geceye bir şiir bırak

  • bugün oturdum ölümü düşündüm
    kirli, acı bir su gibi yürüdü içimde
    dokunduğum, gördüğüm her şeye sindi
    ürperdim, korktum ve biraz şaşırdım
    bugün oturdum ölümü düşündüm
    yağmur altında ya da karanlıkta
    bir başıma kalmış gibi.

    sevgilim böylesine alımlıyken
    güz kuşlarının güneye doğru akıp gideceği yol
    iyice belirmişken gökyüzünde
    onarırken, sararken hayat
    çocukların incinmiş gülüşlerini
    artık her park yeri bir apartman inşaatı
    her sokak bir otomobil nehriyse de.

    bugün oturdum ölümü düşündüm
    soğuk camlara dayayarak yüzümü
    kuşağımın acısını, kefenlenen gençliğimizi
    yaşayan ya da artık yaşamayan dostları
    bugün oturdum ölümü düşündüm
    örterek yüreğime kara bir tülü.

    bugün oturdum ölümü düşündüm
    kapkara bir gece penceremi dalarken
    öleceğini bile bile karşı koymanın onurunu
    yiğitliğin, özverinin, sevginin
    arkadaşlarımın yüreklerinden çıkan özsuyunu.

    bugün oturdum ölümü düşündüm
    bir darağacında ya da yolda yürürken

    bugün oturdum ölümü düşündüm
    yirmi yaşında ve hayat bu kadar güzelken
    ahmet erhan

  • nasıl ince, ellerin, parmakların
    coşkuyla ağırlığını kavrarken yaşamın,
    nasıl katı, nasıl soğuk, kurşunların
    sessiz ve dingin dünyanda yaşaman için.

    orada mısın?
    göremiyorum seni—
    öylesine yoğun bir karanlık
    uzanıyor ki benden sana
    gözlerim
    delinmiş gibi.
    orada mısın?
    densiz gülüşlerden uzak—
    kuruyor musun beni?

    ben ki
    yılların yağmurlarıyla çürümüş
    tahta gibiyim:
    dokusu grileşmiş,
    artık yalnız,
    ateşe atılabilen.

    beni
    kuruyor musun—
    arsız gürültülerden uzak
    orada?

    sessizliğim:
    orada
    duyuruyor mu beni sana
    buradan,
    rüzgarın dalları
    bir an
    bıraktığı aralarda?
    Oruç aruoba
  • ALTINCI GÜN

    Benim söylemek için çırpındığım gecelerde,
    Siz yoktunuz.

    özdemir asaf
  • İki şehri var gecenin, biri gözümde
    tütüyor, birinin dumanı üstünde yağmur
    gibi çöken siste, bana bu uykusuz
    şehri niye bıraktın, göze alamadığım
    bir şehrin yerine bütün şehirlerdesin,
    gece değil istediğin hayli karanlık
    bakışlı bir şehrin gözleriyle çarpışmak
    hevesindesin! Gözlerini anlıyorum henüz
    bağışlayabileceği gözleriyle çarpışmadı kimsenin;
    gözlerimizi uzaklıklar değil ki yalnız
    göze alamadığımız yakınlıklar da acıtır,
    ve gözleri ancak gözler bağışlayabilir,
    öyle acıyor ki gözlerim kim bağışlayacak,
    sis değil, uykusuzluk değil, iki uzak
    şehir gibi ayrılıktan kavuşmuyor gözlerim :
    Biri hepimizle göz göze gibi hala uykusuz,
    biri sis içinde kirpiklerine kadar açık,
    bu sessizliği kim bıraktıysa, göremiyorum
    konuşkan gözlerinde tek sözcük bile,
    gözlerimiz birbirine değmiyor gecenin iki şehrinde

    Kimsenin kimseye gözü değmiyorsa, şiir niye ?
    haydar ergülen
  • sana tanık bulunur şehre salınmış gövde
    kaldır artık şu göğsünden lekesizliği
    soyunup başımız önde şehri çıkalım!

