sıkıntı

  • sevgili insanlar.

    iç sıkıntısı diye bir başlık vardı, öncelikle ona dahil etmek istedim muhabbetimi, lakin yazdıkça durumun iç sıkıntısından çok, sade sıkıntıyla ilgili olduğunu düşündüm. Anlayacağınız, içinde olduğum bir "durum" var, hepimizin içinde olduğu durumlar var, şahsım özelindeki durumu en uygun kelime "sıkıntı" gibi duruyor. Görüyorsunuz değil mi? Klasik gerçekler ve anlamlar tartışması. Üzerinde konuşabildiğimiz her şeyin, -dikkatlice düşünün, gerçekten her şeyin- yalnızca elektro kimyasal geçişlerden ibaret olduğu bir gerçek. Bizler kendimizi önemsiyoruz, fakat gerçeğin kıyısında dahi değiliz. inandığımız yalanı umarım görüyorsunuzdur. göremiyorsanız da sorun değil. çünkü bu öyle bir yalan ki, yaşamın özünü oluşturuyor. tanrı varsa ve iyiyse, dünyada neden kötülük var diyenleriniz eminim vardır aranızda. çünkü neslimizin kendini gerçekten zeki gören insanlarına göre bu mantıklı bir soru ve üstelik "din" denilen şeyin sahteliğine kanıt oluşturuyor. yine umuyorum ki, eğer siz de bu insanlardansanız, ve çevrenizden daha zeki olduğuna dair kanıtlarla dolu bir anda yüzüyor dahi olsanız çok zeki olduğunuzu düşünmezsiniz. sonuçta, fikirlerinize ne kadar güvenebilirsiniz? gerçek üzerine ancak fikir yürütebilen formlar olarak alçak gönüllülükten vazgeçmeyiniz.

    komiktir ki, bahsetmek istediğim şey bu da değildi. sevgili insanlar, öncelikle sizi sevdiğimi belirtmek istiyorum. beni iyi ki buraya davet etti o güzel yürekli insan, okuyordur muhtemelen selam olsun, hala içeceğim bir çayını, unutmadım. okumakla yazmakla ilgili insanlarla çevrili olma hissi güven veriyor. uzun süredir yazmıyordum buraya, sanırım aylar sonra ilk defa "zeki insanların nasılsın sorusuna cevabı" başlığına bir şeyler yazdım. sonrasında fark ettim ki kendi zekamı kanıtlamak isteyen bir küçük düşünce sızmış yazdıklarıma. utandım. sildim. sıkıldım. biz ne ara buralara düştük. neresinden anlatsam size bilmiyorum. size değer verdiğim için yazıyorum buraya. kendime değer verdiğim için yazıyorum. aylardır da, vermediğim için, yazmıyordum.

    görüyorsunuzdur umarım, değer vermek de bir ana aittir.

    arkadaşlarım, ne yapıyorsunuz? neler yiyorsunuz? son 5 saat ellerimden kayıp giderken ben de bir çukurun en dibine indim, yaza yaza çıkıyorum. zamanınızı aldığım için ciddiyet ve samimiyetle özür dilerim. bir yol arıyorum. günlerdir çalışıp çabalarken, bu gün de yine çabalamaya devam etmem gerekirken, 5 saatimi -ki 6 olmuş- boşa harcamış olduğum gerçeğiyle nasıl baş edeceğim. yaşamın coşkusu internette satılsa, ücretsiz kargo değilse almayacak durumdayım. burnum tıkalı. kamburum. bilginin değil bilgeliğin olduğu zamanları okuyabiliyoruz. belli başlı yazarlar var, asla çok satmıyorlar, hayatı anlamışlar. onları okuyabilmek de tamamen şansa bağlı, çünkü kişisine göre değişiyor bu yazarlar. ama mesela, bir balık tutmak için gereken sabra asla sahip olmadığımızı biliyorum artık. çok değil, 1000 yıl önce dünyada 3 yada 4 insan vardı, dalgaların gemiye çarpış şiddetini, yönünü okuyup, bulut şekillerinden, gün batımı renginden 1000 kilometrelik rotalar yaratırlardı. dünyanın sadece birkaç yüzyıldır "batı" denen şeyin merkezi konumunda şekillendiği çok açık, ama biz daha 5 yıl öncesini hatırlamazken var gücümüzle batılılaşmaya çalışıyoruz.

    kahve zevkiniz kusura bakmayın ama zevksizliğinizin bir sembolüdür. yazdığnız cümleler kendinizi olabileceğiniz en iyi halinizden bile daha iyi göstermek amacıyla yazılıyor. bunu yanlış anlamayın, hepimiz için durum bu ve bu asla kötü bir durum değil. bu sadece "durum". bu böyle. bazılarınız farkında, bazılarınız değil. farkında olanlardan utananlarınızı tebrik ediyorum. utanç yüzyılımızın hissidir kannımca. emin olun "insanlık" eğer bir insan olsaydı, bizi çok ayıplıyor olurdu.

    bakın aslında neyi anlamış olduk. siz okurken birkaç dakika daha geçti, ve bu insanlık açısından hiç önemli değildi. aynı mantıkla gidersek, boka çevirdiğim 7 saatim -evet 7 oldu- de o kadar önemli değil.

    uzun lafın kısası, iki tane seçenek var aslında. birincisi çalışıp, internetten alışveriş yapıp, sevdiklerimize zaman ve enerji ayırmak. ikincisi de aynı şeyleri yaşam coşkusuyla yapmak.

    yan masada reenkarnasyondan bahseden rafet el roman şağkalı bir çocuk var. karşısında bir kız oturmuş. "insanız" diyor ve ekliyor: "tabi bu hayatta". ya siz neyle neyi satın almaya çalışıyorsunuz? kendinize samimi olun ne olursunuz dostlar.

    zamanınızı aldım.
    "sıkıntı" yok.