istanbul

33 entry daha

  • Ah istanbul sen değil misin beni benden alan.
    Televizyonda emlak reklamları görmeye dayanamıyorum.
    İnstagram'da kadıköy'de gezen insanları görmeye, Anadolu yakasından fotoğraf paylaşanları görmeye dayanamıyorum. Haberlerde istanbul'a dair bir fotoğraf görmeye dayanamıyorum.

    Ah istanbul sen değil misin beni benden alan.
    Gezdiğimiz o yerleri, sözleri görmeye. İstanbul'da olup, gittiğimiz o yerleri gezen insanları kıskanıyorum. Benim hüzünle ayrıldığım yete sadece 1 saat uzaklıkta olmaları beni üzüyor. Benim oraya olan 650 kilometre uzaklığım ciğerlerimin, kalbimin üzerine nakış nakış işleniyor her gün. Aldığım nefes yarım mı, fazla mı anlayamıyorum. Televizyon izleyim diyorum, bak bugün sevdiğim dizi varmış. Diyorum demeye de, dizide istanbul var. İstanbul'un olduğu yerde sen varsın.

    İstanbul'a geldiğimde nefret ediyordum istanbul'dan. Şimdi sormalı, seni bana kazandıran istanbul'u, şimdi hasret çektirdiği için mi sevmemeliyim, yoksa beni zorla kendine bağladığı için mi?
  • İstanbul , Ankara , İzmir.Bu üç şehirde de okudum.vapurla Ortaköy'e geçerken ezan seslerinin denizin ortasında buluşması ve yarattığı duygu hiçbirinde yoktur . Güzel demenin yetmeyeceği şehir.
  • okuduğum ama yaşanmaz dediğim şehir.
  • sadece boğaz köprüsünden geçerken güzel olan şehir.
    başka bir güzelliğini göremedim, fakirliğimden sanırım.
  • şiirlere konu olmuş şehir.
    sevdiğim bir tanesi;
    yıkıl istanbul yıkıl
    enkazını göreyim
    sana memleket diyenin
    aklını seveyim.
    gördüğünüz gibi hiç sevmem kendisini.
  • tüm karmaşasına rağmen kendisini çok sevdiğim şehir. gitgide bu kadar sevmemde ahmet ümitin de epey etkisi olmuştur. sayesinde istanbul'un tarihini uyuklaya uyuklaya ansiklopedilerden öğrenecekken polisiyenin arasında yedirilmiş bir şekilde öğrendim. bu entryi telefondan girmeseydim eğer size kalkedonya, körler ülkesi, tarihi yarımadaya ilk yerleşenler hakkında ayrıntılı bir yazı dizmek isterdim. ya da beyoğlu'nun sokaklarını tanıtmak isterdim. ama sadece kitap tavsiyeleriyle yetineceğim.

    (bkz: beyoğlu rapsodisi)
    (bkz: istanbul hatırası)
    (bkz: dünyanın ilk günü)
  • herkesin acelesi var bu şehirde. kalabalık şehirde yalnızlığın en güzel tanımı yapılır da efkarlanırsın gider güzelim kız kulesinin dibinde martılara selam çakarsın. ve yine ironiktir. aceleci şehrin, aciliyeti bitmeyen insanları kornalarına abanıp geçer gider arkanızdan.
  • En güzel ilçesi Beşiktaş olan şehirdir.
  • Nasıl bir beddua aldıysa iki yakası bir araya gelmiyor.
  • ülkenin megakenti, osmanlı’nın son başkenti ilimizdir.
    bu şehire göçeli üç sene doldu. ne zaman ki istanbul’a taşınacağım belli oldu herkes ağız birliği yapıp kötülemeye başladı. öyle pis, böyle hırsız dolu, şöyle korkunç diye anlattılar; kulak asmadım. fakat üsküdar sahilinden ilk kez karşıya baktığımda ailemin yanında ağzımdan kaçan küfürden hiç utanmadım, tabi herkes şaşkın. bir şehir düşünün doğduğunuzdan beri orada yaşıyorsunuz, bütün ülkede yeşil oluşu ile tanınıyor, çeşmesinden dağ suyu akıyor, her adımı da tarih kokuyor. sonra bir gün bavulunuzu, yorganınızı alıp başka bir şehire geliyorsunuz ve kıyıdan karşı kıt’aya bakıyorsunuz, bulanık mavi denizin ardında göğü delmeye and içmiş betonlar görüyorsunuz. bir ah çekeyim desen egzoz ciğerini yakıyor. velhasıl iyiydi kötüydü derken bir şekilde yeni bir hayata başladım, yeni insanlarla tanıştım. genç ve olgun arkadaşlarım oldu. derken bir adam tanıdım. babam yaşında fakat arkadaşım, tabii şaşkınım. bir yandan saygıda kusur edemem öbür yandan samimiyeti elden bırakamam; incecik bir ipte yürümem gerekiyordu, başardım.
    zamanla ailesinden biri olduğumu hissettirdi bana. dostlarıyla “kızım” diyerek tanıştırdı, çok acılar çektiği hayatını anlattı, bana insanı öğretti ve zaaflarını gösterdi.
    bu adamın zaaflarından biri ve en çok dile getirdiği şu iddiasıdır. “beni dünyada kimse tavlada yenemez.” bunu destekleyecek bir de tavla defteri var. sayfada tek tek yazar; kimler oynuyor, skor ne, tarih, kaybeden kişinin (hepsinde karşı taraf) açıklaması ve paraflar. tabi yüzlerce sayfa dolu böyle. sık sık önümde dursa da deftere hiç elimi vurmamıştım. birgün her ne olduysa kapağını açtım ve şunları okudum:
    tavla defteri
    “gelmiş geçmiş en kıvrak defter!”
    “sevgili tevfik fikret’in tabiriyle; bin kocanın üzerine halen bakire istanbul misali”