    dünya beni acıtacak kadar büyükmüş, demek için
    küçük yalnızlığını dünyaya bağışlayan!
    bakışlara kalplere kurulmuş aynalarda
    herkes öyle yalnız ki yalnızlığı bilen yok
    ve insanın insana uzun cehenneminde
    kendi yüzüne bakacak kadar güzel değil hiç kimse

    yüzüne benzettiği maskelerden ağlayan kadın,
    inceyken kara kalemlerin ezdiği bir resim gibi
    kitaba düşünce kelimenin şerrinden
    sevişmekten yorulunca aşktan korkuyor
    hayatı başka hayatların çıplak gövdesi

    gövdelerin gecesi: benzerinin yüzünde ölümü öpen
    ve soyunan yalnızlık korkusuyla benzerlerine
    yok çünkü, cezasını bir cezaya ekleyen gezgin
    ayna tutup boynundaki ipi kıran yok
    yataklar ter kokan cesetlerin buluşma yeri
    gölgelerin çiftleştiği şehirde
    ben kendimi sevseydim cinayetler işlerdim

    ey, yüzüne bakmadan aynalar tasarlayan, sen de
    rüzgârın buruşturup atılan bir kâğıt gibi
    parçalanmış bir kuş gibi alnıma konmadan önce
    şehir tüylerini yolup beyaz karnını paylaşmadan,
    sen, aşkına olmayan şehirler aramadan
    ve kanatların küllerle ağırlaşmadan

    şehrin dışına çık ve tanış benimle!
    Haydar Ergülen
  • https://youtu.be/scPHcldZu4Q

    ahmed arif;
  • Geriye bakarak yanıtlıyoruz birbirimizi
    Bir destek aranır bir güç alırcasına
    Dönerek ikide bir anıların ülkesine..
    Alnımızı gererek konuşuyoruz, kaşlarımızı
    Bir ince eğimle siper edip bakışlarımıza
    Çok iyi bildiğimiz bir duyguyu
    - O biraz yenilgiye biraz ezikliğe benzer
    Ortak yaşadığımız sızım sızım -
    Saklamaya çalışıyoruz birbirimizden.


    Uzun uzun susuyoruz sözün kıyılarında
    Hangi kapıyı aralasak bir uzaklık esiyor
    Hiçbir düşünceyi sonuna dek götüremiyoruz.
    - Böyle belirlenmiş sınırlar içinde
    Bir iç denetimle, bir dış denetimle
    Konuşmasak da eski tadını yitirdi -
    Düşler kuruyoruz yeniden gelecek üzerine
    Kaldırıp kirpiklerimizi ayak uçlarımızdan
    Dağlara bakıyoruz, ufuklara, bulutlara
    - Ah, o insan yüreğinin değişmeyen tutkusu -


