yanlış anlamak

  • çoğu zaman ruh hâlinden kaynaklı olsa da eylemi gerçekleştirenin kastı olduğu durumlarda kırıcı olandır.
  • yanlı olmaktan, önyargılı olmaktan, dinlememekten, anlamaya çalışmamaktan kaynaklanabilecek durumdur. örnekler çoğaltılabilir.

    yanlış anlayan taraf için de yanlış anlaşılan taraf için de üzücü ve yorucudur.
  • Yanlış anlaşıldığının anlaşılabilmesidir önemli olan. Zira eylem, çoğu zaman herkesin başına gelebilen bir durumdur.
  • (bkz: yorma be kanka)
  • yanlış anlayıp beni terk eden bir sevgilim olmuştu. bir önceki entry de bahsettiğim ve üniversite biterken hayatımda olan ankaralı sevdiceğim terk etmişti.

    aynı bölümdeyiz alt dönemim. yaşça büyük ama ikinci üniversitesi bizim bölüm.

    bende tembel bir teneke. alt dönemde daha çok arkadaşım var onlarla ders ala ala.

    bir gün en yakın arkadaşım dedi ki "paratoner, seni sordu ankaralı. o kızıl saçlı bizle hep ders alan kız kim güzelmiş dedi senin için"

    (o zamanda saçım kızıldı, seneler sonra yine kızıl. başa dönmekle boşa dönmek arasında gidip gelen biriyim.)

    emin olamadım durumdan çünkü bir kız daha var sınıfımızda kızıl ve o da benimle ders alıyor. neyse ben buna okulda laf maf atmaya başladım. hatta bir akşam yarınki sınavın soruları var bende dedim. gel vereyim. yaz soruları diyor yok diyorum elden vercem.

    geldi bu.bende soru moru yok tabi. boş bir kağıdı aldım elime indim aşağı.

    ver soruları gidecem hemen deyince ya konuşalım biraz falan filan inmedim.

    sınıfın dedikodusu, bölümün dedikodusu, okul derken beni eve bırakmaya karar verdi.

    arabadan inerken zilliliği nirvanaya ulaştırıp, "boşuna gelmişim sorularda yokmuş "dediği an
    "asıl ben boşuna gelmişim" diye bıyık altından bir gülüşüm ve anında beni ensemden tuttuğu gibi kendine çekip öpmesi. (bir yılmaz erdoğan şiiri gibi olacak ama hiç bir öpücük de o ankaradaki öpücüklerin heyecanını vermedi doğrusu.)

    ben utandım hemen hızla indim koşarak eve gittim.

    o öpücük bana yetti. sabaha kadar gözümü kapatıp kapatıp o anı düşündüm. ve sonra arkadaşımın beni arayıp "kanka ya ankaralının sorduğu kız sen değilmişsin. diğer kızmış. yanlış anlamışız" demesi ile dünya başıma yıkıldı.

    okula gitmedim bir hafta.

    bir haftanın sonunda ankaralıdan mesaj "neden okula gelmiyorsun"
    "sanane. sen git o diğer kızıl saçlı kızı takip et okula geliyor mu gelmiyor mu diye."

    anam bir öpücükle ne tribal hale gelmişim o zamanlar.

    çocuk bir kaç bir şey dedi etti. sonra kapıma geldi konuşalım diye.

    açıkladı izah etti durumu. "ben seni kastetmiştim aslında ama dün öpüşünce senin arkadaşında herkese senden hoşlandığımı söylerse okulda dikkat çekmeyelim diye diğer kızdı sorduğum ama sevgilisi varmış onunda diye geçiştirmiştim" dedi.

    böylece okulda birbirimizin yüzüne bakamayıp, güya çaktırmıycaz kimseye (ben çok büyük konuşmuştum. bu bölümün erkekleri şöyle böyle diye ondan ben saklatıyordum ilişkiyi doğrusu.) arkalı önlü aynı sınava girince heyecandan boş kağıt verip ki sınav öncesi de kopya vercez birbirimize diye sözleşip sınav kağıdına okuyabileceğim bir yere "parfüm kokun dikkatimi
    dağıtıyor. özledim" yazıp, hocanın bunu yakalaması ile de ilişkimiz bir sınav esnasında ifşa olmuştuk.

    okul bitti. ben gittim. ama gerçekten o kadar seviyorum ki ankaraya gidiyorum ikide bir bir bahane ile. o geldi benim yaşadığım şehre ölüyoruz.

