blog sözlük itiraf
2440 entry daha
-
naber -
mülakat bitti...
ama ben de bittim...
tükendim...
sahi bu olmak zorunda mıydı? Mülakat? Neyin malikini güdüyoruz? Kimi malik biliyor, kimlere maliklik taslıyoruz? Yoksa amaç malikiyyetimizden çok ucu jakarlı mesruriyyetlerimizin teşhiri mi?
teşhircilik...
ne güzel kelime..
"geliniz efenim şuramı da şerh ediniz. Buramı da. Ve buramı ve buramı..."
daha fazla yazamayacağım. Şu bir gerçek ki 28 yıllık bendeniz, rukiye, insan içine çıkmaktan nefret ediyor.
ve evet. Şu an bunları da yalnız bir ortamda yazıyorum. -
şu an tuvalete gitmeye üşeniyorum. -
bu aralar canım çok sıkkın. 3-4 ay eve gitmedim inattan ötürü. çalışmaya başladım, çok bişey değil ama kendi harçlığımı ve tüm giderlerimi karşılıyorum elimde kalan 2-3 kuruş parayıda son bir aydır bahislerde kaybediyorum. eve gelmediğim dönem okulu saldım derslerin çoğundan devamsızlıktan kaldım sayılır. zaten iki yıllık sikik bir bölüm. çok kararsızım okulu bırakıp askere gitmeyi dahi düşünüyorum. bir çıkış yolu olsa keşke. kendimi kafamı dinleyebildiği tek vakit dumanlı saatler oluyor başka yok. böyle nereye kadar devam edecek sorusu günün her anında içimi kemiriyor. böyle nereye kadar devam edecek? -
şu bir gerçek ki çocuğunu boşvermiş bir veliyi ben de boşveriyorum. ki ben okulda en ilgili öğretmenlerden biriyim. bunu övünmek için söylemiyorum.
şunun için: veliler, çocuğunuza sahip çıkın. deli etmeyin adamı. ya kadın tamam mı, eşinden ayrılma aşamasında, borç harç, falan fistan. e iyi de anne kadını çocuğunu niye boşveriyorsun. tek yapacağın iş eve gelince defterini açıp çocuğunun ödevini yapıp yapmadığını kontrol etmek. bir köşede aman kocam şöyle kaynanam böyle diye ağlayacağına otur da iki kelime çocuğunla sohbet et.
çok sinir oluyorum ya. bu çocuğun sözlü notlarını da diğer sınıf arkadaşları gibi yüksek veriyorum. ama yine de bu onu kurtaramaz ne yazık ki, biliyorum. annede bu kafa olduktan sonra kendisi de, çocukları da daha çok rezil olur.
veliler. çıldırtmayın adamı. çocuklarınızla ilgilenin. çocuğunuza sahip çıkın ya. onların okulda, sokakta ne işler çevirdiğinden haberiniz var mı?..