    Bir güncel sesle sonra, çirkin ve çiğ
    Bir kirli görüntüyle hayata ilişkin
    Dönüyoruz gerçeğin o kalın çizgisine..
    Yeni yeni yaşamlar kuruyoruz ödünler vererek
    Aklımızda yüzlerce geçerli açıklama:
    "Yaşamak zorundayız nasılsa, iyidir
    Hiç yoktan var olmak" adına
    Karşı çıktığımız ne varsa yapıyoruz hepsini.
    Bir kan pıhtısı gibi yarada kuruyan
    Binlerce uyuşturucu merhemle donuyor kalbinizde
    Anılar inançlar incelikler düşler..
    Şükrü erbaş
  • Ellerinden utanıyorsun.
    Benim umutlu olmaktan utandığım gibi...
    Gösterişli bir vitrin gibisin.
    Ağladığını bir tek sen biliyorsun
    Ağladıkça daha da ışıldıyor sahipsiz güzelliğin.
    Bense hep yoldayım. Evim hiç olmadı. Kaçıyorum...
    Sahipsiz güzelliğin verdiği acıdan kaçıyorum.
    Kaçmaktan kaçıyorum.
    Hiçbir şey istemiyorum.
    Belki utandığın ellerini sadece...
    Ellerin vitrinin dışında, nasıl da masum sıcak.
    Alışmamışım mutlu olmaya ben,
    Ellerini vitrine koyup, kendimden kaçıyorum.
    cezmi ersöz
  • Çözemediğim bir şeyler var hayatımda
    Sualtı gibi derinlerde sessizce bekleyen
    Dirensem, daha ne kadar direnebilirim artık
    Nereye kadar gidebilirim, gitsem?
    Aradığım nedir, o kentten bu kente?
    Adressiz yaşamak da sıkar insanı gün gelir
    Gider heyecanlar, istekler, gülümseyişler
    Yüreğimdeki denizin suları birden çekilir. Özleyip de vardığım her yerden, hemen kaçsam diyorum
    Ne aradığımı biliyorum, ne bulduğumu
    Bilmem neresinde yanıldım ben bu hayatın?
    Yüreğimi kabartan o sevinç, şimdi sonsuz bir acı oldu.
    Taşlar yığılmış önüne en güzel, en anlamlı duyguların
    Uçsuz bucaksız bir tüneldeyim ve her yanım karanlık
    Koluma giriyor bazı adamlar, bir şeyler söylüyorlar
    Kalıplaşmış, sıkıntı verici, güdük. Oysa acı diye bir şey var bu dünyada
    Ölüm var -ki yüreğimde bu boşluğu yaratan bda odur. Yanıbaşımda ölüp gitti dostlarım, ben bakakaldım
    Gözyaşlarının da bir yerlere gömüldüğü görülmüş müdür? Çözemediğim bir şeyler var hayatımda
    Sanki ilk benim duyduğum garip, anlatılmaz duygular
    Sürse daha ne kadar sürer bu, bilmiyorum
    Ölümü ve hayatı yanyana düşünmesini ne zaman öğrenir çocuklar?
    Ahmet erhan
    (bkz: house)
  • Yüzü gitgide suya dönüşen kadınım
    Bir iğne, bir iplik kaldık şu dünyada
    Ancak birbirleriyle bütünlenebilen..
    Düşün ki, senin bütün adlarını söylesem
    Doğa ayaklanır, koşarak gelir yanıma
    Yüzü gitgide suya dönüşen kadınım
    Benzedik birbirine bakan iki aynaya

    Yaşamak güzel, yaşamak güzel, yaşamak
    Artıları, eksileri yitirsek de boyuna
    Kör bir noktada durup ardımıza baksak
    Sularda pul pul, toprakta tel tel
    Çözülüp dağılsak ve ömür desek buna
    Al yarısını, öbür yarısı bende kalsın
    Öleceğin günü bana önceden haber ver
    İçimdeki, dışımdaki saatleri kurdum
    Yelkovanı kovalayan akrep gibi kaldım burada

    Yüzü gitgide suya dönüşen kadınım
    Bir gün bütün aynaları kırarsam şaşırma
    Ben aklımı yitirdim yüreğimi buldum.

    Ahmet Erhan
  • Bütün dünya ölüme düşer kapattığımda gözlerimi;
    Açarım göz kapaklarımı ve doğar her şey yeniden.
    (Sanıyorum kafamdan uydurdum seni.)

    Yıldızlar vals yaparlar, kırmızı ve mavi,
    Ve keyfi bir siyahlık dörtnal peşinden:
    Bütün dünya ölüme düşer kapattığımda gözlerimi.

    Düşledim büyüyle beni yatağa çektiğini
    Ve çılgınca öptüğünü, delice şarkı söylediğini.
    (Sanıyorum kafamdan uydurdum seni.)