    ben bir şeye üzülüp ağlasam o da benimle ağlıyor o dereceyiz. hatta evlilik bile düşünmeye başlıyoruz. bunun da okulu bitsin de ofis açalım ankaraya diye.

    benim yaşadığım şehre geliyor, sürekli ağlamaklı, hani öpmüyor bile beni. sadece gözleriminiçine bakıp "kendine çok iyi bak. seni çok seviyorum" diyor ve otobüse biniyor. beni terk etmeye gelmiş meğer. terk edip gidiyor.

    sadece bir kaç kez benim ağlamam zırlamam aramalarım üzerine "neden seni terk ettiğimi asla öğrenemeyeceksin bile. hayatın boyunca acaba beni gerçekten sevdi mi diye hep soru işaretleri kalacak aklında." dedi bir de üzerine küfürler etti kapattı.

    ben aylarca ağladım. bazen sadece tek bir mesaj ismimi yazar, sonra bir şey yazmazdı bana.

    ilk tayin döneminde onun için tercih yapmamıştım. birlikte ankarada olup ofis açalım diye. ikinci tayin döneminde de hep doğu açtı ve ben bir ümit onu bekliyorum hala.

    tayinin son gecesi, 12 de kapanacak sistem ve tercih yapmadım. saat onda bir mesaj bundan "o evde inşallah kafayı yer atanamaz kalırsın" yazmış.

    tabi telefonda adını görüp heyecanla elime aldım bunu görünce yıkıldım. ağlaya ağlaya tercih yaptım.

    tercihlerin açıklandığı gün evde pc başında "muşa atanmışım" diye çığlık attım ki atanamayacağım korkum vardı ve en yakın arkadaşım da muşta çalışıyordu.

    ardından telefonuma o dakika gelen mesaj "allah yolunu bahtını açık etsin... hayırlı olsun"

    ankaralıdan gelen mesaj. benim tc ile hemen girip bakmış bile. sonra öğreniyorum ki boşuna beni beklemesin atansın hayatını kursun diye öyle bir mesaj attım. paratoner ancak kızgınlıkla bu kararı verebilirdi demiş arkadaşlarımıza.


    gitmeden ama onu görmek istiyorum. ailemde ankaraya gitmiyim diye para vermiyor. ailemin mezuniyet hediyesi kolyemi satıp ankaraya gittim. her zaman gittiğimiz kafeye oturdum ve beklemeye başladım mesaj atıp buna. boşa bekleme dedi. 6 ya kadar bekleyip gelmezsen giderim dedim.

    4 saat bekledim. gelmedi.

    tam metro merdivenlerinden inerken biri kolumdan yakaladı. ankaralı. gözler kan çanağı, nefes alamıyor.
    kafeye gittik. ben konuşamıyorum. evde yazdığım 3 sayfalık mektubu verdim ona.

    okudu. "aylardır bana dediklerin dışında hiç bir şey yok bunda" dedi.

    neden terk edildiğimi bilmiyordum ki. yine aynı şeyi dedi asla bilmeyeceksin neden terk ettiğimi.

    sonra beni bir arkadaşımın evine bıraktı. o gece orada kalacakken ki üniversitede de beni kıskandığı samimi bir erkek arkadaşımın evi ile aynı sokak. her halde kızıp çocukla görüşürüm diye mi korktu. bir saat sonra mesaj attı "hazırlan bizde kalacaksın."

    ailesi memleketteymiş. aile evlerine götürdü beni. hiç konuşmadı. sadece gece tv izlerken "seni o metronun merdivenlerinde görünce elim ayağım boşaldı. sinirlendim de ağladım. özlem ağlaması değildi dedi. tiksindim senden"

    hani o kadar çaresizim ki tiksineceği kadar ne olmuş olabilir diyorum. ayrılınca okulu bırakıp askere gidecem diye tutturunca aradım yalvardım ve gerçek sevgimin o olduğunu şu an fark ediyorum "allahım bana uzak olsun yoluma bile çıkma desin çıkmam ama ayağına taş değmesin, nolur ona bir şey olmasın" diye dualar ediyorum devamlı.