bu yazımı okuyan velilier. bakın.. lütfen.. -
son yetmis iki saatte dokuz saat uyuyabildim. ee simdi bundan size ne. ancak sizi ilgilendiren herhangi bir konu olmadigindan. sizi ilgilendirmeyen baska bir konuya baglayacagim. ve bu sekilde. bizi ilgilendirmeyen bir seyle baslayip bizi ilgilendirmeyen seylerle suren ve bizi ilgilendirmeyen nihayetlere ulasan ne kadar cok sey okuyoruz. insan ilgili bir varlik. ilgisiz kalabilmek oldukca zor. iliskisiz oldugumuz onca seye duyulan merak da dusunuldugunde. iliskili olmamak bile ilginin sinirini daraltamiyor. hatta. bir yandan su dusunce de kafamdan gecmiyor degil. iliskisiz oldugumuz seylere gore iliskimiz olan seylere daha az ilgiliyiz. aslinda hayatta kalma gudusu filan dusunuldugunde. insan iliski alaninin disina ancak zevk icin cikabilmeli. peki iliskisiz oldugumuz seyler hakkinda bilgi edinmek ya da en azindan haberdar olmak. gizli yahut aciktan bir haz mi veriyor. bilmiyorum. ayni zamanda bunu bilmeye ihtiyac da duymuyorum. ama ilgileniyorum. ister istemez. dusunmek. hem de normalden daha fazla. uyuyamamanin kazandirdigi vakit yordamiyla bile olsa. iliskisiz oldugumuz alanlarin kapisini ardina kadar aciyor. iliskisiz oldugumuz seylere karsi duyulan ilgi. tabii ki bu kapilari zorlayan. ve acan. ne kadar i harfi kullandim. daha fazla ilgi ya da iliski yazmak istemiyorum. ayni zamanda. en azindan. bazi olumsuzluklar. hayata ancak bir i kadar etki edebiliyor diyerek. seviniyorum. sevincli olmak icin bu kadar az sebebin oldugu bir zaman araligindan gecerken. i harfinden bile sevinc cikariyorum.
iki adet kimseyi ilgilendirmeyen sonuca ulastik bile. son yetmis iki saatte dokuz saat uyumam. ve daha az sevinebildigim bir surecten geciyor olmam. ufacik bir tavsiye. herhangi sey okurken. direkt olarak sonuclar ile ilgileniyorsaniz. sadece basini ve sonunu okuyun. basi ya da sonu nasil belirleyecegiz diye aklindan gecen olursa. hepsini okuma tavsiyesinde bulunurum. en azindan bir seyin basini ya da sonunu govdesinden ayirabilecek zamana gelene kadar. ucuncu bir sonuca daha vardik. asiri gereksiz yerlerde. yine kimseyi ilgilendirmeyen tavsiyeler veriyorum. sanki cok biliyormusum gibi. ancak kimse cok bilmiyor. yasamak yordamiyla tesadufen ogrendiklerimizi. paylasiyoruz.
neyse. yetmis iki saatte maksimum otuz alti saat dusunmem gerekirken. yirmi yedi saat daha az uyuyabildigim icin. yirmi yedi saat daha fazla dusunmek zorunda kaldim. buradaki dusunmek. sadece o konuya odaklanmak olabilecegi gibi. aklin bir kosesine takilmak ya da akildan gecmek seklinde de olabilir. hatta istem disi gorulen bir nesneden yola cikarak. yine ayni dusunceye ulasma suresini de kapsiyor. nereden baksak. bu saf bir yirmi saat fazladan. herhangi sekilde. o dusunceye maruz kaldigimi gosterir. artik maruz kalmak diyorum. cunku istedigim ilk sey degil. ancak ihtiyac da duydugum bir sey. cunku sevdigim bir sey degil. ancak sevmekten vazgecebildigim bir sey de degil. ote yandan. fazladan yirmi saat dusunmek zorunda kalsam bile. aciklamakta zorlandigim bir dusunce. uykuyu. en kiymetli kacis mekanizmasi olarak gormeye basladigim ilk okul zamanlarindan beri. ki o zamanlar uyuyakalmak. hastalik ya da diger etkiler ile yarisabilir haldeydi. iste o zamanlardan beri. gereken kiymeti verdigimi dusunuyorum. simdi. bu cagda. geldigim yasta. ve sahip olmaya calistigim dusunce sisteminde. elde kalan tek seyin uyku olmasi gercegine ragmen. uyuyamiyorum. kisacasi. ya cok uyuyalim. ya az sevelim. ya da turkcedeki en sevdigim cekimi kullanayim. sevmekteyim. -
Ben yalan söylemem eksik bilgi veririm. -
Ben, başımı yastığa koyduğum taraftaki saçlarıma uyguladığım basınca üzülüyorum. Ya diğer yandaki saçlarım daha çok seviyorsa beni? -
Mesajlara bilerek bakmıyorum.