    Devrilir gökten Tanrı, solar cehennem ateşleri:
    Melek ve Şeytan’ın adamları çeker giderken:
    Bütün dünya ölüme düşer kapattığımda gözlerimi.

    Hayal ettim söylediğin yoldan döneceğini,
    Fakat yaşlandım, artık unuttum ismini.
    (Sanıyorum kafamdan uydurdum seni.)

    Bir fırtına kuşunu sevmeliydim seveceğime seni;
    Hiç değilse baharda göğü şenlendirir gelirdi.
    Bütün dünya ölüme düşer kapattığımda gözlerimi.
    (Sanıyorum kafamdan uydurdum seni.)
    Sylvia Plath
    (Çeviren: İsmail Haydar Aksoy )
  • -gece yahut gündüz mü?
    -hayır,ey dost,sonsuz bir günbatımıdır

    iki ak tabut misali
    iki güvercinin geçişiyle rüzgardan
    ve uzaklardan gelen sesler gibi,o elgin ovadan
    rüzgarının devinimi gibi,dur duraksız ve başı boş

    -bir söz söylemeli
    -bir söz söylemeli

    karanlıkla birleşmek istiyor canım

    bir söz söylemeli
    ne kadar ağır bir unutkanlık
    bir daldan elma düşüyor
    keten tohumlarının sarı taneleri
    benim sevdalı kanaryalarımın gagası altında kırılıyor
    baklaçiçeği
    mor sinirini,meltemin sarhoşluğunda
    değişimin belirsiz kaygılarından kırılmaya bırakıyor
    ve burada,bende,kafamda benim?
    ah..
    kafamın içinde hiçbir şey yok,koyu kızıl
    zerreciklerin dönüşümünden başka
    ve bakışım
    yalan bir söz gibi
    utangaçtır ve yere dönük

    -ben bir ayı düşünüyorum
    -ben şiirdeki bir sözcüğü
    -ben bir pınarı düşünüyorum
    -ben topraktaki bir düşü
    -ben buğday tarlasının yoğun kokusunu
    -ben ekmek söylencesini
    -ben sililiğini oyunların
    ve uzun daracık bir sokağı
    akasya ağaçlarının kokusuyla dolan
    -ben oyun sonrasındaki acı uyanışı düşünüyorum
    ve sokak sonrasındaki şaşkınlığı
    ve akasya kokusu sonrasındaki uzun boşluğu

    -kahramanlıklar?
    -ah
    yaşlıdır atlar
    -aşk?
    -yalnızdır ve basık pencerelerden
    mecnunsuz çöllere bakıyorlar
    halhallı bir bacağın süzülüşünün
    karmaşık anısıyla dolu bir yola

    -istekler?
    -yitiriyorlar kendileriini
    binlerce kapının acımasız uyumunda
    -kapalı?
    -evet,hep kapalı,kapalı
    -yorulacaksın
    -ben bir evi düşünüyorum
    sarmaşıkların soluklarıyla,rehavet içinde
    gözün ışıması gibi,tembel,kaygısız bir evi
    ve sonsuz gülümsemesiyle yeni doğan bir bebeği
    sudaki ardışık döngü gibi,
    ve bir üzüm salkımını andıran kanlı bir teni,
    -ben yıkımı düşünüyorum
    ve kara esintilerin talanını
    ve kuşgulu bir ışığı
    geceleyin pencerede aranan
    ve küçük bir mezarı,yeni doğanın teni gibi küçücük

    -iş..iş?
    -evet,fakat o büyük masada
    gizli bir düşman barındırır
    seni usul usul kemirir gibi
    tahtayı ve defteri gibi
    ve binlerce başka boş şeyleri kemirir gibi
    ve sonunda sen,bir çay bardağına dalacaksın
    burgaçtaki sandal gibi
    ve ufkun derinliklerinde,yoğun sigara dumanı
    ve anlamsız çizgilerden
    başka bir şey görmeyeceksin.

