pokot

  • Polonya-Almanya-Slovakya-Çek Cumhuriyeti-İsveç-Fransa ortak yapımı dram/gizem/suç/gerilim türünde sinema filmidir..

    filminin yönetmen koltuğunda Agnieszka Holland ve Kasia Adamik oturmaktadır..

    filmin senaryosunu Olga Tokarczuk ile Agnieszka Holland birlikte kaleme almışlar..

    başrolde Agnieszka Mandat oynuyor. diğer önemli rollerde Wiktor Zborowski, Jakub Gierszał, Patrycja Volny ve Miroslav Krobot oynamıştır..

    pokot, türkçeye iz olarak çevrilmiştir..

    film Olga Tokarczuk’un romanından beyaz perdeye uyarlanmıştır..

    polonya'nın bir taşra bölgesinde yarı zamanlı ingilizce öğretmenliği yapan janina duszejko adlı hayvan hakları savunucusu emekli bir kadının hayatı anlatılıyor filmde..

    oyunculuklar oldukça başarılıydı. başroldeki Agnieszka Mandat, janina duszejko rolünde çok iyi bir performans sergilemiş. yardımcı rollerdeki soğuk ihtiyar rolünde Wiktor Zborowski, sorunlu bir hayatı olan genç kadın rolünde Patrycja Volny, bilgisayar uzmanı genç rolünde de Jakub Gierszał gayet başarılı oyunculuklar icra etmişler..

    müzikleri harikaydı. film müziği ve çalan klasik müzikler dahil hepsi çok zarifti. bach'ın besteleri ayrı güzeldi. bu etkileyici müziklerin bestekârı Antoni Łazarkiewicz'dir..

    janina hanımefendi emekli olduktan sonra polonya'nın bir taşra köyünde doğayla iç içe huzurlu bir hayat yaşamaktadır. bulunduğu bölgede avcılık adı altında sürekli hayvan katliamları yapılmaktadır. bu durum çoğu zaman devletin izin verdiği ölçüde kontrollü biçimde dönemsel olarak yapılsa da kimi zaman yasa dışı yollarla yapılmaktadır. yüreği hayvan sevgisiyle doludur janina'nın. kendisinin de lea ve bialka adında iki tane köpeği vardır. hayvansever ve aynı zamanda feminist bir aktivist olan janina, hayatının ikinci baharını hayvanlara yapılan bu zulümlerle mücadeleye adamıştır. her türlü hayvanın, canlının öldürülmesine karşı girişimlerde bulunur. bu girişimlerinde her türlü yasal yollarla başvurur ve avcıları sürekli uyarır. tek başına kalkıştığı bu mücadelesinde yaptığı tüm şikayetler ve uyarılar karşısındaki havvan katliamcısı kişileri durdurmaya yetecek midir? bu soruya yanıt arayacağız filmde..

    avcılığın bir spor değil katliam olduğunu hatırlatıyor bize pokot. sırf keyif olsun diye hayvanların öldürülmesine tanık oluyoruz. film bu konudaki duyarlılığa dikkat çekiyor..

    pokot, hayvan hakları, feminizm, yozlaşma, veganlık gibi hassas konuları başarıyla ele alıyor..

    insanların ne kadar yaşama haklı varsa hayvanların da o kadar yaşama hakkı olduğunu vurguluyor film..

    film özelde hayvan haklarını savunuyor olsa da genelde aslında bir yozlaşmayı ele alıyor. kuralları istedikleri zaman istedikleri kişilere esnetebilen hatta değiştirebilen devlet düzenine bir eleştiri yapılıyor filmde. bu yozlaşma bakımdan polonya'nın son yıllardaki iktidarı ile ülkemizin iktidarını benzetmek mümkün..

    pokot hakkında yönetmen politik bir film amaçlamadıklarını söylemiş. ancak adalet sistemi, erkek egemen toplum yapısı, ekolojik sistemin bozulması, kilisenin insafsız bakış açısı gibi konulara değinilmiştir filmde..

    dünya hem fiziksel hem de düşünsel olarak o kadar kirletilmiş ki janina'nın hayvanların haklarını savunan masum çabaları hor görülüyor adetâ suç sayılıyor. hayvan katillerine ise neredeyse ödül veriliyor..

    pokot, Uluslararası Berlin Film şenliği'nde gümüş ayı dahil pek çok film şenliğinden ödül kazanmış..

    izlerken çabuk bitmesini istemediğim filmlerdendi..

    janina hanımın ilginç bir yeteneği vardı. kişilerin burçlarından nasıl doğduklarına ve nasıl öleceklerine dair çıkarımlar yapabililiyordu..

