engelleme seçenekleri



napoleon on the bellerophon kullanıcısı size özel mesaj gönderemez.


napoleon on the bellerophon kullanıcısının yazdığı hiçbir entryi görmezsiniz.


napoleon on the bellerophon kullanıcısının açtığı hiçbir başlığı görmezsiniz.
not: bu engelleme türü önerilmez (bkz: #46343)


100halk kahramanı (559)
476· 159· 19· 5· dün
(bkz: beirut) isimli harika grubun 2007 yılında yayınladığı Pompeii EP'sinde yer alan, dijital kimliğimi oluşturan şarkıdır.

tanımı yaptıktan sonra başlayalım yazmaya. Ep'deki üç şarkı da apayrı hisler yaşatır, başka başka ...devamını oku
(bkz: beirut) isimli harika grubun 2007 yılında yayınladığı Pompeii EP'sinde yer alan, dijital kimliğimi oluşturan şarkıdır.

tanımı yaptıktan sonra başlayalım yazmaya. Ep'deki üç şarkı da apayrı hisler yaşatır, başka başka mekanlarda gezdirir insanı ama Napoleon on the Bellerophon; tüm Beirut albümlerindeki en hüzünlü, en karanlık şarkı olabilir. belki la llorona bu karanlık seviyesine yaklaşır. sözleri belli belirsiz anlaşılan bu şarkının şöyle bir hikayesi olduğuna inanıyorum. teorim doğru da olabilir yanlışta ama bence bu anlamıyla çok çok başka bir boyut kazanıyor şarkı.

şarkının isminde geçen iki tarihi şahıs mevcut. biri hepimizin bildiği napoleon, diğeri ise yunan mitolojisinden bir kahraman olan (bkz: bellerophontes). ikisininde gücü ele geçirip, kaybetme öykülerinde benzerlikler vardır. napolyon da bellerophon da memleketleri dışında en tepeye çıkmış, daha sonra da kibirleri yüzünden tepe taklak olmuş şahıslar.

ikisi de kendisini en tepeye taşımış şeyleri kibirleri nedeniyle terketmişler. bellerophon hayat boyunca bir çok zorlukla karşılaşır. son görevlerinden birini kendisine verilen (bkz: pegasus) ile tamamlar ve artık kendisini çok yüksekte görmeye başlar. hedefi artık (bkz: olympos) dağıdır. kendisini tanrılarla bir görmeye başlar ve kafa tutar. pegasus'a atladığı gibi tanrılar katına doğru yol almaya başlar. fakat buna sinirlenen (bkz: zeus) yolladığı bir at sineği ile pegasus'un bellerophontes'i sırtından atmasını sağlar. yere düşen fakat ölmeyen bellerophontes; kalan ömrünü aç, sefil bir şekilde geçirir. daha sonra evlatları da tanrılar tarafından öldürülür ve bunun acısını, kaybını ölene kadar yaşar. kibri yüzünden tepetaklak olmuş görkemli bir yaşamdır onunki.

arada bazı farklar olsa da; napolyon da ülkesi dışında çeşitli savaşlar, görevleri tamamlar. devrim sonrası fransa'da var olan ilişkileri nedeniyle sürgün yer. italya'da, mısır'da bir savaşa katıldı. burdaki başarıları ile ünlendi. bu ünü sayesinde çeşitli darbe ve siyasi oyunların içinde yer aldı. en sonunda kendi pegasus'unu bulmuştu. onun pegasus'u; imparatorluk tahtıydı. imparator olan napolyon; gözünü olympos'a dikmiş ve avrupa devletleri ile bir bir savaşa girmişti. başlangıçta başarılı da olan napolyn; rus seferinin başarısız bitmesi üzerine; ordusunun büyük çoğunluğunu kaybeden napolyon; biraz durup soluklanmak yerine kibrine yenik düşüp yeni bir ordu kurmaya çalışır. bu süreçte artan vergiler, savaştan bıkmış insanlar, ele geçirilen yerlerdeki halkların huzursuzluğu gibi sebepler işini zorlaştırır. kaybedeceği belli bir savaşa girer kibri yüzünden. tahtı bırakması, geri alması, waterloo falan derken ölene kadar sürgüne st. helena adasına gönderilir.

ve başka bir ilginç tesadüfte; ikinci kez yakalanan ve st. helena adasına sürgüne giden napoleon'un bindiği ingiliz gemisinin adı HMS Bellerophon'dur. agamemnon gemisi ile çanakkale'yi bombalayan kurnaz, sinsi ingiliz diplomasisinin bir oyunu mu yoksa tesadüf mü bilmem. ama bana göre bu şarkı; o geminin güvertesinde yolculuğun bitmesini bekleyen napoleon'a fon müziği olarak yazılmış gibi. senelerce süren savaşlar, kazanılan zaferler, parlak bir deha ve en büyük mağlubiyetinden sonra düştüğün durum. orada olup napoleon'a bu şarkıyı dinletmek isterdim. şarkı bellerophon gemisinin güvertisindeki napolyon'un yaşadığı hüznü taşımakta sanki..