Çevremdeki kimseyle iletişim kurmak istemiyorum. Buna mecbur olmak beni çıldırtıyor. -
T. K. (37), akşam yemeğinin ardından camide imamın kandil va'zını dinledikten sonra eve gelip dini bir vecibeyi daha ifa etmek üzere diyanet tv'den mustafa cihat'ın ilahilerini açtı, dinlemeye koyuldu.
belki ekran karşısında o new-age ritmik ilahilerin coşkusunda sızıp gidecekti ama olsundu. T. K. (37) 'de, bir kandil akşamını daha dolu dolu geçirmiş olmanın gönle dokuduğu o tarifsiz huzur vardı. Uyuyordu; uyumuştu.
(bkz: beraat kandili) -
Instagram'daki önerilen kişilerden başka birine ulaştım. Ne alakaysa artık birbirlerini tanıyorlarmış. Ulaştığım diğer kişi de benim "diğerleri" diye tanımladığım gruptan biri. Sonra onun fotoğraflarına bakarken bir de ne göreyim? Gebze'de gördüğüm bir başka kişiyle arkadaş çıktılar.
Yahu, vallahi kafayı yiyeceğim en sonunda. Sanki bütün hepsi birbirini tanıyor ya da birbiriyle sevişmiş yatmış bir haltlar yemişler de ben hepsinden kaçmış ve yalnız kalmışım gibi hissediyorum. Ki öyle de.
Bunun ne faydası var biliyor musun Sözlük? Geriye bakınca daha az keşke bırakmış oluyor insan. Zararı da var tabi: Yalnız olmak. -
kalabalık olmayan zamanlarda sokağa çıkmaktan korkardım. Sonra büyüdük. Benimle birlikte on milyonlarca insanla birlikte. İstediğimiz vakitlerde sokağa çıkabilir hale geldik. Sonra çok sevdim. Kalabalık olmayan zamanlarda sokağa çıkmayı. Gecenin bir vakti. Sabahın körü. Kimsesiz karanlıkların kalabalıklaşmasını seyrettim. Kimi zaman dahil de oldum. Gün doğumları karşıladım. Sakinliği günün telaşına uğurladım. Daha az korkmaya başladım. Çünkü korkuya yer kalmadı ruhumda. Çok üzüldüm. Çok sevindim. Ve birtakım başka şeyler. Bütün alanı kapladı. Belki de tekrardan. Kalabalık olmayan zamanlarda sokağa çıkmaktan korkmak istedim. Başaramadım.
Dördü kırk geçe çıktım evden. Doğuya doğru yürüdüm. Yürüdüm. Kendi imkanlarım ölçüsünde. Güneşi daha erken görme isteğine engel olamadım. Bazen karanlığa duyulan nefret. Doğuya sürükler. Daha da doğuya hatta. Bütün ömür boyunca tek bir ışınlanma hakkı olsa. Bir karanlıktan herhangi aydınlığa ulaşmak için feda etmeyi göze aldırabilecek kadar nefret. Ve uzun süre sonra nefreti hissetmek. Sevmemekte kalmalı her şey. En kötü ihtimalde. Nefret dediğin karanlık. Karanlığın yol açtığı nefret. Hissetmemek.
Beş buçuğa doğru ortalığın yeterince aydınlandığına ikna oldum. En yakınımdaki kaldırım taşına oturdum. Bir sigara sardım. Aniden ışığa maruz kalan gözlerime dumanın şokunu da ekledim. Bir miktar ağladım. En son ne zaman gözyaşları içerisinde bir günü karşıladım ki diyerek. Bu durumu o kadar da umursamadım. Kalktım yoluma devam ettim.
