aşk
61 entry daha
-
sadece insana değil canlı cansız tüm varlıklara duyulan karşılıksız sevgidir -
aslında sadece ilahi manada olandır. gerisi yanılsama. insanlar arasında aşk olmasa da olur ama merhamet ve saygı olmak zorundadır.
dünyayı sevgi veya aşk değil, merhamet kurtarır. sevmek zorunda değilsin örümceği ama merhamet duymak zorundasın. -
aşk, normal insanlardaki anormal ilgi daralmasıdır yani birine aşık olduğunuzda tüm ilgi ve dikkat aşık olunan kişiye odaklanır, göz başka kimseyi görmez.
aşk, seçici bir odaklanma halidir yani birine aşık olduğunuzda onun olumlu yönlerini abartırken olumsuz yönlerini küçültür, görmezden gelir ya da görseniz de aldırmazsınız. çünkü nasıl olsa aşk her şeyin üstesinden gelecektir.
aşk, takıntılı bir düşünce biçimine sahip olmaktır yani her yerde ve her koşulda aşık olunan kişi düşünülür. tekrarlayıcı bir biçimde yineleyen bu düşünceler takıntılı bir hal alır. uyanır uyanmaz ilk akla gelen yine aşık olunan kişidir. aşkı takıntıdan (obsesyondan) ayıran tek fark, takıntıda kişinin istemediği bir şeyi düşünüyor olmasıdır.
aşk, coşkulu bir yükselme (mani) halidir yani birine aşık olduğunuzda enerjinizde belirgin bir artış olur. enerji artışıyla birlikte uyku ihtiyacı azalabilir, iştah kaybı görülebilir ama buna rağmen bir şehri baştan başa dolaşacak kadar da güçlü hissedilebilir.
son olarak aşkta talepler ve arzular vardır; sevgide ise paylaşım...sevgi vermesini bilir, aşk istemesini...aşk başınızı; sevgi ise dünyayı döndürür. -
Dünya nüfusunun sizin için 1 olmasıdır. O kadar güzeldir ki her an onu düşünürsünüz. Aklınızdan hiç çıkmaz. Türlü sakarlıklar ve dalgınlıklar peş peşe gelir. Her gece yattığınızda onlu hayaller kurarsınız. Beraber gittiğiniz bir mekanın önünden geçerken duygulanır ve anılara dalarsınız. Sürekli görmek istersiniz. Gülümsemesi size bütün dertlerinizi unutturur zaten aşıkken pek bir derdiniz de olmaz nasıl olur bilinmez ama umursamaz insanın teki olup çıkarsınız. Dilinizde bir aşk şarkısı bütün gün mırıldanıp durursunuz.
Velhasıl kelam aşk güzel şeydir tabi bitene kadar. -
#152220 şu entryde belirttiğim şarkı sözündeki gibi kimyasal bir süreçtir, kimyasal bir olaydır. sevin ya da sevmeyin oytun erbaş beyfeni şurada güzel açıklıyor bu şeyi.
hem kimyasal bir süreçtir, hem de yetiştiğimiz kültür ile alakalıdır. Romantik şeylere, özlü sözlere gerek yok. -
bir tanım yapmanın zor olduğu hadisedir.
şiirler yazdıran, şarkılar dinleten, acı çektiren, gözlerini kör eden midir bilemem ama kalıplara sıkıştırılmasını hoş görmediğim 'kelime' dir. zaten bakıyorum kelimeden öteye geçemeyen bir olaya dönüşüyor kimileri arasında.
bir aşama değildir, katedilmesi gereken bir yol değildir, bir süreç değildir. yani 'ne olmadığını' çok iyi bildiğim fakat ne olması gerektiğine karar veremediğim bir şey aşk. üzerinde çok düşünülmemeli. yaşayacağım diye önüne her gelende dile getirilmemeli. zorlama kelimeler ve ilişkiler tarafından şekillendirilmemeli. aranmamalı. -
yaşadığımızı hissettiren en naif duygu. -
Var olmayan şeylerin başlığını açmayalım lütfen. -
Söyleyemediğimdir. -
cemal süreyanın güzel bir şiiri.
''Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. Git
Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. Gitsinler.
Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin
Oysa Allah bilir bugün iyi uyanmıştık
Sevgideydi ilk açılışı gözlerimizin sırf onaydı
Bir kuş konmuş parmaklarıma uzun uzun ötmüştü
Bir sevişmek gelmiş bir daha gitmemişti
Yoktu dünlerde evelsi günlerdeki yoksulluğumuz
Sanki hiç olmamıştı
Oysa kalbim işte şuracıkta çarpıyordu
Şurda senin gözlerindeki bakımsız mavi, güzel laflı
İstanbullar
Şurda da etin çoğalıyordu dokundukça lafların
dünyaların
Öyle düzeltici öyle yerine getiriciydi sevmek
Ki Karaköy köprüsüne yağmur yağarken
Bıraksalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti
Çünkü iki kişiydik
Oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını ıslatmaya
Bir dilim ekmeğin bir iki zeytinin başınaydı doymamız
Seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu
İki kere öpeyim desem üçün boynu bükük
Yüzünün bitip vücudunun başladığı yerde
Memelerin vardı memelerin kahramandı sonra
Sonrası iyilik güzellik.'' -
İlki bir türlü unutulmayan şey. -
an'larda olduğuna inandığım duygu.
o an'ları incitmeden ve farkında olarak yaşayabiliyorsak, güzelizdir.
içim çiçek açtı sözlük. -
kaç büyümden -
budur -
Sevmekten daha az güçlü olan duygudur. Hoşlanmadan sonraki sevmekten önceki evredir. Aşık olmayı değilde sevmeyi isterim hep. Aşk daha geçici bir duygu bana göre. Sevmek ise sende hayat bulur ve senle son bulur. O yüzden aşık olmaya değil sevmeye çabalamak gerek. -
Ne var elimizde.? Sayalım o halde ; zamanı bilmiyoruz, mekanı
bilmiyoruz, ve konuyu bilmiyoruz. Bildiğimiz tek şey ne zamanı, ne mekanı, ne
de konusu belli olmayan bir balo…
Dünya mantığı ile düşünüldüğünde tezatlıkların cirit attığı bir
balo bu. Dilerseniz yavaş yavaş içeri girelim ve bir göz atalım. Neler
olacağını kestirmek çok zor lakin davetlilere, görevlilere ve düzenleyene
bakılırsa bu gecenin çok enteresan olaylara gebe kalacağı aşikar. “- Baloyu Aşk
düzenlemiş” şeklinde fısıltılar geliyor kulağıma daha içeriye adımımı atar
atmaz. Unutmadan, içeride garip olayların olacağına dair yürüttüğüm tahmini
destekler nitelikte bir şeyle karşılaştım biraz evvel. Kapıda beni kim
karşıladı dersiniz.? Asalet.! Bakın şu aşka siz Asaleti uşağı tayin etmiş
kendisine. Şaşırdım doğrusu.! Sanırım biraz erken gelmişim misafirlerin çoğu
henüz iştirak etmemiş. Güzel bir orkestra oluşturulmuş şefliğini Acı’nın
üstlendiği. O kadar nadide parçalar üzerinde yoğunlaşmış ki şef, ortamdaki
huzurun mimarı olmuş adeta. Ortalıkta sürekli müziğinde etkisiyle dans eden
birisi var. Tanıyamadığım birisi olduğu kesin. En yakınımdaki Cehalet’e
soruyorum bildiğini söylüyor, dediğine göre Utanç’mış. Bu arada sanırım yeni
misafirlerimiz var.? Bu simayı tanıyorum Yalnızlık’ın ta kendisi. İki dostuyla
birlikte gelmiş davete sürekli gülüşüyorlar. Normal olan bir şey gözüme
çarpacak mı diye kafamı kaldırıyorum ve mekanı dikizlemeye başlıyorum
avizelerin ihtişamı geceninkine yaraşır görünüyor ayrıca merdivenleri
ortalayacak şekilde yerleştirilmiş kırmızı halı ise estetik katmış, içecekler
ve yiyecekler bol miktarda anlaşılan Aşk yine fedakarlıktan kaçınmamış.! Bir
hengame kopuyor kapıda gelen kişi özel misafirlerden olsa gerek. Gurur değil mi
O ? Gecenin en tanınan yüzü kuşkusuz. Gözlerim Cesaret’i arıyor fakat
göremiyorum Aşk’a karşı çekinceleri mi var diye düşünmekten alamıyorum bir an
kendimi. Her neyse yeni misafirleri beklerken kösede Öfke ve Kin’i sohbet
ederken farkediyorum. Yüzlerindeki ifadeye bakılırsa ciddiyetin hat safhada
olduğu söylenebilir. İyi de Kin ve Öfke ne konuşuyor olabilir ki.? Zihnimin,
uyandıktan sonra rüyamda ne gördüğümü hatırlamaya çalışmam gibi bir hal alması
artık gayet normal geliyor bana. Kapıda tekrar bir patırtı oluyor ve kulaklarım
dikleniyor yine gelenler var sanırım. Vay canına Umut kendinden emin adımlarla
giriyor içeri. Bana doğru hızlı hızlı geldiğini görmek ne hoş. Anlamsız bir
ferahlık kapsıyor içimi birden. Belli ki içeride kendisini bekleyen biri var
göz bebekleri hızlı hareket ediyor. Ve Sevgi oturduğu yerden kalkıyor, elini
havaya kaldırıyor Umut kendisini rahatça seçebilsin diye. Selamlaşıyorlar.