    ama benden tiksiniyor. ben salonda o anne babasının yatağında uyuyordu. gece yanına gittim. ateşler içinde yanıyor. sirkeli bez koydum alnına. sabaha kadar elini tutup yanında uzandım. gece sarıldı bana adımı fısıldadı kulağıma ateşinde etkisiyle ama sabah gözünü açar açmaz bağırmaya başladı ne işin var yanımda diye.

    otobüse bindirdi ve döndüm ailemin yanına. 3 gün sonra da muşa gittim.


    muşta onsu bir hayata başladım. bir kere mesaj attı sordu alıştın mı diye. o kadar.

    yine belki döner barışırız diye bekledim. kaç kez ankaraya gittim bir kere görmek için. hep olumsuzlukla karşılaşınca artık yoluma bakmaya karar verdim.

    ayrıldıktan tam 1 yıl sonra hayatıma biri girdi. gerçekten sevmeye başladım. heyecan duyuyorum. tabi ankaralı arada aklıma geliyor özellikle sevme tarzı çok farklı olan iki kişi olunca kıyas oluyor.

    ankaralı "kurban olurum gözünden akan yaşa" diye gözlerimden öperken, bu çocuk ben ağlarken evden gidiyor.

    bir gün neden bana çikolata almadı diye markette ağladığımı bilirim yeni sevgilimin. çocukta ne olduğunu anlayamadı çikolata için ağlanır mı ya demeye başladı. markette çikolata alırken ben "yeme şu pis şeyleri ya ne güzel diyet yaptın zayıfladın kilo alma yine"

    kiloya çok takıntılıydı yeni sevgilim. başladım ağlamaya eski sevgilim diyetisyenken ikimizde bir poşet çikolata alırdı bana diye düşünüp ağlıyorum.

    ilişkinin 3 ayındayız, daha güzel rayında her şey, bir kere aşırı yakışıklı bir sevgilim var ve etrafta paratoner yanında çirkin kalıyor diyorlar ama ben yine havalıyım ama beni seçti diyorum şımarıkça.

    bir akşam evimde oturuyoruz telefonum çaldı. arayan ankaralı.

    sevgilim açmamı ısrarla söyleyince açtım.

    ankaralı telefonda ağlıyor. "özür dilerim her şeyi mahfettim ben. nolur beni affet her şeyi yanlış anlamışım" dediklerinin çoğu anlaşılmıyor bile.

    ankaradayken en yakın arkadaşım ve ev arkadaşımla ismimiz aynıydı ikimizinde. aynı sınıftayız. sınıfta herkes bana soyadımla hitap ederdi soyadımda kız ismi diye.
    bu kız sosyal medya kullanmıyor. aşırı kırığı var çünkü. 5 tane sevgilisi varmış, yatmalar kalkmalar falan.

    ve benim sosyal medyamdan birilerini ekleyip oradan konuşuyormuş. ama bana sadece sınıftakilere bakmak için istemişti şifremi pek sallamadım verdim.


    oradan bir sürü erkekle yazışmış, yatak muhabbetleri, yaptığı anallar, aynı anda var olan 5 sevgili... benim facebook kerhane olmuş. sevgilimde o dönem sosyal medyamı tamamen silmem üzerine şüphelenmiş kırdırmış hesabı eski mesajları yükletmiş emniyetten bir arkadaşına. isimlerde aynı olunca kızla ben sanarak bitirmiş ilişkimizi.

    onca zaman sonra bu mesajların çıktılarını okurken bir yerde ben olmadığımı soyaddan anlamış ve ben ne yaptım olmuş.

    telefonda ağlıyor, benim gözler dolu dolu, onca üzüntü ve karşı koltuğumda da şimdiki sevgilim.

    düşünürsem ona dönerim diye düşünmeden cevap verdim "benim sevgilim var. rahatsız etme beni."

    kapattım telefonu. karşı koltuktaki baktım ceketini almış "yalnız kal biraz" dedi ve gitti.

    lan tam tersi sana ihtiyacım vardı.

    kendi kendine bir saat sonra geldi. benim elimde bir şarap şişesi, karşımda bu. kadehe bile koymamışız, bir ben içiyorum bir o.
    ağladım, neden ağlıyorsun bile demeden durdu yanımda.

    bir yanlış anlama hayatımda nelere mal olmuştu.

    doğuda bir ilçede karların arasında eksi otuz derece, izmirli sevgilimle eski sevgilimi ve de o yanlış anlaşılma olmasaydı hayatım nasıl olurduyu düşündüm tüm gece.