hadis


  • Arapça yaratılış anlamına gelen kelimedir.

    İslam tarihinde hadislerin kabulü ile ilgili uzmanlar iki ayrı tarafa bölünmüş durumdadır. Zira hadisler yapısı itibariyle istismara son derece açıktır. Sınırlarının son derece esnek olmasından dolayı anlamı ve doğruluğu farklı noktalara sürüklemektedir.

    Bir inançsız onlarak gözlemim hadislerin birçoğunun gerçek olmadığı şeklindedir. Şimdi biraz detaya giriyorum.

    Kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. / enam suresi 38

    kitabı sana indirmiş olmamız ve kendilerine okunması onlara yetmez mi? / Edip yüksel, ankebut suresi 51

    Görüldüğü üzere yukarıdaki iki surede açık bir ifadeyle kuranın eksiksiz ve tek başına yeterli olduğu ileri sürülmektedir. İnsan ister istemez "o zaman neden hadislere ihtiyaç var? Hadisler bunun neresinde?" Diye kendisine sorabiliyor.

    Şimdi birazda çelişkili hadislere bakalım:

    Allah ahirette Peygamberlere kimliğini kanıtlamak için bacağını açıp baldırını gösterir.” Müslim-İman 302; Buhari 97/24, 10/29; Hanbel 3/1

    "Allah benimle görüştü ve el sıkıştı. Elini iki omuzum arasına koydu. Öyle ki parmaklarının soğukluğunu iki göğsüm arasında hissettim.”
    Hanbel 5/243

    “Dinini değiştireni öldürün.” Nesai 7-8/14; Buhari 12/1883

    Burada bana kalırsa esas soru; "hangi hadis doğrudur? Hangi hadise inanmamız ya da inanmamamız gerekiyor?" Sorusudur. Hal böyle olunca bazı kesimlerin işine gelen hadisler doğru, işine gelmeyenler ise yanlış diyor.

    Evrensel bir dinde buyrukların öznel bir şekilde doğru ya da yanlış şeklinde yorumlanması açıkçası bana pek inandırıcı gelmiyor. Elbette burada takdir kişinin kendisidir. Ancak insanların dini duygularını ve hassasiyetlerini kullanan "şarlatanlara" dikkat etmek lazım.