Sevgi’nin mimiklerine kılıf bulmak gerekirse Umut olmazsa ben Kader’e yenik
düşerim görüşü gayet mantıklı olur. Çehresinde beliren şekil başka hiç bir şey
olamaz.!
Sanırım son davetlimiz de geldiler. İçeri girerken Asalet’in
başını okşamadan edemiyor Sadakat. Kendinden emin tavırları rahatsız edici
doğrusu…
Evet sonunda ihtişamını seyre layık görüldüğümüz Aşk gösteriyor
kendisini. Heyecanlanmamak elde değil. Zarif tavırlarıyla merdivenleri iniyor
ağır ağır. Villanın galeri kısmına kurulmuş olan büyük masaya yönlendiriyor
herkesi. Ve yaveri olan Hasret kaşığını kibarca kadehine üç defa dokunduruyor.
Bütün ses kesildikten sonra bir saniye kadar Sükunet’in sesi duyuluyor. Belli
ki susma konusunda pek meziyet sahibi değil. Ve Aşk başlıyor söze…
“Her birinizin indimde ne denli değer teşkil ettiği tartışılmaz
bir mevzudur. Şunu belirtmek isterim ki ; Kader artık varlığımızı Dünya’da,
yani İnsanlar üzerinde göstereceğimiz yönünde bir karar almıştır. Hepimiz birer
göreve layık görüldük ve ilk molamız kıyamet. Aramızdan bir kaçımız buradaki
tavırlarımıza ters düşecek misyonlarla donatıldık lakin ben başta olmak üzere
bir kaçımızın şeklinde taviz verilemeyeceği düşünüldü. Sevgi, Öfke ve Umut
mevcut hallerini muhafaza edebilecekler. Kendi görevimden bahsetmem gerekirse ;
Öncelikle gittiğim her yere Hasret’i , Umut’u ve Sadakat’i götüreceğim. Can-ı
gönülden sevdiğim Gurur ile ayrı düşüyoruz. Ne o benim bulunduğum yerde ne de
ben onun bulunduğu yerde olabileceğim. Eğer böyle bir hadise cereyan ederse
lanetleneceğiz. Ayrıca kapıda başını okşadığınız Asalet kabaran göğüslerde
olacak” diyor ve derin bir nefes aldıktan sonra şarabını yudumluyor,
Akabinde gözlerime bakarak ;
” Ve sen Yalan, Gerçek olmayan her şeyi sen temsil edeceksin…!”
sözleriyle irkildi bedenim. Bir anda bütün salonun ilgi odağı
olmak bende rahatsızlık hissi uyandırsa bile belli etmedim. Bana bakan nefret
dolu gözlere aldırış etmeden aşkın sözlerini tamamlamasını
bekledim.Sevilmediğimin farkındaydım. Sevilmemek rahatsız etmedi hiç bir zaman
beni. Sevgisizlik beni daha da yüceltti.O yüzden ne aşka,ne güvene,ne
sadakate,nede aselete kızmadım.Sabırla beni anlayacakları günü
bekledim.Olgunlaştıkları zaman beni anlayacaklarını biliyodum..Yıllarca kendi
kabuğumda öylece sessiz kalırken,arkamdan söylenen hakaretlere aldırış bile
etmedim.Sustum sadece sustum..Ta ki beni anlayacakları gün konuşacaktım..Olaya
beni gözümle baktıkları gün maskemi indirecektim.
Hayatımda ilk defa kırıldıım. Yorgun bedenim artık bu tür
hakaretleri,nefret dolu bakışları kaldıracak durumda değidil.Kabul etmesemde
yaşladım.Artık tek isteğim sessizce kabuğuma çekilmek.Yüz yıllar boyunca
rahatsız edilmemek istiyorum.Ve bu gece ilk ve son defa bu kadar kişinin önünde
gardımı indirerek kendimi anlatmaya çalışacagım.Ondan sonra da ne derlerse
desinler aldırış etmeden sessizce köşeme çekileceğim.
Aşk kürsüden indikten sonra ağır adımlarla kürsüye ben
çıktım.Meraklı ve nefret dolu gözlerle insanların benim kürsüye çıkışımı
sabırsızlıkla izlediklerinin farkındaydım.Merak ediyorlardı..Ne
söyleyeceğimi..Kendimi çaresizce savunacağımı düşünüyorlardı..tam aksine
kendimi savunmayacaktım..genel bir özeleştiri yapacaktım kendimce..
konuşmaya başlamadan önce son bir kez hepsinin gözlerine
baktım..ne kadar çaresizdiler..korkuyorlardı benden..ürküyorlardı..ben
korkulacak biri değildim ki...anlaşılmamak yordu ya şu yaşlı bedenimi..
bir yudum su alarak bogazımı temizledim..bu gece buradaki
herkesi etkilemem gerektiğinin farkındaydım..eğer kendimi inandıra bilirsem
herşeyi düzelte bılırdım..öncelikle kendilerini..böylelıkle benımle uğraşmak
yerine dönüp kendilerine bakma fırsatı bulabileceklerdi..belki de artık benden
nefret bile etmeyeceklerdi...