    film yayınlandığı dönemde polonya'nın tutucu dinci kesimlerince ağır eleştirilere maruz kalmış. polonyalı bir gazeteci film için “Hristiyanlık karşıtı ve eko-terörizmi teşvik ediyor." demiş. ayrıca filmin iki yazarı Agnieszka Holland ve Olga Tokarczuk, komünist dönemin hain anlamına gelen “targowiczanin” terimi ile suçlanmış..

    janina, hayvan haklarında olduğu gibi soyadının telaffuzunda da çok hassastır. soyadının yanlış söylenmesine tahammül edemiyor..

    pokot'ta pek çok olumsuzluğa rağmen güzel şeyler de vardı. bundandan biri polonya ormanlarından, dağlarından muhteşem manzaralar doğal güzelliklerdi. diğeri ise dobra ile dyzio arasında filizlenen aşktı..

    filmin yönetmeninlerinin ve senaristlerinin kadın olması beni şaşırtmadı. cinsiyet ayrımcılığı yapmak istemem fakat şunu da belirtmeden geçemeyeceğim, filmin anlattığı konuda çoğunlukla kadınların daha duyarlı olduğu bir gerçek..

    yönetmen holland filmden önce vejetaryen değilken birçok röportajında filmden sonrabdaha çok bilinçlendiğini ve artık değişmesi gerektiğini düşündüğünü söylemiştir..

    filmde dikkatimi çeken bir konu var. kararlı bir hayvan hakları savunucusu olan janina'nın giydiği mont kaz/ördek tüyünden yapılmış. yönetmen bu konuda nasıl bir mesaj vermek istiyor tam olarak anlayamadım doğrusu..

    filmden bağımsız bir yorum yapmak istiyorum. başroldeki Agnieszka Mandat çok başarılı ve gerçekçi oyunculuk çıkarmış. polonya sinemasının yakın döneminde artık Grażyna Szapołowska, Agnieszka Mandat, Adriannie Biedrzyńskiej gibi harikulâde aktrisler yetişmiyor ne yazıkki. son dönemde izlediğim polonya filmlerinde bunun eksikliğini hissediyorum..

    filmin sonu oldukça ilginç. gerçek hayatta da böyle olsa dediğim türden..

    yönetmen Holland filmi “Öfke hakkında bir masal gibi” olarak tanımlıyor. ayrıca şu sözleri söylüyor: “Av, önemli siyasi kararların alındığı alanlardan biri. Bir tür erkekler kulübü denebilir. Filmin araştırması için birçok kez ava gittim ve belki en fazla bir kadına rast geldim. Erkekler bir arada ve özgürce konuşuyorlar, Donald Trump’ın ahbaplarıyla yaptığı gibi. Canlıları öldürerek doğrudan güç uygulayabiliyorlar. Oğullarını da birlikte götürüyorlar ki bayrağı devrettiklerinden de emin olsunlar.”

    aşağıda film hakkında bazı ayrıntılardan bahsedeceğim. izlemeden önce detayları öğrenmekten haz etmiyorsanız aşağıda yazılanları okumamanızı öneririm..

    --- spoiler ---

    janina duszejko ile savcının sahnesinden.

    — Yasalar katilleri yani avcıları, kasapları koruyor. suç yasal hâle getirildi. böylece herkes onu kabul etti. kasabın yanından geçerken sadece et görürsünüz, ama o bir canlının parçalanmış bedenidir! bunu anlamıyor musunuz?

    — bayan duszejko lütfen.

    — bu duyulmamış bir şey değil. bu hayvanlar tarafından işlenen ilk cinayet olamaz. internetten koca bir liste okudum. 846 yılında bir arı sürüsü bir adamı sokup öldürdü. o arılar sıradan bir insan mahkemesi tarafından suçlu bulundu. 1300'lerin başında domuzlar bir çocuğu öldürüp yedi. yine domuzlar yargılanıp infaz edildi. Tarihte çok sayıda hayvanın duruşması görüldü. italya'da tırtıllar bütün bir üzüm bağını yedi. o kadar geçmişe gitmeye de gerek yok. kuş gribini hatırlıyor musun? dünyada yayılan bir salgındı. bütün bunlar tesadüf mü? mutlaka hatırlaman lazım!

    — evet.

    — tabi hatırlıyorsun! karmaşık bir intikam şekliydi o. hayvanlara yaptığımız şey için. yamyamlığımızı tatmin etmek için onları şişmanlattığımızdan dolayı. endüstriyel çiftlikler ve fabrikasyon katliamları için.

    — bayan duszejko lütfen sakin olun. bu konuyu dikkate alacağız. anladınız mı?

