorum

    (bkz: isyanqar repçi)
  • eski sevgililerimi düşünüp gülerek mirkelam havasında "unutulmaaaz unutulmaaaz yaşşadığımııaaaz unutulmaaaz" diyorum. Bunda pişirdiğim ıspanak yemeğinin ve şu anda yemek üstüne içtiğim yeşil çayımın etkisi de var. eee... sonuçta benim bağımlısı olduğum içki de (bkz: yeşil çay). Taze zencefilli ama. lütfen.
  • ruhumun bir kısmı kaldı orada. Eksik güldüğümü fark ettiler. Ne acı. Eksik kızdığımı söyledi arkadaşım. Tam da nargile içme seansının ortasında. Vazgeçmişsin dedi bir tanesi. Aynı gün. Farklı saatte. O pulu kırardın sen. Neden umursamazsın hayata karşı. Gel dediler. Gidelim sevdiğin ağacın oraya. Biraz dur yanında. İyi gelir sana. İstemedim. Artık emin oldular. Ruhumun bir kısmına sahip olmadığıma. Bıraktım. Sahiden. Sırtıma yük. Kirpiklerime yaş olmaktansa. Hayatımın bir bölümünü ücra köşelerde bıraktım. Sakladım sandım. Gördüler. Neyse ki. Nefesi alış şeklime kadar bilen arkadaşlarımla. Yılda en fazla üç gün geçirebiliyorum şu sıralar. Üç koca gün ızdıraba dönüşmeye meyilli neden soruları arasında kalıyorum. Üç koca koca gün. Susup oturuyoruz karşılıklı. Elimizde tütün. Aklımızda yarın. Gönlümüzde. Dün.

    Ankara. Köşe başları. Yokuşlar. Ve parklar. Her şey biraz daha fazla değişmiş. Bizden bağımsız olarak. Bizi bağlayacak şekilde. Yedide yürürken. Reflekstir. Aynı şiiri okurum. Geçer içimden. Dönmeyeceğimiz bir yer beğen. Başka türlüsü güç. Gözlerin bile değmeden gözlerime henüz. Ona göstermeyi hesap ettiğim balkonda yine çiçekler açmış. Adını bilmediğim. Onun da bilmediğini tahmin ettiğim. O kapıyı çalıp. O balkonda çay içerken. O çiçeklerin adını öğrensek. Beyaz hayalleri özlesek. Sonra bir daha yediden geçmesek. Ben kabul ederim. Ama ankara. Köşe başları. Yokuşlar ve parklar.

    En sevdiğim diye bir şey yokmuş. Sevdiğim her şeyi sevilebilir kılan tek bir şey varmış. O da masallar misali. Bir varmış. Bir yokmuş.

    Bu şehre dahi dayanamıyorum artık. Olmamakta bir esaret aramaksa keder. Yoklukta bulmaksa hürriyeti. Esir bir iradenin eseridir belki de. Şu sıralar.

