blog sözlük itiraf

#blog sözlük sırala
« / 42
  • bir sonraki hamlem için sıramı bekliyorum. bu bekleyiş çok zevkli ve tatlı bir bekleyiş. anın tadını çıkartmayı sevmeliyiz.
  • Sözlükte etraflıca tanıdığım o kadar çok insan oldu ki. Belki birçoğu onları tanıdığımı, yakın takibe aldığımı bile bilmiyorlar. Oysa olaylara verdikleri tepkiler bağlamında kişilik analizleri yapıyor basbaya bilimsel olarak inceliyorum kendilerini. Olayı yine dolandırıp sosyolojiye bağlamayacagım. Ama siz anlayın....






    ....bu merakımın yegane sebebinin sosyo-manyak toplumbilimsel takıntılarım olduğunu :))
  • dokuz yaşında uzay ile kafayı bozmuş bir kardeşim var. doğum gününde on tane uzayla ilgili mecmua alıp kendine vermiş ve hepsini bitirip bana anlattığında teleskop alacağımı söylemiştim. uzay ile ilgili o kadar çok şey öğrendik ki birlikte. jüpiterin uydularını tartıştığımız akşam yemekleri yedik. satürn aslında o kadar yalnız değil abi dedi bana. toz zerreleri bizim gözümüze halka olarak gözüküyor filan dedi. garip çocuk. annemin dediğine göre ben o hale getirmişim. okuta okuta kafayı yedirmişim çocuğa. beyazın renk olmadığını iddia ediyordu bu sabah. neden diyorum. beyaz bir kağıt getir de göstereyim diyor. o da beyaz bir boya kalemi getirdi. boyadı sonra. bak göremiyoruz öyleyse renk değil dedi. ben de sarı bir kağıt getirdim. boya bakalım diyorum. gülüyor kereta. görünüyor abi diyor. en sonunda beyazın sadece beyaz kağıtlar için renk olmadığı konusunda anlaşıyoruz. aklına yatmayan hiçbir şeyi kabul etmemesi gerektiğini söylerim hep ona. okula bir dönem geç gitti. faydalı bir şey olduğunu kabul ettirememiş annemler. sonunda ben geldim eve ancak öyle ikna edebildik. okumayı öğrendikten sonra tekrar bırakacak oldu. bundan sonrasını ben hallederim diye. bu defa biraz zorlansam da yine ikna ettim. benim söylediğim her şeyi doğru kabul etmemesi gerektiğini anlatıyorum bu aralar. ama sen hep doğruları söylüyorsun abi diyor. tek bir doğru yok diyorum. annem kızıyor çocuğun kafasını karıştırma diye. korkma anne diyorum okulda zaten yeteri kadar karıştırıyorlar ben sadece dengelemeye çalışıyorum. Aynı dayısı işte ne olacak diyor. Beni herkes dayıma benzetir. Dayım ayağını kaldırmış ben basmışım dediklerine göre. Dayım da çılgın bir fizik profesörü bu arada. Bence alakamız yok. Adam integral formüllerini ezbere biliyor ve onları ezberlemekten gocunmuyor. Daha burada ayrılıyor fikirlerimiz. Gerisini siz düşünün. Kardeşimi de bana benzetiyorlar işte. Ama bence yine de alakamız yok. Ben uzayı sevmem mesela. O seviyor. Ben karanlık buluyorum. O ise orada yaşama hayalleri kuruyor.