    — beni ciddiye almıyorsun öyle değil mi? diğerleri gibi benden kurtulmak istiyorsun. size mektuplar yazıyorum ama cevap vermiyorsunuz. kanunen cevap vermek zorunda olmanıza rağmen. okumuyorsunuz bile öyle değil mi? kesinlikle okumadınız! neden hep zayıf ve kibar olanları cezalandırıyordunuz?

    janina'nın açılış sahnesinden.

    burçlarımızdaki doğum tarihi aynı zamanda ölüm tarihini belirler. doğanın kanunu bu, doğanlar ölmek zorundadır. haritalarımızdaki bazı bölgeler bize ne zaman ve nasıl öleceğimiz hakkında ipuçları verebilir. sadece nereye bakacağımızı bilmemiz gerek.

    filmde yaşanan bazı olaylara değineceğim şimdi. bana iyi bir insan mısın kötü bir insan mısın diye sorsalar kötü insan değilim diye cevap veririm. bunu laf olsun diye değil vicdanım rahat olduğu için söylerim. buna rağmen duszejko'nun dextervari eylemlerine kızamadım, hatta sevindiğimi bile söyleyebilirim. benim gibi düşünenler yaptığının yanlış bir şey olduğunu bilse de ister istemez janina'nın içinden bir dexter çıktığına seviniyor. çünkü o kişiler bu dünyada yaptıklarının bedelini ödemiyorlar. öteki dünyanın var olduğunu da kimse bilmediği için yaptıkları kötülükler hep yanlarına kalıyor. adalet sistemi bu suçluları yargılayıp cezalandırmadığı için duszejko'yu bu kişileri cezalandırmaya zorluyor maalesef. aşağılık bir insan yeryüzündeki onlarca masum canlının yaşamına son verebiliyor. bir tercih yapmak gerekirse ben aşağılık ve kötü niyetli bir insanın yaşaması yerine kesinlikle onun zarar verdiği ya da vereceği canlıların yaşamasını yeğlerim. sebebiyse çok açık "insanlık". doğaya ve canlılara zarar veren kişilerin dünyada yerinin olmaması gerektiğine inanıyorum. sırf böyle düşündüğüm için belki ben de kötü biri sayılıyorum. canlılara, doğaya bilerek ve isteyerek zarar veren kişiler bu dünyaya fayda sağlamıyor aksine zarar veriyorlar. belki benim de dünyaya pek faydam yoktur. elimden geldiğince hayvanlara yardım etmeye, ağaçları ve çiçekleri sulamaya çalışıyorum. yerlere çöp veya izmarit atmıyorum. en önemlisi de doğaya ve canlılara zarar vermeyerek vicdanımı rahatlabiliyorum.

    yaban domuzunun vurulduğunu gören janina karakola gider. polislerle arasında yaşanan diyalog.

    — bir cinayet ihbarında bulunmak istiyorum.

    — cinayet mi?

    — evet. genç bir yaban domuzu. hem de av sezonu değilken.

    — biraz, kahve ister misiniz?

    — bakın! mart ayındayız. yaban domuzu avı yasak! her ne kadar onların 28 şubatta öldürülmesine izin verilip ertesi gün izin verilmemesi kadar saçma olsa da. bu tamamen saçmalık! acı içinde can verdi! ciğerlerinden vurulmuş.

    — sakin olun. ne yapmamızı bekliyorsunuz?

    — failleri takip edip bulmanızı, onları cezalandırmanızı ve avlanmayı yasaklamanızı istiyorum. köpekleri dahi vuruyorlar.

    — biliyorsunuz sokak köpekleri de hayvan öldürebilir. eğer tasmaları yoksa köpekleri de öldürmek yasaldır. sizin de köpeklerin vardı, değil mi? geçen sene onlar hakkında şikayetler aldık.

    — artık bende değiller.

    — her zaman merak etmişimdir. yaşlı kadınlar, yani sizin yaşınızdaki kadınlar neden bu kadar hayvan refahına önem verir diye. ilgilenecekleri yeterince insan yok mu etraflarında? benim büyük annemin yedi tane kedisi var, ama yine de o sokaktaki bütün kedileri besliyor.

    diyalog devam ederken janina cebinden çıkardığı öldürülen domuza ait bir parçayı polisin masasının üstüne koyar.

    — nedir bu? ne yaptığını sanıyorsun sen?

    — bunlar kalıntılar. onları etiketlenmiş olarak saklıyorum kutularda. kürk ve kemikler. bir gün belki katledilen tüm o hayvanları klonlamak mümkün olacak. ve bu bir çeşit telafi olabilir.

    — kahretsin! tam numuleliksin be kadın!

    — kan mı rahatsız etti? sosisinde görsen rahatsız olmazsın ama değil mi?

    --- spoiler ---