    -bir yıldız?
    -evet yüzlerce,yüzlerce,fakat
    tümü kuşatılmış gecenin öte yanındalar
    -bir kuş?
    -evet yüzlerce,yüzlerce,fakat
    tümü uzak anılardalar
    kanat çalmalarının boş gururuyla
    -ben sokaktaki bir haykırışı düşünüyorum
    -ben ara sıra duvardan geçen zararsız bir fareyi

    -bir söz söylemeli
    -bir söz söylemeli

    sabahları,
    havanın ergenlik duygusu gibi
    belirsiz bir şeyle ansızın
    birleştiği titreşimli bir anda

    ben
    bir taşkınlığa bırakılmak istiyorum
    o koskoca buluttan yağmak istiyorum
    ben
    hayır,hayır,hayır,hayır diye haykırmak istiyorum

    -gidelim
    -bir söz söylemeli
    -kadeh mi,yatak mı,yalnızlık mı,uyku mu yoksa
    -gidelim..

    füruğ ferruhzad

  • Dikenin kalbime battığı bir sonbahar günüdür
    Sen elini bulutların içinde gezdirirsin
    Bulutlar senin gözlerinin üstünde yürürler
    İçini kurtlar kemirir
    bence malumdur
    Buğulanmış camların arkasında masmavi yüzün
    Senin ateşler içinde olduğun
    bence malumdur
    Ellerin muhakkak çocuk elleridir
    Hep kimsenin bilmediği türküler düşünürsün
    Onlar neden daima okul türküleridir
    Süleymancıktan bahseder kara toprakta acık
    Yeşil bir yıldız gibi akıp giden süleymancıktan
    Ve karınca yuvalarından bahseder
    Işıksız kömürsüz karınca yuvalarından
    Gökyüzünde kızıl bir hilalın kaydığını görürsün
    Sen ansızın gökyüzünde görünürsün gözlerinin rengi
    bence malumdur
    Elinde değildir akşam serinliğinde üşürsün
    Eylül'den itibaren geceler hazindir uzundur
    Sokaklar yorulur uykuya varıp gelirler
    Sokakların üstüne bulutlar gelirler
    Bulutların üstüne yıldızların gözleri gelir
    Bir yıldız bir yıldızın ardınca gider
    Yıldızların kayboldukları yer
    Bence malumdur
    Karanlıkta bir şeyler kopar dağılır
    Uzaktan yabancı sesler duyulur
    Sen elini bulutların içinde gezdirirsin
    Elin hayallerimi dağıtır
    Bilirsin sen elini bulutlar içinde gezdirirsin
    Attila ilhan
  • uludağ'da karı düşünüyorum karı
    donları çözülmüş karı
    masamda buz gibi biram
    hani ya rakım
    herkesin elinde ski kayıyor
    benimki kırık
    benim adım orhan veli kanık,
    yüreği yanık.

    orhan veli.
  • Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir
    Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir

    (bkz: ziya paşa)
  • Bu yürek
    Seni seveceğini biliyordu herhalde
    Bu kafa seni kuracağını seziyordu hanidir
    Bire bin veren buğday
    Elmadaki mayhoşluk
    Hukuki beşer
    Çınçınlı hamam
    Çizmedeki kedi
    Sanki elleriyle koymuşlar gibi
    İkimizden bir işmar
    Seni sevmemiş olsam, sözlerim yarı yarıya
    Gözlerim yarım
    Ellerim çolak hüseyin eli
    Seni sevmesem, nefes almayı beceremem ki
    Bugün günlerden ne?
    Cumartesi
    Seni sevdiğim için, Cumartesi elbet
    Seni sevdiğim için, bak temmuz ayındayız
    Ayşe onbaşı, pir sultan abdal, büsbütün sevdalıyım sana
    Bu gemiler nereye gidiyor, seni sevdiğim için
    Seni sevdiğimden, suyun akası geliyor
    Bacaların tütesi
    Nurhayat’ın halleri, seni sevdiğim için güzel
    İbrahim’in dilleri
    İnsan seni sevince , tutsaklığa kızar tabi
    Savaşın adı geçse, cinifrit olur
    Ereğli’nin kömürünü düşünür, ne kömür o be
    Raman’ı düşünür, Çukurova’yı düşünür
    Seni sevdiği için, Haliç’te bir uğultu
    Marmara’da bir deniz
    Isparta bahçesinde güller
    Seni sevdiği için goncalanıyor
    Seni sevdiğim için, kilim dokuyor Avşar’da
    Yarın sabahlar,
    seni sevdiğim için icat edildi
    Penisilin, halk şiiri, canlı sinema
    Mapushaneler, yedi düvel, harbi ispanyol nezlesi
    Sultan Hamid, don civani
    Ne bilsinler seni sevdiğimi
    Başaklanmayan yulafa söylemeli
    Cılk yumurtaya
    Paslı demire
    Kulağını bükmeli kurtlu kirazın
    Hoşnut değilllerse bu gidaşattan
    Akıl etsinler seni sevdiğimi,
    Yeşille turuncunun kafa barıştırması, bu sevdadan ötürü
    Tepemizdeki o göçmez tavan
    Sulardaki yakamoz, ortancadaki pembe
    Ben seni sevdim diye
    Bingöl vilayetinde, kamyondan inince
    Tığ gibi bir delikanlıya soruyorum
    Siz nerenin bulutlarısınız böyle?
    Biz sizin sevdanızın bulutlarıyız
    Bir yıldızlı akşamı varsa Ankara’nın
    1953 kışları içinde
    Karnı tok, sırtı pekse hısım akrabanın
    Konu komşu, dirlik düzenlik içindeyse
    Birbirimizi daha çok sevelim diye
    İnsan seni sevince iş güç sahibi oluyor
    Şair oluyor mesela
    Meyhaneden cayıyor bir akşamüzeri
    Caysın be güzel
    Caysın be iyi
    Tütünü bırakıyor, tütün neyime zarar
    Keseme zarar, ciğerime zarar, sevdama zarar
    Seni sevince adamın papuçları eskimiyor
    Beti benzi yeni çarktan çıkmış gibi
    Seni sevince insan bilgili, saygılı, gönlü gani, şen
    Saçları zencefilli
    Erkencecik evine dönmek istiyor canı
    Hep seni düşün
    Hep seni yaşat
    Hep seni yıka
    Seni doyur üç öğün
    Seni bir kanım uyut, sonra uyandır
    Lokman hekim, seni sev diyor bana
    Seni sevmeseydim, ilkbaharı koydunsa bul gayrı
    İstanbul diye bir kent yoktu ki yeryüzünde
    Umut diye bir şey yoktu ki, seni sevmeseydim
    Hak, hukuk, bereket diye
    Eşitlik, kardeşlik, hürriyet diye
    Yüreğime sağlık ne iyi ettim!

    Edit: Metin Eloğlu
  • Rüzgârla bozduğun sessizliğini dinledim;
    seni bırakan yaprağın sesini, kuma dokununca
    ve çölde çizilmiş bir ağaç gibi resmini.
    oysa süngerde kalmış damlasıydım sana
    ulaşamayan suyun, yanında üşürken uyu-
    yordum gözlerimde seni ve öylesine sustun
    kuytusunda uykumun.
    kumunu içine saklayan bir saatti çöl-
    de bulduğun; ters çevrilmedikçe çalışmayan.
    belki giden zamanı geri getirmekti
    istediğin, saatini bana bırakıp gitmekti. sanki
    bilmiyordun çölün kuma göre değil sana
    göre yalnızlık olduğunu, yine de yanıbaşıma
    kurdun bu saatli kumu.
    bu yüzden uyanamıyorum, üstelik bilmiyorum:
    hangi gerçek için bölmeliyim uykumu?
    Zafer Ekin karabay
« / 7