aşk mektubu

  • murat menteş'in antika titanik kitabında refik risk'in şifa şavk'a yazdığı e-mail bunlardan biridir; 

    silahlı peri,
    saçmalamaya en yakın kimseler, itirafa hazırlananlardır.
    bu, gururumun selametine aykırı bir mecburiyet:
    tabancayı burnuma dayadığında kalbimin 'play' tuşuna bastın.
    nereden geldin, masallarda pişirilen pastadan mı çıktın?
    ilk kez çiçek açan bir ağaç kadar şaşırdım.
    tüm 'şifalı' sular bir anda buharlaşıp 'şifalı' bir yağmur halinde üstüme döküldü, iliklerime işledi ta.
    hazreti süleyman'ın kuyumcusu gibi hissettim.
    cennette yaldızlı bir tüneldeki simli sarmaşıklara benzeyen kirpiklerin kırpışınca...
    kalbim tarihi türk hamamının kubbesi misali ısındı şifa.
    sana gönlünü kaptıran 1 milyonuncu kişi miyim? ondan mı bu kadar şanslı hissediyorum?
    yazı icat edilince ilk iş, senin adını yüreğime mi kazımışlar?
    öz yurduna, sılasına dönen balerin adımlarıyla girdin gönlüme.
    yüce tanrı, kainatın direksiyonunu tutmama izin vermişti sanki.
    dümeni sana kırdım, mecburi istikamet, kamikaze dalışı.
    kuyruklu yıldızın, havai fişek ler arasından akışını andıran...
    gülüşünün yankıları sürüyor şifa, hiç dinmiyor bu sevdanın artçı şokları.
    sana bakmak, okaliptüs ağaçlarının temizlediği havayı solumak gibi şifa.
    senin hayalin beni zararlı güneş ışınlarından, bakterilerden koruyor.
    içimde tozlu bir enstrüman varmış meğer. ve sen onu alıp harika bir ezgi çalmaya başladın.
    kalbim kalp şeklinde bir multivitamine dönüştü şifa. içi minerallerle dolup taştı.
    neyi fark ettim, biliyor musun, muzip şakalarında şefkat var senin.
    hüznünde analiz var, zeka var.
    ben de hasrete bir doz neşe katayım madem.
    seni özlemek artık benim mesleğim olmuş, alametifarikam, mezhebim olmuş.
    gayrı bu nöbeti ömür billah bırakmam.
    deve resimli pul da yapıştırsam, piramidi sibirya'ya postalayamam.
    iyiler kendini kınar, kötüler kendine acır.
    sevdiğim şairlerden ergin günçe'nin dediği gibi, belki 'aklımla ben birbirimizi oynatıyoruz'dur?
    yo... kararım karar. içimde kor bıçaklar fırıldayarak dönse, hasret iman tahtamı çatırdatsa da, neşeden taviz vermeyeceğim.
    1586'da dikilen dev buda heykeli, japon imparatorluğu'ndaki bütün kılıçlar toplanıp eritilerek yapılmış. heykelin yapımında 50 bin kişi çalışmış, devasa abide zamanla yıkılmış, bugüne tozu bile kalmamış.
    kafadan çatlak buda heykeline benzemenin alemi yok, değil mi?
    nasılsa bir daha buluşacağız şifa.
    ormanda asırlarca yan yana yaşamış ulu çınarlar gibi kucaklaşacağız.
    elektrik tellerinde randevulaşan kumrular misali gagalarımızı tokuşturacağız.
    teşbihte hatayı bağışla canım. elmaşekeri dilimi ağzına [dilim kopsun] 'gaga' dedim.
    sırası mı, yeri mi, bilemiyorum... en çok da pırlanta çekirdekli zeytin gözlerini özledim.
    1913 nobel edebiyat ödülü sahibi rabindranath tagore'un [1861-1941] yazdığı bangladeş milli marşı'ndan bir mısra: ' mango ormanlarının harika rayihası, sevinçten delirtiyor beni!'
    belki ben de senin için marşlar yazmalıyım. kendi ulusumuzu kurmalıyız şifa.
    lakin kelimeler lapalaşıp yapışıyor, çoşkumun küsüratını anlatabiliyorum anca.
    bakma sen bu nakıs edebiyata şaheser dilber.
    lütfunla bütünlenir bu çeyrek çember.
    senden bana her daim, dirayet sirayet eder.
    bu aşk şifa, gönlün asumanında takla atan jet...
    sarıl, buharlaşsın hasret ve kalbimi yeniden şarj et.
    seninle aynı denklemin içinde bulunmak, şiirsel matematik, saten geometri, çıngıraklı trigonometri bu şifa.
    öpüyorum dudaklarının iç açılarının toplamını.
    yanaklarının yarıçapını, gözlerinin çevresini, saçlarının karekökünü...
  • Seninle ilk karşılaşmamızın üzerinden geçen 380 küsür günün günahlarıyla karşına çıkamadığım için özür dilerim. Burada yazanları sana sesli söyleyecek cesareti kendimde bulamadığımın utancı ve her gün sırtımdaki kambura eklenen bir yükün altında ezilerek yazıyorum bunu sana... Çekik yemyeşil gözlerinde kaybolan ruhumu geri kazanmanın aracı olsun bu mektup. Evet, 380 küsür gün seninle doğan güneşi yine seninle doğan yıldızlarla geçirdim ve senin bundan en ufak bir şekilde haberin yoktu. Utangacım, korkuyorum ve seninle başladığım her gün, insan olmanın aciziyeti ve mükemmelliği ile ve seninle olamamanın pişmanlığıyla yaşamın kendisini test ederek geçti. Büyümedim ben bu süre içerisinde ama çocuk da değildim hani. Şimdi de seni kaybedişimin birinci günü mektubu bu. Geç kalmış olmanın pişmanlığı ve elden kaçan fırsatların ağıtıdır. Bahar günü denize karşı yazılmış bir aşk şarkısının kızıl notaları gibisin. Chopin'in parmaklarında bir sanat eseri, mozart'ın en coşkulu müziği gibisin ama ben sanatçı değilim. Bunun korkusundandır ki gözlerinin ışığın benim yeteneksiz ellerimde sönüp gitmesine izin veremem. Bu bir aşk notu ve aynı zamanda kendi özgürlüğümün manifestosu olsun. Seni çok seviyorum.
  • hiç yazmadım. allah yazdırmasın
  • (bkz: milena'ya mektuplar)
    (bkz: yassıada'dan mektup var)
  • (bkz: mektubun ucunu yakmak)