    bunları oraya kim yazdı, niçin yazdı bilmem ama bir tavla defterinde böyle bir yazı hiç beklemiyordum. hâlâ arada açar, okur, hak verir ve gülümserim.
  • Öğrencilik haricinde yaşanamayacak güzide şehir.
  • SIRLARIYLA BESLENDİĞİM ŞEHİR

    Doğduğum şehre vefalar biriktirmiştim,
    Götürdüm, dağıttım, bıraktım…
    Bilirim ki, insan doğduğu kentin
    Ruhundan beslenir,
    Beni de İstanbul besledi, büyüttü.
    Hep verdi bana, hep kattı,
    Beni bitimsiz sevdaların hikayeleriyle donattı,
    Sonsuzluğun yolunu gösterdi,
    Bunun için vefalar biriktirdim İstanbul’a…

    Kalabalığında kaybolduğum,
    Kendimi unuttuğum,
    Kendimi o kalabalık sandığım,
    Sürüklendiğim, diklendiğim,
    Evliyaların ok işaretlerinde,
    Sahafların aydınlığında,
    Bir bilgenin bir cümlesinde,
    Kendimi yeniden bulduğum,
    Kendimi yeniden kurduğum,
    Olduğum şehre vefalar biriktirdim…

    En güzel günlerimin ortağıdır İstanbul,
    Çocukluğumu şen şakrak yaşadığım,
    Çocuklarımı kıskandıracak oyunlar oynadığım
    O şanslı sokaklar,
    O köşkvari iki katlı ahşap evimiz,
    O sarmaşık gül-ün sarıp sarmaladığı çardak,
    O çitlembik, o muşmula ağacı,
    Bahçe duvarının süsü hanımeli,
    O buz gibi sularını içtiğimiz,
    İçinde yiyeceklerimizi sakladığımız kuyu,
    Elinde kahvesiyle İstanbul hanımefendisi babaannem,
    Annem, babam ve kardeşlerim,
    Sevdiklerimi kucaklayan şehre vefalar biriktirdim….

    Sokağımızdaki o tarihi çeşme,
    Sadece Osmanlı’nın sanatını anlatmazdı,
    Sanatın her bir harfindeki naifliği,
    Aşkı ve inancı da anlatırdı,
    Bu sebepten çeşmeye gelenler,
    Kovalarına sadece su doldurmazdı,
    Akan suyla birlikte neler akardı,
    İşte bu sırdı…
    Sırlarıyla beslendiğim şehre vefalar biriktirdim…
    kibritçi kız
  • yaşarken ölmek için (bkz: istanbul)
  • "you call it chaos we call it home"
  • istanbuldan ankaraya ilk taşındığımızda "bekle bizi istanbul" şarkısını dinleyip dinleyip ağlardım..
  • Daha sabah düşünüp yine bi hüzün çöktü...geçen sene iki defa istanbul'a gitmiş bulunmakla birlikte hasta yatağında ziyaret etmem gereken şahsı hiç aklıma bile gelmeyerek ziyaret edemedim...her defasındada döndükten sonra hatrima gelmesi de en kötüsü...Yani ne olurdu biraz daha erken hatırlayıp ziyaretine gitseymisim...sonraki istanbul gezim için yazıyorum bir kenara gelicem sizin ziyaretinize Münir Özkul...
  • 2 sene 3 aydır yaşadığım ve halen ikamet ettiğim şehir, anlatmakla bitmez, ben hiç başlamayayım.
    ***
    "ee zenco; koca istanbul'un iki yakası b1r araya gelmiyor, senin mi gelecek?"
  • dünyanın en büyük köyü
  • çeşit çeşit insan ve bunun getirmiş olduğu çeşitliliğe rağmen, şehirde bulunan insanları sadece iki gruba ayırabiliriz : istanbul'da yaşayanlar ve istanbul'u yaşayanlar. çoğunluğun istanbul'da yaşadığı ise kaçınılmaz bir gerçek. (tabii buna yaşamak denirse)
  • bir manuş baba şarkısıdır.
33 entry daha
/ 2 »