  • Güneşin bizim için parıltısını yitirdiği zamanlar vardır. Gökyüzünün kuşsuz olduğu. bulutların pembeye çalmadığı, bizim onlara yağmurlar yükleyip sonra da sulu sulu ağladığımız zamanlar.
    Söylemekten itinayla kaçındığı sözcüklerin eksikliğinden doğan uçsuz bucaksız bir boşlukta, saatleri asırlara genişleterek yaşamamanın yollarını aradığımız zamanlar.
    Mutlaka kendi sardığı sigarasını tellendirirken, üflediği dumanların hala bir şeylerin kıpırdayabileceğini kanıtlamasını sabırsızlıkla beklediğimiz zamanlar.
    Taşıdığı birtakım alışkanlıkların katılığından mı bilinmez sakınımlı adımlarının bir türlü bize yönelmemesine gönüllü teslim olduğumuz, dahası bunda sancılı lezzetler bulduğumuz zamanlar.
  • Köpüklü sabunun aslında köpüklü olmadığını, sabunun sıvı olduğunu ve kabın o sıvıyı köpük olarak çıkardığını öğrendim bugün. Bunu da buraya yazayım dedim.
  • Bekliyoruz sürekli bir şeyleri ve beklediğimiz şeyler üzere de umut ediyoruz hep. Mesela kendi hayatımdan örnek vereyim bundan 4 yıl sonra akademisyen olmayı bekliyorum bir kitap yazmayı ya benzeri bir şeyler karalamayı çok uzağa gittiysem şu an eve çıkmayı konuştuğum kızla belirli bir mesafe katetmeyi bekliyorum. Ve bunların hepsi için umut doluyum. Ama işte gerçekleŞince beklediğimiz durum o gerçekleşene kadar geçen sürede umudumuz sayesinde onu o kadar yüceltiyoruz ki o kadar da önemli gelmiyor. Daha doğrusu bi önemi kalmıyor. Kendimize bunu niye yapıyoruz?
    İnsan beyni bir şeye odaklandımı onu yerine getirmek için siz farkında olmasanızda ciddi çaba sarfediyor ve biz böyle mükemmel bir mekanizmayı benim örneklerimde olduğu gibi çok gereksiz şeylere yönlendiriyoruz. Bu ona da haksızlık sayılmaz mı?
    İtiraf ediyorum sözlük blog sözlük itirafa bir şeyler yazmak aşırı rahatlatıyor beni.. Aslında bazen bir şeyler yazmak aşırı rahatlatıyor. Hatta öyle bi hal oluyor ki bazen düşündüklerimi sıkıntılarımı yazıyorum bir kağıda üzerinde oynuyorum biraz rahatlıyorum ondan sonra da yırtıp atıyorum. Bazen yeni tanıştığım birine anlatıyorum o kadar anlıyormuş gibi yapıyoruz ki birbirimizi.. Muş gibi yaşıyoruz hayatı. Mutluymuş gibi biliyormuş gibi ve kendimize bunu inandırıyoruz.
    Uyku tutmadı ya yok başka derdim sıkıntım yapacak bir işim de yok masamın başı ile yastığım arasında geçiyor günlerim. Odamın camlarını da siyah poşetle kapladım. Çatı katında yaşıyorum.. 3-4 gündür asla sevemediğim bi eklem bacaklı kardeşim örümcekte banyoda kabinin köşesinde duruyor. Öldürmek istemiyorum.. Arkadaşlara söylesem öldürecekler diye korkuyorum. Kovamıyorum da... Ne olacak bu örümcek onu düşünüyorum. Acaba o neyi düşünüyor.
    Yakında bulunduğum bu odadan ayrılacağım. Bunun için seviniyorum diyemem ama üzülmüyorumda nereye koyuyorsa insanlar orada yaşıyorum. Çabalayarak bi yere ulaşamıyorum. Belki bir gün dibe.. Umarım ben odadan gittikten sonra örümceği kimse öldürmez ve umarım valizime de girmez.
    Artık eskisi kadar soru da sormuyorum. Aslında hiçbirimiz sormuyoruz çocukluktan bu güne kadar soru sorma eğiliminize bi bakın nasıl düşüş içinde. Bunun sebebi artık her şeyi biliyor oluşunuz mu yoksa kabulleniş mi? İşte günleri bunları düşünerek geçiriyorum. Geçen yıldan beri kafamı kurcalayan devlet konusunda kitaplara sardım onları okuyorum. Düşünürlerin kitaplarını hayatımdaki insanlara göre ayırıyorum bodin diyorum kesinlikle bizim a.e nin kafasından diyorum.
    Günler geçiyor sevgili sözlük biraz şanslıysam ortalama 40 yıl ömrüm kaldı ve geçen 20 yılda hayata dair kaydadeğer tek bir şey yapmadım. Büyük ihtimalle gelecek 40 yılda da yapmayacağım. Hani diyor ya ''yaşamak çok ender bir şeydir insanlar genelde varolur'' işte ben de varolan kısımda buluyorum kendimi. Günler geçiyor ve ben bir şeyler yapmak istiyorum ve bu isteğimle kalacağım. Umuttan karamsarlığa bir yolculuk diyorum..
    Meraba sözlük yeni bir güne merhaba
  • sınavı olup sözlükten ayrılanlara iç sesim -ne olacak ya girmezsin olur biter- diyordu.
    şimdi 7 saat 10 dk. sonra sınavım var ya, olmuyormuş öyle. girmek yasak ya şimdi, inatla girip bakasım geliyor.
    halbuki sol framein aktığı filanda yok ama napçan; merak. merak, öldürür azizim. '*'
  • Sözlük inanılmaz bir sinir harbi yaşıyorum. Yani nasıl oluyor da iyi niyetim hep kötülükle patlak veriyor anlayamıyorum. Ya hu ben neşeli neşeli konuşmalara katılıyorum ama hep "sus, çok konuşma, sesini kes" naralarını duyuyorum kafayı yiyeceğim ya. İçimde kötülükle asla bir şeyleri yapmam. Sürekli birilerini güldürmek için gözyaşlarımın ıslattığı yatağımdan kalkarım. Yaptıklarım hiç mi göze gelmiyor?
    Bugün misafirlikte "30 saniye çayı içtim görünmeyeyim diye. Habersiz olunca çirkin çıkıyorum hahahahahha" dedim ve üzerine azar ve trip yedim. Bu cümlede kötü olan ne var Allah aşkına? bu ailem bana kafayı yedirtecek az kaldı. Kendimden istifade ettim hep, onlara bir kötü laf gitmesin ya da moralleri bozuk olmasın diye. Karşılığı buysa ben daha bir şey demiyorum..
  • Sakin biri olmayı annem sayesinde öğrendim.
    Siz de sinirleri alınmış bir insan olmak istiyorsanız yakınınızda aşırı sinirli, her daim patlamaya hazır bir bomba gibi olan insanlar bulundurun. o patlayınca size sakin olmaktan başka şey kalmıyor.
  • Sabahın köründe kalkıp Yıldız Parkı'na kahvaltıya gittik bugün. Ondan öncesinde Eminönü'nde bir işi hallettik. Bugün hava öyle kavurucu bir sıcaklıktaydı ki anlatamam. Kahvaltı kötüydü Sözlük. Hatta yediğim en kötü açık büfe kahvaltı diyebilirim. 42.5 tale hem de. Açık büfe? O parayla ne açık büfelere giderdim ben beah. Neyse, tekrar gider miyim? '*'