    Neyse işte dokuz yaşında uzayla kafayı bozmuş bir kardeşim ve ona teleskop borçlanmam için okuması gereken bir dergisi daha var. Bu sabah uyandırdı beni. Doğum günümü kutladı. Ramazan dolayısıyla ay ve güneş takvimi hakkında konuşmuştuk. Hicri takvimi öğrendik birlikte. Aslında iki doğum günü kutlayabileceğimizi ve hicri takvime göre doğum günümü söyledi. Teşekkür ettim. Bir tanesinden bile hoşlanmadığımı söyledim. Sebeplerini sordu. Beklenti içerisinde olmanın ve zorundalık hissi yaşamanın güzel bir şey olmadığını söyledim. Anlamadım dedi ve yaptığı resmi verdi. Lahmacun resmi yapmış bana it. Lan olum diyorum nereden aklına geliyor böyle şeyler. Abi bence insan sevdiği şeyleri yememeli dedi. Al bunu bir yere as ama sakın yeme. İki tokat attım. Bana bu şekil şakalar yapma dedim. Sonra üzerime atladı. Biraz boğuştuk. İstediğim şakayı yaparım sen benim abimsin ve seni seviyorum dedi. Ben bu kadar kendini net ifade eden bir insanla karşılaşmadım henüz. Kardeşim kendini aşırı net ve kurallı cümlelerle ifade eden biri. Şimdi de lahmacun yemeye geldik. Babama lahmacun yemeye gidelim demiş. Babam da neden dediğinde abime bir hediye almak istiyorum ve gördüğüm kadarıyla en sevdiği şey lahmacun. Ben de dışarıda yemek yemeyi seviyorum. Gidelim ve lahmacun yiyelim işte. Babam da ben et alırım annen yapar demiş. Bu da cüzdanını göstererek ben ödeyeceğim lütfen gidelim demiş. İşte şu an lahmacun yemeye geldik ailecek. Herkes çok keyifli. En çok da ben. Ailem beni tanıdığı için çok keyifliyim. Küçük kız kardeşim bana şiir yazmış. Büyük kız kardeşim kahvaltıda çayı earl grey demlemiş filan. Babam bile uzun süredir peşinden koştuğum bir kitabı buldurtmuş arkadaşına bir sahaftan. Annem de gülümsedi bütün gün. Ben en çok annemin gülümsemesini severim. Bilir. Var olsunlar.
  • Geçenlerde ananemlerdeyim. Ananemlerde dışardan geliceklerdi. aksam yemeğe ne istiyorsun diye aramışlardı. Şunu şunu yaparsın o zaman demiştim ve tamam demişti. Akşam yemekte söylediklerimin hiç birini yapmamıştı.Yani demem o ki istediğin bişey olmayınca bir garip oluyor insan.*
  • Daha farklı olur diye düşünmüştüm. Maşallah dediğim 7 gün yaşamıyor ama bunu ben istedim. Allahım, nazar değdirebilmek istiyorum derken kendime nazar değdirebilmek istiyorum dememiştim. Allahım no nazar :( Hayır renkli gözlü olsam neyse. Kapkara gözlerle nasıl nazar değdiriyorum anlamadım ki. Siyahın tüm dalgaları absorbe etmesi diye bir gerçek mi var? :/
  • Bazı misafirlerde ayrımcılığın dibine vurup ergenler gibi odama kapanmak istiyorum.
    Edit:harf hatası
    Edit: tövbe Allahım çok tövbe
  • Biliyorum beni görür görmez ilk söyleyeceğin kara fellaha dönmüşsün avurtların çökmüş kendine bakmamışsın olacak ama yine de seni seviyorum.
  • şimdi buraya her şeyi itiraf edebilir miyiz patron, içim çok sıkılıyor, keşke kaybedeceğim hiçbir şey olmasaydı.
  • Son derece romantik bir güne uyandım. İnanın. Çanak antenle kaplı çatıları bile sevebilirim. Kışın beyazına değil de karanlığına şehadet eden bacaları da bu sevdaya dahil edebilirim. Acayip bir kudrete haiz olma hissiyle camı açıp sevişin ulan diye bağırabilirim. Son derece romantiğim.

    Benim için kış dükkan köşelerinde küçük tüple demlenen çay. bekaretini çay damlalarına ve ekmek kırıntılarına kaybetmiş küp şeker. Çizilmekten harap olsa da belinin inceliğinden bir şey kaybetmemiş çay bardağı. Çay izini gönlüne nakşetmiş ve bir dükkanda tek olma özelliğini asla kaybetmeyen. Kolay eğilen çabuk bükülen dik başlılık nedir bilmeyen çay kaşığı ve tabii ki muhabbet ulan. İçi ısıtan çay değil de çayla ilgili olaylar silsilesi gerçekleşirken dökülen dertler. Siktir etler. Bu da geçerler. Ciddi ciddi dinlemeler. Ben böyle hayatın var ya serzenişleri. Dükkanı büyütme hayalleri. Nihayetinde çaydanlığın dibindeki kireç işte kış. Söz uçar, çay içilir, kepenk indirilir ama kireç kalır. Dükkandaki köşede. Bir çay koy da içelim samimiyetini öldürdüler. Biz gömmeye kıyamadık. Ölüsünden medet umuyoruz.

    Belli bir süreden sonra açık çay daha sıcak olur. Demden feragat ederek çayın ısısını artırmaktansa çay içmeyi bırakmayı yeğlerim. Tam olarak ne olduğunu bilmesem de yeğlerim.

  • İçinde bütün şekilde fıstık bulunduran çüköletaları güzelce bir emip en son da fıstıklarını yiyorum.
  • Bu arada sen belki fark etmemişsindir Sözlük, ama kollarında, özellikle Atatürk imzası, dövme olanların dirsekli pozlarının olduğu tatil fotoğrafları da epey artmaya başladı. Bir sen bir de ben kaldık zaten dövme yaptırıp da dövmesini fotoğraflarında ısrarla göstermeyen. * En son dövme yaptıracağım yer dirsek ve elim arasındaki o bölgedir. Aslında küçük açık mavi bir bulut dövmesi yaptırasım var ama benden geçti o işler.

    "Ay biraz da kolumu şöyle dayayıp da doğal poz veriyormuşum gibi çek nolar! Ama dövmemi gösteriyormuşum gibi olmasıaağğnn!" * Bunun erkek versiyonu daha beter. O derece yani, taklit bile edemiyorum.
  • Bazen garipsiyorum. Bazen garip geliyor. Çok garip geliyor hatta.
  • Önümüzdeki iki ay içerisinde blogsözlük'ü bırakacağım. Çok vaktimi alıyor çünki.
  • Doğru dürüst sözlüğe girmeye fırsatım olmuyor, neredeyse adını sanını unuttuğum insanlar hala bazı entrilerimi alakasızca seri eksiliyor. Eksi meksi umrumda değil de bu ne kinmiş arkadaş. Yazık la yazık, kendinize zarar. Saldırın, bu yazdığımı da eksileyin :)
  • kuzenimle büyük bir mevzu hazırlığı içindeyiz çünkü insanları uyarmamız gereken konular var ve bizim gibi bazı kahramanlar pelerin takmaz.. Allah yar ve yardımcımız olsun :d
« / 42