blog sözlük itiraf

#blog sözlük sırala başlıkta ara
/ 148
  • doğum günümde bugün doğanlar sekmesinde gözükecek miyim çok merak ediyorum.
  • kendimi hala keşfedebilmiş değilim. içimde bir ses var, daha farklı şeyler yapmamı söylüyor. fakat o şeylerin ne olduğunu bulamıyorum. bulmak istiyorum, bulmak için çabalamaktan vazgeçmeyeceğim. ancak yorucu bir süreç.
  • bu saatten sonra kendimi ancak kendime adarım..
  • Bazı şarkıları "canım sen hit degilsin bunu biliyorsun değil mi?" diyerek şefkatle kucaklamak istiyorum. Dinlenmek onların da hakkı.


    (bkz: ama ben dinlemem)
    (bkz: to shift on the channels)
    (bkz: number one dance faved)
  • iyi geceler sözlüüüükk. onu bunu bahane ederek çalışmadığım dersler, geldiiiiii, kapıma dayandı. artık daha fazla bahane üretirsem 1 yıl daha fazla bir şeyleri bahane etmem gerekecek çünkü.'*'
    ağlaya ağlaya ders çalışma vakitlerime dönüyorum.
    (bkz: gece çalışmaları)'*'
    virüsten dolayı kütüphaneler de açık değil ve kütüphane ortamında ders çalışmaya o kadar alışmışım ki ;( ders çalışırken en ufak rahatsız edildiğimde bile sinirleniyorum. gerçekten odaklanmakta zorlanan biriyim çünkü ve hemen dikkatim dağılıyor ve 2. kez mezuna kalamaaaammm. bu yüzden sınav yaklaştıkça gitmem dediğim üniversiteye bile gitmeyi düşünüyorum.'*'
  • Kalbim çok kırık. Alışkanlık mı ? Sevmek mi ? Aşk mı ? Kelimelerin yetersiz kaldığı yer burası. Ne bekliyorum ne olacak ya da ne olmalı inan bilmiyorum. Bir şeyler değişmeli evet ama bunca yıldan sonra mı ? Konuşamadığım, dinlenmediğim her an boğulacak gibi oluyorum. Sanırım aklımda kalbim kadar karışık.
  • hani bazen boşlukta hissederiz kendimizi, ben artık o boşluğun kendisi oldum. boşlukta değil, boşluk gibi hissediyorum.
  • bu başlık, sözlüğün en çok ilgi çeken yeri olmalı. 106 sayfa entry girilmiş.
    hey gidi seneler hey.
    ne oldum değil, ne olacağım demeli insan.
    her şerde bir hayır vardır derler ya...
    insan sahip olduklarına fazla güvenmemeli. bu koronovirüs salgını da bizlere ders oldu birçok bakımdan. sevdiklerimizin kıymetini daha çok anladık. sağlığımızın da.
    sahip olduklarım için şükredemedim zamanında, itiraf ediyorum....
  • Kadinlar hep hakli.
  • biraz önce telefonumu 11. kattan aşağı düşürüyordum az kalsın. hiçbir gerilim filmini izlerken bu hisleri yaşamadığıma yemin edebilirim.
  • Önem vermemem gereken şeylere çok fazla önem veriyorum. Sürekli düşünüyorum. Vakit harcıyorum boş yere.
  • Sanki insanlar benimle hep dalga geciyor. En kuvvetli hisim bu. Bundan kurtulamıyorum. Çözümü de yok. Kronik bir hastalık.
  • Yapmak istediğim çok şey var ve benim ellerim dolu.
  • Saat sabahin 8i ben nickaltima yazilanlari okuyup agliyorum............buradaki cok dostalarimi cok seviyorum abilerimi ablalarimi cok seviyorum.
    (bkz: yorgunluğun insanı duygusal bir hale sokması)
  • Senin geldiğini hemen beni kötülemenden anlıyorum.
    Sahi, nerelerdeydin? Sen yokken çook sey oldu.