' öncelikle merakınızı gidereyim..kendimi sizin karşınızda
savunmayacağım..evet haklısınız..bu güne kadar insanlara bir tek mutsuzluk
getirdim..kimse tarafından sevilmedim..zaten sevilmeyi de beklemedim..kin ve
nefret ile yeterince yalnızlığımı giderdim..bu gece size söz veriyorum..bir
daha hayatınızda olmayacağım..sonsuza kadar kendi kabuğumda sizi bir daha
rahatsız etmemek üzere yaşayacağım'
yüzlerde oluşan gülümseme beni rahatlattı..hayatlarından
çıkacağım fikri bile onları gülümsetmeye yetti.
aşkın sesiyle düşüncelerimin arasından sıyrıldım:
'gerçekten bunu yapa bilecekmisin??sonsuza kadar hayatımızdan
çıka bilecek misin?'
bir babanın çocuguna verdiği nasihat gibi derin bir iç çekerek
aşka:
'sizden tek bir şartım var..tek bir şartla hayatınızdann yok
olup gideceğim..'
aşk sordu:
'sonsuza kadar yok olucaksan her türlü sözü verebiliriz'
sabırla cevapladım:
'ya senden birşey istesem?'
aşk sabırsız bir şekilde karşımda
kıvranıyor,heyecanlanıyor,söyleyeceğim şeyi merak ediyordu.
'bak yalan..arkadaşlarımın önünde sana söz veriyorum..ne
istersen iste ne yapmamı istersen ne söylememı istersen söylerım..eger bizi
terk edeceksen..gerçekten gideceksen'
salondakiler kıvranmaya başlamıştı.bu yeni gelişme karşısında
yüzler meraklı ve heyecanlı bir şekilde bana bakmaya başlamıştı.sanırım
aşkın,sadakatin,güvenin,mutluluğun,asaletin ilk ve tek bana gülümseyerek bakan
bakışlarıydı..son cümlemi söyleyip yorgun bedenimi götürmeye hazırdım..aşkın
ışıl ışıl parıldayan gözlerine baktım..
"Ve sen aşk, gerçekliğini ispat edene kadar sen de koca bir yalansın. Bana gerçek olduğunu ispatlarmısın?" -
Aşık olduğumuzda arzuladığımız onun sadece bedeni değil, o bedende yaşayan kişiye dokunmak isteğidir. Dokunabilmenin yolu ise onda herhangi duygular, düşünceler uyandırabilmek diyebiliriz bir yanıyla. Biz arzumuzu onaylasın, tatmin edileceğini vaat etsin isteriz. O ise bizi görmediği izleniminden ziyade, dikkatini çekemeyecek kadar önemsiz bir nesne olduğumuz izlenimi yaratmaya ant içmiş gibi davranır. Ona olan aşkımızın, kendi davranışlarıyla ilgili olduğunu düşünüyordur belki. Öyle olması ne güzel olurdu. Ne kolay. Bu durum inancımızı sarsabilirdi böylece. Ne yazık ki değil. İnancımız kendi aşkımızdan ileri geldiği için kendisine meylimiz içsel bir mecburiyet. Belki aşkta öznel bir haz peşinde koşuyoruz belki aşk zaten bir yanıyla bu demek. Bilemiyorum.
Sonra acı çekeriz. Hastalığımızı somut bir varlık olarak ansızın karşımızda görmüşüz de gördüğümüz şeyi çektiğimiz acıya benzetemiyoruz gibi bir acı. Gerçekliğini kavramakta zorlanmamıza rağmen varlığını kabul etmek durumunda kalmamız yönünden ölüme de benzetilebilir.
Bir noktada acı da doyuma ulaşır. Acının ardından gelen ilgisizlik gibi geçip gitmiş bir şeyler kalır. -
Aşka uçarsan kanatların yanar - sadi şirazi
Aşka ucmadiktan sonra kanat neye yarar - mevlaa
Aşka bulunca kanadı kim arar - yunus emre -
insanı kör eden duygudur. karşılıklı olacaksa çok güzel bir şeydir. fakat karşılığını alamayacaksanız geçmiş olsun. -
Bir çeşit şuur bozukluğudur.
61 entry daha
