blog sözlük itiraf

#blog sözlük sırala
« / 34 »
  • Yazarların kimseye anlatamadıkları, Belki kendilerinin bile kabul edemediği itirafları. Buraya yazıyorum çünkü konuşabileceğim dertleşebileceğim kimse yok. Anlatsam da dokunamazlar yüreğime. İçime atmaktan boğuldum. Saklamaya çalışmaktan mutluymuş gibi rol yapmaktan yoruldum. Buraya yazıyorum çünkü o da görsün, neye sebep olduğunu bilsin istiyorum.

    En yakınımdın. En iyi arkadaşım, dostum, her şeyimi paylaştığım, dertleştiğim, birlikte gülüp ağladığım. YüreğiMi eline teslim ettiğim tek kişi. Her şeyimdin. Bu hep böyle sürecekti, Biz bitmeyecektik. Sen beni yalnız bıraktın desem, Yalnız kelimesi bile o kadar yetersiz ki. Her şeyim gitti. Nasıl anlatılır ki bu. Yarım kaldı hikayemiz. Ben yarım kaldım.

    Senin sevginin benim sevgimden çok daha fazla olduğunu söyledin hep. Beni de buna inandırdın nasıl olduysa. Önce bunun için üzdün. Elimden bir şey gelmiyordu o kadar sevebiliyordum işte. Sen Çok güzel seviyordun ve Ben de en çok bunu seviyordum. Sonra bir gün geldi. Eskisi gibi bakmamaya başladın. Sevginin değişebileceğine hiç inanmadım. Değişse bile bunu bana hissettirmezdin. Meğer öyle değilmiş. Benim sevgim her geçen gün artarken senin hislerin yıpranıyormuş. İhtimal vermedim hiç, düzeltiriz toparlarız zannettim. Sana karşı duygularımı hissedene kadar umudumu yitirmedim, gözlerimin parlamasını gizleyemedim. Ama bir zaman sonra sen artık beni görmemeye başladığında. Kaybolmasın diye uğraştığım son hissimi de kaybettim. Sevgini kendi ellerinle söküp aldın. Benden sevmek kabiliyetini aldın. İşte bunun yokluğunu hiçbir şey dolduramayacak artık. Bu kez parçalayıp bıraktın.

    Kalbimde boş bıraktığın yere hiç kapanmayacak bir yara açıp gittin. Sürekli kanıyor, içime doğru. Çürüdü içim. Üzülüyorum. Kızgın veya kırgın değilim. Geçti onlar. Ama çok üzülüyorum. Çünkü artık hiçbir şey düzeltemez bizi. Sen bile gelsen iyileştiremezsin beni. İşin kötü tarafı ne gelmeni istiyorum ne düzelmesi için çabalamanı. Geleceğe dair hiçbir umudum, yaşama sevincim kalmadı. Her sabah uyanıyorum ama hayattan hiçbir lezzet alamıyorum. Bilmiyorum senin hala umudun var mı, eğer varsa ve bu seni mutlu ediyorsa inanmaya devam et. Ama. Ama işte. Sen anlarsın.

    İnsanın sadece bir defa aşık olacağına inanırdım. Sana aşık oldum ve doğru kişi olduğuna inandığım için kendimi çok şanslı hissediyordum. Doğru kişi değilmişsin. Yıllardır beklediğim kişi sen değilmişsin. Koşup koşup en sonunda Duvara toslayan hugo gibiyim. Bir hakkım vardı ve yandım. Hangi tuşa basarsan bas baştan başlamayacak artık.