    (bkz: seri eksi almak)
  • Günün 3’te 1’ini kendimden nefret ederek geriye kalan 3’te 1’ini sayıları öğrenmeye çalışarak geçiriyorum.ikisinden birinde çok iyi değilim.
    ama genelin aksine bu gün ortama altı uğursuzlukta bir gündü. Odamın doğal atmosferi olan sigara dumanına üfleyip dumanın nereye gideceğini kestirerek tanrıcılık oynadım. bunun gibi aktiviteler kontrol denen kevaşenin eğeri sanki benim elimdeymiş gibi hissettiriyor. monoton hayatıma renk katıyor böyle düşünmek.

    Yeni insanlarla tanıştığımda hep ortamdaki en zeki en biligili kişi olarak görünmeye çalışıyorum, öğrendiğim üç beş tane “fun fact”’i papağan gibi caka satmak için kullanıyorum çok bildiğimden, okuduğumdan veya konu hakkında tutkulu olduğumdan değil sadece insanların beni zeki sanması hoşuma gidiyor.

    Bağımlıyım bu herhangi bir materyal, düşünce olabilir ve biri benim inançlarıma, düşüncelerime, alışkanlıklarıma karşı çıktığında boşlukta kör bir göt gibi nereden bir şey tutturursam kârdır diye etrafa sıçıyorum.

    Her şeye olan nefretim sabahları kalktığımda en etkili şekilde çirkin yüzünü gösteriyor. sabahları herkese, her şeye o kadar içten bir nefret besliyorum ki bir şeye karşı iyi hissetmek beni hasta ediyor. Yazmaya çalıştığımda da aynı patojenik etkileri görüyorum. Genelde günlüğümde eskiyen şey tarih ve buna bağlı olarak aynı sayfayı açıp kapatmaktan eskiyen kapak kısmı oluyor. Yazacak bir şeyim yoktur belkide veya yazmaya başladıktan sonra kendime o kadar çok acımaya başlıyorum ki devamı gelmiyordur veya bir şeyler yazacak kimsenin zeki olması gerektiğini düşündüğümdendir.

    Zeka kırıntısına sahip olduğumu düşünmeyi severim ama bu sadece iç savaş gibi. Bunu irdelemeye çok da gerek yok. Sonuç olarak bir bardağa hacmiden fazla su koyamazsın, deneyebilirsin ama anlamsız olur.

    bu arada çok üzgün, melankolik, yalnız olduğunuzu yazmanız itiraf değil drama üretmedir. ilavesiyle bunlar itiraf niteliği taşıyan şeyler değildir.
  • Çiçek çalmak kimsenin aklına gelmez.
  • hiç kimsenin bilmediği kadar ve bir başkasının bana veremeyeceği zararları kendime vererek yıllarca yıprattım kendimi. yeteneğim olan müziği hep erteledim, kendimi bir boşlukta buldum uzun zamanda çıkamadım içinden. şimdi yeni yeni toparlanıyorum. umarım bunlardan bir ders çıkarmış olurum.
  • Bakin insan lütuf gördüğü kapıya ihanet eder ama, eza çektiği kapıya asla.. Asla. Aslaaa ihanet etmez.

    Bunu ben söylemiyorum psikoloji söylüyor:
    "Bir insanın size bağlanmasını istiyorsanız, ondan, sizin için bir şey yapmasını isteyin"

    Bu aynı zamanda bir satış ve pazarlama stratejisidir.
  • birazdan hesabımı sileceğim. sanırım karantina sürecimin iyi zamanlarında anıları eskileri yad etmek iyi gelir diye açtığım o süreçte iyi gelse de biraz kötü bir sürece daldığım bir zamandayım. sizi tanımak güzeldi.

    “Günaydın! Olur ya belki sizi göremem; iyi günler, iyi akşamlar ve iyi geceler !"
/ 148