son olarak; william quiller orchardson adlı ressamın konuyla ilgili yaptığı enfes bir resmi buraya bırakayım.
bellerophon güvertesindeki napolyon
entry akışı (yeni)
klasik görünüm
  • rakı muhabbetinin verdiği keyif

    rakı içilecek sebebple doğru orantılı olarak artmaktadır.
    ve ayriyeten son zamanlarda twitterda dönen geyikleri sebebiyle artık tiksindiğimdir. millet şimdi edebiyat kasıyor twitterda rakı ve muhabbeti için.
    ulan biz derdimiz olduğu zaman; mezesiz, sırf su ile içerdik. keyiften içeeceğimiz zaman da yanına beyaz peynir,tuzlu fıstık, turşu, müzik katar öyle gömerdik. hiç edebiyatı yapılacak bir şey değil bence. keyfine göre edebinle iç takıl yaa, içki için edebiyat parçalamaya ne gerek var?
  • kayseri

    askerliğimi yaptığım şehirdir. görev yaptığım birlikteki kayserili bir astsubay; böyle memleketin a.k diyerek şehrin güzel bir özetini geçmişti bana. çarşı izinlerinde falan da geberirdik sıkıntıdan. tek bir avm dışında pek bir şeyi yoktu. kuru, iğrenç bir şehir olarak kalacak bende orası. insanları da ayrı problem ama girmeyeyim oraya şimdi.
  • elena hristova

    üsküp makedonya doğumlu, güzel sesli kadın. balkan türküleri, sevdalinkalar, seferad yahudilerinin lisanı ladino dilinde şarkılar söyleyen sanatçı. yine makedon asıllı grup (bkz: baklava) ile yaptığı albümler, baba zula ile yaptığı şarkılarla tanıyoruz kendisini. ben baba zula'nın istanbul çocukları performansındaki hali ve vokali ile tanımış ve sevmiştim kendisini. araştırınca gerisi geldi.

    çok iyi makedonca, türkçe, ladino, yunanca ve boşnakça konuşup şarkılar söyleyebilmektedir. kendisi yahudi değilmiş fakat seferad yahudilerinin yoğun olduğu bir mahallede büyümüş. son albümünde de bu seferad yahudilerinin kültürünü yansıtmış. evrensel'e verdiği röportajdan bir bölüm ekleyeyim, daha yakından tanıyalım kendisini.

    "Üsküp’te doğup büyüyen ve Yahudi olmayan Elena, Seferad Yahudileriyle aynı muhitte yaşamış biri. Seferad Yahudilerinin bugünlerde asimile olmuş bir kültür olarak varlığını sürdüğünü aktaran Elena, Seferad köklerinden gelen bir çok kişinin de kendi dil ve kültürlerine yabancı olduklarını söylüyor. “Ama sanki rüzgar gibi kendi kültürlerini bu topraklara taşıdılar. Farklı duygular ve farklı adlarla ruhumuza karıştılar. Ve yine rüzgar gibi her yere izler bırakarak taşındılar” diyen Elena, bu nedenle albümün adını ‘me mamkas mucho’ yani ‘seni çok özledim’ koymuş. Bu özlem hem o insanları, hem de bir arada yaşanan diğer duyguları temsil ediyor. Elena’nın özlemini çektiği zamanlarda; o Makoden, bu Türk, şu Sırp şarkısı diye bir ayrımın olmadığı aşikar. Zira Elena o dönemleri, “Aşk vardı. Paylaşım vardı. Sanki müzikle konuşuyorlardı. Şimdi ‘benim’ demek istiyor insanlar. ‘Bizim’ demek istemiyor” şeklinde özetliyor. O yüzden böyle büyük bir anlamı var albümün. Hem Seferad Yahudilerinin hikayesi, hem de dünya müziği hikayesi olarak."

    çok renkli, çok sesli, sanat ve müzik dolu bir ablamız kendisi. pek seviyor, saygıyla takip ediyoruz. bir kaç mükemmel eserini bırakalım kaçalım madem;

    Baklava - El amor kon un estranyo yarısı makedonca yarısı türkçe üsküdar'a gider iken. pek güzel, pek şükela.

    oj devojce üsküdar'a gider iken'in biraz daha sert ve full makedonca versiyonu.

    Gayda İstanbul & Elena Hristova (Yüzyıl da Geçse) - TVOJTE OCI LENO MORI

    Elena Hristova - Oğlan da Kolunu Sallama sarsmadan gel elena, makedonum benim.

    neven
    Dimitrijo, sine Mitre
    rubin
  • pek bir şey yok