    Oyun bitti.
  • Yalnızlık son zamanlarda elle tutulur bir hâl almaya başladı. Yalnızlık kelimesini çok sorgular oldum bu sıralar. Hem anlam hem de köken olarak. Kökenini konuşmayalım şimdi. Ama tdk'da yalnızlık kelimesi ıssızlık, tenhalık anlamında kullanılıyor. Benim buralarda hiçbir yer tenha değil. Benim buralar derken. Kalbim işte. Her yerinde bir anı var. Etrafımda da boş bir kalabalık var. Yani çevrem de tenha ya da ıssız değil. Bu durumda yalnız da değilim. Bir de Frederic Leighton'un Yalnızlık tablosu'na bakıyorum. Günümün uyku hariç geri kalan her saati böyle geçiyor. E o halde yalnızım arkadaş ben, demekten de kendimi alamıyorum. Biri var bana dedi ki "yalnızlık kişinin kendini tam olarak anlayamamasından kaynaklanıyor." Aslında tam cümleyi buraya aktarırdım da telif hakkı için hukuki yollara başvurur diye korkmuyor değilim. Neyse işte kendini tanımak falan diyordum. Bir şeyleri tanımakla ilgili yorum yapması gereken son kişi ben olmalıyım. Kendimi bile kandırabilen bir yapım var. Mesela kendimi tanıdığım konusunda kendimi kandırıyorum. Bu durumda kendimi kandırdığımı biliyorsam aslında kendimi tanımış olmuyor muyum? Konu farklı yerlere gitmeden toplayacağım. Yalnızlık diyordum. Yalnız olmanın koşulu nedir? Mesela seven insan yalnız kalır mı? Ya da yalnız insan sevebilir mi? Yoksa bu iki durum birbirini kovalayan olaylar mı? Severiz, sevdiğimiz insan yanımızda olmayınca yalnız hissederiz. Yalnızlık zor gelir, yanımızdaki başka birini severiz. Bu sefer de o sevdiğimiz insan gider, yine yalnızlık. Fıtratımızda olmalı yalnızlık. Olmasa dayanamazdık. Dayanabildiğimizi iddia etmek de çok iddialı oldu sanırım. Ben ne dediğimi bilmiyorum ki. Yalnızım bu sıralar. Her şey mubah bana. Mesela biraz önce bilerek mübah kelimesini yanlış yazdım. Çoğunuz takılmadınız belki de. Ben de insanlara öyle geliyorum işte. Gözlerine çarpıyorum sadece 1-2 saniye. Bir yanlışlık var biliyorlar ama üzerinde durmadan geçiyorlar. Üzerimde durmadan geçen bir şey de yalnızlık olsaydı keşke. Ama yalnızlık bu sıralar benim üstüme çok yakışıyor.
  • yazıyorum boş, konuşuyorum boş, düşünüyorum boş.
  • "Bana haketmedigim halde kötü davranan insanlara ben bunu haketmemistim diyerek o anın videosunu göstermek istiyorum. gözüne sokmak istiyorum hatta." bunu daha once yazilmis itiraflardan birinden aldim ve okuyunca bu itirafin bana da uydugunu farkettim
  • 999. Entryimi girdikten sonra sözlük hesabımı kapatmayı düşünüyorum.
  • Az once telefonumu kaybettim evin icinde. Evet sessizdeydi. Yaklasik on dakika aradim. Buzdolabina bile baktim. Hani aradiginiz seye o kadar takilirsiniz ki gozunuzun onundeyse bile goremezsiniz ya bazen. Ablama soyledim bir de sen bak etrafa diye ve dolabimdan cikti. Dolabimdan. Onun orada ne isi var?
    (bkz: dalgın olmak)
    (bkz: aklı beş karış havada olmak)
  • Bazen -neredeyse her Zaman- herkesin benden nefret ettiğini hatta nefret etmek bir duygu onu bile hissetmediklerini düşünüyorum. Hatta burada bile öyle hissediyorum. Ve böyle durumlarda kaçıp giderim genellikle. Öyle bir durum var ise biriniz turuncuyu yaksın giderim ben
    Not: her an silebilirim
  • Yorgunum. Bugün yoruldum. Beklentilerim var benim. Emeğimin karşılığını bekliyorum. İsimde görevimde sarfettim emeğimin, evimde evlilik de sarfettigimin,babalık yaparken, evlat olurken, toplumda herhangi biri olurken yaptıklarımın karşılığını istiyorum. Selam verdiğim insanlardan selamın karşılığını istiyorum, gulumsediklerimden de... konustuklarimdan ses bekliyorum, dinlediklerimden sükunet. Anlattıklarımın artik anlasilmasini istiyorum, yahut en azından dinlenilmesini. Yeniden kitap okumak istiyorum, yeniden avuç içlerim ter içinde kalana kadar bilgisayar oynamak, yeniden kulağımda kulaklıkla son ses müzik dinlerken uyuyakalmak, belki de o bir sefer gittiğim çöl vardı ya gece o sessizlikte sırt üstü yatıp karanlığı sigara ateşiyle delmiştim hani, orada olmak istiyorum. Yalnız. Sabrım kalmadı. Beklentilerim beni tiksindiriyor. Kendime kızıyorum ne zamandır takıyorsun böylesine diye. İçim sıkılıyor.
  • Bağzı yazılan başlıkların, bağzı entrylerine cevaben sadece he la he demek istiyorum.