Beşi kırktan fazla geçerken. Bir nehir kenarına medeniyetten sonra ulaştım. Bir sandalyeye oturdum. Bir sigara daha sardım. Kibritimi çaktım. Daha tütüne değmeden ateş. Kalabalık olmayan zamanlarda sokağa çıkmaktan korktuğumu hatırladım. Belli belirsiz gülümsedim. Sigaramı yaktım. Telefonumu aldım. Nefret ettiğimi de o zaman anladım. -
Aşka dair acılarınızı okumaktan b ı k t ı m -
Uzaklara bakmak diye bir şey kalmadığında anlaşılır belki. Sevmenin kıymeti. Yakınında bir şeyler aramaktan vazgeçtiğinde bir ihtimal. Takıntılı sıfat tamlamalarının tam ortasını sildiğinde. Geriye kalan tamlamadaki eksiklik gibi gözüken sonsuzluk bir nevi. Silinen kısma gelebilecek ihtimallerin takıntısızlığı. Gösterebilir insana. yine aynı kıymeti ki görünmediği halde var olan şeyler söyleyin. Ben de araya bu kıymeti atıvereyim. Sırasıyla yapalım ya da aynı anda. Birlikte. Maksat göstermek de olmasın hatta. Ancak gördüğüne inanan insanlara yardım etmekten ibaret olsun. Yine de fark etmez. Değişmez. Artmaz ya da azalmaz işte. İnsanın cürmü bazı şeylere değer katmaya yetmez. Ve bu insanın cürmü hatta. Kattığından çok değersizleştirmeye yol açabilir kimi zaman. Farklı mevzuularda. Bizim konumuz etkilenmekten münezzeh. Bir cümleye nesne edilemez. Edilgen çatılı fiil dahi olamaz. Sanrıların içine gömülen bir takım zihinlerde bunun tam zıddı bir algı oluşabilir. Ki onlar da sanrıların sebep olduğu algılar ile zehirli fikirler salgılar. Sonra kazanan yine yeni rakı olur. Pansuman niyetine. Mikropları kırsın diye. Bir şekilde ölmeli işte. Sanrılardan damıtılan algılar.
Doğa olaylarından yola çıkmazsak belki. Her şey bu kadar anlamlı gelmezse bir gün. Sebep olacağımız bir şey kalmazsa hatta. Taşı sıktığımızda elimiz ağrırsa. Topraktan geriye ancak rengi kalırsa. Gecenin tam ortasında minicik beyaz bir ışık bile yanmazsa. Gökkuşakları uğurlamazsa yağmuları. Dokuzuncu kattan aşağı düşerse damlalar. Tek kibritlik kükürt bile bulunamazsa ocaklarda. Ölürüz belki de kim bilir.
Yaşamaksa ölmenin zıddı. Nefes almaksa bedeni cesetten ayıran. Gülmekse eğer insana değer katan. parmağının ucunu kesmekse hissetme refleksi. Ve göz kenarlarını kaşımaksa ihtiyaç. Ölüyüz belki de kim bilir.
Kim karar verebilir ki bütün bunlara. Kendimiz bile değil. Çevremiz. Hiç değil. İki mahalle ötedekiler belki. Selayı duyabildikleri ölçüde yaşayan somyanın kenarına diz çökmüş insanlar. En çok perdelerin hakkıdır karar vermek. Aylarca açılmayan bir tanesi karar verebilir. Her sabah şahane ezgiler eşliğinde açılanlar caka satabilir. Havanın durumuna duyulan merak. Kişinin ehliyetini ele verebilir. Yıllanmış semtlerin köhne sakinleri. Sizi umursamıyor dahi olabilir. Bağıramıyorsak bunları bu denli. Geç kalmışlığın mahiyeti anlaşılamıyorsa bir türlü. Farkına bile varamıyorsak etkisizliğin. Fark etmez belki de. Ne denir.
Tespit etmek cefalı. Bilmek acıklı. Yine de gülmek yapışmışsa ruha bir kere. Patavatsızlık işte. Elden ne gelir.
