blog sözlük itiraf


  • aşırı mutlu bir günü geride bırakmaya hazırlanırken. kafamda tek bir cümle yankılanmaya devam ediyor. hatta yankılanmaya devam etmekte ısrar ediyor. ben bu kadar arsız. bu kadar yüzsüz. bu kadar da güzel cümle. görmedim. duymadım. işte ne bileyim. okumadım. ısrarcı arsız güzelliğin yüzsüzlüğü. arsız ısrarların yüzsüz güzelliği. güzel yüzsüzlüğün arsız ısrarı. bunlardan biri ya da dördün üçlü permütasyonlarından beğenilen bir tanesi. keyifliyim. seçim hakkı bile tanıyorum. çünkü keyifliyim. bazı hakların sağlanması konusunda doğal seleksiyonu bir kenara itiyorum. o kadar keyifliyim ki. lale soğanları sipariş ediyorum. gecenin kraliçelerini. gündüzün herhangi vakti bahçemde görebilme ihtimali dahi. anlamlı ve güzel geliyor. hatta dört mevsimi. sadece iki mevsimin yaşandığı diyarlarda dinlemek. işte ne bileyim. altı mevsimli yılların yaşanabileceğine dair. ufak tefek hayaller kurduruyor. altı keskin mevsim. daha önce hiç tatmadığımız hava durumları. olayları. kafaların karışması. bir miktar yeni karşılaşılan şeye duyulan korku. bir miktar daha ne kadar yeni şey ile karşılaşılabilir heyecanı. bir miktar ılık kahve kokusu. biraz ay ışığı. biraz da yediden fazla mevsimin olamayacağına duyulan inanç. keyfe keyif ekliyor.

    bulutlar bazen daha hızlı hareket ediyor. çok çocukken gökyüzüne çizdiğimiz resimler var ya. işte onlar biraz daha hızlı yok oluyor. ekvatora daha yakın yerlerde büyüyen çocukların hayal gücü. ister istemez daha sınırlandırılmış oluyor. saatlerce aynı resme takılı kalmak. işte ne bileyim. zihni biraz hantallaştırabiliyor. kutuplara gidersem bir gün. dakikada kaç farklı hayal kurabildiğimi. ekvatorda kurabildiklerim ile kıyaslayacağım. böylelikle bir enleme kaç hayal sığar. iki enlem arasında kaç hayal fark var. bunları tespit edebilmiş olacağım. en azından bunun mümkün olduğuna inanıyorum. kabul ediyorum. her yıl yeni insanlar bunun mümkün olabileceğini kabul etse. yıllar sonra. kim bilir. taze bir kabulümüz olur. adını hayal endeksi koymayı düşünüyorum. ya da yüzde elli kabul etse en azından. referandumla filan. bunun makul bir endeks olduğuna inansa bir kısım canlılık. işte bence. en çok hayal orada kurulur. hatta gel bizim memlekette yap. altı paralel nerene yetmiyor. diyen de olabilir. ancak pozitif bilimin sahip olduğu. deney ve gözleme dayalı olma kuralı. kutuplarda daha geçerli gibi. gitmeden nereden biliyor. çünkü hiçten daha azı yok. kabul ettiğimiz matematik söylüyor. ve bunlar aşırı keyifli olmanın önüne geçiyor.

    ve dün. bir nebze daha. gerçeğin suratıma çarpması suretiyle aydınlandım. aslında daha tesirsiz aydınlanmalardan yanayım. sadece aydınlanayım istiyorum. ama suratıma da bir şey çarpmasın. işte ne bileyim. küstahça sırıtmadan karşımdaki. aydınlanabileyim. beni yok saymadan. ya da yok olduğum konusunda. yok olduğum varsayılmadan. aydınlanabileyim. ama aydınlığın bir bedeli var. bazen elektrik faturası. bazen de yok sayılmak. ben yüzde seksenini neye ödediğimi bilmediğim faturanın da bir yerde. tüketiciyi yok saydığını düşünsem de. en azından o fatura. sahip olduğunuz abonelik sayesinde size ulaşıyor. ve belki de aboneliklerimiz aniden yok olsa. biz de yok oluruz. elimizde insanlıktan başka bir şey kalmadığında. belki de ancak. insanlık ile ilişkimizin kalmadığının farkına varabiliriz. şu çağda insanın insanlığa bu denli uzaklaşması. takdir edilecek şey. başka ne. kendinden bu kadar uzaklaşmayı başarabilir. ve dün. dersteyim. ilk dönem. benzerini aldığım bir dersteyim. yani. ilk dönem. uluslararası ticaret tahkimi için ders almış. ve en yüksek derece ile dersi geçmişim. ayrıca dersi geçtiğim derece. bana çok prestijli bir mahkemede çalışabilme imkanı sunmuş. bu dönem de. yatırım anlaşmaları tahkimi dersindeyim. ilk dönem aldığım derste ortaya çıkan sonuçtan. hoca da dahil olmak üzere herkes şaşkın. işin doğrusu ben de şaşkınım. ve beş on dakika şaşırdık birlikte. hoca adımın telaffuzuna daha da çok dikkat etmeye başladı filan. sorular soruyor. cevaplıyorum. ve maalesef. bundan hoşnut olmuyor. bizim memleketten herhangi birinin başarılı olması. biraz zorlarına gidiyor. konular değişiyor. ben halen cevaplıyorum. sonunda konu. kamu ve özel sektör arasında yapılan uzun vadeli alt yapı sözleşmelerine geliyor. bizim bildiğimiz şekli ile yap işlet devret.
    tabii derste saatlerce artısını eksisini tartıştıktan sonra. herkesin kendi memleketinden örnekler sunarak. konu hakkında ne gibi tartışmalar olduğunu söylemesine sıra geliyor. nijeryada iki hafta elektrikler kesilmiş. sınıfça buna da şaşırıyoruz. fransız bir kız elektriğin kesildiğine ikna olmuyor. kalkıp lambaları filan kapatıyor. bunu mu yaşadınız yani diyor. nijeryalı evet diyor. biraz da fransız kıza şaşırıyoruz. bu sefer sınıfça değil. yanımda guyanalı bi çocuk var. ikimiz şaşırıyoruz. bu kız bu kadar uzun muydu diye. sonra hemen rus bloğundan bir arkadaş atılarak kendi sistemlerini anlatmaya çalışıyor. ben de bekliyorum ki hoca ne olsa bana soracak. ben de köprüler hava alanları saydıracağım. hatta herkese osman gazi köprüsünün tam telaffuzunu yaptırıp mehter eşliğinde kendini öldüren japon mühendisi anlatacağım. şerefsiz hoca. nepalde bile neler olup bittiğini. iyice dinledi. sıra bana geldi. sen dedi. anlatma istersen. sizin orada. objektif bir tartışmanın var olabileceğine inanmıyorum. halk aşırı politize olmuş durumda. bu tip anlaşmaların özünü tartışamadıklarına eminim. lan nepaldeki hastaneyi ayıla bayıla dinledin. bizim üçüncü hava alanı zoruna mı gitti diyemedim. çünkü cümlemin içerisinde. hocanın argümanının haklılığı yatıyordu. gülümsedim. yine de bana en yüksek notu vermek zorunda kalacaksınız dedim. o da gülümsedi. acı acı. tam bir iki yüzlü.