    Gözünüzde behzat amirim canlansın.
  • Kış olduğu için her şey çabuk soğuyor. Çay, kahve... sinirlerim bozuluyor bu durum karşısında. Üzülüyorum. Sevdiğim şeyleri sırf koşullar değişti diye sevemiyorum. Anlatabildim mi? Sevdiğim şeyleri sırf koşullar değişti diye sevemiyorum.
  • aslında düşünüyorum, bazende ne düşündüğümü düşünüyorum. ne demiş "düşünce düşünce nasıl biter düşünce" (bkz: çubukkrakerağabey)
  • Nasıl tanım gireceğimi bilemedim bu başlığa.
    kendi kendime üstlendiğim "sözlüğün platoniği" sıfatını bırakıyorum buraya. İsteyen alabilir üstüne. Zaten boşu boşuna taşımışım o kadar zaman...
  • Çılgınlar gibi yıldız tilbe dinliyorum.
  • Aslında onu kış gününde tanımıştım. Sanal olarak tâbi, şimdiki aşklar hep sanal neredeyse. Her neyse instagramda paylaştığı bir kahve fincanı benim çok dikkatimi çekmişti. Edebi ve şairane ruhum hemen beni o resmin altına yorum yazmaya itti, aslında hatayı burdamı yaptım diye düşünmeye başladım şu son günlerde. Tam 1 sene bekledim arkadaşlar onu yine soğuk bir kış gününde yakaladım, aslında o beni yakaladı. Tekrar konuşmaya başladık ve biz olduk onunla. Tam dedim ki dünyanın en mutlu adamı benim işte bu, yabadabadu. Hataları oldu arkadaşlar hemde çok hataları oldu. Hepsini affettim ama benim bir hatamda o çekip gidebilecek kapasitedeydi. En sonunda insan birikiyor ya hani, en ufak bir sebepten dolayı patlıyor ve ani kararlar alabiliyor, tam olarak böyle oldu. Ondan vazgeçtim. Vazgeçtim dedikçe yıldız tilbe geliyor aklıma ve sonra tekrar diyorum ki vazgeçemiyorum. 2 sene geçilen sokaklar, yollar onu hatırlatıyor. Bazen pişmanlık bazen mutluluk duyuyorum. Anlatamıyorum derdimi vazgeçtim ama vazgeçemiyorum.
  • Korkuyorum sözlük. Tekrar aşık olmaktan, onunla büyüttüğüm sevgimi başkasına göstermeye korkuyorum. Helede olmayacak birisine. Engel olamıyorum kendime. Yaralarını sardığım ben burdayım dediğim insana aşık olmaktan korkuyorum. Şakası bile mutlu ederken ne yapmalıyım bilmiyorum. Anlayacağın burda işler pek iyi gitmiyor be sözlük.
  • masaüstümde bir sürü dosya var vakti zamanında en çok kullandığım programdan, öylesine alınmış ve anlık kullanılmış veya kullanılması planlanan ekran görüntüleri, cv örnekleri vs. yaklaşık iki saat önce yatmaya karar verip bilgisayarı kapatacakken yanlışlıkla bir dosyayı açtım. adınıda hs koymuşum. headshot yani. dosya dediğim yine bir ekran görüntüsü almışım. ekşi sözlükten. başlık başkanlık sistemi. sözlük yazarı gxl. adam (adam diyorum çünkü yaklaşık olarak 100-150 entry sini okudum bence adam) 2004 yılında bu başlığın altına tam olarak şunları yazmış. "cumhurbaşkanlığıyla yetinmeyeceği anlaşılan x'in uygulamaya koyacağı yönetim biçimi. ön kamuoyu yaratma çalışmaları başlamıştır. hayırlı olsun.". sonradan hatırladım ilk gördüğümde de şaşırmış ve takdir etmiştim. az önce bir kez daha şaşırdım ve takdir ettim. he itiraf edecektik pardon. gerçi az önce biraz itiraf ettim sanki.
  • bi' düşündüm de itiraf edecek o kadar çok şey var ki, hangisini buraya yazayım bilemedim doğrusu..
  • bazen gizli gizli serdar ortaç dinliyorum.
  • her şeyin ısrarla kötü, yanlış yahut eksik gittiği günlerdeyim. bi' arayış içindeyim ama ne aradığım konusunda en ufak bir fikir sahibi değilim. sürekli bir boşluk hissini bilmem sizler nasıl tarif edersiniz, ama karnı acıkır ya insanın, aynen o gibi kalbim acıkmışa yakın bir duygu.

    allah kimseyi kalp açlığıyla imtihan etmesin. zira karın açlığına rahmet okutıyor zaman zaman...

  • Egoları olan insanlardan nefret ediyorum. Sırf egoları için gerçeği çarpıtan her şeyi çıkarı doğrultusunda yönetmeye çalışan kişiler mahalledeki tek topun sahibi olan çocuk gibi bence. Her şey istediği gibi olsun ister. İstediğini alır istemediğini oyundan atar. Kendini çok başarılı zanneder. Lakin sadece ve sadece koca burnuyla orantılı egolarıyla bencilliğinde kaybolmuştur. Bu çocuk kendini çok iyi futbolcu zanneder lakin boş kaleye bile gol atamaz ya öyle işte.
« / 34 »