    Sabahtan akşama kadar çocuk sesi, çocuk ağlaması; mekanlardaki çocuk ağlamaları... güneşin kafamla ilişkiye girmesi... Baş ağrım, köprüden karşıya geçip e5 sonuna kadar adeta trafikle günümüze gün katması da bonusu oldu.

    Dur ben iyimser olayım biraz. Ne güzel bir gündü. Sincap gördüm parkta. Senenin ilk soğuk kahvesini içtim falan. '*'

    Özetle diyeceğim iki şey var. Bunlardan biri kötü bir gündü, baş ağrım yeni geçti ki yatacağım zaten. İkincisi de Allah'dan ne evleneceğim ne de çocuk sahibi olacağım. Bana fazla geldi son 3-4 aydır 1.5 yaşındaki ve 5 yaşındaki yeğenlerim. Sevmediğimden değil, hatta 4 yeğenim arasında altını defalarca değiştirdiğim tek yeğenim en küçük olanı. Ama o gürültü, o nereden çıkartabildiğini anlayamadığım çığlıklar... oy. Yazarken kulaklarımı tıkayasım geldi adeta.

    Dipnot: itiraf başlığını blogum haline getirdim sanırım. Bloguma yazasım gelmiyor. Zaten domain yenileme vakti geldi. Neyse.
  • Ben en azından katilimi tanıyorum. Fakat sen bir gün sevilmediğin bir yürekte, kim vurduya gideceksin.
  • bir aydır yapamadığım ödevi sonunda yapmış bulunuyorum mutluluktan delirme noktasına gelmiş olabilirim, umarım güzel not alırım sözlük...
808 entry daha
/ 107