Çok şey yazmalı. Çok zaman ayırmalı. Ve bunların hepsi düşünmeden olmalı. Ki düşünmek benliğe yapılmış en büyük ihanet. Zihnin ele geçirdiği bir mevcudiyet. Egemenliğin akla teslim edildiği bir varlık. Yaşamaya ne hacet. Bir kısım ihtimalden akla çarpan üç beşi. Ya umutlandırır insanı. Ya da garabet. Eşsiz bir sonsuzluk sunan kalp orada dururken. Kafatasının içine hapsedilmiş. Zaruri mağlubiyet. Sınırlı hissetmek. Ve inkar etmek. Çift taraflı eziyet.
-
şu itiraf başlığı kapatılsın, yok edilsin ya.
geçen öğle arası işten arkadaşlarla bir restorana gittik. dönüşte bi taksiye bindik. ama öyle bir koku var ki arabada, anlatmaya kelimeler pak kalır. insanı hayattan koparan cinsten. ne idüğü de belirsiz. çıktık ve temiz havaya alışmak bile zaman aldı. aramızda tartıştık, ne kokusu olabilirdi bu, diye. ve biri kusmuş arabaya kesin, dedik, en son.
benzer bir kokuyu alıyorum maalesef.
ha, hemen karşımda, dimdik ve kibirli bir "e okumayabilirsin kardeşş" çıkışı bulabilirim. o taksiye de binmeyebilirdik. fakat bu geçerli bir çıkış olmazdı. açıklamayı da ben yapmayayım plz. -
hayatımda hiç sinemaya gitmedim. '*''*''*'
Sinemaları tiyatroları kim bedava yaparım derse ona oy veririm. Tam bir satılığım.
Ülke batsa umrumda olmaz. Sanılanın aksine kaybedecek hiçbir şeyim yok.
İlgi odağı olmak hoşuma gidiyor. Bir ortamda sözümün dinlendiğini hissetmek garip bir şekilde haz almamı sağlıyor. İnsanlar bana iyi davranınca daha iyi biri oluyorum. Kötü davranınca da öyle işte.
Fikirlerime saygı duyulmasını isterim ama benle aynı fikirde olmayanlara saygı duymam. Saygı duyuyormuş gibi yaparım ki onlar da saygı duyuyormuş gibi yapsınlar birbirimizi kırmayalım.
İnancımda sorunlar var. İsyan etmekteyim. Kendime sorduğum soru neden isyan ettiğim değil neden daha önce etmediğim.
Yalnız hissediyorum sürekli. Etrafımda insanlar olması bunu değiştirmiyor.
Kendimi dış dünyadan soyutlama hareketim ne zaman gerçekleşecek bilmiyorum. Ama olacak. en büyük hayalim bu.
Bazen insanlara özeniyorum. Hayallerime sahip oldukları için. Kıskanıyorumdur da belki. Ama onların benim hayallerime sımsıkı sarılmaları gerekirken neden daha fazlasını istiyorlar? Bu soru da böyle kurcalıyor.
Şükür etmeliyiz. Ama neye?
İradeli olmayı ben seçtiysem, iradeli olmayı seçtiğimde iradeli değilim demektir. Yani aslında iradeli değilim demektir. Bu hayatın sonucunu merak etmiyorum da sebebi çok kafamı ağrıtıyor, bu gidişle ağrıtmaya devam edecek gibi.
Yalnız olmayı seviyorum.
Bazen sevmiyorum.
Arada insanların salak olduğumu düşünmesini istiyorum ki soru sormasınlar. Bıktım. Saçma sapan şeyler. Dünyalılardan tiskiniyorum.
İki yüzlü değil 5-10 yüzlüyüm. Aren't we all?
Bir şeyleri değiştirmek istiyorum ama gücüm yok.
Değişimi sevmiyorum.
İsmimle hitap edilmesinden nefret ediyorum.
tüm arkadaşlıklarımı tuğla üstüne tuğla koyarak yarattım. Yoksa arkadaş olunacak biri değilim öyle. Sadece tanıdığım insanların yanında eğleniyorum. Diğerleri sadece rol.
Yeni insanları sevmiyorum.
Çok fena adapte olurum. Kimim kimlerdenim anlayamazlar.
Problem çözmeyi seviyorum ama henüz en büyük problemim olan meslek seçimimi gerçekleştiremedim.
Dudaklarımı koklamayı seviyorum.
Ellerimi de.
Müthiş bir his.
Mükemmel kokuyorum.
Of müthiş.
Sırt üstü uyuyamıyorum.
Para için her şeyi yapmam ama birtakım şeyleri yaparım. Çünkü para da birtakım şeyleri yaparken gerekiyor. Sezar'ın Hakkını Sezar'a verelim.
Entelektüel insanları sevmiyorum.
İnsanların baya Bi yüzdelik dilimini sevmiyorum.
Sevdiğim insanlar sevmediğim davranışlar yapınca üzülüyorum.
Popüler şeyleri yaptıkları için kendilerinden gurur diyerek bahsedenler adına utanıyorum.
Şiddete karşı şiddetin çözüm olacağını düşünmüyorum. Şiddetin her türlüsü yasaklanmalı. Bugün biri şiddet uygulayarak kahraman olur, ertesi gün onu örnek alan biri şiddet uygular. Semptomları değil hastalığı tedavi etmek gerek.
Sessiz yerleri seviyorum. Kendimi ait hissettiriyor. Ya da tam tersi bir şeylerin bana Ait olduğunu.
Rahatladım. Uzun sürmez. I hate myself. -
Kabuktayken kardeşimi yemiştim -
Mükemmel biten egitim öğretim hayatımı ödüllendirmek için saçlarımı (yine dayanamayıp evet) kestirdim. Kendime geleyim diye ailemin eve yaptığı çikolata zulasının içinde kaybolmuşken, kardeşimin oynamasina asla izin vermediğim bilgisayarımı kardeşime teslim etmişim. Az önce. Ben yapmışım bunu. Git oyna demişim ??? Ey depresyon sen kimsin ya -
Uyuyamıyorum -
cildimde bir sağlık problemi var iki yıldır geçmedi.bi ara çok kilo almıştım ve 100 kilo olmuştum 2-3 gün banyo olmayınca kasıklarımda bir kızarıklık çıktı.doktora gitmek yerine internette araştırma yaptım ,önerilen bir ilacı hemen uyguladım.ertesi gün yürümeye başladığımda kasıklarımdan bacaklarımın arasına doğru krem eridi ve iç çamaşırım ıpıslak oldu. o günden beri kasıklarımdaki kızarıklık ve bacaklarımın arasındaki terleme geçmedi.banyo olduktan 5 dakika sonra ıslanmaya başlıyordu.dışarı çıkıp dolaşmak benim için artık bir eziyetti ankara ayazında bile bacaklarımın arası terliyordu ,ıslanan pantolonlar yırtılıyordu 3-4 ayda.bir kaç kez doktora gittim bana verdikleri kremler işi daha kötü yapmaktan başka bir şey yapmadılar.son zamanlarda hayatıma çeki düzen vermeye çalışıyorum.en son gittiğim doktor bir krem bir tane de jel vermişti,ikisini birlikte kullandığımda sonuç alamamıştım.şimdi jeli tek başına kullanıyorum jel döküldüğü yeri kurutuyor ve yıllar sonra ilk kez bacaklarımın arası kuru, kasıklarımın kızarıklığı azaldı.bu arada jelin ismi pers mant.tam olarak geçer mi bilmiyorum ama umutlu olmayı bile özlemişim.bu sıkıntımı ne aileme ne de arkadaşlarıma söyleyememiştim,bunları itiraf etmekte içimi biraz olsun rahatlattı.
2440 entry daha
